tam da başladım, yazıyorum derken…
Bir çizgi romanın, çizgi filmine; o çizgilerin en basit halinde bile bulunan neredeyse 80 yıllık bir pipodan dolayı, üstelik Kaptan Haddock gibi dünya çapında, piposu olmadan düşünülemeyen bir karaktere ceza kesmek? Aklın sınırlarından taşan bir uygulama. Kanımca TV8 mahkemeye götürmeli hadiseyi 50 bin’i ödemektense. Hakim de bunlara demeli ki, “lan aklınız başınızda mı, tütün ürünü kullanmasını kanuna aykırı bulduğunuz kişi dedenizden eski, herkes tanıyor ama aslında öyle biri yok, gerçek değil yani piposu da kendisi de!” Çok acayip. Yakında Temel Reis’in piposuna da ceza gelebilir. Sonra Dupont ve Dupond gay çağrışımı yapıyorlar diye televizyon kapatılır. Aman kesin cezayı, kimse de yayımlamasın bunları. 15 yaşına gelmiş yetişkinler halen susam sokağı izlesin, kafanız rahat olsun. İyi ki SouthPark’ın dilinden anlamıyorlar.
Her gün sondur, her gün bir,
biz, keyif çatarız.
bir gün sondur, bir gün ilk
adımız her dem yolcudur bizim.
oturmuş internette dolaşırken, kris’in taze stumbleupon avatar’ıyla kendimizden geçtik çok şükür. şeyda bi de baktı ki kris güzel bi site bulmuş, cümle cemaatle paylaşmış bize hiç göndermemiş. (yazdım bunu bi kenara-tam da bu kenara)
site bi güzel çıktı kardeşim, ooo, harbiden adıyla müsemma: aurgasm.
aurgasm.us, daha bugün haberimiz olmasına rağmen, bayağı ciddi takipçisi olan, caz, elektro, soul vesayire gibi tarzda müzik yapan ama çok da bilinmeyen grupların tanıtıldığı, paylaşıldığı bir blog. kazdıkça neler çıkıyor bir bilsen. türkiye’den de bayağı takipçisi varmış üstelik. öyle de bir playlist aparatı var ki sitenin, mesaiyi erit gitsin.
hemen bi de parça bağlayalım arkasına; valla şahane klip. (nerden biliyorum lan ben bu vj havalarını)
swing-jazz/balkan/swedish hiphop tarzlarında müzik yapan grubun sayfası da şurda:
http://aurgasm.us/2009/04/movits/
bunu beğenenlere yanında bir de tribal Sporto Kantes veriyoruz.
artık gerisi seç, beğen, şenlen.
hadi, yarasın.
Son zamanlarda o kadar kendi içimdeyim ki, dışarıda ne olup bitiyor haberim yok. İşe giderken, işten dönerken, hatta iş yerindeyken de etrafta olan biten hiçbir şeyi görmüyorum desem yeridir. Üstelik benim kadar detay kovalayan, watcher etiketli bir insan böyle kapatsın herşeye gözünü; olacak şey değil… Bu içte kalmanın sebebi aslında biraz kafa dinlemekti. Malumunuz, kozmopolit insanı kafa dinlemeye pek zaman bulamıyor. Her taraftan paldır yardır bilgiler, kaynak bağımsız günde 50 kere değişen gündem (birkaç farklı kaynağı takip ediyorsan daha beter), dev ekranlar, monitörler; yaptığınız sohbeti, deneyimlediğiniz anı yok etmek istercesine dışarıdan gelen gürültüler; herbiri bambaşka şeylerden bahseden, farklı hassasiyetlere, ideolojilere, ideal kurgulara sahip, farklı dertlerini ya da mutluluklarını paylaşmak isteyen insanlar falan… e herkes de anlatmak istiyor tabii, hangi birini dinleyeceksin, yoruyor bir yerden sonra. Bu curcunaya kapılıp gitmektense, biraz kendimi dinleyesim, acaba o ne yapıyor, ne arıyor diye seyre dalasım vardı…
Son Yorumlar