﻿﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>YAZAR TIKANMASI &#187; alıştıM</title>
	<atom:link href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/category/alistim/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.yazartikanmasi.com</link>
	<description>tam da başladım, yazıyorum derken...</description>
	<lastBuildDate>Wed, 23 Jun 2010 14:11:39 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Yollardan Geçerken Duyulan Bir Zenci Müziği</title>
		<link>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/yollardan-gecerken-duyulan-bir-zenci-muzigi.htm</link>
		<comments>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/yollardan-gecerken-duyulan-bir-zenci-muzigi.htm#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 07 Jan 2010 02:18:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cyrettin Yüreklikatır</dc:creator>
				<category><![CDATA[alıştıM]]></category>
		<category><![CDATA[anladıM]]></category>
		<category><![CDATA[denediM]]></category>
		<category><![CDATA[dinlediM]]></category>
		<category><![CDATA[duyduM]]></category>
		<category><![CDATA[düşündüM]]></category>
		<category><![CDATA[gördüM]]></category>
		<category><![CDATA[güldüM]]></category>
		<category><![CDATA[hatırladıM]]></category>
		<category><![CDATA[oyalandıM]]></category>
		<category><![CDATA[sevdiM]]></category>
		<category><![CDATA[süzdüM]]></category>
		<category><![CDATA[tiksindiM]]></category>
		<category><![CDATA[öğrendiM]]></category>
		<category><![CDATA[şaştıM]]></category>
		<category><![CDATA[b]]></category>
		<category><![CDATA[beğendim]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[çok]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[döndüm]]></category>
		<category><![CDATA[evime]]></category>
		<category><![CDATA[giderken]]></category>
		<category><![CDATA[ir]]></category>
		<category><![CDATA[kafayı]]></category>
		<category><![CDATA[keşfe]]></category>
		<category><![CDATA[kürtçe]]></category>
		<category><![CDATA[minibüste]]></category>
		<category><![CDATA[şarkı]]></category>
		<category><![CDATA[sonra]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[uzaklaştım]]></category>
		<category><![CDATA[üzerine]]></category>
		<category><![CDATA[ve]]></category>
		<category><![CDATA[yakınlaştım]]></category>
		<category><![CDATA[yazıp]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazartikanmasi.com/?p=476</guid>
		<description><![CDATA[Son zamanlarda o kadar kendi içimdeyim ki, dışarıda ne olup bitiyor haberim yok. İşe giderken, işten dönerken, hatta iş yerindeyken de etrafta olan biten hiçbir şeyi görmüyorum desem yeridir. Üstelik benim kadar detay kovalayan, watcher etiketli bir insan böyle kapatsın herşeye gözünü; olacak şey değil&#8230; Bu içte kalmanın sebebi aslında biraz kafa dinlemekti. Malumunuz, kozmopolit insanı [...]<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/yollardan-gecerken-duyulan-bir-zenci-muzigi.htm">Yollardan Geçerken Duyulan Bir Zenci Müziği</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/11/br0125bs.jpg"  rel="lightbox-476"><img class="alignright size-full wp-image-619" style="margin: 3px 4px; border: black 3px solid;" title="•School Dilemma: Charlotte, N.C. (1957)" src="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/11/br0125bs.jpg" alt="•School Dilemma: Charlotte, N.C. (1957)" width="253" height="299" /></a>Son zamanlarda o kadar kendi içimdeyim ki, dışarıda ne olup bitiyor haberim yok. İşe giderken, işten dönerken, hatta iş yerindeyken de etrafta olan biten hiçbir şeyi görmüyorum desem yeridir. Üstelik benim kadar detay kovalayan, watcher etiketli bir insan böyle kapatsın herşeye gözünü; olacak şey değil&#8230; Bu içte kalmanın sebebi aslında biraz kafa dinlemekti. Malumunuz, kozmopolit insanı kafa dinlemeye pek zaman bulamıyor. Her taraftan paldır yardır bilgiler, kaynak bağımsız günde 50 kere değişen gündem (birkaç farklı kaynağı takip ediyorsan daha beter), dev ekranlar, monitörler; yaptığınız sohbeti, deneyimlediğiniz anı yok etmek istercesine dışarıdan gelen gürültüler; herbiri bambaşka şeylerden bahseden, farklı hassasiyetlere, ideolojilere, ideal kurgulara sahip, farklı dertlerini ya da mutluluklarını paylaşmak isteyen insanlar falan&#8230; e herkes de anlatmak istiyor tabii, hangi birini dinleyeceksin, yoruyor bir yerden sonra. Bu curcunaya kapılıp gitmektense, biraz kendimi dinleyesim, acaba o ne yapıyor, ne arıyor diye seyre dalasım vardı&#8230;</p>
<p><span id="more-476"></span></p>
<p>Tüm bu hengame içinde, ben, psikolog karşısında kendimi dinlemeye başlamadan evvel son çare olarak kendimi dinlemeye nasıl vakit bulacağımı ararken, telefonuma bir güzel kulaklık aldım, başladım yolda serde, iş yerinde vesaire müzik dinlemeye. Sonra dedim ki, &#8220;<em>öyle saldın gidiyon emme memlekette neler oluyor acaba bro?</em>&#8220;. Bıraktım MP3&#8242;leri sardım radyolara. Herbiri başka dertte&#8230; Açık Radyo &#8220;dünya yokoluyor&#8221;u anlatırken, insanları bilinçlendirici ama daimi aynı yerden muhaliflik yapan yayınlarına devam ediyor, bir şekilde beni de etkiliyordu. Başka bir radyo açıyorum, tek dertleri &#8220;<em>maçlar n&#8217;olacak&#8230;</em>&#8221; herkes maaşallah simon kuper havasında, yorumculara bakıyorsun, sanırsın futbol kritiği yapan bir kendileri var dünyada&#8230; Başka bi kanalda kendilerini acayip komik sanan bir grup insan, kendi aralarında eğleniyorlar, beni güldürmese de, &#8220;<em>haa</em>&#8221; dedim &#8220;<em>bunlar da ayrı bi bkm mutfak kafası.&#8221; </em>Bir süre sonra baktım ki amaç kendimi dinlemekken, belli amaçlarla, belli belirsiz bir şeyleri anlatmak için &#8220;yayın&#8221; yapan vericiler arasında dolaşıp duruyorum. Benim gibi birileri var, o an o radyoyu dinleyen, arayıp konuşan, &#8220;<em>seviyorum anlar mısınız, istiyorum çalar mısınız?</em>&#8221; falan diyenler mesela, acayip. Elbette dinleyip işine gücüne devam eden de var aynı şekilde, tabii onlar da radyoda dinledikleri şeyleri anlatmak gereği duyuyorlar.</p>
<p>O sıralarda <strong>Lost</strong>&#8216;taki French Chick&#8217;in yaptığı radyo yayınını yakalayan kadro aklıma geldi. Bazıları çok takıldı bu yayına, peşinden koştu, bazısı sklemedi kendi &#8216;dalga&#8217;sına baktı. Ben hangilerindendim acaba?</p>
<p>Yapım gereği duyduğu, gördüğü, izlediği herşey üzerinde ister istemez düşünen bir insanım. Dolayısıyla kendimi hepsi üzerinde düşünüyor buldum&#8230; Açık Radyo&#8217;nun &#8220;<em>dengesiz bu ülke, bu millet ayarsız</em>&#8221; söylemlerini dert edinip, neyin nasıl olması gerektiğine dair fikirler yürütürken, futbol konuşan radyocuları dinledikten sonra etraftaki kimi insanlarla &#8220;<em>Dinledin di mi hoca, öyle diyor ama aslında Elano&#8217;yu yanlış pozisyonda oynatıyor, o yüzden&#8230;</em>&#8221; diye ahkâm kesme turlarında dolanıyordum. Bir süre sonra anladım ki, dinlemek üzerine bir seçim yapmış olsam bile, onların benim için seçtiklerini dinliyorum. Kendimi değil. İşin kötüsü, bir de edepsizce, onlardan dinlediğimi, bunlara anlatıyorum aynen şimdi olduğu gibi.</p>
<p>Uzun zaman kendini dışarıdan soyutlayınca ve radyo olsun, televizyon ya da sinema olsun, seçtiğin &#8220;yayın&#8221;larla sınırlandırınca dünyanı, dışarıdaki hayat, koşuşturma, belli belirsiz dertler, sıradan olaylar hep birden anlamsız gelmeye başlıyor. Sen başka bir ilgiler/bilgiler dünyasında geziniyorsun, başkaları daha başka mevzuların defterini tutuyor&#8230; Bu yüzden de senin ilgin dışındaki mecraları seyreden herşeye karşı duyarlılığını sıfır noktasına yaklaştırarak kendini yalıtıp, koruyorsun. İlgini çekmeyen bir şey varsa konuşulan &#8220;<em>Haaa. evet, yine şahit oldukları bir yayından (internet, tv, radyo, gazete, twitır, sözlük, vs&#8230;) bahsediyorlar. sigiym, boşver&#8230;</em>&#8221; deyip kendi yolunu tutuyorsun.</p>
<p>Herneyse, o dinleme aralıklarında fark ettim ki, işten eve dönerken radyoda o an kulak kesilmemi gerektiren bir sohbet varsa etrafta gördüğüm üstü başı yırtılmış bir insana &#8220;<em>yazık ula</em>&#8220;, sahibinin gezdirdiği hiperaktif bir köpeğe &#8220;<em>bak şunun şirinliğine hahaha</em>&#8220;, ayak üstü alışveriş yaptığım bakkala &#8220;<em>bunun işi de akşama kadar gelene sarma, gidene dolma, kuru muhabbet</em>&#8221; deyip devam ediyorum. Yani hissettiğim hiçbir şeyde 1 dakikadan fazla durmuyor, etraftaki hiçbir şeyi, o anda asıl olarak hayatla bağım olarak tanımladığım yayının kendisinden fazla önemsemiyor ve tekrar yayının kendisine dönüyordum. Çalan müziğe göre kimi zaman yürürken geçtiğim yollar &#8220;<em>evet ya, dünya böyle akıp giden bi yer, bak ben de aradan süzülüyorum</em>&#8221; dercesine keyifli, kimi zaman &#8220;<em>şu hayata bak, kirlilik, zehir, insanlar anlamsız anlamsız dolaşıyorlar, hepsi zombi, ben de soundtrack&#8217;ımı koymuş keyifle evime gidiyorum, ne mutlu bana</em>&#8221; diyecek kadar memnun edici, kimi zaman da canımı acıtacak kadar karamsar gelebiliyordu. Bir şeyler hissettiğim doğruydu ama hangi hissi ne kadar? Acaba &#8220;<em>yazık</em>&#8221; deyip geçtiğim bir insanı görünce yapmam gereken bu muydu? Sevimli köpeği eğilip sevsem olur muydu? Bakkalın yerine kendimi koymaktansa gülümsemesine karşılık versem, <em>&#8220;nassın amıca?&#8221;</em> diye sorsam daha iyi değil miydi? Şimdi öyle gibi geliyor. İçerisinde insan etkeni olan davranışların tepkileri her zaman planlandıkları gibi olmazlar. &#8220;Yazık&#8221; diye üzüldüğüm insana yemek ısmarlamaya kalksam dolandırıcı çıkabilir, eğilip köpeği sevsem sahibi emekli teyze &#8220;<em>gelirken gördüm taşşaklarını düzelttin, o pis ellerini çek köpeğimden</em>&#8221; diye çıngar çıkarabilir, bakkala nasılsın diye sorsam can sıkıntısından anlatmaya başlayıp kâr marjlarına girebilir ve beni programı dinlemekten alıkoyabilir. Daha birçok şey olabilir, zira bilindiği gibi insanda herşey mümkündür.</p>
<p>Çok şükür tam da o sıralarda kulaklığım bozuldu. Gürültünün tam ortasına tekrardan düştüm. Bu kadar uzun süre ya da en azından yukarıdaki paragraflar kadar kendi içinde yaşarsan, gerçekte varolan, görmediğin, duymadığın, umursamadığın dolayısıyla doğru düzgün hissedemediğin herşey seni dengeni bozacak kadar sarsabiliyormuş. Kulaklıkla ses sonda dolaşırken hiç sallamadığım araba kornaları, motor sesleri, duymadığım, görmezden geldiğim, insanlar, insanlar arası anlaşmazlıklar, yüzler, mimikler, ifadeler o kadar net ve dibimdeydi ki, benim dışımda hayatta-her gün gidip geldiğim yolda bunların yaşandığına alışmam acayip zor oldu.</p>
<p>O sıralarda bünyedeki hissiyatın üstüne Tim Robbins&#8217;in oynadığı <a href="http://www.apple.com/trailers/thinkfilm/noise/" target="_blank">Noise</a> filmini de keşfedince, gürültü tahammülsüzlüğümü ve bizzat kendimde de hissettiğim &#8220;ben! umursamazlığı&#8221;nı şiddet ile dışarıya vursam mı vurmasam mı diye kendimi cıncıklamaya başladım. Bir minibüs şoförüne &#8220;<em>doğru kullan lan arabayı artislik yapma</em>&#8221; diyerek ayar çekmeye kalkışmam da o zamana rastlar. Allahtan adam mantıklı çıktı, alttan aldı, konu uzamadı. Bir süre sonra fark ettim ki etrafa, &#8220;<em>adaletsiz, haysiyetsiz, cins bir hadise vuku bulsa da, direkt dalsam birine ense kökünden</em>&#8221; niyetiyle bakıyorum&#8230; Yani düpedüz kaşınıyorum&#8230;</p>
<p>Evet, ben belki kaşınıyordum, belki dayanamaz; fazladan hisseder olmuştum ama diğer taraftan onlar da hiçbir şeyi umursamıyorlardı ki kardeşim. Okuduğum ve dinlediğim ve izlediğim kadarıyla dünya yok olurken, devir değişirken, dünyada her gün birbirinden acayip olaylar yaşanırken, Türkiye&#8217;deki kaos, diktatorlük, sorunlar, empatisizlik, adaletsizlik, eşitsizlik, dayatmacılık bu kadar rahatsız ediciyken, dünyada ekonomi yeniden şekillenirken, insanlar delicesine intihar ederken, lise çağındaki çocuklar kafa keserken, pompalı silahla okula dalıp arkadaşlarını öldürürken, kıtalar yeniden şekillenirken, bir sürü canlı türü yok olurken ve en kötüsü herbirimiz layık görüldüğümüz; yetinmekle sevinmeye alıştırıldığımız, hakkımız olan şeylerin göstermelik, taviz gibi sunulmasıyla neredeyse mutlu olmaya çalıştığımız halde etraftaki tüm bu insanların neden halen hiçbir şey garip değilmiş gibi davrandıklarını anlayamıyordum. herkes yüzünde/ifadesizliğinde, bir günde ve etrafında insanlarla yaşıyor olmanın yorgunlukla karışık nefretini  taşırken tüm bunları değiştirmek adına bir ekstradan bir mimik bile kullanmayacak kadar hımbıl, duyarsız, ve tahammülsüz görünüyordu gözüme. kimilerinin &#8220;<em>ya bu hummer&#8217;ın yenisi var ya yola sığmıyor</em>&#8221; çimdiklemesi üzerine bir minibüs yolculuğu boyunca konuşmaları, halen &#8220;<em>omo&#8217;nun yeni reklamı güzel olmuş</em>&#8221; üzerinden sohbet işletebilmeleri de bir süre bana kabul edilebilir gelmedi. benim sırf şahsi seçimlerle biçimlendirip içine saklandığım dünyaya yabancı olan tüm bu gündelik sıradan olaylar, yüzler, tavırlar, haller ve insanlar bana yabancıydı. ben, moebius halkasının altyüzünde takılmış, asıl günün gördüğü üst yüzeyde ne olup bittiğinden habersiz ve durduk yere, kendimi tekrar içerisinde bulduğum dışarıya tahammülsüz; kanıksadığım şeylere yabancı herşeyden işkillenen bir yabancı korkusuyla moebius döngüsüne devam edip edemeyeceğim konusunda hiçbir fikrim olmadığı halde dımdızlak ortada kalmıştım.</p>
<p>Bunun üzerine gidip bir kulaklık almaktansa, insanların içinde yine observer moduna dönmeye karar verdim. İzleyecektim. Neler konuşuyorlar, neleri dert ediyorlar, nelerden medet umuyorlar, neyi takip ediyor, ne dinliyorlar&#8230;  Böylece ben de herkes gibi olabilecek, herkes gibi dertleri olan bir insana dönüşebilecek, dolayısıyla herkesin içinde yaşarken rahat bir hayat sürebilecektim. çünkü herkes, o kadar zattirizot mevzulara takılıyordu ki, etrafta bunca dert, keder, acı, gariplik vs. varken bu derece umursamaz ve hımbıl olmayı özler olmuştum. bir ulvi rahatlık gibi geliyordu bana, halen bir reklamı, bir klibi, bir maçı konuşabilen insanların boşvermişliği.. Bir süre bu tiyatroyu oynadım. Ama bildiğim gerçekleri unutamıyor olmamdan dolayı, herkes gibi davranmaya çalıştığım anlar pek de keyifli geçmiyordu. Zira en dutturikten mevzuda, dalgasına sarmak varken bile ben konuyu &#8220;<em>dünyada aslında neler oluyor?&#8221;</em>a bağlayabiliyordum. Hatta aslında şu cümleye kadar da bunu göstermeye çalıştım&#8230;</p>
<p>Şimdi. Elbette ki şu an değil, bir süredir. Burada, şimdide, bu ülkede, etrafımda bunlar oluyor ve bunlar yaşanıyorken yaşadığımı idrak etmiş durumdayım. Biliyorum ki çok keyif alsam da <em>Californication</em>&#8216;ı ya da <em>The Riches</em>&#8216;ı izlemek sonrası edindiğim bilgi, keyif, mutluluk, eğlence, herkes <em>Kapalı Çarşı</em>, <em>Kurtlar Vadisi</em> izlediği için kimselere bir anlam ifade etmiyor. Ben Ezel ve Canım Ailem izlesem berikiler <em>Ihlamurlar Altında Yaprak Dökümünden Aşk-ı Mevzu</em> havasında. konu, ben yabancı dizi izliyorum konusu değil. Ben <em>Californication</em> izliyorsam öbürü <em>Sopranos</em> izliyor, Ben <em>G.I. Joe</em> izlediysem beriki <em>The Hangover</em>&#8216;a takılmış, bir diğeri önden gidip filmleri sinemaya gelmeden, dayanamamış nasıl ettiyse dizileri televizyonda yayımlanmadan önce izlemiş, kimi daha o bölüme gelmemiş, kimi kendini belgesele vermiş. Kimi hürriyet&#8217;ten takip etmiş haberi, öbürü sözlükten çok daha önce öğrenmişmiş, berikisi ise zaten şu an işi yoğun olduğu için onlara ancak gelecek hafta sonu bakabilecekmişmiş. Lan&#8230; Ben ne kadar şimdide olursam olayım, benim zamanım, zamanı kurgulayışım, yaşayışım, bir başkasının zamanıyla eşlenik değil.</p>
<p>Artık eskisi gibi herkes <strong>He-Man</strong> izleyip sokağa koşup He-Man&#8217;den bahsetmiyor; <strong>Kara Şimşek</strong> ya da <strong>Çalıkuşu</strong> izlemiyor, aynı gazeteyi takip etmiyor, haberi aynı kaynaklardan, aynı haliyle (bir haberin metni gün içinde birkaç kez değişebiliyor) okumuyor, aynı filmleri izlemiyor, benzer müzikleri dinlemiyor, bir şeylerden benzer zaman aralıklarında haberdar olmuyor. Her biri kendi zaman evreninde yaşayan bir sürü insan etrafta, bir yerlerden bir yerlere gidiyor, arada olursa arabanın balatasını yaptırmak, lavabonun sızdıran borurusunu değiştirmek, akan çatıyı onartmak gibi şeyler yapmak için şimdiki zamana dönüyorlar. Ha, bir de herkes evine dönüyor. Evinde, aynı zaman algısıyla yaşayabildiği insanın/ların yanına. Birlikte evde, aynı şeyleri takip edip aynı şeylere kafa yorup, aynı şeylerden bahsedebiliyor, aynı şeylere üzülüp/sevinebiliyorlar. Tabii bir de yalnızlar var; sadece kendilerine dönebilenler&#8230; ki, ara sıra rahatlatıcı, çok zaman hüzünlü olabiliyor onların hali.</p>
<p>Neticede zamanın göreceliliği, herkesin &#8220;önce ben&#8221; olmak üzere maksimumda iki kişilik bir zaman kurgusu yaratması sebebiyle neredeyse bir kaosa dönüşüyor ve aynı anda, aynı ilgi/bilgilerle yaşamayan insanlar artık kendi zaman aralıklarına bölünüyorlar. buna artık miyoz ve mayozdan sonra, nasıl bir bölünme adını koyalar bilmem ama gerçek şu ki, hepimiz ayrı bir zaman algısına bölünüyoruz bir süredir. </p>
<p>Dediğim gibi tüm bunları kulaklarım tıkalıyken düşünüyordum. Oysa şimdi, şimdideyim&#8230; Memlekette demokratik açılım yapmışlar, duysam da üzerinde 5 dakika düşünmedim. Her taksici gibi benim de sorulsa söyleyecek fikrim vardı ama ne takip ettim, ne peşine düştüm.</p>
<p>Fakat bu sabah işe gelirken Türkiye&#8217;de yaşayan kürtlerin Türkiye&#8217;nin zencileri olduğunu bizzat gördüm. Türkiye&#8217;nin kurak yerde yaşayan, dışlanan, hor görülen, ikinci sınıf insan olarak sınıflandırılan, sevilirken acıma hissiyle, gelişmemiş bir çocuğu sever gibi sevilen, üstüne conti cila çekmeyi bilmeyen, dünyayı takip etmeyen, tarlalarda boğuşan, beyaz türk toplumbilimcilerimize göre bilinçsizce üreyip duran, batı kültürü, medeniyet görmemiş güzel konuşma ve yazma, toplum içinde nezakêt gibi kavramları idrak etmemiş oldukları düşünüldüğünden ikinci sınıf insan muamelesi yapılan bu vatandaşları Türkiye&#8217;nin zencileriydi.</p>
<p>Kendi dilleri, kendi müzikleri, kendi kültürleri, el işleri, ilişki kurma biçimleri, dertleri, arayışları vardı bu insanların. Ama bu insanların gelip de aramıza katılacağı, dağdan inip soframıza oturacakları, bizimle aynı iş yerinde, aynı haklarla (bunlara hak denirse) çalışacakları gerçeği henüz kimsenin aklında ucundan bile geçmiyordu. Onlar askerlimizi vuran katillerdi, elleri kanlıydı, her kürt pkk&#8217;lı, her kürt gelişmemiş canlı, her kürt açgözlü, içi düşmanlık hissiyle dolu bir yabancıydı. üstelik biz kendimizi &#8220;modern insan&#8221; olarak tanımlarken, onları tüm kibirimizle sanki bambaşka bir zamandan gelen, aramıza karışmalarından korktuğumuz, az gelişmiş insanlar olarak görmekten de imtina etmiyorduk.</p>
<p>demokratik açılım&#8230; yani, kutuplaştırma. Şimdi etrafta görüyorumki insanlar kürt kökenli vatandaşların kendi aralarına karışmaları olasılığından korkuyorlar. Yabancıdan, onun cesaretinden, onun sürüp giden bu saçmasapan düzende bir şeyleri değiştireceğinden, alışık oldukları kim kime dum duma hayatlarına müdahale edilmesinden, medeniyet diye sarıldıkları sosyal kodların onlar tarafından kavranamayacağından, adını saygı koyup benimsetmeye çalıştıkları o yalan ve bencil hoşgörü taklidini dağdan gelen, doğulu insanların anlayamayacak olmalarından ve aç olmaları, görmemiş olmaları vesaireden dolayı kendilerine saygı duymayacaklarından falan&#8230; Dün Devlet Bahçeli -ki onun konuşmasını neye benzeteceğimi siz daha iyi bilirsiniz- hatta Deniz Baykal bile &#8220;<em>Terörizmle mücadele terörizmle müzakereye dönüşmüştür</em>&#8221; diye konuşurlarken hiç utanmadan <em>uzlaşmama</em>yı bir çözüm onarak önerdiler. İnsanların laflarını dinlediği bu liderler topluma doğulu düşmanlığı aşıladıklarının bilincinde olarak ve daha kötüsü bunu hiç mi hiç umursamadan saçma sapan yargılarda bulundular. Sonuçta işte bu insanların kurduğu, anlattığı, varsaydığı düzene alışmış insanlar da dağdan inecek insanlardan, kürtçe&#8217;den, doğulu bir insanın görünüşünden korkacak, onları yabancılayacak ve paraları varsa aşağılayacaklar.</p>
<p>Şimdide bu ülkede bunu gördüm. Canım sıkıldı. Yine de artık silahsız, toprak kavgası yapmadan müzakereyi zorlamalarını umduğum Türkiye&#8217;nin zencilerinden umutluyum. Tüm Türkiye evvela insan olduklarını, hangi şartlarda yaşadıklarını, yaşamaya zorlandıklarını, nasıl bir kültürleri olduğunu, neleri dert ettiklerini gösterebileceklerini umuyorum. Fakat Amerika&#8217;daki zencilerin mücadelesini bilen biri bunun da zor olmayacağını bilir. Amerika&#8217;da kimi beyazlar, sarılar, morlar, düşünenler, üretenler, söyleyenler, toplum önünde konuşabilenler, insanları etkileme gücü olanlar destek olmasa, bütün zenciler insan olduklarını söylemeye çalışan diğer insanlarla bir hareket etmese, artık yapılan o saçmalıkların, deri renginden, doğum yerinden dolayı insan asmanın, yargılamanın, horlamanın artık &#8220;bu zaman&#8221;a ait olmadığını bas bas bağırmasalar, bugün Amerika&#8217;da barıştan bahseden bir siyahi başkan görmemiz mümkün değildi. (<em>tırışkadan tümevarım</em>)</p>
<p>İşin bir de arabesk tarafı var elbette. O da Amerika&#8217;daki fakir zencilerin halen beyaz olan diğerlerine &#8220;<em>sizin yüzünüzden, ne bakıyon pis beyaz, zenciyiz diye aşağılıyon di mi?</em>&#8221; edebiyatı yapmaları. Türkiye&#8217;nin zencileri bu kozu, &#8220;<em>bize bunları yaptınız, bizi böyle yargıladınız, böyle işkence ettiniz</em>&#8221; söylemleri üzerinden uzun süre devam ettireceklerdir. Ettirmeliler de. Herşey, yapılanlar, adaletsizlikler herkes tarafından bilinmeli. Ama yeni nesiller artık ayrımcılık dürtüsüyle, &#8220;<em>biz ve onlar</em>&#8221; diye, &#8220;<em>sen kürtsün o türk, siz başkasınız</em>&#8221; öğütleriyle yetiştirilmemeli. Maalesef kendini medeni sanan İstanbul&#8217;da yaşayan türk&#8217;ler her ne kadar metropol olduğu söylense de, Türkiye&#8217;nin medeni yaşayışının aynası gibi görünse de, türk insanının aristokratlığa düşkünlüğü nedeniyle son derece ırkçı, kendini beğenmiş, ukala bir topluluk. Herkes daha zengin, daha cicili bicili, daha elit olmak istiyor ya da kendini öyle sanıyor. cadde sarışını gibi yapay duran bu elitist tavırlar, bu pragmatik yalakalık yüzünden de, dış görünümünde kibarlık, zenginlik, nezâket bulamadıkları insanları dışlıyor, onlarla dalga geçiyor, insan yerine koymuyorlar.</p>
<p>İsterseniz Tahtakale&#8217;deki kürt esnaflara, oradan alışveriş yapan ve beyaz türk olma hayaliyle yaşayan diğerlerinin  nasıl davrandıklarını bir inceleyin. &#8220;insan nedir?&#8221; diye şaşar kalırsınız. Biliyorum ki bu bir günde çözülecek bir sorun değil. Bir zamanlar kendisini kardeşliğin, sosyalizmin, net ifadesiyle olmasa da tarzıyla sol görüşün temsilcisi olarak lanse etmiş, akıllara ilerici, cesur, ezilenlerin sözcüsü,  olarak yerleşmiş Leman dergisini hatırlamanızı öneririm. 80&#8242;li yıllarda, İstanbul&#8217;un çok göç aldığı zamanlarda dilimize kro, zonta gibi kelimeleri sokan, doğulu insanları yaratık gibi karikatürize eden, onları aşağılayan ve onların hep küfürlü konuştuğu algısını yaratan Leman dergisiydi işte. onlar hep tecavüz ederlerdi falan. Bir yel eserdi savunurlardı bir şeyi ama neyi, neden ve nereye kadar savunacaklarını bilemeyecek kadar duyarsız, ayarsız bir kültürün mimarıydı Leman ki zaten o kültür de, düşmanlıktır.</p>
<p>Şahsen arada bir kafamdan, kendimizi varsaymak için kurduğumuz rafine, korunaklı hücreden, son derece kişiye öz an algısından çıkıp, şimdi&#8217;den uzaklaşıp geçmişe bakmayı seviyorum. Arada topladığım herşeyle, her bilgiyle, geçmişi yeniden anlamak, o andan sonrasını farklı algılamayabilmem ya da en azından saatleri ayarlama enstitüsü&#8217;nün artık yapamadığını yapabilmem açısından faydalı oluyor. fakat biliyorum ki, sen, barda&#8217;daki gençler misali <em>TGG</em> derdine düşmüşken birden bir dış etken gelir, her şeyi darmadağın eder, çük gibi kalırsın hayatın karşısında; olur, hayat oldurmuştur, vazgeçmeye sebep değil.</p>
<p>Herneyse, adet olduğu üzere her yazının giriş gelişme ve sonuç bölümleri olmalı. Yukarıdaki tüm metin için giriş/gelişme/sonuç kaygısı taşımadım. Kimsenin de yazarken bu formel disiplin kaygısını taşımasını istemem.</p>
<p>Son derece kişisel blog deneyinde, önceden de olduğu gibi, şu akıntıyı &#8220;t<em>üm bu yazdıklarımdan ne anladım, şimdi ne yapacağım?</em>&#8221; sorusunu kendime sorarak bitirmek isterim.</p>
<p>Bir süre kulaklık almayacağım. <span style="color: #000080;">(2 hafta sonra edit: <em>Kris&#8217;cim aldığın efsane kulaklık için çok çok teşekkür ederim, evet, planladığın gibi olmaz hiçbir şey :</em></span>)</p>
<p>Çünkü bu sabah minibüse bindiğimde şahane bir Kürtçe şarkı çalıyordu. Minibüsteki tek yolcu bendim, ses rahatsız edici olabilecek düzeyde açıktı, ama 15 saniye sabrederek dinledim ve şarkıyı çok sevdim. Şarkıyı dinlerken &#8220;<em>Acaba şimdi bir emekli subay ya da daha beteri emekli subay eşi minibüse binse ne olur?</em>&#8221; diye düşündüm. Muhtemelen gerginlik olurdu. Birileri binmeden şarkıyı kimin söylediğini öğrenmeliydim. Ama şarkı da güzeldi ve dinleyesim vardı. Şarkının ara solosu girince şoföre sordum:</p>
<p>- Kim bu çalan?<br />
- Rorşahn<br />
- Kim usta?<br />
- Roşayn&#8230;<br />
- Rojarn mı?<br />
- Rojaeyan&#8230;<br />
- Haa. Tamam. Çok güzel şarkı ha!<br />
- Valla yeni albüm çok güzel abi.<br />
- Gitarlar süper olmuş.</p>
<p>Sesi açtı. &#8220;<em>Eyvallah</em>&#8221; dedim. Arkama yaslanıp boş minibüste yola devam edip şarkıyı dinliyordum. Şoför de sanırım şarkıyı dinlemek istiyordu ki, birkaç durakta durmadan geçti. o ara gördüm ki, bir zamanlar minibüslerin içini dolduran orhan/ferdi/müslüm arabeski yerini kürtçe şarkılara bırakmıştı. o zamanlar isteseniz de istemeseniz de, şoför hangi moddaysa, ona uygun bir dj&#8217;lik yapar, en neşeli halinizde, en cabbar arabeskle bayıltırdı yol boyu. seven de, sevmeyen de bunu dinlemeye mecbur kalırdı. şimdi o hükümdarlık ve o müzikler bitti. artık kimseye hitap etmiyor orhan, ferdi vesaire. belki biraz nostaljik tat niyetine arada bir atılıyorlar mideye o kadar. fakat artık, kendi dinlediği müziği duyurmak isteyen, kendi duygusunu, bağıran şarkıcılara eşlik ederek göstermek isteyen ve güne bu şarkılarla katlanmak isteyen hakir görebileceğimiz yeni &#8220;alt-insan&#8221;larımız var. türkiye&#8217;nin zencilerini kürtçe şarkılar dinlerken gördükçe, &#8220;<em>oh be onlar gibi değilim linkin park dinliyorum</em>&#8220;,&#8221;<em>kızım çok şükür yabancı müzik seviyor</em>&#8221; gibi düşüncelerle mastürbasyon yapabiliriz. kendi bomboş suratlarımızı aynada hasetle seyredip, onların yaban duruşlarını, para verdikçe onlara hükmetme gücünü kendimizde buluşumuza aşık olarak horlayabiliriz hem de&#8230;</p>
<p>Şoför ikinci şarkıda durdu ve bir yolcu aldı. Bir teyze&#8230; Daha kıçını koyar koymaz -ki zaten bilirsiniz teyzeler minibüse önce ayaklarıyla değil kıçlarıyla binip, kıçlarını su aramaya yarayan ağaç dalları gibi kullanarak sığdırabilecekleri uygun bir yer aranırlar- &#8220;<em>müziği biraz kısar mısınız?</em>&#8221; dedi. Şoför bana baktı, &#8220;<em>Eee, işte&#8230;&#8221;</em> dercesine bir mimik yaptı ve &#8220;<em>Tabii hanımefendi</em>&#8221; deyip kıstı sesi. İkinci şarkı ilki kadar güzel olmasa da nakaratı acayip sempatik geldi bana. &#8220;<em>MıymıyDıydıyFıydıy Zindane&#8230;</em>&#8221; Şarkıyı söylenin ne dediğini bilmiyordum, o sesleri çıkarmam da bir hayli zordu ama içimden nakarat geldikçe tekrarlamayı denedim. Bir sonraki durakta birkaç kişi birden bindi. Binenlerden biri &#8220;<em>Kıssana şunun sesini biraz&#8230;</em>&#8221; dedi. Şoför biraz daha kıstı. Sonra şoför kırmızı ışıkta durdu ve yandaki minibüse kürtçe seslenerek bir şeyler anlattı. Anladığım kadarıyla şoförün yanında oturan adamın kendi arabasına geçmesini istiyordu. Anlayamadığım birkaç kelimeden sonra diğer minibüsteki adam indi ve bizim minibüste şoförün yanına oturdu. Kürtçe bir şeyler konuştular. Arada &#8220;<em>yolci&#8230;</em>&#8221; ve müzik benzeri bir kelime seçebildim. Sonra şoför sesi biraz açtı. Yanındaki arkadaşı kıstı, o açtı, diğeri kıstı. Şoför olan sesini yükselterek kürtçe bir şeyler söyledi. &#8220;açarım kardeşim sesi kimse karışamaz&#8221; der gibi, yeni binen arkadaş, müziği kıstıran adama sert bir bakış attı, ardından kürtçe bir şeyler söyledi ve sesi kıstı. İnerken &#8220;<em>Köşede ineyim</em>&#8221; dedim her zaman ki gibi, &#8220;<em>Tabii abi</em>&#8221; dedi şoför. &#8220;<em>Haydi kolay gelsin</em>&#8221; diye seslendim, &#8220;<em>Sağol abi iyi günler</em>&#8221; dedi şoför. işe gidene kadar, duyduğum o kürtçe şarkı çaldı kafamda tekrar tekrar. keşke söyleyenin kim olduğunu anlayabilseydim.</p>
<p>Şarkı bu değildi ama saatlerce aradıktan sonra ses ve müzik olarak benzeyen bir tek bunu bulabildim:<br />
<a href="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/_mp3/Rojda-Le_Buke.mp3">Rojda &#8211; Le Burke</a></p>
<p>tüm bunlardan sonra, bir kısa dalga internet yayınında (blog) bunlardan bahsediyor olmanın ironik açmazında sürüklenirken, beni memnun eden ve aslında şu anda tutan şey ne bu blog&#8217;u yazıyor olmak, ne de herhangi bir teselli. sadece, o gün, o minibüste olmak ve o şarkıyı tam da duymam gereken yerde, çok şükür kulağımda kulaklık yokken dinlemiş olmak. &#8220;oradaydım&#8221; der ve bir rahatlık ya da bir üzüntü hisseder ya insanlar, işte öyle bir şey&#8230;</p>
<p>21.11.09</p>
<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/yollardan-gecerken-duyulan-bir-zenci-muzigi.htm">Yollardan Geçerken Duyulan Bir Zenci Müziği</a></p>
        <p><center>&copy; %FIRST Yüreklikatır - visit the <a href="http://www.yazartikanmasi.com">author</a> for more great content.</center></p>      ]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/yollardan-gecerken-duyulan-bir-zenci-muzigi.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
<enclosure url="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/_mp3/Rojda-Le_Buke.mp3" length="3780824" type="audio/mpeg" />
		</item>
		<item>
		<title>laptoplu sunucuların tv çölünde gerçekle imtihanı</title>
		<link>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/alistim/laptoplu-sunucularin-tv-colunde-gercekle-imtihani.htm</link>
		<comments>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/alistim/laptoplu-sunucularin-tv-colunde-gercekle-imtihani.htm#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 Sep 2009 10:45:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cyrettin Yüreklikatır</dc:creator>
				<category><![CDATA[alıştıM]]></category>
		<category><![CDATA[şaştıM]]></category>
		<category><![CDATA[aziz üstel]]></category>
		<category><![CDATA[bilgisayar ekranı]]></category>
		<category><![CDATA[cenk koray]]></category>
		<category><![CDATA[ekrana bakma hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[ekranda ne var]]></category>
		<category><![CDATA[ekranseverlik]]></category>
		<category><![CDATA[gerçeğin çölü]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek nedir]]></category>
		<category><![CDATA[laptoplu spiker]]></category>
		<category><![CDATA[laptoplu sunucu]]></category>
		<category><![CDATA[spiker ve laptop]]></category>
		<category><![CDATA[televizyonda ne gerçek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazartikanmasi.com/?p=386</guid>
		<description><![CDATA[bir zamanlar insanlarla konuşmak, onları konuşturmak, onlara soru sormak; hatta ağzından laf almak, eğer sıkılgan biriyse onu bir güzel rahatlatıp sonra göbek atmasını, şarkı söylemesini sağlamak bir maharetti.
orhan boran, aziz üstel, cenk koray gibi isimler bu tür yeteneklere sahip sunuculara dair önemli örneklerdir. bunlara oldschool sunucular diyebiliriz. yeni nesilden de en aklı başında olanı sanırım [...]<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/alistim/laptoplu-sunucularin-tv-colunde-gercekle-imtihani.htm">laptoplu sunucuların tv çölünde gerçekle imtihanı</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>bir zamanlar insanlarla konuşmak, onları konuşturmak, onlara soru sormak; hatta ağzından laf almak, eğer sıkılgan biriyse onu bir güzel rahatlatıp sonra göbek atmasını, şarkı söylemesini sağlamak bir maharetti.</p>
<p><a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=orhan+boran">orhan boran</a>, <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=aziz+%c3%bcstel">aziz üstel</a>, <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=cenk+koray">cenk koray</a> gibi isimler bu tür yeteneklere sahip sunuculara dair önemli örneklerdir. bunlara oldschool sunucular diyebiliriz. yeni nesilden de en aklı başında olanı sanırım <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=okan+bay%c3%bclgen">okan bayülgen</a>.</p>
<p>bu sunucuların sıradan insanlardan çok daha fazla soru sorabilme kabiliyetine sahip olmaları onların ayrı bir konuma yerleşmesinde en önemli etken olurken, diğer bir özellikleri de çevreyi, olayları takip etmeye kayda değer bir zaman ayırmaları ve konuklarıyla konuşabilecek kadar konukların ilgilendiği konularda bilgi sahibi olmalarıydı. buna dersine çalışmak diyoruz. ha, birçok konuda çağıracağın konuktan daha bilgili olduğuna inanıyorsundur ve ağzın da laf yapıyordur okan bayülgen gibi; o zaman fazla çalışmana gerek yok.</p>
<p><span id="more-386"></span><a href="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/09/cenk_koray.jpg"  rel="lightbox-386"><img class="alignright size-full wp-image-390" style="border: 3px solid black; margin: 3px;" title="cenk_koray" src="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/09/cenk_koray.jpg" alt="cenk_koray" width="131" height="176" /></a></p>
<p>geçmişteki bu isimlerden bazılarının ilgilendiği veya başarılı olduğu bir konu vardı ve bilgi sahibi olmadığı mevzularla uğraşan konukları olmadığından programı gayet doyurucu bir şekilde sürdürürlerdi. mesela <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=atilla+i%c3%a7li">atilla içli</a>, <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=y%c3%b6relerimiz+t%c3%bcrk%c3%bclerimiz">yörelerimiz türkülerimiz</a> programında bir -her ne kadar o zamanlar türkiye&#8217;de bu kadar bol olmasa da- bir yogacıyı veya tantrik seks uzmanını konuk etmez, <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=halit+k%c4%b1van%c3%a7">halit kıvanç</a> her konuda konuşabilecek ve soru sorabilecek bir yeteneğe sahip olsa da, balık adamlarla program yapmaz, misalen bilmediği bir şarkıcının şarkısında mırıldanıyor gibi pozlar kesmezdi.</p>
<p>tabii mutlaka &#8220;aşırıya kaçmayan ve hoppidilik yapmayan sunuculuk&#8221; duruşunda, darbe sonrası türkiye&#8217;sinin ekranda saygısızlık yaparak ya da patavatsızlıkla nitelendirilerek bir anda mahkemelere düşme, görevden alınma korkularının da etkisi vardır.</p>
<p>örneğin şimdilerde televizyonlarda spor programlarında gayet kendi haliyle sırf ekrandalığı taşşağa sararak keyfini süren aziz üstel o zamanlarda, benim ait olduğum çevreye göre fazla entelektüel kaçan programlar yapıyordu. hatta türkiye&#8217;ye göre bile şimdinin çok çok ötesinde bir sunucu hali vardı&#8230; teatral ses kullanımı, ekrandaki özgüveni, ilginç referans ve soruları, konuğunu kendi bilgili olduğu konuya dair konuşmaya sürükleyişi ile acayip bir sunuculuk ya da sonradan isimleştirilişiyle &#8220;talk show&#8221;culuk sergiliyordu. ki o zamanlar buna yeltenmek biraz cesaret işi. kenan<a href="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/09/aziz-ustel.jpg"  rel="lightbox-386"><img class="alignright size-full wp-image-391" style="border: 3px solid black; margin: 3px;" title="aziz-ustel" src="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/09/aziz-ustel.jpg" alt="aziz-ustel" width="180" height="120" /></a> evren&#8217;in aziz üstel ekranda ayak ayak üstüne atıp sigara içiyor diye, &#8220;cumhurbaşkanına saygısızlık yaptığı&#8221; gerekçesiyle kendisinin programını sonlandırışını anlattığı röportajını okuyarak o günlere dair bir fikir edinebilrisiniz: şurada: <a title="http://www.semaverdergisi.com/Aziz-Ustel-Turkiyede-televizyonculugu-bilen-yok--4421.html" rel="nofollow" href="http://www.semaverdergisi.com/Aziz-Ustel-Turkiyede-televizyonculugu-bilen-yok--4421.html" target="_blank">http://www.semaverdergisi.com/&#8230;bilen-yok&#8211;4421.html</a></p>
<p>özal döneminden sonra ekranda da bir rahatlık başladı. yine soru sorma ve insanları konuşturma konusunda iyi olan sunucular artık biraz daha cıvıklaşabiliyorlardı. gerçi bu dönemlerin formatı, turgut özal&#8217;ın &#8220;semra koy bir kaset de neşemizi bulalım&#8221;ından hareketle, &#8220;iki şaka bir şarkı, bir yarışma, bir şaklabanlık iki şarkı&#8221; dizilimindeydi. ama orhan boran ya da aziz üstel bu ayara biraz fazla geleceğinden genç isimler veya daha &#8220;esnek&#8221; sunucular türedi. mesela <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=erc%c3%bc">ercü</a> bunlara dair en güzide örneklerden biridir. evlerimizin yaramaz çocuğu ercü, hem isminin böyle bir acayipliği, hem zıpırlığı ile bize zaten eğlencenin kendisini çağrıştıran bir adamdı.</p>
<p>sonra trt&#8217;deki sınırlandırılmış/kasılmışlığını özel televizyonlar açıldığında kabak çiçeği modeli üzerinden atan &#8220;şakacı&#8221; `güner ümit örneği var. eğlenceli diye cümle alemi ekran başına toplayan güner ümit&#8217;in özel televizyonlarla çok rahat davranma/konuşma özgürlüğünün, türk halkının hiç toleransı olmadığı bir dönemde (ki halen özellikle din konusu şakaya gelmez) birkaç kelimelik bir patavatsızlıkla, ekran yasağıyla bitirilmesini kim unutabilir? (bkz: <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=bir+anl%c4%b1k+sarho%c5%9flukla+bindi%c4%9fi+dal%c4%b1+kesmek">bir anlık sarhoşlukla bindiği dalı kesmek</a>)</p>
<p>tabii bunlar eğlence programları. özel televizyonlar arttıkça ekranda yer alan isim sayısı da artıyor, konular çeşitleniyordu. eğlencenin ötesinde siyasetle ilgili konuşanlar, spor programları, nadiren de olsa bilime yönelik programlar artıyordu. programlar arttıkça ekranda gördüğümüz kişi sayısı da doğru orantılı olarak çeşitleniyordu.</p>
<p>programların &#8220;herkese&#8221; hitap etme veya çok yönlü (hem eğlence, hem spor, hem siyaset) olma kaygıları, sunucuların her konuda uzman olma/konuşabilme yükünü artıyordu ki, bu noktalarda yardıma özel <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=metin+yazarl%c4%b1%c4%9f%c4%b1">metin yazarlığı</a> mesleği girdi. çoğu program sunucusu elinde bir sürü kağıtlarla çıkar, kağıttan soru sorar, programın gidişatını kağıtlara (ya da arkasında kanalın logosu bulunan kartlar) bakarak sürdürür, bazen kartları karıştırdığında ekranda ambele olmuş tipler görürdük.</p>
<p>zaman ilerledikçe, tipler arttıkça, genelden mikroya uzmanlık programları çıkar oldu. mesela havacılık/uçak programları ya da uzman sürücülük programı. misal sürücülük programında bir pop şarkıcısı adayının kurallara uygun araba sürmeye çalışırken kendi albümünden bahsetmeye kalkışması sonucu kırmızı ışıkta geçmesi sıradan ama acayip bir görüntüydü.</p>
<p>show tv&#8217;de efes pilsen&#8217;in avrupa&#8217;da efsaneleştiği yıllarda pazar öğlen basketbol programı vardı. sadece basketbol konuşulan bir program, müthiş bir deneme/açılımdı. bayağı da izleniyordu. ama basketbolcular, genellikle hayatları sadece basketboldan ibaret olan konuklar olduğundan araya üç beş basket maçı izlemiş şarkıcılar sıkıştırılırdı. iki sohbet bir şarkı, bir basket tartışması, bir uzman yorumu, iki şarkı&#8230; ve tabii ki program akış kartları eşliğinde&#8230;</p>
<p>program çeşitliliği saymakla bitmez, yemek programları, türkü programları falan vesaire. ekrana çıkmak isteyen o kadar fazla tip vardı ki, bunları bir şekilde bir yerlere sığdırmak veya oralarda kendilerini göstermelerini sağlamak gerekiyordu. sanki sirk gibi bir şey olmuştu ekran: &#8220;hadi bakalım, hem basket atmaya çalış hem de kitabını anlat&#8230; hadi ben yemek yaparken sen hem ye, hem albümünü anlat, hem de şurdan tuzu uzatır mısın, resim de çizebiliorsun değil mi? tavayı tutar mısın? tavayı tutarken hem albümünü anlatıp tuzu verip hem de sırtımı kaşır mısın?&#8221; bir süre sonra ünlü olmak için bir cambazdan çok daha fazlası olmak gerekiyordu. hem yemek yapabilmek, hem kitap yazabilmek, hem şarkı söyleyebilmek, hem ilginç giyinebilmek, hem enstrüman çalabilmek falan. overload! ünlülük yolu tıkalı. ve ardı sıra tipe yüklenip enteresan görünme/giyinme ile ilgi çekme arayışları. (bkz: <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=seden+g%c3%bcrel+-+neslihan+yarg%c4%b1c%c4%b1">seden gürel &#8211; neslihan yargıcı</a>), (bkz: <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=s%c3%bcpermen+k%c4%b1l%c4%b1%c4%9f%c4%b1ndaki+y%c4%b1ldo">süpermen kılığındaki yıldo</a>), (bkz: <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=medyum+memi%c5%9f">medyum memiş</a>), (bkz: <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=saadettin+teksoy+ve+pardes%c3%bcs%c3%bc">saadettin teksoy ve pardesüsü</a>)</p>
<p>tabii bu sırada tipler artıyordu. siyaset veya tartışma programlarında da acayip olaylar görüyorduk. &#8220;kuran&#8217;ın şifresini çözen adam&#8221; mesela. halen arada bir ekranda görüyorum. ama varlığını ilk ispatladığı programlardan biri <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=ceviz+kabu%c4%9fu">ceviz kabuğu</a>&#8216;ydu. kendini bilime adamış keçi sakallı bir tip; <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=hulki+cevizo%c4%9flu">hulki cevizoğlu</a> ve karşısında her hafta acayip bir mevzuda konuşmak üzere gelmiş bir başka tip(ler). hulki abiyi program metinleri kesecek gibi değildi. bu tür programlarda kocaman bir masa üzerinde devasa kitaplar görmeye alıştık. yani hele hele üç beş konuk aldıysan programa hepsine soru soracak bilgiye nasıl sahip olacaksın? ceviz kabuğunu doldurmayacak tartışmaların yaşandığı ceviz kabuğu programında ara sıra &#8220;bakın şu kitapta var&#8221; sözüyle kitap karıştırmaya başlayan bir sürü tip görüyorduk. kafası çalışanlar nereye ayraç koyduğunu bir yere yazar, konu oraya geldiğinde o kitaptan o sayfayı açar konuşurdu. ama tabii ki, 5 dakika sayfaları çevirip, kitapta mevzuyu bulamayan ve konuyu anında çark ettiren tipler de az değildi.</p>
<p>sadede gelmek daha iyi&#8230; geçmişe bakarsak, tüm bu garipliklere rağmen yine de durum şimdiki kadar vahim değildi. en azından sunucular, programa gelen kişinin ne olduğu, ne yaptığı, ne yüzünden programa geldiğine dair bir bilgiye sahip olurlardı ve birşeylere bağlı kalmadan da konuklarla konuşabiliyorlardı.</p>
<p>artık televizyondaki konuklu programlarda, sunucuların bir bilgi birikimi yok. tabii onların da işi zor. o kadar çok tip var, o kadar çok çeşit var, takip edilmesi gereken şey var ki, hangisini bileceksin? <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=rss">rss</a> aboneliği mefhumunu da bilmiyorlardır muhtemelen, muhtemelen dil de bilmiyorlardır. böyle olduğunda yapılacak tek şey kalıyor, soruları izleyiciye sordurmak ve izleyiciden gelen soruları seslendirmek ve bu sıradada da bir rol canlandırmak. yani artık sunucuların artık sadece bir kesime ait olma ya da bir şekle ait olma durumları var.</p>
<p>şimdi mesela ruhat mengi var. eski gazeteci olduğundan bilgisayara gereksinim duymuyor şimdilik. ama önünde -tanıdığım için biliyorum- çalışan ekip tarafından tüm konuklar hakkında hazırlanmış bilgilerin ve program boyunca nelerin sorulacağının yer aldığı kağıtlar var. konuklarını, yüzlerine bile bakmadan kağıttan okuyarak tanıtıyor, programı kağıtlara bakarak sunuyor ve ateşli tartışmalarda geriye çekilip seyrediyor. arada sırada kendisinin ne kadar &#8220;stil&#8221; olduğunu gösteren moda çekimleri görüyoruz. ruhat mengi ve fotoğraf makinesi, ruhat mengi ve hayvanlar, ruhat mengi ve paris. tartışma programında bu ne alaka, yine kafamız almıyor. sanırım tam bir araştırmacı gazeteci duruşu onunkisi.</p>
<p>ama daha mühimi ve ilginci. <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=laptoplu+sunucular">laptoplu sunucular</a>.</p>
<p>bu laptoplu ekolden program götürmeyi deneyen <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=harun+tekin">harun tekin</a>, <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=pelin+batu">pelin batu</a>, <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=cem+mumcu">cem mumcu</a> üçlüsünün programı vardı. genellikle medyanın ve insanların en çok dalga geçtiği isimleri programa çağırarak, onlara birkaç laf sokmak, onları sıkıştırmak maksadıyla kendilerinden söz ettirmeyi uman bu üçlü, aktivist(!) sanatçı harun tekin laptop&#8217;ından soru çıkarabildiği oranda konuşabiliyordu. ki çağırdıkları konuklar kendilerine biraz fazla geldiği için, konuşulanı dinleyen üç yaramaz çocuk gibi ekranda kalakalıyorlardı. tabii bir de arada sırada cem mumcu&#8217;nun gevezeliğine teslim ediliyordu program. ekranda en kendilerini &#8220;halletmiş&#8221; gibi duran üç kişinin bir arada &#8220;ben konuşayım, ben sorayım, benden söz edilsin&#8221; çatışmaları da ayrıca görülmeye değerdi.</p>
<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/09/yigit_bulut.jpg"  rel="lightbox-386"><img class="alignright size-full wp-image-388" style="border: 3px solid black; margin: 3px;" title="yigit_bulut, computer, oktar" src="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/09/yigit_bulut-300x223.jpg" alt="yigit_bulut-300x223" width="300" height="223" /></a>diğer tarafta yeni ekol temsilcisi <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=yi%c4%9fit+bulut">yiğit bulut</a>. yiğit bulut konuk ve konu seçimiyle, hulki cevizoğlu&#8217;nun yeni versiyonu olmaya oynuyor. ama elbette ki daha ülkeci, dine laf söyletmeyecek kadar hassas, &#8220;halkımız&#8221;ı her şeyin üzerinde tutacak kadar uyanık. lakin herhangi bir konuda konuşamayacak kadar boş.</p>
<p>yiğit bulut&#8217;un programında sunucunun önünde artık kitaplar yok, kağıtlar da. sadece açık bir laptop ve onda da bir mail/chat programı. konuklar geliyor, konuşuyorlar, yiğit bulut, programı izleyenlerin gönderdiği mail&#8217;leri, sanki kendi sorularıymış, kendi bilgisiymiş gibi konuklara soruyor, eğer bilgisayara çok kaptırıp anlatılanı anlayamazsa, ya da zaten boş kafa olduğu için, hiç çalışmadığı için, okumadığı için, gelen konuk bilimsel/bilgi gerektiren bir şeyden bahsediyorsa &#8220;lütfen daha basit anlatalım halkımız anlamıyor&#8221; gibi laflar ediyor. bu, &#8220;ya&#8230; bu konular biraz ağır geldi, millet soru gönderemiyor&#8221; demek. yiğit bulut&#8217;un yaptığı, bilgisi olmadığı bir konuda (ki genelde hiçbir konuda bilgisi yok) bilgisizliğini halkın bilgisizliğine havale etmek ve kendini halktanlaştırmak: &#8220;efendim halkımız anlamıyor lütfen daha basit.&#8221; ve arada sırada karşı çıkmak: &#8220;türkiye&#8217;de böyle şeyler söyleyemezsiniz&#8221;, ama bilgi gerektiren karşı çıkışları, soru dönüşü bilgi gerektireceği için kendisi üzerinden sormuyor: &#8220;mesajlar geliyor, arif bey diyor ki, &#8216;proteinler katalitik yetenek açısından ribozimlerle rekabet ederek geçmişlerdir ve dolayısıyla dominant biopolimer olmuşlardır. evrim bunu gerçekten açıklayabiliyor mu?&#8217; yani evet, proteinlere ne diyeceksiniz?&#8221;</p>
<p>programı izleyince bu kadar kof bir insan, nasıl halkı bilgilendirecek program yapmaya kalkışabilir anlamak mümkünsüz geliyor. veya bu adam, nasıl türkiye&#8217;nin en büyük kanallarından birinde neredeyse hergün bir tartışma programı yapabiliyor? cevap belli: laptop.</p>
<p>işin eğlence tarafında da durum farklı değil. <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=saba+t%c3%bcmer">saba tümer</a> yine laptop&#8217;lu sunucularımızdan. oynadığı rol, paris hilton&#8217;un yandan yemişi. tikicanlığı bedeninin her zerresinde hissetmeye adadığı varoluşu, incikle, boncukla, &#8220;ay ay ay yerim seni, çok tatlı ya&#8221; gibi tepkilerle herşeyi şirin ve eğlenceli bulmak sosuyla süsleniyor. ve tabii ki şen kahkahalarla. saba tümer, laptop&#8217;ına ve mail programına yiğit bulut&#8217;tan çok daha bağlı.</p>
<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/09/30ubvjr.jpg"  rel="lightbox-386"><img class="alignright size-full wp-image-387" style="border: 3px solid black; margin: 3px;" title="sabah tümer vs computer" src="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/09/30ubvjr.jpg" alt="30ubvjr" width="293" height="240" /></a>hatta izleyiciye o kadar bağlı ki, programına kimin geleceği umrunda bile değil, haberi bile yok bazen. muhtemelen gündüz sürekli yatıp kıçını büyüttüğü için, geceyi kakara kikiriyle geçirmek onun için oldukça kolay. ama kakara kikiri her zaman durumu kurtaramıyor. &#8220;halk beni çok sevdi gazıyla&#8221; erken bir &#8220;kendi fiyatını artırma&#8221; girşimi görevine son verilmesiyle sonlandıktan sonra, &#8220;işsiz kalan ünlü, jüri üyesi olur&#8221; önermesini doğrulayan saba tümer, jüri üyesi olduğu programdaki garipliklere dayanamayıp programdan ayrılan tüm jüri üyelerine rağmen programda kalan tek jüri olmuştu. sonra program bitirilince yine ortada kaldı ve bir süre sonra cnn&#8217;de gece sohbeti programıyla tekrar ait olduğu yeri buldu. fakat ilk programı, saba tümer&#8217;in de fiyaskosuydu. bilgisayarı bir türlü çalışmayınca, kanal çalışanlarına kızan, köpüren, soracak hiç bir şey bulamayan, neredeyse sinir krizi geçiren, program bitsin diye dua eden saba tümer, herhalde başına gelen en acayip televizyon programı deneyimini yaşayan hayko cepkin&#8217;i bir müddet, paris hilton&#8217;un acayip görünen her şeye yaptığı gibi &#8220;saçlar ne böyle, ay çok şeker ya&#8221;larla idare etmeye çalıştı, sonra hayko cepkin sanki davut güloğluymuş gibi, &#8220;bir şarkı daha alabilir miyiz?&#8221;lerle programı idare etmeyi denedi. iki şarkıyla kredisi dolunca da ne yapacağını bilemedi. diğer konuğu geldiğinde, konuğunun ne iş yaptığını bile bilmemesi acayipliğinin ardından ikisine de gitmiş olmasına rağmen henüz psikolog, psikiyatr ayrımı nedir idrak edemediği ortaya çıkınca kalakaldı. peak noktası ise, çağırdığı konuğunun (<a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=cem+mumcu">cem mumcu</a>) yeni yazdığı kitaba dairdi. konuğunun kitabı hakkında şöyle diyordu: &#8220;valla 10 sayfa okuyabildim hemen uyudum. bugün de sizin kitabınızı teyzem okuyup bana söyleyecekti, onun da işi çıkmış bitirememiş, kitabı tam bilmiyorum o yüzden&#8221;. yani ailecek saba tümer için çalışıldığı gerçeği var ortada. fakat saba tümer, konuğu hakkında çalışmıyor bile. konuğunun yazdığı kitabı teyzesine okutup soru çıkarttıran ve diğer soruları için de izleyicinin mail atmasını bekleyen acayip bir sunucu. geçenlerde coşkun sabah katıldı programa, evet, saba tümer&#8217;in bilgisayarı tamir edilmiş, mail alabiliyor. coşkun sabah anlatıyor, saba tümer mail&#8217;lerden, internet&#8217;ten soru arıyor, adamın eski şarkılarının adlarını arıyor ve arada şöyle diyor &#8220;ama çok güzel mesajlar geliyor, halk sizi özlemiş&#8221;. allahtan coşkun sabah udunu eline aldı, üstüste şarkı çaldı da program bitebildi.</p>
<p>internet&#8217;te proxy diye bir kavram vardır. alıntı: &#8220;proxy servisi, internet üzerindeki yerel bir ağ (ya da internet’ e bağlı bir bilgisayar ile, dış dünya arasındaki ilişkiyi sağlayan bir yardımcı geçiş (gateway) sistemidir.</p>
<p>iki amaç için kullanılabilirler:</p>
<p>bir proxy servisi (sunucusu), sizin adınıza sizden aldığı bilgi alma isteklerini yürütür ve sonucu yine size iletir. ancak, aynı anda, bu bilgilerin bir kopyası da (cache),bu proxy sunucusu üzerinde tutulur ve bir dahaki erişimde kullanıcının istediği bilgiler doğrudan ilgili siteden değil de, proxy servisinden gelir; dolayısıyla, iletişim daha hızlı olur. &#8221;</p>
<p>neticede bu tür &#8220;sunuculara&#8221; proxy sunucusu diyebiliriz. izleyiciden gelen soruyu, konuğa sorup, cevabı tekrar soruyu sorana iletirler: &#8220;ahmet bey sanırım sorunuzun cevabını aldınız&#8230;&#8221;</p>
<p>burada bir de &#8220;transparan proxy&#8221;, &#8220;anonim proxy&#8221; ayrımı var. transparan proxy isteğin kimden geldiğini, bilginin kime gideceğini saklamaz. anonim ise saklar. televizyonda bazı laptop&#8217;lu sunucular vardır ki, yiğit bulut ve saba tümer bunların en gözde örnekleridir, sorunun kimden geldiğini söylemeden kendi soruları gibi sorarlar. belki biraz transparan proxy gibi davranmaya çalışsalar ve kendilerini öne çıkarmak için, soruları sahiplenmeye kalkışmadan, kim, ne zaman, kime, ne soruyor söyleseler bu kadar göze batmazlar. işin daha kötüsü proxy gibi davranmaya çalışırken proxy kadar zeki olmayışlarından dolayı sorun yaşamaları. yani bir izleyici soru soruyor, bunlar cevabı alıyorlar ama o arada yeni sorular aradıkları için cevabı dinlemiyor ve &#8220;cache&#8221;lemiyorlar. o yüzden benzer tipte bir konuk geldiğinde, haydi yine baştan soru ara, soru bekle&#8230;</p>
<p>televizyon çok acayip bir canlı. televizyon için didinen canlılar da öyle. bir zamanlar televizyon devlet tarafından yönetilen bir şeydi. sonra kişiler/gruplar tarafından yönetilen bir mecraya dönüştü. televizyona çıkanlar da genelde yöneticinin kurallarına uyuyorlardı. şimdi artık televizyon neredeyse tüm programlarda insanın nasıl garip, çoğu zaman zavallı bir canlı olduğunu gösteriyor. maçlarla adrenalin verirken, yemekteyiz gibi programlarda ülkemizde yaşayan insan türünün ne kadar ucubik olduğuna şahit olup, kâh gülüyor, kâh acıyoruz. tartışma/haber/show programlarında kendini anlatmaktan başka çaresi olmayan ama ekranda kendisini dinleyecek kişinin hiç umursamadığı insanların çırpınışlarına şahit oluyor, bilgisizliğin, içi boşluğun, cehaletin izleyicisi oluyoruz. haberlerin ilk anlarında veya felaket programlarında insanların pornografik acılarını izleyip buna kayıtsız kalmayı öğreniyor, herşeyin sıradanlaştığını görüyoruz.</p>
<p>bu noktada bilgisayarı bozulan sunucunun çöküşü kaydadeğer bir detay. çünkü artık kendimizi varsaymak için farklılaşmaktan ya da birilerine benzemekten başka bir yol olmadığını idrak ederken, bu sunucular üzerinden, aynı zamanda karşısındaki insana soracak bir şey bulamayan, açarsak, karşısındaki insanla iletişim kuramayan yeni bir insan türüne şahit oluyoruz. artık aynı dili konuşmuyor, aynı şeyleri takip edemiyor, aynı şekilde düşünemiyor, aynı şekilde iletişim kurmuyoruz. sunucu artık, konuğunu takip eden ya da onun ilgilendiğine benzer konularla/ifadelerle/dille/şekillerle hayatta varolan &#8220;izleyici&#8221;lerin sorularını konuğuna ileterek onların konuşmasını sağlıyor. burada kanımca gelen e-mail&#8217;ler arasından ekranda sorulabilecekleri filtreleyerek konuğa soran bir bilgisayar, saba tümer yiğit bulut, ruhat mengi veya daha birçok nicesi kadar program sunabilir. ama tatsız olur. neden? çünkü saba tümer&#8217;in anlamsız ve her dakika kahkahaları, cem yılmaz&#8217;ın şovunda kendi esprisine herkesten önce gülmesi gibi &#8220;boş izleyici&#8221;leri güldürüyor. yiğit bulut&#8217;un bir ilkokul çocuğuna dair saf ve öğrenilmiş çıkışları, programa bir tansiyon sağlıyor.</p>
<p>dileğim bu gibi boş insanlara ekranda prim verilmemesi; o gün bilgisayar çalışmayınca ekranda koskocaman sıçıveren saba tümer&#8217;in yönetmeninin program aralarındaki görüntüleri dışarı sızdırarak ya da bizzat ekranda göstererek onun &#8220;ne&#8221; olduğunu halka anlatması. ama bu yapılmıyor. burada bir süre sonra görev bize düşecek. biz hem sunucunun, hem konuğun ekrana laptop&#8217;la çıkacakları günü görmeden önce, mail&#8217;le, mesajlarla, gruplar oluşturup çeşitli şakalar yapmalıyız. öyle şakalar ki, hep birlikte mesela yiğit bulut&#8217;un içi boşluğunu ortaya çıkaracak mesajlar atarak, aynı soruyu yüz kere gönderip onu çaresiz bırakacak bir soruyu sormaya sevk ederek kendimiz bitirmeli, ekranda görmek istediğimiz şeyin kontrolünü ele almalıyız. alabiliriz. ve bu sayede daha aklı başında insanların televizyonda &#8216;halka&#8217; konuşmasını sağlayabiliriz.</p>
<p>aksi takdirde, bir süre sonra bu kişilerin hiçbir işe yaramadığı anlaşılacak ve ekranda futuristik bakışla ihtiyaç kalmadığı görülecek. &#8220;akıllı tv&#8221; gibi mesela. insana hiç ihtiyaç duymayan ve insanların garipliklerini insanlara izlettiren hatta başından kalkılamayan bir kanal. eminim izlenme oranı ya da en azından ziyaretçinin kanalda kalma oranı diğer kanallara göre oldukça yüksektir.</p>
<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/09/morph_neo_TV.jpg"  rel="lightbox-386"><img class="alignright size-full wp-image-389" style="border: 3px solid black; margin: 3px;" title="morph_neo_TV" src="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/09/morph_neo_TV.jpg" alt="morph_neo_TV" width="291" height="446" /></a>geçen gün televizyonu dolaşırken beşiktaş tv&#8217;de acayip bir olay gördüm. bu, &#8220;hangi sayıdan 2 tane var bil kazan&#8221; türü programlardan biri. ama program değil aslında. çünkü sunucu yok. ekranda bir tablo. &#8220;hangi sayıdan iki tane var, 6522&#8242;ye mesaj gönder kazan&#8221; yazıyor, arkada da bir müzik. buraya mesaj gönderen insanlar var. karşısında bir insan yok, sunucu yok, mesajın nereye gittiği, kimin, ne zaman, nasıl kazanacağı belli değil. fakat buna katılan insanlar mutlaka var. çünkü bir şeyi bildiğini, bulduğunu, keşfettiğini, kandırılamadığını kazanacağı ödülle ispatlamak isteyen bir dolu insan var. altta da başka bir mevzuya kilitlenmiş insanların mesajları akıyor: &#8220;adım seyfi, aşk doluyum ara&#8221;, &#8220;ben sevgi, dulum, maaşı iyi olan arasın&#8221;, &#8220;ben cüneyit, çifler arasın!&#8221;. kısa ve net mesajlarla, açık bir amaç için iletişim kuran insanlar.</p>
<p>karmaşıklık yok, çünkü dil kullanımı mümkün olduğu kadar sade ve net.</p>
<p>iletişim iyidir, geliştirir. televizyon bir iletişim aygıtıdır. dünya ile, hayat ile iletişimini televizyon üzerinden kuran birkaç milyar insan var ve dünyanın en çok televizyon izleyen ülkesi olarak biz de burada ciddi bir kalabalık oluşturuyoruz. eğer bugün, bize neyin izletileceğini, bizim adımıza soruları kimin soracağını, hangi konunun konuşulacağını veya televizyonda ne gösterileceğini seçmezsek; televizyonda karşısındaki insanın ne dediğini bile anlamayan ama bir karakteri canlandıran içi boş insanları izleyip onlara özenirsek, televizyonda ne gösterileceğine dair sadece &#8220;türk aile yapısına aykırı&#8221; diye bir yaşam görüşü olanların karar vermesine izin verirsek, ilginç bir şey yapmaya çalışan, &#8220;ben onlar gibi değilim&#8221; diyen insanlara destek olmaz da hayko cepkin gibi, aslı gibi, bedük gibi, mikdat kadıoğlu hatta belki sema çelebi gibi insanların televizyonda bilgisiz, rol oynayan, içi boş, ilgisiz insanların karşısında anlamsızlaştırılışına ve yok edilişine seyirci kalırsak, televizyonun şener üşümezsoy&#8217;a yaptığı gibi bilim adamını maskaralaştırmasına, ahmet mete ışıkara&#8217;yı şarkı söyletmesine, süreyya karabulut&#8217;u delirtmesine izin verirsek; bu duygusuz, amaçsız, içi boş karakter oyuncuları ve bu beyin yıkayan aptal kutusu, bize bir süre sonra kimsenin kimsenin dilinden anlamadığını, lafını dinlemediğini, acısını hissetmediğini, davasını anlamadığını, kimsenin birbiriyle iletişim kuramadığını gösterecek. ve bir süre sonra, herkes ve herşey bize çok acayip gelecek.</p>
<p>sonunda televizyon karşısında beşiktaş tv&#8217;deki bilmecelerden biraz daha komplike olanlarını çözmeye çalışırken kafasını kaşıyan ve portresi yapılırsa maymuna evrilen bir insana dönüşmeniz an meselesi. ya da düşünsenize çocuğunuzun akıllı.tv izleyerek büyüdüğünü.</p>
<p>demem o ki; ahmet&#8217;ten aldığımı mehmet&#8217;e satan bu bilgi tüccarlarına, bu proxy&#8217;lere, bunun iletişim ve sohbet sanılmasına izin vermeyiniz. zira televizyona çıkabilmeyi kişinin hayatındaki en önemli olay haline getiren medya, bir gün sizi de saba tümer&#8217;in karşısına çıkmaya mecbur bırakabilir; hatta bunu hayatınızın en büyük olayı/anı olarak görmenizi sağlayabilir. fakat saba tümer&#8217;in karşısına &#8220;televizyona çıkacağım umuduyla bbg evine kapatılan kız&#8221;, &#8220;film çekiyoruz diye kandırılıp seviştirilen ve şantaj gören çift&#8221;, &#8220;en büyük asker yarışmasında ırak&#8217;a canlı bomba olarak gönderilirken katıldığı yarışmanın düzmece olduğu anlaşılan adam&#8221; olarak çıkabilirsiniz. ve burada sizi insanlar dinlesin diye birden bire karşısınızdaki psikolog &#8220;ben halepte yetmiş arşın atlıyorum deyince &#8220;allah allah&#8221; diye bağırarak kendini yerden yere fırlatan bir canlıya dönüşebilirsiniz. ve daha kötüsü bunu, turing testinden geçmiş bir bilgisayar karşısında yapabilirsiniz.</p>
<p>insan olmaya, insanca davranmaya, insanca konuşmaya ve insanca yaşamaya çalışan, sizinle insanca sohbet etmeyi deneyen kişilerin çağrılarını, boş kahkahalara, mesnetsiz/temelsiz karşı koyuşlarla rol kesenlere ve tabii ki sizi ekranda bir bilmeceyle başbaşa bırakanlara yeğlemeniz dileğiyle.</p>
<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/alistim/laptoplu-sunucularin-tv-colunde-gercekle-imtihani.htm">laptoplu sunucuların tv çölünde gerçekle imtihanı</a></p>
        <p><center>&copy; %FIRST Yüreklikatır - visit the <a href="http://www.yazartikanmasi.com">author</a> for more great content.</center></p>      ]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/alistim/laptoplu-sunucularin-tv-colunde-gercekle-imtihani.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Naciye&#8217;yi Kim Sevmez&#8221;</title>
		<link>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/alistim/naciyeyi-kim-sevmez.htm</link>
		<comments>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/alistim/naciyeyi-kim-sevmez.htm#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 20 Apr 2006 09:36:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cyrettin Yüreklikatır</dc:creator>
				<category><![CDATA[alıştıM]]></category>
		<category><![CDATA[güldüM]]></category>
		<category><![CDATA[dizi]]></category>
		<category><![CDATA[naciyeyi kim sevmez]]></category>
		<category><![CDATA[televizyon]]></category>
		<category><![CDATA[türk dizileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazartikanmasi.com/?p=190</guid>
		<description><![CDATA[neyse baba sonra açtım televizyonu kahve yapmaya gittim mutfağa. o arada bi müzik geliyor, &#8220;kim sevmez ki kız seni, naciyeyi kim sevmez, elin yüzün ay gibi, naciye baldır bacak&#8221; falan diye bi şarkı. merak ettim ula bu ne böyle şarkı mı, türkü mü, oratoryo mu, haber bülteni mi diye krema falan atmadan koştum geldim içeri. [...]<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/alistim/naciyeyi-kim-sevmez.htm">&#8220;Naciye&#8217;yi Kim Sevmez&#8221;</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">neyse baba sonra açtım televizyonu kahve yapmaya gittim mutfağa. o arada bi müzik geliyor, &#8220;<em>kim sevmez ki kız seni, naciyeyi kim sevmez, elin yüzün ay gibi, naciye baldır bacak</em>&#8221; falan diye bi şarkı. merak ettim ula bu ne böyle şarkı mı, türkü mü, oratoryo mu, haber bülteni mi diye krema falan atmadan koştum geldim içeri. kahve acı, şarkı daha acı. bayağı şaşırdım diziymiş bu. hemen önyargılı davrandım, yuh, oha, ayıp lan falan diye 10 üzerinden 3 verdim diziye ama kapatmadım. acı kahve de kafamı mı sarstı ne yaptı, şarkı bi uzun geldi bana. öğlen saat birde başladı, saat bir buçuk oldu halen dizinin jeneriği, şarkısı falan iyice moral bozdum.</p>
<p><span id="more-190"></span>izleyeyim dedim şarkı dandik ama belki dizi değişik bir hayat hikayesidir, sinemaya meraklıyım, dizi sektörüne ilgiliyim, yorumcu bir kişiliğim o sıra tabii&#8230; müşvik kenter&#8217;in de sesini, kendisini falan görünce müşvik amca parasız mı kaldı, yok lan demek ki amerika&#8217;nın bağımsız filmleri gibi düşük ölçekli idealist bir proje bu diye düşünüp izlemeye başladım. baktım sürekli kötü şeyler oluyor hep, dram dozu yüksek, hiç komik olmayan komik de bir kaç öğe veya unsur var. ben de anadolu çocuğuğum neticede, herkesin bok attığı, iğrenç dediği, düzeysiz dediği şeylere gülmesini iyi bilirim, kahkaha atmadımsa da gülümsedim, olaylara oha, eşşoğleşşek falan diye tepki verdim. izledim bayağı.</p>
<p>ertesi gün tekrar açtım ne oluyor diye, izledim yine, sonra sen, bu damzirik dediğimiz şarkı takıldı mı dilime, evde dolanıyorum böyle &#8220;<em>kim sevmez naciyeyi naciyeye kim takmaz, götün başın ay gibi, kız naciye naciye, narenciye kim sevmez</em>&#8221; falan. şarkı hakkat kötü, müzisyen abimin prozodi hatası dediği şeyin dersi gibi. ama işte kafam boş o sıralar, hemen öğreniyor.</p>
<p>&#8212;<strong> şıpoyner, şipoyler</strong>&#8212;</p>
<p>konu kısaca şöyle; ortalama ünlü bi oyuncu karadeniz&#8217;lidir. ama isimini hiç birimiz bilmiyoruz herhalde, belki tanıyanlar vardır. sanırım `bülent bilgiç`. bu amcanın naciye isminde bi kızı vardır. ama başka bir şeyi yoktur, koca köyde ne tarla, ne sabah, ne karı, ne erkek evlat. insan düşünür bunları yalan değil. köy yerindesin, kapatacaksın bi arsa. yok, mal geldim hamal gidiyorum kafalı bi insan. naciye&#8217;nin de ana bellediği bi ablası vardır, bunu naciye&#8217;nin saçlarını tarayıp hayallerini sormasından anlarız. sonra bir gün bu abla evlenir istanbul&#8217;a gider, babası da naciye&#8217;yi çay toplamamız lâzım diye okuldan alır. başlarlar çay toplamaya. naciye büyür, kırmızı yanaklı, çebiş, neşeli, ince vücutlu bi kız olur. oğlanın biri de buna yazılır, e köyün zenginlerinden bunlar. babası da &#8220;ayıbediyon abi&#8221;  mazlumluğuyla verir kızı.</p>
<p>kızı verdi ya hemen ölür baba amca. zor sabrettin hamına koyin. bu kızı verdikleri zenginler de aydemir akbaş önderliğinde çay tarlaları falan var. kalabalık bi aile üç tane evde kalmış kız kurusu, naciye&#8217;ye dar ettiler dünyayı, gidip dövesim geldi. orda bayağı naciye&#8217;nin yorulmasını, her işi yapmasını falan izliyoruz. herkes bir çalışıyorsa naciye 25 veya 32 falan çalışıyor. kocası da aylak bi dürzü kırığı. hep dışarda. naciye buna veriyor mu vermiyor mu belli değil. bekle bekle iflahım skildi bişey göremedim. habire köy elbisesiyle, maksilerle falan dolaşıyor naciye bi gecelik, sütyen sahnesi falan bile yok. herif tabii dışarda gezer diye hak verdim adama sonra. adam da beni haksız çıkarmadı gitti bi rus buldu. rus da işveli cilveli, geziyorlar, içiyorlar baba parasıyla. bi de baktım ki naciye hamile, yine çalışıyor. bozuldum bayağı lan dedim hamına sktimi dizinin başrol oyuncusu hamile olur mu? tabu mu yıkıyorsunuz deneysel sinema mı yapıyorsunuz lan diye bozuldum. çocuk olayını pek sevmiyorum. şimdi sen de nikol kidmın&#8217;ın bi filmini izlerken hemen başında nikol çocuk doğursa, fokus çocuğa kaysa bozulursun biraz.</p>
<p>sandığım gibi olmadı, fokus yine naciye ama çocuk var. çocuklu başrol garip ama anladım ki bunlar anasıyla ayrılacak falan dizinin dram yüküne katkıda bulunacaklar. çocuk da uyuz bişey, mır mır mır, deli ediyor adamı. gittim bi kaç mp3 indirdim, sonra bi geldim ki naciye&#8217;nin kocası rustan da bi çocuk peydahlamış, ev açmış ona, bi oraya bi buraya vuruşuyo dürzü. sonra kahvede bunun rus karısına laf ettiler, gömdük, soktuk, çıkardık falan deyince bizim naciye&#8217;nin kocası hareketlendi, herif de boş değil tabii, kendine güvenmese konuşmaz. çekti ordan meyve bıçağını soktu, naciye&#8217;nin kocası öldü. aha şok iki. çatır çutur ölüyor millet, dizi hızlı gelişiyor.</p>
<p>adam da ölünce naciye iyice ortada kaldı, rus getirdi çocuğu oğlanın babasının evine attı gitti. müşvik kenter abi de gazlıyor ordan dış sesle &#8220;naciye ne de olsa kızının babası diye, kocası diye bir şey demedi, rusun çocuğuna da baktı&#8221; falan diye ama öyle değil işte. naciye kaçtı evden, oraya sığındı olmadı, burayı denedi olmadı, bi abisi mi dayısı mı ne vardı, o da salladı naciye&#8217;yi, naciye bastı o anneyarısı ablasının yanına gitti istanbul&#8217;a. dizinin devamında o çocuktan haber yok, hani hatırlıydı, gönüllüydü, melekti naciye. hadi ordan.</p>
<p>istanbul&#8217;da tanıdık bi sima gördüm: erdal tosun. bu naciyenin annedörttebiriablasının kocası. bunların da çocuğu yok, elli sene olmuş evleneli, çocuk olmayınca insan işkilleniyor. bu çocuk bunların başına kalır dedim ben. kadın halen köydeki halinde, hiç yaşlanmamış. ilk bölümlerde saçında biraz metalik gri vardı, sonraları onu da bıraktılar, naciyeynen aynı yaşta.</p>
<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2006/04/naciye12b.jpg"  rel="lightbox-190"><img class="alignleft size-full wp-image-198" style="border: 2px solid black; margin: 4px;" title="naciye12b" src="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2006/04/naciye12b.jpg" alt="naciye12b" width="100" height="160" /></a>neyse fazla uzamasın. naciye hastanede işe girdi, gören hayran oluyor, bi sürü aşığı var 6-7 tane falan. hepsi canını vermeye hazır. naciye yardımsever. çocuk var ama anlamıyorum niye var. bi zengin oğlan vardı buna aşık, sosyetik. eve geliyor gidiyor, gereksiz yere naciye eve erkek alıyor dediler, hemen kapandı konu, senarist üstüne gitmedi.</p>
<p>bi de her gün kitlenir oldum ben bu diziye, işi gücü bırakıp izliyorum ama bir bölüm 1,5 saat. izliyorum bakıyorum akşam oluyor, işten güçten kaldım. misafir geliyor ilgilenmiyorum, millet &#8220;öküz bunu mu izliyon, ay ne banel, ne eziksin sen yaee&#8221; falan diyor bana. boşverdim devam ettim.</p>
<p>ya nasıl anlatıym lan günde 1,5 saatten bayağı oldu dizi. arada bazen bölümler oluyor hiç dış ses yok. sonra bi bakıyorsun diziyi hızlandırmak istiyorlar, dış ses giriyor, vuvuurururup hemen bi sürü olaylar olmuş oluyor.</p>
<p>naciye&#8217;nin çantası falan çalındı, bi aşığı buldu onu, dövüşürlerken naciye gördü gitti çalan adamı bıçakladı aşığı sopa yiyecek diye, hapse düştü. hapiste bi kızla takıştılar, bu da ona delikanlı bi hareket yapınca, müşvik abi geldi yine, &#8220;çok önemli bi dostluğun başlangıcıydı bunlar&#8221; falan dedi. kız sigara yaktı, onu da kristal efekti yapmadılar. gizli reklam oldu. naciye de kesin sigaraya başlar dedim. sonra çocuğu kayboldu, bulundu. erdal tosun işte çıkarıldı, çocuk bunlara kaldı. zengin oğlan naciye&#8217;yi görmeye geldi.</p>
<p>dizi bi garip, diyorsun ki hah olaylar köyde gelişecek, yok istanbul, tamam istanbul&#8217;da gelişip şöyle olacak, yok efendim hastane, tamam hastane ağırlıklı şöyle olaylar olacak, yok zenginlerin malikanesi, ha bu aşık olur, aile karşı çıkar diyorsun, hapishane. nereye gidiyor dizi anlamadım. bazen de bunlar diziye karakter sokacak oluyor, o karakterleri bize tanıtmak için alakasız şeyler gösteriyorlar. adamlar tavuk yiyor mesela 35-40 saniye, sonra o bölüm boyunca hiç daha görüntü yok, 2 bölüm sonra bi daha gösteriyor, şoförü var adamın eve gidiyor. 3 bölüm sonra anlıyorsun ki zengin oğlanın babası. bi sürü tip var dizide, hiç bir aksiyon yokken gösteriyorlar, lan diyon reklam mı girdi yoksa.</p>
<p><strong>&#8212; şıpaydır, spaynır&#8212;</strong></p>
<p>işte böyle, sonra bi gün yine açtım izleyeyim diye. tatlı kaçıklar başlamış, onu da üstüne para versen izlemem. öyle bitti naciye, ne sonunu biliyoruz ne başını biliyoruz. atv&#8217;ye bi küfür ettim haddi hesabı yok. sanki bi kursa yazılıyorsun, her gün gidiyorsun, tam eğitim, öğrenim iyi, arkadaşlar oldu, kendimi geliştiriyorum, diploma alacağım, bir şeyin sonuna kadar geleceğim derken, bir gün gidiyorsun kurs yok, adamlar parayı toplamış gitmiş gibi bir şey.</p>
<p>gündüz kuşağına yarım diziyi koyup reklam toplamak da buna benzer bir şey mi, ne anlamadım ki, yerel bi kanal yapsa neyse, atv lan bunu yapan. terbiyesizlik.</p>
<p>senaristi bulsam soracağım işte ne olacaktı diye, öyle merak içinde kaldım. bir daha da gündüz dizi izlersem 122 olsun.</p>
<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/alistim/naciyeyi-kim-sevmez.htm">&#8220;Naciye&#8217;yi Kim Sevmez&#8221;</a></p>
        <p><center>&copy; %FIRST Yüreklikatır - visit the <a href="http://www.yazartikanmasi.com">author</a> for more great content.</center></p>      ]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/alistim/naciyeyi-kim-sevmez.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
