tam da başladım, yazıyorum derken…
neyse baba sonra açtım televizyonu kahve yapmaya gittim mutfağa. o arada bi müzik geliyor, “kim sevmez ki kız seni, naciyeyi kim sevmez, elin yüzün ay gibi, naciye baldır bacak” falan diye bi şarkı. merak ettim ula bu ne böyle şarkı mı, türkü mü, oratoryo mu, haber bülteni mi diye krema falan atmadan koştum geldim içeri. kahve acı, şarkı daha acı. bayağı şaşırdım diziymiş bu. hemen önyargılı davrandım, yuh, oha, ayıp lan falan diye 10 üzerinden 3 verdim diziye ama kapatmadım. acı kahve de kafamı mı sarstı ne yaptı, şarkı bi uzun geldi bana. öğlen saat birde başladı, saat bir buçuk oldu halen dizinin jeneriği, şarkısı falan iyice moral bozdum.
izleyeyim dedim şarkı dandik ama belki dizi değişik bir hayat hikayesidir, sinemaya meraklıyım, dizi sektörüne ilgiliyim, yorumcu bir kişiliğim o sıra tabii… müşvik kenter’in de sesini, kendisini falan görünce müşvik amca parasız mı kaldı, yok lan demek ki amerika’nın bağımsız filmleri gibi düşük ölçekli idealist bir proje bu diye düşünüp izlemeye başladım. baktım sürekli kötü şeyler oluyor hep, dram dozu yüksek, hiç komik olmayan komik de bir kaç öğe veya unsur var. ben de anadolu çocuğuğum neticede, herkesin bok attığı, iğrenç dediği, düzeysiz dediği şeylere gülmesini iyi bilirim, kahkaha atmadımsa da gülümsedim, olaylara oha, eşşoğleşşek falan diye tepki verdim. izledim bayağı.
ertesi gün tekrar açtım ne oluyor diye, izledim yine, sonra sen, bu damzirik dediğimiz şarkı takıldı mı dilime, evde dolanıyorum böyle “kim sevmez naciyeyi naciyeye kim takmaz, götün başın ay gibi, kız naciye naciye, narenciye kim sevmez” falan. şarkı hakkat kötü, müzisyen abimin prozodi hatası dediği şeyin dersi gibi. ama işte kafam boş o sıralar, hemen öğreniyor.
— şıpoyner, şipoyler—
konu kısaca şöyle; ortalama ünlü bi oyuncu karadeniz’lidir. ama isimini hiç birimiz bilmiyoruz herhalde, belki tanıyanlar vardır. sanırım `bülent bilgiç`. bu amcanın naciye isminde bi kızı vardır. ama başka bir şeyi yoktur, koca köyde ne tarla, ne sabah, ne karı, ne erkek evlat. insan düşünür bunları yalan değil. köy yerindesin, kapatacaksın bi arsa. yok, mal geldim hamal gidiyorum kafalı bi insan. naciye’nin de ana bellediği bi ablası vardır, bunu naciye’nin saçlarını tarayıp hayallerini sormasından anlarız. sonra bir gün bu abla evlenir istanbul’a gider, babası da naciye’yi çay toplamamız lâzım diye okuldan alır. başlarlar çay toplamaya. naciye büyür, kırmızı yanaklı, çebiş, neşeli, ince vücutlu bi kız olur. oğlanın biri de buna yazılır, e köyün zenginlerinden bunlar. babası da “ayıbediyon abi” mazlumluğuyla verir kızı.
kızı verdi ya hemen ölür baba amca. zor sabrettin hamına koyin. bu kızı verdikleri zenginler de aydemir akbaş önderliğinde çay tarlaları falan var. kalabalık bi aile üç tane evde kalmış kız kurusu, naciye’ye dar ettiler dünyayı, gidip dövesim geldi. orda bayağı naciye’nin yorulmasını, her işi yapmasını falan izliyoruz. herkes bir çalışıyorsa naciye 25 veya 32 falan çalışıyor. kocası da aylak bi dürzü kırığı. hep dışarda. naciye buna veriyor mu vermiyor mu belli değil. bekle bekle iflahım skildi bişey göremedim. habire köy elbisesiyle, maksilerle falan dolaşıyor naciye bi gecelik, sütyen sahnesi falan bile yok. herif tabii dışarda gezer diye hak verdim adama sonra. adam da beni haksız çıkarmadı gitti bi rus buldu. rus da işveli cilveli, geziyorlar, içiyorlar baba parasıyla. bi de baktım ki naciye hamile, yine çalışıyor. bozuldum bayağı lan dedim hamına sktimi dizinin başrol oyuncusu hamile olur mu? tabu mu yıkıyorsunuz deneysel sinema mı yapıyorsunuz lan diye bozuldum. çocuk olayını pek sevmiyorum. şimdi sen de nikol kidmın’ın bi filmini izlerken hemen başında nikol çocuk doğursa, fokus çocuğa kaysa bozulursun biraz.
sandığım gibi olmadı, fokus yine naciye ama çocuk var. çocuklu başrol garip ama anladım ki bunlar anasıyla ayrılacak falan dizinin dram yüküne katkıda bulunacaklar. çocuk da uyuz bişey, mır mır mır, deli ediyor adamı. gittim bi kaç mp3 indirdim, sonra bi geldim ki naciye’nin kocası rustan da bi çocuk peydahlamış, ev açmış ona, bi oraya bi buraya vuruşuyo dürzü. sonra kahvede bunun rus karısına laf ettiler, gömdük, soktuk, çıkardık falan deyince bizim naciye’nin kocası hareketlendi, herif de boş değil tabii, kendine güvenmese konuşmaz. çekti ordan meyve bıçağını soktu, naciye’nin kocası öldü. aha şok iki. çatır çutur ölüyor millet, dizi hızlı gelişiyor.
adam da ölünce naciye iyice ortada kaldı, rus getirdi çocuğu oğlanın babasının evine attı gitti. müşvik kenter abi de gazlıyor ordan dış sesle “naciye ne de olsa kızının babası diye, kocası diye bir şey demedi, rusun çocuğuna da baktı” falan diye ama öyle değil işte. naciye kaçtı evden, oraya sığındı olmadı, burayı denedi olmadı, bi abisi mi dayısı mı ne vardı, o da salladı naciye’yi, naciye bastı o anneyarısı ablasının yanına gitti istanbul’a. dizinin devamında o çocuktan haber yok, hani hatırlıydı, gönüllüydü, melekti naciye. hadi ordan.
istanbul’da tanıdık bi sima gördüm: erdal tosun. bu naciyenin annedörttebiriablasının kocası. bunların da çocuğu yok, elli sene olmuş evleneli, çocuk olmayınca insan işkilleniyor. bu çocuk bunların başına kalır dedim ben. kadın halen köydeki halinde, hiç yaşlanmamış. ilk bölümlerde saçında biraz metalik gri vardı, sonraları onu da bıraktılar, naciyeynen aynı yaşta.
neyse fazla uzamasın. naciye hastanede işe girdi, gören hayran oluyor, bi sürü aşığı var 6-7 tane falan. hepsi canını vermeye hazır. naciye yardımsever. çocuk var ama anlamıyorum niye var. bi zengin oğlan vardı buna aşık, sosyetik. eve geliyor gidiyor, gereksiz yere naciye eve erkek alıyor dediler, hemen kapandı konu, senarist üstüne gitmedi.
bi de her gün kitlenir oldum ben bu diziye, işi gücü bırakıp izliyorum ama bir bölüm 1,5 saat. izliyorum bakıyorum akşam oluyor, işten güçten kaldım. misafir geliyor ilgilenmiyorum, millet “öküz bunu mu izliyon, ay ne banel, ne eziksin sen yaee” falan diyor bana. boşverdim devam ettim.
ya nasıl anlatıym lan günde 1,5 saatten bayağı oldu dizi. arada bazen bölümler oluyor hiç dış ses yok. sonra bi bakıyorsun diziyi hızlandırmak istiyorlar, dış ses giriyor, vuvuurururup hemen bi sürü olaylar olmuş oluyor.
naciye’nin çantası falan çalındı, bi aşığı buldu onu, dövüşürlerken naciye gördü gitti çalan adamı bıçakladı aşığı sopa yiyecek diye, hapse düştü. hapiste bi kızla takıştılar, bu da ona delikanlı bi hareket yapınca, müşvik abi geldi yine, “çok önemli bi dostluğun başlangıcıydı bunlar” falan dedi. kız sigara yaktı, onu da kristal efekti yapmadılar. gizli reklam oldu. naciye de kesin sigaraya başlar dedim. sonra çocuğu kayboldu, bulundu. erdal tosun işte çıkarıldı, çocuk bunlara kaldı. zengin oğlan naciye’yi görmeye geldi.
dizi bi garip, diyorsun ki hah olaylar köyde gelişecek, yok istanbul, tamam istanbul’da gelişip şöyle olacak, yok efendim hastane, tamam hastane ağırlıklı şöyle olaylar olacak, yok zenginlerin malikanesi, ha bu aşık olur, aile karşı çıkar diyorsun, hapishane. nereye gidiyor dizi anlamadım. bazen de bunlar diziye karakter sokacak oluyor, o karakterleri bize tanıtmak için alakasız şeyler gösteriyorlar. adamlar tavuk yiyor mesela 35-40 saniye, sonra o bölüm boyunca hiç daha görüntü yok, 2 bölüm sonra bi daha gösteriyor, şoförü var adamın eve gidiyor. 3 bölüm sonra anlıyorsun ki zengin oğlanın babası. bi sürü tip var dizide, hiç bir aksiyon yokken gösteriyorlar, lan diyon reklam mı girdi yoksa.
— şıpaydır, spaynır—
işte böyle, sonra bi gün yine açtım izleyeyim diye. tatlı kaçıklar başlamış, onu da üstüne para versen izlemem. öyle bitti naciye, ne sonunu biliyoruz ne başını biliyoruz. atv’ye bi küfür ettim haddi hesabı yok. sanki bi kursa yazılıyorsun, her gün gidiyorsun, tam eğitim, öğrenim iyi, arkadaşlar oldu, kendimi geliştiriyorum, diploma alacağım, bir şeyin sonuna kadar geleceğim derken, bir gün gidiyorsun kurs yok, adamlar parayı toplamış gitmiş gibi bir şey.
gündüz kuşağına yarım diziyi koyup reklam toplamak da buna benzer bir şey mi, ne anlamadım ki, yerel bi kanal yapsa neyse, atv lan bunu yapan. terbiyesizlik.
senaristi bulsam soracağım işte ne olacaktı diye, öyle merak içinde kaldım. bir daha da gündüz dizi izlersem 122 olsun.
Son Yorumlar