﻿﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>YAZAR TIKANMASI &#187; denediM</title>
	<atom:link href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/category/denedim/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.yazartikanmasi.com</link>
	<description>tam da başladım, yazıyorum derken...</description>
	<lastBuildDate>Wed, 23 Jun 2010 14:11:39 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Yollardan Geçerken Duyulan Bir Zenci Müziği</title>
		<link>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/yollardan-gecerken-duyulan-bir-zenci-muzigi.htm</link>
		<comments>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/yollardan-gecerken-duyulan-bir-zenci-muzigi.htm#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 07 Jan 2010 02:18:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cyrettin Yüreklikatır</dc:creator>
				<category><![CDATA[alıştıM]]></category>
		<category><![CDATA[anladıM]]></category>
		<category><![CDATA[denediM]]></category>
		<category><![CDATA[dinlediM]]></category>
		<category><![CDATA[duyduM]]></category>
		<category><![CDATA[düşündüM]]></category>
		<category><![CDATA[gördüM]]></category>
		<category><![CDATA[güldüM]]></category>
		<category><![CDATA[hatırladıM]]></category>
		<category><![CDATA[oyalandıM]]></category>
		<category><![CDATA[sevdiM]]></category>
		<category><![CDATA[süzdüM]]></category>
		<category><![CDATA[tiksindiM]]></category>
		<category><![CDATA[öğrendiM]]></category>
		<category><![CDATA[şaştıM]]></category>
		<category><![CDATA[b]]></category>
		<category><![CDATA[beğendim]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[çok]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[döndüm]]></category>
		<category><![CDATA[evime]]></category>
		<category><![CDATA[giderken]]></category>
		<category><![CDATA[ir]]></category>
		<category><![CDATA[kafayı]]></category>
		<category><![CDATA[keşfe]]></category>
		<category><![CDATA[kürtçe]]></category>
		<category><![CDATA[minibüste]]></category>
		<category><![CDATA[şarkı]]></category>
		<category><![CDATA[sonra]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[uzaklaştım]]></category>
		<category><![CDATA[üzerine]]></category>
		<category><![CDATA[ve]]></category>
		<category><![CDATA[yakınlaştım]]></category>
		<category><![CDATA[yazıp]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazartikanmasi.com/?p=476</guid>
		<description><![CDATA[Son zamanlarda o kadar kendi içimdeyim ki, dışarıda ne olup bitiyor haberim yok. İşe giderken, işten dönerken, hatta iş yerindeyken de etrafta olan biten hiçbir şeyi görmüyorum desem yeridir. Üstelik benim kadar detay kovalayan, watcher etiketli bir insan böyle kapatsın herşeye gözünü; olacak şey değil&#8230; Bu içte kalmanın sebebi aslında biraz kafa dinlemekti. Malumunuz, kozmopolit insanı [...]<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/yollardan-gecerken-duyulan-bir-zenci-muzigi.htm">Yollardan Geçerken Duyulan Bir Zenci Müziği</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/11/br0125bs.jpg"  rel="lightbox-476"><img class="alignright size-full wp-image-619" style="margin: 3px 4px; border: black 3px solid;" title="•School Dilemma: Charlotte, N.C. (1957)" src="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/11/br0125bs.jpg" alt="•School Dilemma: Charlotte, N.C. (1957)" width="253" height="299" /></a>Son zamanlarda o kadar kendi içimdeyim ki, dışarıda ne olup bitiyor haberim yok. İşe giderken, işten dönerken, hatta iş yerindeyken de etrafta olan biten hiçbir şeyi görmüyorum desem yeridir. Üstelik benim kadar detay kovalayan, watcher etiketli bir insan böyle kapatsın herşeye gözünü; olacak şey değil&#8230; Bu içte kalmanın sebebi aslında biraz kafa dinlemekti. Malumunuz, kozmopolit insanı kafa dinlemeye pek zaman bulamıyor. Her taraftan paldır yardır bilgiler, kaynak bağımsız günde 50 kere değişen gündem (birkaç farklı kaynağı takip ediyorsan daha beter), dev ekranlar, monitörler; yaptığınız sohbeti, deneyimlediğiniz anı yok etmek istercesine dışarıdan gelen gürültüler; herbiri bambaşka şeylerden bahseden, farklı hassasiyetlere, ideolojilere, ideal kurgulara sahip, farklı dertlerini ya da mutluluklarını paylaşmak isteyen insanlar falan&#8230; e herkes de anlatmak istiyor tabii, hangi birini dinleyeceksin, yoruyor bir yerden sonra. Bu curcunaya kapılıp gitmektense, biraz kendimi dinleyesim, acaba o ne yapıyor, ne arıyor diye seyre dalasım vardı&#8230;</p>
<p><span id="more-476"></span></p>
<p>Tüm bu hengame içinde, ben, psikolog karşısında kendimi dinlemeye başlamadan evvel son çare olarak kendimi dinlemeye nasıl vakit bulacağımı ararken, telefonuma bir güzel kulaklık aldım, başladım yolda serde, iş yerinde vesaire müzik dinlemeye. Sonra dedim ki, &#8220;<em>öyle saldın gidiyon emme memlekette neler oluyor acaba bro?</em>&#8220;. Bıraktım MP3&#8242;leri sardım radyolara. Herbiri başka dertte&#8230; Açık Radyo &#8220;dünya yokoluyor&#8221;u anlatırken, insanları bilinçlendirici ama daimi aynı yerden muhaliflik yapan yayınlarına devam ediyor, bir şekilde beni de etkiliyordu. Başka bir radyo açıyorum, tek dertleri &#8220;<em>maçlar n&#8217;olacak&#8230;</em>&#8221; herkes maaşallah simon kuper havasında, yorumculara bakıyorsun, sanırsın futbol kritiği yapan bir kendileri var dünyada&#8230; Başka bi kanalda kendilerini acayip komik sanan bir grup insan, kendi aralarında eğleniyorlar, beni güldürmese de, &#8220;<em>haa</em>&#8221; dedim &#8220;<em>bunlar da ayrı bi bkm mutfak kafası.&#8221; </em>Bir süre sonra baktım ki amaç kendimi dinlemekken, belli amaçlarla, belli belirsiz bir şeyleri anlatmak için &#8220;yayın&#8221; yapan vericiler arasında dolaşıp duruyorum. Benim gibi birileri var, o an o radyoyu dinleyen, arayıp konuşan, &#8220;<em>seviyorum anlar mısınız, istiyorum çalar mısınız?</em>&#8221; falan diyenler mesela, acayip. Elbette dinleyip işine gücüne devam eden de var aynı şekilde, tabii onlar da radyoda dinledikleri şeyleri anlatmak gereği duyuyorlar.</p>
<p>O sıralarda <strong>Lost</strong>&#8216;taki French Chick&#8217;in yaptığı radyo yayınını yakalayan kadro aklıma geldi. Bazıları çok takıldı bu yayına, peşinden koştu, bazısı sklemedi kendi &#8216;dalga&#8217;sına baktı. Ben hangilerindendim acaba?</p>
<p>Yapım gereği duyduğu, gördüğü, izlediği herşey üzerinde ister istemez düşünen bir insanım. Dolayısıyla kendimi hepsi üzerinde düşünüyor buldum&#8230; Açık Radyo&#8217;nun &#8220;<em>dengesiz bu ülke, bu millet ayarsız</em>&#8221; söylemlerini dert edinip, neyin nasıl olması gerektiğine dair fikirler yürütürken, futbol konuşan radyocuları dinledikten sonra etraftaki kimi insanlarla &#8220;<em>Dinledin di mi hoca, öyle diyor ama aslında Elano&#8217;yu yanlış pozisyonda oynatıyor, o yüzden&#8230;</em>&#8221; diye ahkâm kesme turlarında dolanıyordum. Bir süre sonra anladım ki, dinlemek üzerine bir seçim yapmış olsam bile, onların benim için seçtiklerini dinliyorum. Kendimi değil. İşin kötüsü, bir de edepsizce, onlardan dinlediğimi, bunlara anlatıyorum aynen şimdi olduğu gibi.</p>
<p>Uzun zaman kendini dışarıdan soyutlayınca ve radyo olsun, televizyon ya da sinema olsun, seçtiğin &#8220;yayın&#8221;larla sınırlandırınca dünyanı, dışarıdaki hayat, koşuşturma, belli belirsiz dertler, sıradan olaylar hep birden anlamsız gelmeye başlıyor. Sen başka bir ilgiler/bilgiler dünyasında geziniyorsun, başkaları daha başka mevzuların defterini tutuyor&#8230; Bu yüzden de senin ilgin dışındaki mecraları seyreden herşeye karşı duyarlılığını sıfır noktasına yaklaştırarak kendini yalıtıp, koruyorsun. İlgini çekmeyen bir şey varsa konuşulan &#8220;<em>Haaa. evet, yine şahit oldukları bir yayından (internet, tv, radyo, gazete, twitır, sözlük, vs&#8230;) bahsediyorlar. sigiym, boşver&#8230;</em>&#8221; deyip kendi yolunu tutuyorsun.</p>
<p>Herneyse, o dinleme aralıklarında fark ettim ki, işten eve dönerken radyoda o an kulak kesilmemi gerektiren bir sohbet varsa etrafta gördüğüm üstü başı yırtılmış bir insana &#8220;<em>yazık ula</em>&#8220;, sahibinin gezdirdiği hiperaktif bir köpeğe &#8220;<em>bak şunun şirinliğine hahaha</em>&#8220;, ayak üstü alışveriş yaptığım bakkala &#8220;<em>bunun işi de akşama kadar gelene sarma, gidene dolma, kuru muhabbet</em>&#8221; deyip devam ediyorum. Yani hissettiğim hiçbir şeyde 1 dakikadan fazla durmuyor, etraftaki hiçbir şeyi, o anda asıl olarak hayatla bağım olarak tanımladığım yayının kendisinden fazla önemsemiyor ve tekrar yayının kendisine dönüyordum. Çalan müziğe göre kimi zaman yürürken geçtiğim yollar &#8220;<em>evet ya, dünya böyle akıp giden bi yer, bak ben de aradan süzülüyorum</em>&#8221; dercesine keyifli, kimi zaman &#8220;<em>şu hayata bak, kirlilik, zehir, insanlar anlamsız anlamsız dolaşıyorlar, hepsi zombi, ben de soundtrack&#8217;ımı koymuş keyifle evime gidiyorum, ne mutlu bana</em>&#8221; diyecek kadar memnun edici, kimi zaman da canımı acıtacak kadar karamsar gelebiliyordu. Bir şeyler hissettiğim doğruydu ama hangi hissi ne kadar? Acaba &#8220;<em>yazık</em>&#8221; deyip geçtiğim bir insanı görünce yapmam gereken bu muydu? Sevimli köpeği eğilip sevsem olur muydu? Bakkalın yerine kendimi koymaktansa gülümsemesine karşılık versem, <em>&#8220;nassın amıca?&#8221;</em> diye sorsam daha iyi değil miydi? Şimdi öyle gibi geliyor. İçerisinde insan etkeni olan davranışların tepkileri her zaman planlandıkları gibi olmazlar. &#8220;Yazık&#8221; diye üzüldüğüm insana yemek ısmarlamaya kalksam dolandırıcı çıkabilir, eğilip köpeği sevsem sahibi emekli teyze &#8220;<em>gelirken gördüm taşşaklarını düzelttin, o pis ellerini çek köpeğimden</em>&#8221; diye çıngar çıkarabilir, bakkala nasılsın diye sorsam can sıkıntısından anlatmaya başlayıp kâr marjlarına girebilir ve beni programı dinlemekten alıkoyabilir. Daha birçok şey olabilir, zira bilindiği gibi insanda herşey mümkündür.</p>
<p>Çok şükür tam da o sıralarda kulaklığım bozuldu. Gürültünün tam ortasına tekrardan düştüm. Bu kadar uzun süre ya da en azından yukarıdaki paragraflar kadar kendi içinde yaşarsan, gerçekte varolan, görmediğin, duymadığın, umursamadığın dolayısıyla doğru düzgün hissedemediğin herşey seni dengeni bozacak kadar sarsabiliyormuş. Kulaklıkla ses sonda dolaşırken hiç sallamadığım araba kornaları, motor sesleri, duymadığım, görmezden geldiğim, insanlar, insanlar arası anlaşmazlıklar, yüzler, mimikler, ifadeler o kadar net ve dibimdeydi ki, benim dışımda hayatta-her gün gidip geldiğim yolda bunların yaşandığına alışmam acayip zor oldu.</p>
<p>O sıralarda bünyedeki hissiyatın üstüne Tim Robbins&#8217;in oynadığı <a href="http://www.apple.com/trailers/thinkfilm/noise/" target="_blank">Noise</a> filmini de keşfedince, gürültü tahammülsüzlüğümü ve bizzat kendimde de hissettiğim &#8220;ben! umursamazlığı&#8221;nı şiddet ile dışarıya vursam mı vurmasam mı diye kendimi cıncıklamaya başladım. Bir minibüs şoförüne &#8220;<em>doğru kullan lan arabayı artislik yapma</em>&#8221; diyerek ayar çekmeye kalkışmam da o zamana rastlar. Allahtan adam mantıklı çıktı, alttan aldı, konu uzamadı. Bir süre sonra fark ettim ki etrafa, &#8220;<em>adaletsiz, haysiyetsiz, cins bir hadise vuku bulsa da, direkt dalsam birine ense kökünden</em>&#8221; niyetiyle bakıyorum&#8230; Yani düpedüz kaşınıyorum&#8230;</p>
<p>Evet, ben belki kaşınıyordum, belki dayanamaz; fazladan hisseder olmuştum ama diğer taraftan onlar da hiçbir şeyi umursamıyorlardı ki kardeşim. Okuduğum ve dinlediğim ve izlediğim kadarıyla dünya yok olurken, devir değişirken, dünyada her gün birbirinden acayip olaylar yaşanırken, Türkiye&#8217;deki kaos, diktatorlük, sorunlar, empatisizlik, adaletsizlik, eşitsizlik, dayatmacılık bu kadar rahatsız ediciyken, dünyada ekonomi yeniden şekillenirken, insanlar delicesine intihar ederken, lise çağındaki çocuklar kafa keserken, pompalı silahla okula dalıp arkadaşlarını öldürürken, kıtalar yeniden şekillenirken, bir sürü canlı türü yok olurken ve en kötüsü herbirimiz layık görüldüğümüz; yetinmekle sevinmeye alıştırıldığımız, hakkımız olan şeylerin göstermelik, taviz gibi sunulmasıyla neredeyse mutlu olmaya çalıştığımız halde etraftaki tüm bu insanların neden halen hiçbir şey garip değilmiş gibi davrandıklarını anlayamıyordum. herkes yüzünde/ifadesizliğinde, bir günde ve etrafında insanlarla yaşıyor olmanın yorgunlukla karışık nefretini  taşırken tüm bunları değiştirmek adına bir ekstradan bir mimik bile kullanmayacak kadar hımbıl, duyarsız, ve tahammülsüz görünüyordu gözüme. kimilerinin &#8220;<em>ya bu hummer&#8217;ın yenisi var ya yola sığmıyor</em>&#8221; çimdiklemesi üzerine bir minibüs yolculuğu boyunca konuşmaları, halen &#8220;<em>omo&#8217;nun yeni reklamı güzel olmuş</em>&#8221; üzerinden sohbet işletebilmeleri de bir süre bana kabul edilebilir gelmedi. benim sırf şahsi seçimlerle biçimlendirip içine saklandığım dünyaya yabancı olan tüm bu gündelik sıradan olaylar, yüzler, tavırlar, haller ve insanlar bana yabancıydı. ben, moebius halkasının altyüzünde takılmış, asıl günün gördüğü üst yüzeyde ne olup bittiğinden habersiz ve durduk yere, kendimi tekrar içerisinde bulduğum dışarıya tahammülsüz; kanıksadığım şeylere yabancı herşeyden işkillenen bir yabancı korkusuyla moebius döngüsüne devam edip edemeyeceğim konusunda hiçbir fikrim olmadığı halde dımdızlak ortada kalmıştım.</p>
<p>Bunun üzerine gidip bir kulaklık almaktansa, insanların içinde yine observer moduna dönmeye karar verdim. İzleyecektim. Neler konuşuyorlar, neleri dert ediyorlar, nelerden medet umuyorlar, neyi takip ediyor, ne dinliyorlar&#8230;  Böylece ben de herkes gibi olabilecek, herkes gibi dertleri olan bir insana dönüşebilecek, dolayısıyla herkesin içinde yaşarken rahat bir hayat sürebilecektim. çünkü herkes, o kadar zattirizot mevzulara takılıyordu ki, etrafta bunca dert, keder, acı, gariplik vs. varken bu derece umursamaz ve hımbıl olmayı özler olmuştum. bir ulvi rahatlık gibi geliyordu bana, halen bir reklamı, bir klibi, bir maçı konuşabilen insanların boşvermişliği.. Bir süre bu tiyatroyu oynadım. Ama bildiğim gerçekleri unutamıyor olmamdan dolayı, herkes gibi davranmaya çalıştığım anlar pek de keyifli geçmiyordu. Zira en dutturikten mevzuda, dalgasına sarmak varken bile ben konuyu &#8220;<em>dünyada aslında neler oluyor?&#8221;</em>a bağlayabiliyordum. Hatta aslında şu cümleye kadar da bunu göstermeye çalıştım&#8230;</p>
<p>Şimdi. Elbette ki şu an değil, bir süredir. Burada, şimdide, bu ülkede, etrafımda bunlar oluyor ve bunlar yaşanıyorken yaşadığımı idrak etmiş durumdayım. Biliyorum ki çok keyif alsam da <em>Californication</em>&#8216;ı ya da <em>The Riches</em>&#8216;ı izlemek sonrası edindiğim bilgi, keyif, mutluluk, eğlence, herkes <em>Kapalı Çarşı</em>, <em>Kurtlar Vadisi</em> izlediği için kimselere bir anlam ifade etmiyor. Ben Ezel ve Canım Ailem izlesem berikiler <em>Ihlamurlar Altında Yaprak Dökümünden Aşk-ı Mevzu</em> havasında. konu, ben yabancı dizi izliyorum konusu değil. Ben <em>Californication</em> izliyorsam öbürü <em>Sopranos</em> izliyor, Ben <em>G.I. Joe</em> izlediysem beriki <em>The Hangover</em>&#8216;a takılmış, bir diğeri önden gidip filmleri sinemaya gelmeden, dayanamamış nasıl ettiyse dizileri televizyonda yayımlanmadan önce izlemiş, kimi daha o bölüme gelmemiş, kimi kendini belgesele vermiş. Kimi hürriyet&#8217;ten takip etmiş haberi, öbürü sözlükten çok daha önce öğrenmişmiş, berikisi ise zaten şu an işi yoğun olduğu için onlara ancak gelecek hafta sonu bakabilecekmişmiş. Lan&#8230; Ben ne kadar şimdide olursam olayım, benim zamanım, zamanı kurgulayışım, yaşayışım, bir başkasının zamanıyla eşlenik değil.</p>
<p>Artık eskisi gibi herkes <strong>He-Man</strong> izleyip sokağa koşup He-Man&#8217;den bahsetmiyor; <strong>Kara Şimşek</strong> ya da <strong>Çalıkuşu</strong> izlemiyor, aynı gazeteyi takip etmiyor, haberi aynı kaynaklardan, aynı haliyle (bir haberin metni gün içinde birkaç kez değişebiliyor) okumuyor, aynı filmleri izlemiyor, benzer müzikleri dinlemiyor, bir şeylerden benzer zaman aralıklarında haberdar olmuyor. Her biri kendi zaman evreninde yaşayan bir sürü insan etrafta, bir yerlerden bir yerlere gidiyor, arada olursa arabanın balatasını yaptırmak, lavabonun sızdıran borurusunu değiştirmek, akan çatıyı onartmak gibi şeyler yapmak için şimdiki zamana dönüyorlar. Ha, bir de herkes evine dönüyor. Evinde, aynı zaman algısıyla yaşayabildiği insanın/ların yanına. Birlikte evde, aynı şeyleri takip edip aynı şeylere kafa yorup, aynı şeylerden bahsedebiliyor, aynı şeylere üzülüp/sevinebiliyorlar. Tabii bir de yalnızlar var; sadece kendilerine dönebilenler&#8230; ki, ara sıra rahatlatıcı, çok zaman hüzünlü olabiliyor onların hali.</p>
<p>Neticede zamanın göreceliliği, herkesin &#8220;önce ben&#8221; olmak üzere maksimumda iki kişilik bir zaman kurgusu yaratması sebebiyle neredeyse bir kaosa dönüşüyor ve aynı anda, aynı ilgi/bilgilerle yaşamayan insanlar artık kendi zaman aralıklarına bölünüyorlar. buna artık miyoz ve mayozdan sonra, nasıl bir bölünme adını koyalar bilmem ama gerçek şu ki, hepimiz ayrı bir zaman algısına bölünüyoruz bir süredir. </p>
<p>Dediğim gibi tüm bunları kulaklarım tıkalıyken düşünüyordum. Oysa şimdi, şimdideyim&#8230; Memlekette demokratik açılım yapmışlar, duysam da üzerinde 5 dakika düşünmedim. Her taksici gibi benim de sorulsa söyleyecek fikrim vardı ama ne takip ettim, ne peşine düştüm.</p>
<p>Fakat bu sabah işe gelirken Türkiye&#8217;de yaşayan kürtlerin Türkiye&#8217;nin zencileri olduğunu bizzat gördüm. Türkiye&#8217;nin kurak yerde yaşayan, dışlanan, hor görülen, ikinci sınıf insan olarak sınıflandırılan, sevilirken acıma hissiyle, gelişmemiş bir çocuğu sever gibi sevilen, üstüne conti cila çekmeyi bilmeyen, dünyayı takip etmeyen, tarlalarda boğuşan, beyaz türk toplumbilimcilerimize göre bilinçsizce üreyip duran, batı kültürü, medeniyet görmemiş güzel konuşma ve yazma, toplum içinde nezakêt gibi kavramları idrak etmemiş oldukları düşünüldüğünden ikinci sınıf insan muamelesi yapılan bu vatandaşları Türkiye&#8217;nin zencileriydi.</p>
<p>Kendi dilleri, kendi müzikleri, kendi kültürleri, el işleri, ilişki kurma biçimleri, dertleri, arayışları vardı bu insanların. Ama bu insanların gelip de aramıza katılacağı, dağdan inip soframıza oturacakları, bizimle aynı iş yerinde, aynı haklarla (bunlara hak denirse) çalışacakları gerçeği henüz kimsenin aklında ucundan bile geçmiyordu. Onlar askerlimizi vuran katillerdi, elleri kanlıydı, her kürt pkk&#8217;lı, her kürt gelişmemiş canlı, her kürt açgözlü, içi düşmanlık hissiyle dolu bir yabancıydı. üstelik biz kendimizi &#8220;modern insan&#8221; olarak tanımlarken, onları tüm kibirimizle sanki bambaşka bir zamandan gelen, aramıza karışmalarından korktuğumuz, az gelişmiş insanlar olarak görmekten de imtina etmiyorduk.</p>
<p>demokratik açılım&#8230; yani, kutuplaştırma. Şimdi etrafta görüyorumki insanlar kürt kökenli vatandaşların kendi aralarına karışmaları olasılığından korkuyorlar. Yabancıdan, onun cesaretinden, onun sürüp giden bu saçmasapan düzende bir şeyleri değiştireceğinden, alışık oldukları kim kime dum duma hayatlarına müdahale edilmesinden, medeniyet diye sarıldıkları sosyal kodların onlar tarafından kavranamayacağından, adını saygı koyup benimsetmeye çalıştıkları o yalan ve bencil hoşgörü taklidini dağdan gelen, doğulu insanların anlayamayacak olmalarından ve aç olmaları, görmemiş olmaları vesaireden dolayı kendilerine saygı duymayacaklarından falan&#8230; Dün Devlet Bahçeli -ki onun konuşmasını neye benzeteceğimi siz daha iyi bilirsiniz- hatta Deniz Baykal bile &#8220;<em>Terörizmle mücadele terörizmle müzakereye dönüşmüştür</em>&#8221; diye konuşurlarken hiç utanmadan <em>uzlaşmama</em>yı bir çözüm onarak önerdiler. İnsanların laflarını dinlediği bu liderler topluma doğulu düşmanlığı aşıladıklarının bilincinde olarak ve daha kötüsü bunu hiç mi hiç umursamadan saçma sapan yargılarda bulundular. Sonuçta işte bu insanların kurduğu, anlattığı, varsaydığı düzene alışmış insanlar da dağdan inecek insanlardan, kürtçe&#8217;den, doğulu bir insanın görünüşünden korkacak, onları yabancılayacak ve paraları varsa aşağılayacaklar.</p>
<p>Şimdide bu ülkede bunu gördüm. Canım sıkıldı. Yine de artık silahsız, toprak kavgası yapmadan müzakereyi zorlamalarını umduğum Türkiye&#8217;nin zencilerinden umutluyum. Tüm Türkiye evvela insan olduklarını, hangi şartlarda yaşadıklarını, yaşamaya zorlandıklarını, nasıl bir kültürleri olduğunu, neleri dert ettiklerini gösterebileceklerini umuyorum. Fakat Amerika&#8217;daki zencilerin mücadelesini bilen biri bunun da zor olmayacağını bilir. Amerika&#8217;da kimi beyazlar, sarılar, morlar, düşünenler, üretenler, söyleyenler, toplum önünde konuşabilenler, insanları etkileme gücü olanlar destek olmasa, bütün zenciler insan olduklarını söylemeye çalışan diğer insanlarla bir hareket etmese, artık yapılan o saçmalıkların, deri renginden, doğum yerinden dolayı insan asmanın, yargılamanın, horlamanın artık &#8220;bu zaman&#8221;a ait olmadığını bas bas bağırmasalar, bugün Amerika&#8217;da barıştan bahseden bir siyahi başkan görmemiz mümkün değildi. (<em>tırışkadan tümevarım</em>)</p>
<p>İşin bir de arabesk tarafı var elbette. O da Amerika&#8217;daki fakir zencilerin halen beyaz olan diğerlerine &#8220;<em>sizin yüzünüzden, ne bakıyon pis beyaz, zenciyiz diye aşağılıyon di mi?</em>&#8221; edebiyatı yapmaları. Türkiye&#8217;nin zencileri bu kozu, &#8220;<em>bize bunları yaptınız, bizi böyle yargıladınız, böyle işkence ettiniz</em>&#8221; söylemleri üzerinden uzun süre devam ettireceklerdir. Ettirmeliler de. Herşey, yapılanlar, adaletsizlikler herkes tarafından bilinmeli. Ama yeni nesiller artık ayrımcılık dürtüsüyle, &#8220;<em>biz ve onlar</em>&#8221; diye, &#8220;<em>sen kürtsün o türk, siz başkasınız</em>&#8221; öğütleriyle yetiştirilmemeli. Maalesef kendini medeni sanan İstanbul&#8217;da yaşayan türk&#8217;ler her ne kadar metropol olduğu söylense de, Türkiye&#8217;nin medeni yaşayışının aynası gibi görünse de, türk insanının aristokratlığa düşkünlüğü nedeniyle son derece ırkçı, kendini beğenmiş, ukala bir topluluk. Herkes daha zengin, daha cicili bicili, daha elit olmak istiyor ya da kendini öyle sanıyor. cadde sarışını gibi yapay duran bu elitist tavırlar, bu pragmatik yalakalık yüzünden de, dış görünümünde kibarlık, zenginlik, nezâket bulamadıkları insanları dışlıyor, onlarla dalga geçiyor, insan yerine koymuyorlar.</p>
<p>İsterseniz Tahtakale&#8217;deki kürt esnaflara, oradan alışveriş yapan ve beyaz türk olma hayaliyle yaşayan diğerlerinin  nasıl davrandıklarını bir inceleyin. &#8220;insan nedir?&#8221; diye şaşar kalırsınız. Biliyorum ki bu bir günde çözülecek bir sorun değil. Bir zamanlar kendisini kardeşliğin, sosyalizmin, net ifadesiyle olmasa da tarzıyla sol görüşün temsilcisi olarak lanse etmiş, akıllara ilerici, cesur, ezilenlerin sözcüsü,  olarak yerleşmiş Leman dergisini hatırlamanızı öneririm. 80&#8242;li yıllarda, İstanbul&#8217;un çok göç aldığı zamanlarda dilimize kro, zonta gibi kelimeleri sokan, doğulu insanları yaratık gibi karikatürize eden, onları aşağılayan ve onların hep küfürlü konuştuğu algısını yaratan Leman dergisiydi işte. onlar hep tecavüz ederlerdi falan. Bir yel eserdi savunurlardı bir şeyi ama neyi, neden ve nereye kadar savunacaklarını bilemeyecek kadar duyarsız, ayarsız bir kültürün mimarıydı Leman ki zaten o kültür de, düşmanlıktır.</p>
<p>Şahsen arada bir kafamdan, kendimizi varsaymak için kurduğumuz rafine, korunaklı hücreden, son derece kişiye öz an algısından çıkıp, şimdi&#8217;den uzaklaşıp geçmişe bakmayı seviyorum. Arada topladığım herşeyle, her bilgiyle, geçmişi yeniden anlamak, o andan sonrasını farklı algılamayabilmem ya da en azından saatleri ayarlama enstitüsü&#8217;nün artık yapamadığını yapabilmem açısından faydalı oluyor. fakat biliyorum ki, sen, barda&#8217;daki gençler misali <em>TGG</em> derdine düşmüşken birden bir dış etken gelir, her şeyi darmadağın eder, çük gibi kalırsın hayatın karşısında; olur, hayat oldurmuştur, vazgeçmeye sebep değil.</p>
<p>Herneyse, adet olduğu üzere her yazının giriş gelişme ve sonuç bölümleri olmalı. Yukarıdaki tüm metin için giriş/gelişme/sonuç kaygısı taşımadım. Kimsenin de yazarken bu formel disiplin kaygısını taşımasını istemem.</p>
<p>Son derece kişisel blog deneyinde, önceden de olduğu gibi, şu akıntıyı &#8220;t<em>üm bu yazdıklarımdan ne anladım, şimdi ne yapacağım?</em>&#8221; sorusunu kendime sorarak bitirmek isterim.</p>
<p>Bir süre kulaklık almayacağım. <span style="color: #000080;">(2 hafta sonra edit: <em>Kris&#8217;cim aldığın efsane kulaklık için çok çok teşekkür ederim, evet, planladığın gibi olmaz hiçbir şey :</em></span>)</p>
<p>Çünkü bu sabah minibüse bindiğimde şahane bir Kürtçe şarkı çalıyordu. Minibüsteki tek yolcu bendim, ses rahatsız edici olabilecek düzeyde açıktı, ama 15 saniye sabrederek dinledim ve şarkıyı çok sevdim. Şarkıyı dinlerken &#8220;<em>Acaba şimdi bir emekli subay ya da daha beteri emekli subay eşi minibüse binse ne olur?</em>&#8221; diye düşündüm. Muhtemelen gerginlik olurdu. Birileri binmeden şarkıyı kimin söylediğini öğrenmeliydim. Ama şarkı da güzeldi ve dinleyesim vardı. Şarkının ara solosu girince şoföre sordum:</p>
<p>- Kim bu çalan?<br />
- Rorşahn<br />
- Kim usta?<br />
- Roşayn&#8230;<br />
- Rojarn mı?<br />
- Rojaeyan&#8230;<br />
- Haa. Tamam. Çok güzel şarkı ha!<br />
- Valla yeni albüm çok güzel abi.<br />
- Gitarlar süper olmuş.</p>
<p>Sesi açtı. &#8220;<em>Eyvallah</em>&#8221; dedim. Arkama yaslanıp boş minibüste yola devam edip şarkıyı dinliyordum. Şoför de sanırım şarkıyı dinlemek istiyordu ki, birkaç durakta durmadan geçti. o ara gördüm ki, bir zamanlar minibüslerin içini dolduran orhan/ferdi/müslüm arabeski yerini kürtçe şarkılara bırakmıştı. o zamanlar isteseniz de istemeseniz de, şoför hangi moddaysa, ona uygun bir dj&#8217;lik yapar, en neşeli halinizde, en cabbar arabeskle bayıltırdı yol boyu. seven de, sevmeyen de bunu dinlemeye mecbur kalırdı. şimdi o hükümdarlık ve o müzikler bitti. artık kimseye hitap etmiyor orhan, ferdi vesaire. belki biraz nostaljik tat niyetine arada bir atılıyorlar mideye o kadar. fakat artık, kendi dinlediği müziği duyurmak isteyen, kendi duygusunu, bağıran şarkıcılara eşlik ederek göstermek isteyen ve güne bu şarkılarla katlanmak isteyen hakir görebileceğimiz yeni &#8220;alt-insan&#8221;larımız var. türkiye&#8217;nin zencilerini kürtçe şarkılar dinlerken gördükçe, &#8220;<em>oh be onlar gibi değilim linkin park dinliyorum</em>&#8220;,&#8221;<em>kızım çok şükür yabancı müzik seviyor</em>&#8221; gibi düşüncelerle mastürbasyon yapabiliriz. kendi bomboş suratlarımızı aynada hasetle seyredip, onların yaban duruşlarını, para verdikçe onlara hükmetme gücünü kendimizde buluşumuza aşık olarak horlayabiliriz hem de&#8230;</p>
<p>Şoför ikinci şarkıda durdu ve bir yolcu aldı. Bir teyze&#8230; Daha kıçını koyar koymaz -ki zaten bilirsiniz teyzeler minibüse önce ayaklarıyla değil kıçlarıyla binip, kıçlarını su aramaya yarayan ağaç dalları gibi kullanarak sığdırabilecekleri uygun bir yer aranırlar- &#8220;<em>müziği biraz kısar mısınız?</em>&#8221; dedi. Şoför bana baktı, &#8220;<em>Eee, işte&#8230;&#8221;</em> dercesine bir mimik yaptı ve &#8220;<em>Tabii hanımefendi</em>&#8221; deyip kıstı sesi. İkinci şarkı ilki kadar güzel olmasa da nakaratı acayip sempatik geldi bana. &#8220;<em>MıymıyDıydıyFıydıy Zindane&#8230;</em>&#8221; Şarkıyı söylenin ne dediğini bilmiyordum, o sesleri çıkarmam da bir hayli zordu ama içimden nakarat geldikçe tekrarlamayı denedim. Bir sonraki durakta birkaç kişi birden bindi. Binenlerden biri &#8220;<em>Kıssana şunun sesini biraz&#8230;</em>&#8221; dedi. Şoför biraz daha kıstı. Sonra şoför kırmızı ışıkta durdu ve yandaki minibüse kürtçe seslenerek bir şeyler anlattı. Anladığım kadarıyla şoförün yanında oturan adamın kendi arabasına geçmesini istiyordu. Anlayamadığım birkaç kelimeden sonra diğer minibüsteki adam indi ve bizim minibüste şoförün yanına oturdu. Kürtçe bir şeyler konuştular. Arada &#8220;<em>yolci&#8230;</em>&#8221; ve müzik benzeri bir kelime seçebildim. Sonra şoför sesi biraz açtı. Yanındaki arkadaşı kıstı, o açtı, diğeri kıstı. Şoför olan sesini yükselterek kürtçe bir şeyler söyledi. &#8220;açarım kardeşim sesi kimse karışamaz&#8221; der gibi, yeni binen arkadaş, müziği kıstıran adama sert bir bakış attı, ardından kürtçe bir şeyler söyledi ve sesi kıstı. İnerken &#8220;<em>Köşede ineyim</em>&#8221; dedim her zaman ki gibi, &#8220;<em>Tabii abi</em>&#8221; dedi şoför. &#8220;<em>Haydi kolay gelsin</em>&#8221; diye seslendim, &#8220;<em>Sağol abi iyi günler</em>&#8221; dedi şoför. işe gidene kadar, duyduğum o kürtçe şarkı çaldı kafamda tekrar tekrar. keşke söyleyenin kim olduğunu anlayabilseydim.</p>
<p>Şarkı bu değildi ama saatlerce aradıktan sonra ses ve müzik olarak benzeyen bir tek bunu bulabildim:<br />
<a href="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/_mp3/Rojda-Le_Buke.mp3">Rojda &#8211; Le Burke</a></p>
<p>tüm bunlardan sonra, bir kısa dalga internet yayınında (blog) bunlardan bahsediyor olmanın ironik açmazında sürüklenirken, beni memnun eden ve aslında şu anda tutan şey ne bu blog&#8217;u yazıyor olmak, ne de herhangi bir teselli. sadece, o gün, o minibüste olmak ve o şarkıyı tam da duymam gereken yerde, çok şükür kulağımda kulaklık yokken dinlemiş olmak. &#8220;oradaydım&#8221; der ve bir rahatlık ya da bir üzüntü hisseder ya insanlar, işte öyle bir şey&#8230;</p>
<p>21.11.09</p>
<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/yollardan-gecerken-duyulan-bir-zenci-muzigi.htm">Yollardan Geçerken Duyulan Bir Zenci Müziği</a></p>
        <p><center>&copy; %FIRST Yüreklikatır - visit the <a href="http://www.yazartikanmasi.com">author</a> for more great content.</center></p>      ]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/yollardan-gecerken-duyulan-bir-zenci-muzigi.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
<enclosure url="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/_mp3/Rojda-Le_Buke.mp3" length="3780824" type="audio/mpeg" />
		</item>
		<item>
		<title>Yapay Tatlandırıcı</title>
		<link>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/denedim/yapay-tatlandirici.htm</link>
		<comments>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/denedim/yapay-tatlandirici.htm#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Dec 2009 00:32:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cyrettin Yüreklikatır</dc:creator>
				<category><![CDATA[denediM]]></category>
		<category><![CDATA[gördüM]]></category>
		<category><![CDATA[izlediM]]></category>
		<category><![CDATA[oyalandıM]]></category>
		<category><![CDATA[derken]]></category>
		<category><![CDATA[falan]]></category>
		<category><![CDATA[fıkra]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[groucho marx]]></category>
		<category><![CDATA[hadi]]></category>
		<category><![CDATA[kalk]]></category>
		<category><![CDATA[kalkabiliyorsan]]></category>
		<category><![CDATA[oldu]]></category>
		<category><![CDATA[saat]]></category>
		<category><![CDATA[sabah]]></category>
		<category><![CDATA[üç]]></category>
		<category><![CDATA[yine]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazartikanmasi.com/?p=518</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;herkes kendi mutluluğunda aşınır&#8221; &#8211; met- üst.
Woody Allen&#8217;ın Annie Hall&#8216;u şöyle başlar: &#8220;Eski bir fıkra vardır. İki yaşlı kadın Catskill&#8217;de bir dağ otelindedirler. Biri, &#8216;Buranın yemekleri çok kötü&#8217; der. Diğeri de &#8216;Biliyorum ayrıca porsiyonları da küçük&#8217; der. Ben de hayat hakkında böyle düşünüyorum. Yalnızlık, sefalet, çile ve mutsuzluk dolu ve de çok çabuk geçiyor.&#8221;
Annie Hall, [...]<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/denedim/yapay-tatlandirici.htm">Yapay Tatlandırıcı</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;">&#8220;<em>herkes kendi mutluluğunda aşınır</em>&#8221; &#8211; met- üst.</p>
<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/12/groucho.JPG"><img class="alignright size-full wp-image-522" title="groucho" src="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/12/groucho.JPG" alt="groucho" width="250" height="245" /></a>Woody Allen&#8217;ın <strong><a href="http://www.imdb.com/title/tt0075686/" target="_blank">Annie Hall</a></strong>&#8216;u şöyle başlar: &#8220;<em>Eski bir fıkra vardır. İki yaşlı kadın Catskill&#8217;de bir dağ otelindedirler. Biri, &#8216;Buranın yemekleri çok kötü&#8217; der. Diğeri de &#8216;Biliyorum ayrıca porsiyonları da küçük&#8217; der. Ben de hayat hakkında böyle düşünüyorum. Yalnızlık, sefalet, çile ve mutsuzluk dolu ve de çok çabuk geçiyor.&#8221;</em></p>
<p>Annie Hall, bambaşka bir kültüre ve bambaşka hayallere sahip bir kadına aşık olan her erkek, özellikle de Türgerkeği için umutsuz bir filmdir. Her ne kadar Annie ve Alyv hallerinden memnun ve mutlu görünseler de bu bizim kabul edebileceğimiz türde bir mutluluk değildir. Zira sonunda herkes kendi hayatını yaşar.</p>
<p>Biz, bağımlılık ve bağlılık kabilesinden geliriz. &#8220;<em>Herkes bizim istediğimiz gibi yaşasın</em>&#8221; düşüncesinin tam da orta yerinden&#8230; Ailelerimiz bize herşeyden önce kendilerine ihtiyaç duymamız gerektiğini öğretirler. Ne olursa olsun, ailene bağlı kal, ailen sana doğruyu öğretmiştir, seni en çok onlar sevmiştir ve arada bir de olsa ailenle olmak zorundasın. Çünkü bu senin şifandır, ilacındır. Eğer onların istediği gibi yaşarsan seni daha çok severler. Sen de senin gibi yaşayan, senin gibi yemek yiyen, senin gibi gülen, güzel bir akşamdan beklentinin aşağı yukarı benzer olduğu ailene bağlı olmamanın aksini düşünemezsin; çünkü neye dönüşürsen dönüş, kim olursan ol, onlar seni -sık sık birilerine/birşeylere benze diye dürtseler de- olduğun gibi kabul ederler.<br />
<span id="more-518"></span></p>
<p>Annie Hall da belki bu yüzden umutsuz bir filmdir. Herkes kendi mutluluğuna gider ve arada sırada görüşüp, birlikte eğlenceli vakit geçirirler. Bu ne bizim ailemiz, ne düşlediğimiz gelecek ne de sevgililerimiz için kabul edemeyeceğimiz bir olasılıktır. Bahsettiğim gibi biz, etrafımızdaki insanların bizi olduğumuz gibi kabul ettikleri gerçeğine inanır, onlar için ideal hayat kurguları yapar ve buna çok sıkı sarılırız. Hal böyleyken, dönüp onlara bizim hakkımızda ne düşündüklerini, bizim yanımızda nasıl hissettiklerini, aslında olmak istedikleri yerleri, kendi hayallerini sormayız bile.</p>
<p>Ailelerimiz, yanlarında iyi hissettiğimizden o kadar eminlerdir ki, bunu -en azından yüzümüze karşı- hiç sorgulamazlar. Biz, onların bizden memnun olduğundan o kadar eminizdir ki -olmadığımız zamanlarda aileden kopar gider ve arada ziyaret ettiğimizde aynı durumun geçerli olduğunu varsayarız- onlarla bu konuları hiç konuşmayız. Sevgilimizin, eşimizin madem bizimle birliktelerse, bizi olduğumuz gibi kabul etmek için can attıklarını düşünürüz. Zamanla rahatlar, rahatlar, &#8220;neysek o&#8221;ymuşuz gibi davranmaya başlarız.</p>
<p>Çoğu zaman kendimize bile katlanılmaz geldiğimiz olur. Misal bana oluyor. Kendime dışarıdan baktığım bazı anlardan; bir kadın bu adamı neden sever, bir anne bu çocuğu halen neden arayıp sorar, bir kardeş bu abiye neden halen abi diye seslenir çözemediğim zamanlardan bahsediyorum. Katlanılmaz olduğum anları arayıp bulduğum ve bu hallerimle güreşmeye niyet ettiğim içsel yolculuklardır bunlar. Sonucunda derim ki, ben bile bazen bu halime veya herhangi bir halime katlanamıyorsam, benden bir başkasının bende katlanılmaz haller görmesi/bulması çok daha kolaydır. Bu gibi düşüncelerden sonra kendime olan bağlılığım ve bağımlılığım azalıyor. Bu durumlarda metropol insanının en büyük işkencesi olan ve adına empati denen o garip hissiyatla; kendime kendi gözümle değil, onların gözüyle bakmayı denerim. Ve böyle yaptığımda, etrafımdaki insanların benimle daha mutlu, daha huzurlu olduklarını gözlerim. Tabii ki bu da kendimi rahatlatma çabalarımdan biri olabilir.</p>
<p>Annie Hall&#8217;a dönecek olursak, kişilerin; birlikte yaşamak adına, aşık olmak, sevgili olmak, baba-anne olabilmek, abi-kardeş ya da dost olabilmek için, düzgün bir ilişki kurabilmek ve birbirlerine yaşama sevinci verebilmek için bu kadar çaba sarfettikleri kişilerin, &#8220;<em>ne yapalım durum böyle</em>&#8221; diyerek kendi hayatlarına devam etmelerine seyirci kalmak üzücüdür. Kalan olmak, kendi dertlerinin içinde yalnız bırakılmak veya onların kendileri için uygun gördükleri  &#8217;gelecek&#8217; hayatlarına doğru gidişlerini izlemek fenadır. Giden bizsek, mutlaka haklı bir sebebimiz vardır gerçi ama giden, Annie&#8217;yse, sevgiliyse, onsuz olamayacağımızı düşündüğümüz biriyse, uğrunda kendimizce bir şeylerden vazgeçtiğimiz, değiştiğimiz, kabullendiğimiz, en romantik, en sefil, en neşeli, en cesur hallerimizi paylaştığımız, uğrunda yaşadığımız ya da yaşamadığımız biriyse, bunu kabul etmek çok zordur. Annie Hall&#8217;ın sonundaki umutsuzluk da budur aslında.</p>
<p>Fakat burada, nevrotik bir varoluşun, umutsuzluğa olan yatkınlığını da gözden kaçırmamak gerekli. Bu aslında tam da<a href="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/12/photopodborka_097.jpg"  rel="lightbox-518"><img class="alignright size-full wp-image-519" style="margin: 4px; border: black 4px solid;" title="ne görmek istersen" src="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/12/photopodborka_097.jpg" alt="ne görmek istersen" width="267" height="219" /></a> kendimizden başlayarak, etrafımızdaki herkesi ve herşeyi etkiler. Hayatta ne olursa olsun, başka hayatlardan öğrendiğimiz ve süzdüğümüz umutsuzluk portreleri bizim geleceğimiz değildir. Olmak zorunda değildir. Bütün ihtimaller evvelden elenmiş, bütün hayatlar yaşanmış; birbirine benzeyen çoğu iki olasılıklı durumlarda bile olabilecekler sadece o olasılıklarla sınırlı değildir. Bizler karar verir, uygular, değiştiririz. Planlar yaparız, birşeyleri kendimizce yaşamaya değer görürüz, planlarımız tutmasa bile, yaşamaya değer gördüğümüz osuruktan mutlulukları yaşayamasak bile henüz hiçbir şey bitmiş değildir ve hiçbir şey, bizim önceden sandığımız gibi olmak zorunda değildir. Yani Alyv ve Annie&#8217;nin sonu, bu şekilde olmak zorunda değildir.</p>
<p>Hayat, kendisinden ne beklediğin ve ne elde ettiğinle not veremeyeceğin kadar zengindir. İhtimalleri göremiyor, bilemiyor, hayal bile edemiyor olman, bunların bu hayatta gerçekleştirilemeyeceği anlamına da gelmez. Doğru, baştaki, belki sadece Woody Allen&#8217;ın aklında yer etmiş o fıkrada olduğu gibi hayat üzücüdür. Bir sürü keyfi olsa bile maalesef porsiyonları küçüktür; öyle küçüktür ki, çile çekerek, mutsuz, yalnızlıkla geçirdiğin koca hayatta yaşadığın keyifli bir gün, totale baktığında sadece bir takvim yaprağıdır. Hatta hayat artık, birden bire, şok gibi, evvelce 23 saatte katetebildiğin bir yolu, uçakla bir saatle gidebilmek gibi hızla, sen ne olduğunu bile anlamadan geçip gitmekte olduğundan o takvim yaprağının esamisi bile okunmaz.</p>
<p>Şunu bilirim ki, kendini mutlu gördüğün, mutlu olduğunu kabul ettiğin, etrafındaki insanların bundan dolayı mutlu olduğu ve bunu yüzlerinde, gözlerinde, japon çizgi filmi karakterlerinin göz bebeklerinde olduğu gibi gözbebeklerinde hissettiğin; birisinin o duyguyu başka türlü ifade etmek istemeyeceği için sana sarıldığı, seninle-yanında olmaktan mutlu olduğunu söylemek ihtiyacı duyduğu sadece bir gün, takvimden koparılmış ve nerede olduğu bilinmeyen o yaprak, sen tarihini hatırlamasan da, hayatın boyunca karşılacağın herşeye bedeldir.</p>
<p>Çoğumuz daha güzel hayatlar isteriz. Geriye dönüp baktığımızda gurur duyacağımız cinsten. Sıradan bir hayatımız olsun istemeyiz, annemizinki gibi, babamızınki gibi, kendini heder etmekte usta bir sevgilininki gibi&#8230;, kapısının üstünde karınca duası asılı ve ömrü kimsenin marifet saymayacağı işlerde karınca gibi çalışarak geçmiş bir ihtiyar olmak istemeyiz hiçbirimiz. sıradanlığı kabul edemeyiz. oysa, farkında bile olmasak da hayatımız sıradan hayatlardan biridir ve lâkin yaşadığımız her an benzersiz bir deneyimdir. sırf bu yüzden her muhtemel ihtimal eğer içinde insanca kalabiliyorsan, yaşamaya değer.</p>
<p>bir fıkra da ben anlatayım. e, artık yaşlanıyoruz tabii, zamanın espri anlayışından geri kalınca fıkrayla geçiştireceksin&#8230;</p>
<p>bir gün, charlie chaplin nasrettin hoca ile karşılaşmış. &#8220;<em>hoca</em>&#8221; demiş, &#8220;<em>modern zamanlar diye bir film çektim izledin mi? modern insanın çarklar arasında kayboluşunu anlatıyor.</em>&#8221;  hoca hiç oralı olmadan bindiği dalı kesmeye devam ederken, &#8220;<em>o senin zamanının derdi</em>&#8221; demiş, &#8220;<em>olur mu candoz?</em>&#8221; diye atılmış charlie chaplin, &#8220;<em>ikimiz de toplumsal mizah yapıyoruz&#8230;</em>&#8221; pis pis sırıtmış nasrettin hoca, &#8220;y<em>av çarli dasshükter git allahını seversen, seni şu bıyıkla gören birinin yaptığını ciddiye alacağını mı sanıyorsun?</em>&#8220; </p>
<p>dal kesilmiş, hoca yere düşmüş. Charlie Chaplin, &#8220;<em>hitler&#8217;in aynı bıyığına ses etmiyorsun, bizimkine laga luga&#8230; bak cezanı buldun, düştün, ben de seninle taşşak geçeyim mi?</em>&#8221; diye söylenmiş, hoca nasrettin belini tutarak, &#8220;<em>bre düdük</em>&#8221; demiş, &#8220;<em>görmüyor musun bizzat bindiğim dalı kestim, ben kendimle taşağın alasını geçiyorum zaten!</em>&#8220;.</p>
<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/denedim/yapay-tatlandirici.htm">Yapay Tatlandırıcı</a></p>
        <p><center>&copy; %FIRST Yüreklikatır - visit the <a href="http://www.yazartikanmasi.com">author</a> for more great content.</center></p>      ]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/denedim/yapay-tatlandirici.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dün Yeni Bir Oyunda Oynadım&#8230;</title>
		<link>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/denedim/dun-yeni-bir-oyunda-oynadim.htm</link>
		<comments>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/denedim/dun-yeni-bir-oyunda-oynadim.htm#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Nov 2009 01:41:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cyrettin Yüreklikatır</dc:creator>
				<category><![CDATA[denediM]]></category>
		<category><![CDATA[gördüM]]></category>
		<category><![CDATA[oyalandıM]]></category>
		<category><![CDATA[sevdiM]]></category>
		<category><![CDATA[şaştıM]]></category>
		<category><![CDATA[al]]></category>
		<category><![CDATA[be]]></category>
		<category><![CDATA[bence]]></category>
		<category><![CDATA[bi]]></category>
		<category><![CDATA[buldur]]></category>
		<category><![CDATA[iyi mi]]></category>
		<category><![CDATA[kesin]]></category>
		<category><![CDATA[modern warfare 2 nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[modern warfare açıklama]]></category>
		<category><![CDATA[ne]]></category>
		<category><![CDATA[olmuş]]></category>
		<category><![CDATA[olur]]></category>
		<category><![CDATA[oyna]]></category>
		<category><![CDATA[oynayamıyorsan]]></category>
		<category><![CDATA[süper]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazartikanmasi.com/?p=485</guid>
		<description><![CDATA[Call Of Duty: Modern Warfare 2 ile ilgili haberleri gazetelerde görmüşsünüzdür. Hani, Rusya&#8217;da yasaklanan oyun. Tabii oturup oynamasam, şöyle ayarın kralını almasam benim için de daha fazlası olmayacaktı&#8230;
Dün gece Modern Warfare 2&#8242;yi bitirdim. Bayramın ilk günüydü, çok şey beklediğim bir tatil günüydü, umduğumdan çok daha fazlasını bulduğum bir tatil günü oldu.
Call Of Duty yıllardır devam eden ve [...]<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/denedim/dun-yeni-bir-oyunda-oynadim.htm">Dün Yeni Bir Oyunda Oynadım&#8230;</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Call Of Duty: <a href="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/11/wallpaper-modernwarfare2-1.jpg"  rel="lightbox-485"><img class="alignright size-full wp-image-487" style="margin: 4px 2px; border: black 4px solid;" title="wallpaper-modernwarfare2-1" src="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/11/wallpaper-modernwarfare2-1.jpg" alt="wallpaper-modernwarfare2-1" width="299" height="186" /></a>Modern Warfare 2 ile ilgili haberleri gazetelerde görmüşsünüzdür. Hani, Rusya&#8217;da yasaklanan <a href="http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=12976228&amp;tarih=2009-11-18" target="_blank">oyun</a>. Tabii oturup oynamasam, şöyle ayarın kralını almasam benim için de daha fazlası olmayacaktı&#8230;</p>
<p>Dün gece Modern Warfare 2&#8242;yi bitirdim. Bayramın ilk günüydü, çok şey beklediğim bir tatil günüydü, umduğumdan çok daha fazlasını bulduğum bir tatil günü oldu.</p>
<p>Call Of Duty yıllardır devam eden ve şimdiye denk hep İkinci Dünya Savaşı&#8217;nı arkaplan olarak kullanmış olan bir savaş <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Call_of_Duty" target="_blank">oyunu serisi</a>.</p>
<p>Call Of Duty başından beri popüler bir oyun oldu. Oyun o kadar özenle yapılıyordu ki ve gerçekçiydi ki, oyunseverler yeni bir Call Of Duty çıktığında oynayabilmek için bilgisayarlarını yeniliyorlar, arkadaşlarının bilgisayarlarını koltuk altında evlerine taşıyor, internet cafe&#8217;lerde sabahlıyorlardı.<span id="more-485"></span>Aslında bu oyunun ne şekil bir ortamı olduğunu daha iyi görmek için, <strong>Call Of Duty 3</strong>&#8216;ü <strong>Wii</strong>&#8216;de oynayan bir insanın mimiklerine bakmak yeterli.</p>
<div>
<div><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="425" height="344" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/o3oa8ctbVYA&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="425" height="344" src="http://www.youtube.com/v/o3oa8ctbVYA&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"></embed></object></div>
<div> <br />
Bu seri 4-5 falan diye devam etti. İkinci Dünya Savaşı&#8217;na bir hayli meraklı olduğumdan, İkinci Dünya Savaşı sırasında geçen oyunları da takip etmeye çalışıyorum. Çünkü bir filmden daha bilgilendirici oluyor oyunlar. Silahları, ortamı, savaşın tarihini öğreniyor, mekânlarını tanıyorsun&#8230;</div>
</div>
<p>Oyun yapan insanların da figürandı, tesisattı vesaire dertleri olmadığı için binlerce insan, binlerce araç, sağolsunlar ne var ne yok oyunlara koyuyorlar. Buna rağmen ben 4&#8242;ten sonraki bir Call Of Duty oyununu oynamadım. İşti, güçtü, makine kaldırmıyordu ıvır zıvır kaldı öyle.</p>
<p>Aradan yıllar geçti, <strong>Call Of Duty: Modern Warfare 2</strong> çıktı, çıkacak diye haberler duyuyorum&#8230; Hali hazırda az biraz oyun haberlerini takip etmeye çalıştığımdan, biliyorum ki, bu oyun günümüzde geçecek. Ben de bi heyecanlandım tabii. Videolara falan baktıkça heyecanım daha da arttı. Acayip, uçuk bir şey. Bizim gibi, <a href="http://www.sharewareisland.com/playonlinegames.aspx?id=1481" target="_blank">River Raid</a>, <a href="Super Zaxxon" target="_blank">Super Zaxxon</a>, <a href="http://www.komikler.com/komikoyun/dovus_oyunlari/13:1712/International_Karate">International Karate</a>, hatta, al geriye, Tetris gibi oyunlarla büyüyen insanlar için acayip bir şey böyle bir oyunun yapıldığını görmek.</p>
<p>Tetris&#8217;te (ki halen arada dolmuşta eve dönerken patlatırım bi tur) kutularla boğuşurken, yıllar sonra bi oyun çıkıyor, İkinci Dünya Savaşı&#8217;nın ortasındasın, Wembley&#8217;de Servet&#8217;le -olacak şey değil- İngiltere&#8217;ye rövaşata atıyorsun, sokakta serseri gibi takılıyor, gönlünden geçen arabayı çalıyorsun falan&#8230;  Olan biteni hayranlıkla izlememek, takip etmek, arada kendini bir oyuna kaptırmak mümkün mü be anaksimenes hoca?</p>
<p>Herneyse, ben böyle oyunlara bakınırken; miskin miskin <strong>FM2010 </strong>coşkusuna dalmış, Galatasaray&#8217;ı kapmış, Rijkaard&#8217;a &#8220;<em>o takım öyle oynatılmaz kaptan</em>&#8221; diye ders verircesine galibiyet kovalarken; bir arkadaş sağolsun Modern Warfare 2&#8242;yi getirdi verdi.</p>
<p>Oyunu kurdum ve oynamaya başladım. Zaten oyun başladı, ben tuttum direkt eğitimi aldım (oyun alıştırmalı başlıyor) sonra da Ukrayna mı dersin, Afganistan mı, Rusya&#8217;daki  bir petrol istasyonu mu dersin dünyanın her tarafında özel operasyonlara katılan bir delüğanlı oldum çıktım. Arkadaş oyun bir güzel ki, bırakamıyorsun. Vermişler aksiyonu, vermişler gazı; her şey son derece gerçekçi. Kar motoruyla <em>James Bond</em> misali obalarda fink atmadığım mı kaldı, <em>Cliffhanger</em> misali körolası yüce dağlara tırmanmadığım mı&#8230; öleyazdım; sağolsun ekiptan ghost denilen eleman tam kayalara kafamı vura vura düşecekken bir el uzattı beni kurtardı, Brezilya sokaklarında çatışmalara girdim, ajan eskisi bir tutuklu amcayı hapishanenin birinden kurtardım, artık bazı sahneler oldu ki keyiften &#8220;uuuuuuuuuuuu&#8221;, &#8220;yiiiiiiipppeeeeaah&#8221;, &#8220;haymınaskiymmm&#8221; diye höykürdüğüm bile oldu.</p>
<p>Tabii daha fazla duramadım, zart diye, bitirdim oyunu. Öyle kolay değildi; hard&#8217;da oynadım birkaç gün sürdü kanka. Oynadığım sürede baktım ki, bu oyun değil kardeşim, basbayağı savaşın içindeyim. En ufak hatada ölüyorsun, kafayı çalıştırmazsan patlıyorsun, hızlı olmazsan kurda puşta yem oluyorsun. Laf, söz dinlemezsen direkt niyazisin.</p>
<p>Oyun o kadar ince düşünülmüş ki, verdiğin kararlar oyunun ilerleyişini direkt etkiliyor. Misal oyunun en sonu, yeterince hızlı &#8220;<strong>F</strong>&#8221; tuşuna basmazsan ölür gider, oturur ağlarsın&#8230; gaza gelmemek mümkün değil. Oyunu bitirenler bilir.</p>
<p>Hemen neden bahsettiğimi biraz bildirsin diye tabii ki yine yütübe bağlanıyoruz. Bu videoda gördüğünüz herşey sizin kontrolünüzle oluyor, tırmanma bile sizin farenin tuşlarına senkron bir biçimde basmanıza bağlı:</p>
<div>
<div><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="560" height="340" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/rGE6i54j0r8&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="560" height="340" src="http://www.youtube.com/v/rGE6i54j0r8&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"></embed></object></div>
</div>
<p>Oyunda tempo hiç düşmüyor; sonlarına geldiğinizde artık gerçekten bir filmin başrolünde olduğunuzu anlıyorsunuz. Hele o sürat motoru ile kovalama sekansı nedir kardeşim? Keyiften artık dört köşe mi olsam, kök kareye mi dönüşem bilemedim.</p>
<p>Oyunu bitirdikten sonra bile oyunu yapanların sürprizi bitmiyor. Sadece şunu söyleyebilirim ki, yıllardır oyun oynarım, herhalde bitirdiğimde bitiş demosuna en memnun olduğum, en &#8220;<em>harbiden değdi be</em>&#8221; dediğim 3 oyundan biri MW2.</p>
<p>Bunu haybeye söylemiyorum; çığır açacak oyun derler ya tam da o işte&#8230; Zaten oyunun bitiş demosunda da görüyoruz ki, sinema artık yerini oyunlara teslim etmek zorunda zira ne yapsa olacak gibi değil. Evet, çok büyüleyici filmler var, çeşitli duyguları, olayları vs. güzel güzel işliyor anlatıyorlar ama para kazanamıyorlar. Hollywood insanları tekrar sinemaya çekmek için varını yoğunu 3D teknolojilerine harcıyor, habire 3D filmler çıkıyor, yeni 3D teknolojileri ile çekilmiş filmleri duyuyoruz. Ama ne olursa olsun, hiçbir 3D film değil sizi filmin kahramanı, figüranı bile yapmıyor.  Teknik olarak buna yetersiz olmasını geçtim, 200-300 milyon dolar harcıyorlar ve çoğu zaman ortaya <em>2012</em> ayarında, tormak gibi, içinde özel efektten başka bir cücük olmayan mantar filmler ortaya çıkıyor. Bunlar da çoğu zaman harcanan parayı kazanamıyor, kazansa bile bunu DVD, Bluray satışından falan 3-4 yılda anca topluyor.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: center"><a href="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/11/mwcompare.jpg"  rel="lightbox-485"><img class="alignnone size-full wp-image-489" title="mwcompare" src="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/11/mwcompare.jpg" alt="mwcompare" width="369" height="288" /></a></p>
<p>Ya da en iyisi size, şu haline gelene kadar birçok filmde göreceğinizden çok daha fazla insanın emeğinin geçtiği Modern Warfare 2&#8242;nin çıktığı ilk gündeki hasılatını söyleyeyim&#8230; Oyun çıktığı ilk gün ABD ve İngiltere&#8217;de 5 milyondan fazla satıldı. İlk haftasında ulaştığı satış rakamı<strong> 550 milyon dolar</strong>. Yani 1 senede çok rahat 1 milyar dolar kazanacak. Bu para birçok devletin kasasında yok. Peki şimdi, şu an hangi film 550 milyon dolar kazanabilir? Sinema tarihinin Box Office&#8217;i en yüksek filmi 97 yapımı Titanic&#8217;in, kazancı <a href="http://www.imdb.com/boxoffice/alltimegross?region=world-wide" target="_blank">1.8 milyar dolar</a>, ikincisi Lord Of The Rings: The Return Of The King, onun kazancı da 1.2 milyar dolar.</p>
<p>Bir de şöyle düşünün; bir sinema filmini izlemek 15 milyon lira, DVD&#8217;si 15 lira, hadi HD görüntü küsküsünü yersek  Blu-ray&#8217;i 150 milyon lira. Bir kez izleyeceksin bitecek. 800 milyon lira verip sahip olduğun oyun konsolu veya bilgisayarla üstüne 80 lira verip Modern Warfare 2&#8242;yi de alabilirsin tabii. Yaşayacağın en güzel deneyimlerden birini yaşar, aradan zaman geçince bir daha oynar, sonra internet&#8217;te eşle dostla, türlü türlü ülkelerden çeşitli insanlarla maceradan maceraya koşarsın. Seçim senin.</p>
<p>Sadede gelebilecek olursam; oyun endüstrisi büyüyor ve müthiş fikirlerle, müthiş efektlerle, gerçekçiliği doruğa taşıyan şahane oyunlar yapılıyor. Sinemadan çok daha fazla keyif vaat eden şu oyun piyasasının bugünü beni ilerisi için ürkütse ve <a href="http://www.imdb.com/find?s=all&amp;q=Strange+Days+" target="_blank"><strong>Strange Days</strong></a> ya da <strong><a href="http://www.imdb.com/title/tt0120907/" target="_blank">Existenz</a></strong> gibi ihtimallerin çok uzak olmadığını düşündürse dahi, Modern Warfare 2&#8242;yi herkese &#8216;<em>şiddetle</em>&#8216;  tavsiye ederim. Emin olun, yaşayacağınız en benzersiz ve eğlenceli deneyimlerden biri.</p>
<p>Hele ki kar motoru, hele ki sürat teknesi kullanırken bir yandan da ateş etme tripleri; son anlar ve final.<br />
&#8220;<em>vallahi jest oldum</em>&#8221; be.</p>
<h6>(<a href="http://www.yarismak.com/tag/modern-warfare-2" target="_blank">CoD-MW2 hakkındaki haberlerin kronolojisi için</a>)</h6>
<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/denedim/dun-yeni-bir-oyunda-oynadim.htm">Dün Yeni Bir Oyunda Oynadım&#8230;</a></p>
        <p><center>&copy; %FIRST Yüreklikatır - visit the <a href="http://www.yazartikanmasi.com">author</a> for more great content.</center></p>      ]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/denedim/dun-yeni-bir-oyunda-oynadim.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Maradona için ne yapabilirsin?</title>
		<link>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/denedim/maradona-icin-ne-yapabilirsin.htm</link>
		<comments>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/denedim/maradona-icin-ne-yapabilirsin.htm#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Oct 2009 11:44:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cyrettin Yüreklikatır</dc:creator>
				<category><![CDATA[denediM]]></category>
		<category><![CDATA[arjantin futbolu]]></category>
		<category><![CDATA[maradona belgeseli]]></category>
		<category><![CDATA[maradona kilisesi]]></category>
		<category><![CDATA[maradona kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[maradona sosyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[neden maradona]]></category>
		<category><![CDATA[sol futbol]]></category>
		<category><![CDATA[tanrının eli]]></category>
		<category><![CDATA[uruguay arjantin maçı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazartikanmasi.com/?p=401</guid>
		<description><![CDATA[Futbol sadece basit bir oyun değildir, futbol devrimin silahıdır. (Che Guevara)
Önümüzde bambaşka bir dünya kupası var: Güney Afrika 2010. Dünya Kupası ilk kez Afrika kıtasına taşınıyor. Kamerun&#8217;un ve Afrika futbolunun varlığını dünyaya gösterdiği Meksika &#8216;86&#8216;dan beri ilk kez dünyada Afrika futbolundan söz edilecek. Gönlümüz Nijerya&#8217;dan, Kamerun&#8217;dan, Gana, Benin&#8217;den yana. Yensinler, kazansınlar ki görelim dünyada nasıl [...]<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/denedim/maradona-icin-ne-yapabilirsin.htm">Maradona için ne yapabilirsin?</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Futbol sadece basit bir oyun değildir, futbol devrimin silahıdır. (Che Guevara)</p></blockquote>
<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/10/maradona_diago.jpg"  rel="lightbox-401"><img class="alignright size-full wp-image-403" title="maradona_diago" src="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/10/maradona_diago.jpg" alt="maradona_diago" width="210" height="262" /></a>Önümüzde bambaşka bir dünya kupası var:<strong> Güney Afrika 2010</strong>. Dünya Kupası ilk kez Afrika kıtasına taşınıyor. Kamerun&#8217;un ve Afrika futbolunun varlığını dünyaya gösterdiği <a href="http://dosyalar.hurriyet.com.tr/dunyakupasi/meksika86.asp" target="_blank">Meksika &#8216;86</a>&#8216;dan beri ilk kez dünyada Afrika futbolundan söz edilecek. Gönlümüz Nijerya&#8217;dan, Kamerun&#8217;dan, Gana, Benin&#8217;den yana. Yensinler, kazansınlar ki görelim dünyada nasıl sevinçler, nasıl halklar var. Hem zaten kupada Türkiye&#8217;yi de izleyemeyeceğize göre, bir takımı desteklemeliyiz ki kupa zevkli geçsin.</p>
<p>Lâkin benim gönlümde gönlümde bir aday daha var. Bu adayı daha yürekten destekleyebilmek için, Türkiye&#8217;nin elemeleri geçememiş olmasına neredeyse sevineceğim. Tabii ki Milli Takım Afrika&#8217;ya gitsin isterdim ama bir Fatih Terim tiyatrosu daha izleyecek, onun çocuksu kabadayı tavırlarına biraz daha katlanabilecek, faşistlik övgüsünü daha fazla dinleyecek kadar sabrım kalmamıştı. Tam da yerinde biz elendik ve Maradona&#8217;lı Arjantin Milli Takımı&#8217;nın kupaya katılabilmesi için önünde bir maçı kaldı.</p>
<p><span id="more-401"></span></p>
<p><em>Şimdi biraz geçmişe bakalım:</em></p>
<p>Futbol dünyasının olağanüstü insanı, yüzyılın futbolcusu, kural tanımaz anarşisti, kimilerine göre İsa&#8217;sı ve elbette ki ilahı Maradona, kötü giden hayatından ve kokainman olarak etiketlenmesinden sonra dünyaya bir şeyler söylemek için ABD &#8216;94 Dünya Kupası&#8217;na iyi hazırlanmıştı. İlerlemiş yaşına rağmen Yunanistan&#8217;la yapılan ilk maçta, attığı muhteşem gol ve kankası Caniggia&#8217;ya yaptığı asistle bu kupada ne anlatacağını göstermişti adeta. Maradona maçta halı sahalardaki göbekli abiler gibi dolaşsa da, top ayağına geldiği anda, numarasını yapıyordu. Fakat Yunanistan maçının hemen ardından, Dünya Kupası tarihinde ilk kez bir oyuncu doping yaptığı gerekçesiyle kupadan ihraç edildi. Maradona ilk maçın ardından evine dönmüş, kupadan kovulmuş ve onurunu sahada bırakmıştı.</p>
<p>Bu doping olayının ve ihracın arkaplanında yaşanan olayları biraz olsun anlamak, futbolun ve Maradona&#8217;nın ne demek olduğuna dair bir fikir edinmek için şu dakikada, Emir Kusturica&#8217;nın 2008 yılında çektiği &#8220;<a title="Maradona by Kusturica" href="http://www.imdb.com/title/tt0454976/" target="_blank"><strong>Maradona by Kusturica</strong></a>&#8221; isimli belgeseli izlemenizi tavsiye ediyorum. Bu sadece bir futbolcunun hayatı olarak görülemeyecek, politik, sosyolojik, kültürel ve elbette ki sporun gücüne dair çok önemli bir anlatı. Üstelik dünyanın gelmiş geçmiş en büyük, en ilginç, en tartışılan futbolcusu üzerinden. Üzücü, eğlenceli, şaşırtıcı, coşku dolu bir yapım. Bu belgeselde, Latin Amerika için Maradona ne demek, Maradona ve sosyalizm arasında nasıl bir bağ var, futbol neden sadece futbol değildir ve Maradona&#8217;yı neden desteklemeliyiz konularına dair birçok şey bulabilirsiniz. (<span style="color: #808080;"><em>Korsandan rahatsız olmayanlar için İnternet&#8217;ten de Türkçe altyazılı izlenebiliyor.<a title="Korsan bağlantı" href="http://www.maksiforum.net/maradona-by-kusturica-online-izle-t-14980.html" target="_blank"> Buyrun&#8230;</a></em></span>)</p>
<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/10/maradonaby-kust.jpg"  rel="lightbox-401"><img class="alignright size-full wp-image-405" title="maradonaby-kust" src="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/10/maradonaby-kust.jpg" alt="maradonaby-kust" width="197" height="282" /></a>Fidel Castro&#8217;nun, Hugo Chavez&#8217;in, Evo Morales&#8217;in dostu Maradona dünyaya bir şey söylemek istiyor.</p>
<p>Maradona 16 yıl sonra ilk kez tekrar Dünya Kupası&#8217;na gitmek istiyor. Bu kez teknik direktör olarak. Daha hırslı, artık söyleyecek daha çok şeyi var. Fakat bunları söyleyebilmesi için önce Dünya Kupası&#8217;na gidebilmeli, orada maçlarını kazanabilmeli ve sonra da tüm dünyanın izlediği bir organizasyonda kendisine bir mikrofon uzatılmalı.</p>
<p>Şu an durum kritik. Arjantin önümüzdeki Uruguay maçını kazanmak zorunda. Uruguay kolay lokma değil.</p>
<p>Arjantin&#8217;in durumu Cumartesi akşamına kadar Milli Takım&#8217;ımızdan pek de farklı değildi. Son 2 maç, kazanmak zorundalar. Arjantin 40 yıl sonra ilk kez, Dünya Kupası&#8217;na katılamama tehlikesiyle karşı karşıya. Takımın başında Diego Armando Maradona. Kaybedilmiş puanlar, takımın bütün kozlarının sakat olması, Maradona&#8217;ya olan güvenin yara aldığı 6-1&#8242;lik Bolivya maçı&#8230;</p>
<p>Cumartesi gece Arjantin &#8211; Peru maçı vardı. Çok uzun zamandır böylesine duygudan duyguya coşturan bir maç izlemedim. Türkiye elendiğine varımla yoğumla Arjantin&#8217;i destekliyordum fakat sahada olaylar umduğumuz gibi gitmiyordu. Arjantin ilk golü bulsa da, 70. dakikadan sonra bastıran yağmur ve fırtına futbol oynamayı imkânsız hale getirdi. Kameralar çekim yapamıyor, sahada paslar alakasız yerlere gidiyor, kaleye çekilen şutlar rüzgarın etkisiyle hep tehlike yaratıyordu. Spiker ve dahi maçı izleyenler sahada ne olduğunu Cine5 çözen gözlerden kalma reflekslerle tahmin etmeye çalışırken Peru ciddi ataklar yapmaya başladı. 90. dakikada da Peru&#8217;nun golü geldi. Arjantin dağılmış, Maradona yıkılmıştı; Peru&#8217;lu oyuncular delicesine seviniyordu ve biz de ekran başında darmadağın olmuştuk.</p>
<p>Arjantin bu golden hemen sonra nasıl bir cana geldiyse, rüzgarı, fırtınayı da dinlemeden müthiş bir pres yaptı. Ve 36 yaşındaki efsane golcü Martin Palermo Arjantin&#8217;e galibiyeti getiren golü attı. Koca Arjantin&#8217;de, forvette dünya futbolunun bitti dediği Martin Palermo&#8217;nun oynaması acayip, onun galibiyet golünü atması daha acayip, bu gole sevincine hakemin bile seyirci kalması adeta adamın hakkı.</p>
<p>Ama bir yanda da Maradona&#8217;nın sevinci var. Maradona bu dünyada her futbolseverin yıldızı. Futbolla alakası olmayan insanlar bile Maradona&#8217;nın dünyanın en büyük futbolcusu olduğunu bilirler ve Maradona&#8217;da bunun bilincinde. O onu sevenlerin, destekleyenlerin, hayranlarının sayesinde Maradona. Bu yüzden de, Arjantin gol attığında, sanki kendisi gol atmış gibi sevinerek tribünlere doğru ıslak çim sahada yüzüstü kayarak golü kutladı. Hani şu dünyada görebilmiş olmanın keyif verdiği anlardan biri. Kendisi gol atmış gibi sevinen bir teknik direktör. Burada &#8220;lan n&#8217;oluyor sen mi attın golü?&#8221; demek de mümkün, fakat Arjantin milli takımı oyuncuları da bilir ki, bu takımda golü kim atarsa atsın, yıldız Maradona&#8217;dır. Seyirci Maradona&#8217;yı izler, Maradona seyirciyle kucaklaşır.</p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="625" height="424" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/Dg60FhKsR1E&amp;hl=en&amp;fs=1&amp;" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="625" height="424" src="http://www.youtube.com/v/Dg60FhKsR1E&amp;hl=en&amp;fs=1&amp;" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
<p>Çarşamba gecesi saat 01:00&#8242;da NTVSpor&#8217;da &#8220;<span style="color: #333300;">Canlı</span>&#8221; olarak Uruguay &#8211; Arjantin maçı yayımlanacak. Arjantin&#8217;in ve Maradona&#8217;nın Dünya Kupası&#8217;na gidebilmeleri için bu maçı kazanmaları gerekiyor. Yıllardır hiçbir Oscar&#8217;ı, işe geç kalma pahasına da olsa kaçırmayan, senelerce NBA&#8217;deki Amerikan yıldızlarını izlemek için NBA maçlarını bekleyen, All-Star maçlarını canlı izlemek için uykudan feragât eden, Lost&#8217;tu bilmemneydi iki bölüm daha izleyeyim diye kahve ile geç saatlere kadar televizyon karşısında oturan ben; birkaç dostumla birlikte, Çarşamba gecesi Uruguay &#8211; Arjantin maçını izleyecek ve Arjantin&#8217;i destekleyeceğiz. Siz de, futbol izleyicisi olmasanız bile hiç tanımadığınız bir dünyada yaşayan insanların duygularına ortak olmak, onların mücadelesine destek olmak, Maradona&#8217;nın belki de futbol dünyasına veda etmeden önce son anlarına, coşkusuna, tutkusuna, en &#8220;gerçek&#8221; haline şahit olmak için bu maçı izleyin isterim. Maradona&#8217;nın kalbi bu maça dayanır mı bilemeyiz, ama Micheal Jackson gibi küt diye gitmeden önce, ona destek olabiliriz.</p>
<p>NTVSPOR: 01:00 URUGUAY – ARJANTİN (Canlı)</p>
<p>Bir Napoli taraftarı der ki; &#8220;Tanrı Maradona&#8217;yı o da futbolu yarattı&#8221;. Futbolu yaratırken tüm o sertliğin içine, o otomatikleşmiş oyunun arasına Maradona kendinden bir şey de katmıştı. Latin duygusundan, başkaldırışından, bir şeyleri göstermek isteyen bir Arjantinli&#8217;nin düzen bozuculuğundan çıkan bir şey: Şiir yazmak. Şiir gibi futbol oynamak. Yüzyılın en büyük futbolcusu ödülünü alırken, kendisine verilen ödülü Castro&#8217;ya ve dünyanın en ünlü Arjantinli&#8217;sine, kolunda dövmesini taşıdığı Che&#8217;ye armağan eden Maradona, inanın ki bir şeyler yapmak istiyor ve inanın ki kazansın.</p>
<p>Ama öncesinde Maradona belgeseline de bir buçuk saatinizi ayırmanız içten dileğim.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Okumayı sevenlere: </strong></span></p>
<p><a href="http://www.sporx.com//detail.php?Type=1&amp;kategori=39&amp;page=yazar&amp;frm_id=28" target="_blank">Diego Armando Maradona &#8211; Kadere, Mucizeye, İnanca ve Hüsrana Dair Bir Deneme</a> (Bağış Erten)</p>
<p><a href="http://aliece.blogspot.com/2008/12/bush-0-maradona-5.html">Ali Ece&#8217;den bir Maradona güzellemesi</a></p>
<p><a href="http://gercegingunlugu.blogspot.com/2009/07/futbol-sol-iliskisine-dair.html" target="_blank">Futbol ve sol ilişkisi</a></p>
<p><a href="http://www.znet-turkiye.org/ea051105.htm" target="_blank">Bush Arjantin&#8217;de&#8230;</a> (Ezequiel Adamovsky &#8211; 2005)</p>
<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/denedim/maradona-icin-ne-yapabilirsin.htm">Maradona için ne yapabilirsin?</a></p>
        <p><center>&copy; %FIRST Yüreklikatır - visit the <a href="http://www.yazartikanmasi.com">author</a> for more great content.</center></p>      ]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/denedim/maradona-icin-ne-yapabilirsin.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>kendimden geçerken rastladığım zamanlar</title>
		<link>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/denedim/kendimden-gecerken-rastladigim-zamanlar.htm</link>
		<comments>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/denedim/kendimden-gecerken-rastladigim-zamanlar.htm#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Jul 2007 12:24:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cyrettin Yüreklikatır</dc:creator>
				<category><![CDATA[denediM]]></category>
		<category><![CDATA[beton gibi]]></category>
		<category><![CDATA[gazoz]]></category>
		<category><![CDATA[kabalık]]></category>
		<category><![CDATA[osartı]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zaman sancısı]]></category>
		<category><![CDATA[zaman zabıtası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazartikanmasi.com/index.php/genel/kendimden-gecerken-rastladigim-zamanlar.htm</guid>
		<description><![CDATA[Zamanın, sana, bana, ona; herşeye ve herkese yaptıklarını umursamadan salınışına, bu vurdumduymazlığına, bu nasıl olsa geçip gideceğini anlamışlığına olan hayranlığım aynı zamanda zamanın kendisine olan düşmanlığım&#8230;
zaman içimden geçerken; içimdekileri daha da eskitiyor oluşunu kavrıyorum artık. 20 yaşımdaki gibi yavaş yavaş eskitmiyor, artık çok hızlı ve çok daha tahripkâr. rüzgarın süpürdüğü, beton üstündeki kum taneleri gibi [...]<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/denedim/kendimden-gecerken-rastladigim-zamanlar.htm">kendimden geçerken rastladığım zamanlar</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://3.bp.blogspot.com/_rhRhTAdR-2Y/RpzkyYKvfbI/AAAAAAAAADg/UqPBObfzXOw/s1600-h/betongibiyim.jpg"  rel="lightbox-128"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5088193233153916338" style="margin: 0px 10px 10px 0px; float: left;" src="http://3.bp.blogspot.com/_rhRhTAdR-2Y/RpzkyYKvfbI/AAAAAAAAADg/UqPBObfzXOw/s320/betongibiyim.jpg" border="0" alt="" /></a>Zamanın, sana, bana, ona; herşeye ve herkese yaptıklarını umursamadan salınışına, bu vurdumduymazlığına, bu nasıl olsa geçip gideceğini anlamışlığına olan hayranlığım aynı zamanda zamanın kendisine olan düşmanlığım&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">zaman içimden geçerken; içimdekileri daha da eskitiyor oluşunu kavrıyorum artık. 20 yaşımdaki gibi yavaş yavaş eskitmiyor, artık çok hızlı ve çok daha tahripkâr. rüzgarın süpürdüğü, beton üstündeki kum taneleri gibi oldukça poetik bir şekilde götürüyor anıları, altından bomboş bir ben kalıyorum. beton gibi.</p>
<p style="text-align: justify;">zamanın içinden geçerken; gittiğim yer ne olursa olsun zamanı geride bırakamayacağımı idrak etmeye zorla direnirken, bir yandan da kabulleniyormuş gibi uysalım. zira zaman bendekileri yok ederken yok ettiği şeyleri, hatıraları, oluşları, durumları, başkaları için tekrar yaratıyor.<br />
<span id="more-128"></span></p>
<p style="text-align: justify;">ben artık &#8220;o zamanlar&#8221;ın tam ortasındaki adam değilim. bu zamanlara dönüştüm. ama yolculuklar arası bazen, o zamanların tam da ortasında bulunan insanların varlığını, zamanın bende (onlarda) eskittiklerini, benden (birilerinden) götürdüklerini onlarda yenilediğini, onlara verdiğini görüyorum. birilerinin sınırsız sayıda olmayan veya öyle görünse de hep birbirinin alt kümesi olan zaman biçimlerindeki varoluşlarını, hatıralarının yaratılışını görebilirsem görüyor, böyle anlamak istersem anlıyor ve aslında bir yandan da zamanın bu umursamaz geçişine, benden artık süratli bir şekilde götürüşüne olan nefretimi, saygılı ve oluştan memnun müstehzi bir gülümsemeyle yontuyor, alışıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;<em>saatlerdir kalabalık içinde olmanın, kalabalık özellikle içinde olmaktan memnuniyet duyduğunuz bir kalabalık değilse ve hiç birini tanımıyorsanız, tanışmaya gerek yoksa ve bu kalabalık bir süre bir arada kalmak zorundaysa, yalnızlığa alışmış veya yalnızlığı ihtiyaç bellemiş kimseler için buhrana eşdeğer bir acısı vardır. o kalabalıklardan birindeydim. ilk fırsatta kimsenin olmadığı dört duvar bir yer bulacak, kapatılacak her yeri kapatacak ve içeride kalabildiğim kadar uzun süre kalacaktım. durdu&#8230;</em>&#8220;</p>
<p style="text-align: justify;">çerçeveyi daralttıran da zaman&#8230; &#8220;<em>olayı kişiselleştirme lan</em>&#8221; desem de içten içe kendime, genele vurmaktansa, içimdekine vurmak, içimdekini titretmek, sendeletmek, yıkmak veya kendine getirmek kısa vadede beni en mesrur edecek olan.</p>
<p style="text-align: justify;">halk müziğinin ortasında doğdum. sağ kulağımla arabesk, sol kulağımla yabancı pop/funk, çiftiyle birden halk müziği dinler, varolan ve var gücüyle akmakta olan çağlayandan bir havuz oluşturmaya çalışırdım. buna en basit haliyle &#8220;playlist&#8221; de denebilir. amcam akşamları bir düğün salonunda çalıyordu, sahnede pop, türkü, halay falan çalarlardı ama sahne arkasında, &#8220;müzisyen odası&#8221;nda, kendini yok etmeye çalışan bir müzisyenin hırıltılı ama çok dokunaklı sesinden arabesk, sigara dumanı, müzisyen efkârı, ağlayan enstrümanlar, alkol kederi birbirine karışır, sadece orada yaşamış ve o &#8220;muhabbet&#8221;in demiyle pişmiş birinin anlayabileceği ayrı bir dünyada yaşanırdı. piştim diyemem, bildim diyemem. ama mütemadiyen amcamın ve arkadaşlarının yanındaydım. datço, toto burhan, çuçu saymakla bitmez, kütür kütür keder. &#8220;<em>oğlum bize bi votka al gel şurdan stadın köşesinden</em>&#8221; &#8211; &#8220;<em>votka ney amca</em>&#8220;, &#8220;<em>sen söyle o verir, büyük de&#8230;</em>&#8221; almaz mıyım? demek ki muhabbetin suyu o, koparır gelirim.</p>
<p style="text-align: justify;">amcam halk eğitim merkezi&#8217;nde halk müziği öğretmenliği de yapıyordu. onun dersine de giderdim. sonra abim türk halk müziği konservatuarı için çalışıyordu, yanındaydım hep. bağlama dinledim, hem çaldım, bazen ritim saz oldum, bazen dem verdim. öbür amcam plak müptelasıydı biraz, baretta&#8217;yı, isaac hayes&#8217;i, abba&#8217;yı falan onun plaklarının arasından buldum buldum dinledim gezmeye gittiklerinde&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">zaman geçti de geçti&#8230; toto burhan&#8217;ın dükkanında parmak açma egzersizlerinde, orhan gencebay parçalarını yorumlamalarına; bekir emmi&#8217;nin tesisatlarının durduğu depoda en cefakâr hayat öyküleri dinleyip peşine kimsenin bilmediği arabesk parçaları bağlamaya; şarkı söyleyen müzisyenin ağlamasına, enstrümanını fırlatmasına, darbukasını delmesine, cümbüşünü patlatmasına, kemanının tellerini kopartmasına aşinaydım.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>&#8220;hemen ön sıralara yerleştim, kenarlardan sıvıştım, acele ettiğimi belli etmemeliydim hem de bir yandan, yanlış anlaşılabilirdi&#8230; ve hedefime ulaştım. dört duvar içine girdim, kapıyı arkadan kilitledim. duvarları inceliyordum, aslında tek başıma kalmışlığımı incelerken duvarlara boş boş bakıyordum. gözüme takılan her çizikten, her nesneden, her yansımadan başka bir düşünceye geçmeye çalışıyor ama sadece tek başınalığımda ne yapmam gerektiğini belirleme önceliğim olduğu noktasına varıyordum&#8230; kaba bir ses duydum, hem de çok kaba, ardından gür şarıltılı bir su sesi&#8230;&#8221;</em></p>
<p style="text-align: justify;">ağlayan enstrümanların, henüz herhangi bir türe dahil edilmemiş emprovize şarkıların, yıkım yıkım hayat hikâyelerinin içinde büyürken, müziğin uzağında durmak gibi bir seçenek yoktu. babamdan, amcamdan, abimden, ne gördüysem onu yapıyordum. toplanıp bir odaya varsa darbuka, cümbüş, varsa darbeli bira, çalıp söyleyip bir şeyler seviyorduk. askerdeki bir arkadaşı, çalıştığımız dükkanın önünden her gün aynı saattegeçen bir kızı, dedemizin bahçesini, cebi delik olmayı, uzağı, gitmeyi, kurtulmayı, seçmeyi, sevmeyi, değişmek istememeyi, bakışları, sözle anlatamayışları, içimizde hayatın içinde olup da ilk defa karşılaştığımız ne varsa seviyor, onu çalıyor, onu söylüyorduk. en çok birlikte çalıp söylemeyi seviyorduk. dururken bile anlaşmayı, çalarken taa derinlerden ağlaşmayı, enstrümanla sevdiğimiz şeyleri anlatmayı veya bunu daha önce anlatmış birisi varsa, onun kederini seviyorduk.</p>
<p style="text-align: justify;">döş yarıldı, yollar uzandı, dostlar bölündü, dünya değişti, zaman daraldı, zaman büküldü, zaman eziyordu, zaman götürdü&#8230; herkes bir yere ve uzanan yollardan herhangi birine doğru giderken, yollardan birine de ben gittim. dünyam değişti, hayallerim değişti, değişebilecek belki de değişmesi gereken, değişmeye zorlanan, değişmesini engelleyemediğim ne varsa değişiyordu.</p>
<p style="text-align: justify;"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5088194087852408274" style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center;" src="http://2.bp.blogspot.com/_rhRhTAdR-2Y/RpzlkIKvfdI/AAAAAAAAADw/54gzRd6e3qo/s320/k_Volkan_CIHAN_k_hykl8.jpg" border="0" alt="" /><br />
birlikte çalıp söylediğimiz, dinleyip öğrendiğimiz herkes kayboluyordu ortadan. onların yerini başkaları dolduruyordu. datço amca yoktu, bekir emmi&#8217;nin dükkanının yerini bile unutmuştum, toto burhan abi antalya&#8217;ya yerleşmişti en son, rıfat&#8217;ın iki tane boyum kadar çocuğu vardı, sipsi belçika&#8217;ya gitmişti&#8230; yeni hayatımda çalıp söyleyen kimse yoktu, buna ihtiyacı olan veya bunun nasıl olduğunu bilen ve bildiğini bildiğim hiç kimse&#8230; başka şeyler yapıyorduk şimdi, network&#8217;ten oyun oynama, oturup film izleme, sahilde çay içme falan gibi şeyler.</p>
<p style="text-align: justify;">arada bana, &#8220;arabesk adamsın&#8221; falan diyorlardı. olur mu lan, ben binbir türlü müzik dinliyordum, arabesk adam olmak ne demekti ki öyle? hayata arabesk mi bakıyordum, yoksa beni hep arabesk müzik dinlerken mi yakalıyorlardı? &#8220;arabesk adam&#8221; değildim ama onlardan biri olmadığım da kesindi. ben başkaydım. annemi özlersem kibariye&#8217;nin &#8220;<strong>eller kadir kıymet bilmiyor anne</strong>&#8220;sini, babamı özlersem &#8220;<strong>yeşil başlı gövel ördek</strong>&#8221; türküsünü, abimi özlersem orhan&#8217;ın &#8220;<strong>cennet gözlüm</strong>&#8220;ünü, dedemi özlersem &#8220;<strong>telgraf&#8217;ın telleri</strong>&#8220;ni, babamla ilk kavgamı özlersem &#8220;<strong>hail and kill</strong>&#8220;i, amcamın odasında gizli gizli yalnız kalıp müzik dinleyişimi özlersem <strong>baretta</strong>&#8216;yı, son kez dört arkadaş pikniğe gidişimizi özlersem <strong>besame mucho</strong>&#8216;yu, kendimi ilk defa her şeyden vazgeçecek kadar aşık olmuş hissettiğim anı özlersem o an biz bakışırken televizyonda çalan doğuş&#8217;un &#8220;<strong>gamsız</strong>&#8221; şarkısını, gakkoş&#8217;un cümbüşü patlatışını özlersem &#8220;<strong>dersini almış da ediyor ezber</strong>&#8220;i dinliyordum işte. özlediğim şeyler vardı; yerler, olaylar, onlar ve yaşadığım, derdini çekmeyi sevdiğim, şarkısını çalmayı, ruhunda olmayı sevdiğim anlar vardı.</p>
<p style="text-align: justify;">sonra bir gün internet&#8217;te bir video gördüm. kardeşim gönderdi linkini. bildiğin yutüb. arkadaşlar toplanmış çalıp söylüyorlar. hem de güzel söylüyorlar. biri de kamerayla çekiyor onları, kameranın önünde iki kişi. beni geçmişime götürdü. aynı bizim gibi; mazot kenarı, hicran civarı fa diyez, geceden az evvel oturmuş çalıp söylüyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.youtube.com/watch?v=plpQcHlwdRo">özlediğim şeyleri anladım&#8230;</a></p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;<em>kemerimi gevşettim. oraya çöktüm. kapıya bakıyordum&#8230; kapının dışarısı kalabalık. içerisine bakarsan bana ait değil, benden önce sayısız insana ait olmuş, hepsinin pisliğini taşıyan bir yer burası. fayanslara sürülmüş sümükler, vesair vücut atığı parçaları, dışarıdan gelen uğultu&#8230; ne kadar vaktim vardı ki burada geçirebilecek? toplam yarım saatlik istirahatin 10 dakikası dolmuştu. belki biraz acele etmeliydim. kendimi sıkmaya başladım. kolumdaki damarlar belirginleşti&#8230; bastığım yere daha güçlü basıyordum, bastığım yeri delebilirdim. dişlerimi sıktım&#8230;</em>&#8220;</p>
<p style="text-align: justify;">tekrar memlekete dönünce abimle biraz dolaşmaya çıktık. ilk başta yapacak işlerimiz vardı ve iptal olunca biraz boş zaman oldu. yürüdük, abim bir kaç arama yaptı. birilerine selam verdi, benim burada selam verecek hiç kimsem kalmamıştı artık. yürüdük. attığım her adımda etrafımda gördüğüm şeyler renkleniyor, bir yandan da hafızamda bir sonraki adımımda muhtemelen göreceklerim canlanıyordu. abim telefonda &#8220;tamam bekir emmi&#8217;nin orda buluşuruz&#8221; dedi. heyecanla, &#8220;<em>zurnacı bekir emmi mi</em>&#8221; diye sordum. benim için ne demek olduğunu tahmin ediyor muydu bilmiyorum? belki de sırf bunu bildiği için, daha önce biraz konuştuğumuz için beni götürüyordu oraya, sakince, &#8220;<em>haa, evet biraz otururuz</em>&#8221; dedi. bekir emmi&#8217;nin dükkanda geçirdiğim bütün zamanları hatırladım, hatıralarım, lavabo aç gibi bir madde dökülüp açılmış gibi, sürate son derece hazırdı. beynimin kıvrımlarında dört nala gezdim, anlarıma, anılarıma, hepsine baktım hızlı hızlı. merdivenden indik. bekir emmi beni hatırladı&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">taa çocukluğundan tanıdığım osman oradaydı, sanırım yaşı benden daha büyük görünüyordu, evlenmiş iki çocuğu olmuş. bekir emmi kilo almış, eski berduşumsu görüntüsü değişmiş, daha önce görmediğim iki kişi daha vardı&#8230; dükkan? dükkan aynıydı. elektrikli su ısıtıcı bile aynı. bekir emmi&#8217;nin kahvesi ünlüdür. hemen bir kahve çaktı fiyakalısından. osman sazla oynuyordu, dedim &#8220;bekir emmi ver dabrikayı&#8221;, öbürü keman aldı, efkârla söyleyen hırıltılı sesli bir adamımız da vardı. orada geçen yarım saatte neyi özlediğimi bir daha anladım. ama özlemenin kaçınılmazlığını da anladım.</p>
<p style="text-align: justify;">başta dediğim gibi, ben orada değildim artık, sipsi belçika&#8217;daydı ama şimdi zaman bende yok ettiğini düşündüğüm zamanlara başkalarını yerleştiriyordu. kemancı vardı bir tane mesela, alkolik bir ritimci vardı, arabeskin dibini eşiyorlar, türküleri hiç duymadığım biçimde çalıyorlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">orada dediler ki, &#8220;yeni bir ses geliyor inletecek, patlatacak&#8230;&#8221;. yütübe koymuşlar linkini, ismi Hakik Özge&#8230; <a href="http://www.youtube.com/watch?v=tc5TobDrqOk">aradım buldum</a>. biraz hissiyat ve bekleyecek delgeç bir şey buldum aslında.</p>
<p style="text-align: justify;">kris edirne&#8217;deki düğünlerden, kına gecelerinden, yerel şarkıcılardan kayıtlar bulmuş, &#8220;<strong>kayınçom yakmış yine mangalı</strong>&#8220;, &#8220;arap şükrü&#8221; falan.</p>
<p style="text-align: justify;">uzun zaman sonra hayatımın ve ciğerimin içinden özlediğim şeyler buldum ve hepsine sarıldım. hepsinde, özlediğim an&#8217;larda özlemimi yatıştıracak ve beni o anlara götürecek bir şeyler buldum. ali&#8217;ye dinlettim anlamadı, veli&#8217;ye dinleteyim dedim beğenmedi, rıza&#8217;ya gösterdim &#8220;lan ne arabesk adamsın&#8221; dedi, cananıma belleteyim istedim, yok yemedi. e onların müzikli hatıraları başkaydı, benimki başka&#8230; daha gerek yok dedim onunla bununla paylaşmaya, paslaşmaya çalışmaya. özlediğine kavuşmak istiyorsan onu yarat, yaratacak durum yoksa, içinde yaşat. arabesk yapışmış beynimin nöronlarına, lalo schifrin dinliyorsam da arabesk, bob dylan dinlersem de arabesk, curtis mayfield&#8217;de arabesk o zaman bana. beni götürdüğü an arabeskse arabesk, popsa pop, okuldan kaçışsa okuldan kaçış, aşık olmaksa o, yalnızlıksa yalnızlık o müziğin türü, benim halim, anım, hayatım&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;<span style="font-style: italic;">bir ara nefes alıyor, tekrar dişlerimi sıkıyor, deniyor, deniyor kurtulamıyordum. yalnız kalma,</span><a style="font-style: italic;" href="http://2.bp.blogspot.com/_rhRhTAdR-2Y/RpzlBIKvfcI/AAAAAAAAADo/gbaPXwuUgrM/s1600-h/izobeton.jpg"  rel="lightbox-128"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5088193486556986818" style="margin: 0px 0px 10px 10px; float: right;" src="http://2.bp.blogspot.com/_rhRhTAdR-2Y/RpzlBIKvfcI/AAAAAAAAADo/gbaPXwuUgrM/s320/izobeton.jpg" border="0" alt="" /></a> <span style="font-style: italic;">kalabalıktan arınma, &#8216;onlar&#8217; yükünden kurtulma adına kalan zamanım giderek azalıyordu. o arada anonsu duydum. &#8216;&#8230; istanbul&#8217;a gitmekte olan metro turizm yolcuları, otobüsünüz kalkmak üzeredir, belikli bahri dinlenme tesisleri iyi yolculuklar diler&#8230;&#8217; bu, yükten kurtulmak için son saniyelerimde olduğumun anonsuydu. kalabalığın bende yarattığı gerginliği, hatıralarımı yanlış anlamışlığımı, zamanla olan-bitmeyen kavgamı, zamanın geçişine ve benden götürdüklerine kızgınlığımı burada bırakmak için dişlerimi tekrar sıktım. damarlarım çatlayacak sandım, titriyordum. yeni yola hazırlanmak için, eskiden kurtulup yeni bir ben doğuruyordum. yoga inancında &#8216;karnından dile&#8217; diyorlardı, &#8216;kurtulacaksan karnından dileyerek kurtul, karnından dışarı ver&#8217; zart zurt. &#8216;lop&#8217; diye bir ses duydum. ardından süper bir gaz patlaması. suyu açtım. işimi bitirdim. ellerimi yıkadım ve tuvaletçiye 50 ykr. verip, yeni zaman algımla otobüse bindim. kalabalıktı. benim ne yaşadığımdan haberleri bile yoktu. damarlarım patlayacaktı. kendimi zamandan sıyırmıştım ben beş dakika önce&#8230;</span>&#8220;</p>
<p style="text-align: justify;">sonrası iyi olurdu sakin olunca; iyi olmayı bırakana kadar. iyi olmak bittikten sonra başlayan hal de bir &#8216;bulmak&#8217;la biter, ondan da çıkılır, o da bir deliğe yollanır ve sonra yine iyi olunurdu&#8230; &#8220;işte böyle daha iyi olursun&#8221;, dedim: &#8220;beton gibi&#8230;&#8221;</p>
<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/denedim/kendimden-gecerken-rastladigim-zamanlar.htm">kendimden geçerken rastladığım zamanlar</a></p>
        <p><center>&copy; %FIRST Yüreklikatır - visit the <a href="http://www.yazartikanmasi.com">author</a> for more great content.</center></p>      ]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/denedim/kendimden-gecerken-rastladigim-zamanlar.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>rahmetli &#8220;Kent Kitabevi&#8221;</title>
		<link>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/suzdum/rahmetli-kent-kitabevi.htm</link>
		<comments>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/suzdum/rahmetli-kent-kitabevi.htm#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 03 Apr 2007 00:55:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cyrettin Yüreklikatır</dc:creator>
				<category><![CDATA[denediM]]></category>
		<category><![CDATA[düşündüM]]></category>
		<category><![CDATA[süzdüM]]></category>
		<category><![CDATA[tiksindiM]]></category>
		<category><![CDATA[çizgi roman]]></category>
		<category><![CDATA[kent kitabevi]]></category>
		<category><![CDATA[nostalji]]></category>
		<category><![CDATA[okuma]]></category>
		<category><![CDATA[süper korku]]></category>
		<category><![CDATA[yitirme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazartikanmasi.com/index.php/genel/rahmetli-kent-kitabevi.htm</guid>
		<description><![CDATA[Herkesin bir kişisel tarihi var ve herkesin bir kentle kişisel tarihi. Her kentin hususi tarihinin, o şehirde yaşamış veya yaşamakta olan insanların ortak tarihlerinde yer etmiş bazı öğeleri var. Kişilerin ilgilerine ve zaman geçirme şekillerine göre değişen bu öğeler arasında bahsim aslında daha çok yalnızken &#8220;ilgilenilen&#8221; ve bir başka boyuta geçildiği sonradan fark edilen yerler. [...]<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/suzdum/rahmetli-kent-kitabevi.htm">rahmetli &#8220;Kent Kitabevi&#8221;</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Herkesin bir kişisel tarihi var ve herkesin bir kentle kişisel tarihi. Her kentin hususi tarihinin, o şehirde yaşamış veya yaşamakta olan insanların ortak tarihlerinde yer etmiş bazı öğeleri var. Kişilerin ilgilerine ve zaman geçirme şekillerine göre değişen bu öğeler arasında bahsim aslında daha çok yalnızken &#8220;ilgilenilen&#8221; ve bir başka boyuta geçildiği sonradan fark edilen yerler. Bu kimi zaman bir çay bahçesi, bir sinema, bir heykelin altı, bir biracı, masa tenisi salonu, bilardocu, kitapçı, atarici vesaire, herhangi bir yer olabilir.</p>
<p>İşte benim de kendi memleketimde hiç kimseyle değil, tek başına keşfettiğim, hep tek başıma gittiğim, oradayken dışarıdaki hayatı unutup kendimi kutsanmış bir çocuk ve halen &#8220;o çocuk&#8221; gibi hissedebildiğim yerlerden biriydi <strong>Kent Kitabevi</strong>. Aslında çok eskidir&#8230; Babam da Kent Kitabevi&#8217;nden almış Tommiks&#8217;lerini, Dedem de ikinci el ders kitaplarını Kent Kitabevi&#8217;nden almış. Ama Kent Kitabevi öyleydi ki, bir başkasına söyleyemezsin, &#8220;<em>Ben şu, şu kitabı ordan aldım, kent&#8217;te bunları buldum</em>&#8221; diye. Çünkü yağmalanır. Çünkü talan olur. Çünkü o zaman sana özel olmaz. Fiyatlar artar, bulacaklarını bulamazsın. Tabii ki böyle bir şey yok. Bir şeyler o kadar da çabuk bitmiyordu. Herkes Kent Kitabevi&#8217;ne gidiyordu, herkes biliyordu Kent Kitabevi&#8217;ni ama bahsedilmiyordu. İşte bu yüzden ben de kendi başıma bulmuştum.<br />
<span id="more-97"></span></p>
<p><a href="http://4.bp.blogspot.com/_rhRhTAdR-2Y/RhOHOG-qt5I/AAAAAAAAACg/t7xIsGU14U4/s1600-h/300px-Tommiks.gif"  rel="lightbox-97"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5049528283673835410" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" src="http://4.bp.blogspot.com/_rhRhTAdR-2Y/RhOHOG-qt5I/AAAAAAAAACg/t7xIsGU14U4/s200/300px-Tommiks.gif" border="0" alt="" /></a>&#8216;Kendimi buldum&#8217; bileli kendimi, çizgi-roman benim için hayatın vazgeçilmez anlamlarından biri, bir ulu önderdir. Kent Kitabevi&#8217;ne ilk kez girişim de böyle oldu. Camdaki Tommiks&#8217;leri görünce. Halen hatırlarım içerideki amcayı. Sonradan maddi olarak çok ilişkimiz olduysa da manevi olarak hiç bir zaman müşteri-tüccar ilişkisinin ötesine geçemedik. O gün de, bir kaç soru sordum, bana öyle davranmıştı ki, bu kadar kitabın içinde olan bir insanın bu kadar soğuk, bu kadar yabani ve canavar olmasına şaşırmış, bir daha da &#8220;fiyat&#8221; harici konuşmamıştım. Yıllarca Kent Kitabevi&#8217;nden alışveriş yaptım ve her defasında beni ilk defa görüyormuş gibi bir tavırla, en ufak bir samimiyet göstermeden ve &#8220;<em>bir şey almayacaksan sktir git lan</em>&#8221; dermiş gibi görünen gözlük üstü bakışlarıyla izledi.</p>
<p>Bizim oralara zaten her çizgi-roman gelmezdi. Her kitap da gelmezdi, dergi de. Biskim gelmezdi aslında. Anca Bruj Li, Brus Lee, Bruse Lie gibi yamuk kafalı, siyah önlüklü karatecilerin filmleri bir de raki, rambo, cüneyt arkın maceraları. Dergi de, bir kaç tane büyük dergi, gırgır, limon, leman, gerisi de askeriye namına poşet içi pompiş&#8230; Sahaf kültürü başka şehirlerde çok yaygın olabilir. Bundan benim hiç haberim yoktu. Annem babam azcık kendimi idare edebileceğime inandıklarında ve ben çocuk yaşımda yaptığım yaralamalardan sonra hapis hayatını da olgunlukla geçiştirince Ankara&#8217;ya gezmeye gidebileceğime karar verip iznimi onayladılar. İşte orada gördüm asıl sahafın ne olduğunu, sonra da o kadar çok sahaf gördüm ki İstanbul&#8217;da &#8220;<em>yok ebesinin damunyası&#8230;</em>&#8221; bile dedim hatta.</p>
<p>Bunun için, bir sahaf olarak Kent Kitabevi benim için yeri doldurulamaz bir mekândı. Aynı zamanda bir membağdı. <a href="http://4.bp.blogspot.com/_rhRhTAdR-2Y/RhOHgG-qt6I/AAAAAAAAACo/iYCwTUPBSVA/s1600-h/200px-Judas1.jpg"></a>Judas&#8217;ın hiç bir yerde bulunmayan sayılarını oradan almıştım mesela. Tamamı var, koklayıp sarılıyorum. <a href="http://2.bp.blogspot.com/_rhRhTAdR-2Y/RhOH_m-qt7I/AAAAAAAAACw/ca-4hqDQxvM/s1600-h/200px-Judas1.jpg"></a>Şimdi hepsini birden gebersen bulamazsın, bulsan yırtınır, alamazsın. Ama bu amca çizgi-roman biriktirmesine rağmen, nedendir bilmiyorum çizgi-<a href="http://2.bp.blogspot.com/_rhRhTAdR-2Y/RhOILm-qt8I/AAAAAAAAAC4/gNqnml7YxoU/s1600-h/200px-Judas1.jpg"  rel="lightbox-97"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5049529340235790274" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" src="http://2.bp.blogspot.com/_rhRhTAdR-2Y/RhOILm-qt8I/AAAAAAAAAC4/gNqnml7YxoU/s200/200px-Judas1.jpg" border="0" alt="" /></a>roman&#8217;ları nefret eder gibi satıyordu. Ulan koca Judas, çıldırsan bulamazsın kardeşim, &#8220;<em>arkasından numarasını söyle</em> der, söylersin sonra &#8220;<em>al, tanesi 250.000 lira</em>&#8221; deyip geçerdi. Hepsini numaralamıştı kitapların. Jaws, Hayat Mecmuası, Sas, Süper Korku serileri, Doğan Kardeş, Kinowa, Hey, artık ne ararsan vardı burda. Dersaneden kaçar, okuldan çıkar, alışveriş için çarşıya çıktığımızda uzar Kent Kitabevi&#8217;ne gider ne gelmiş, ne var diye bakardım. Bazen günde bir kaç kez. Bir çocuğu vardı amcanın, o da kenarda çizgi-roman falan okurdu. Belki ona kızdığından satıyordu çizgi-romanları.</p>
<p>Nostalji denen şeye 15 yaşımdan beri falan bağımlıyım sanırım. Bu neyin tesiri bilemem. Bir vurgun bu sevda. Arada bir nostalji krizi gelir. O zaman satın aldığım her şey nostaljik olmalı. Etrafımdaki her şey. Okuduğum kitap da, baktığım ekrandaki şey de. Hatta nostaljik, 75&#8242;ten kalma sek süt bulsam, içerim o an tereddütsüz.</p>
<p>Yıllar geçti ben İstanbul&#8217;a yerleştim. Ankara&#8217;ya gittim, arada sırada döndüm memlekete geldim. Her gelişimde uğradım Kent Kitabevine. Her gidişimde gençliğimle buluştum, o amcanın çocuğunun büyümesine şahit oldum. Gidip gidip kutsandım. Kent Kitabevi&#8217;ne her girişte her yaşımla buluşup o her yaşlarıma, yeni kitaplar, dergiler falan aldım. Bazen bir plak, bazen bir kaset, hediyenin büyüğü küçüğü olmaz bende benim bana&#8230;</p>
<p>Bundan iki sene önce tekrar gittim Kent Kitabevi&#8217;ne. Yıkıldım. Yerinde yok. Bomboş. O eskimiş mavi tabelayı göremeyince ne yapacağımı şaşırdım. Yok ulan imkânsız. Ne bileyim belki sanırım ve abarttığıma göre yüzlerce yıldır oradaydı Kent Kitabevi ve o amca. Etraftaki dükkanlara sordum tek tek. Çaycı bildi sonunda. &#8220;<em>Onlar taşındılar, Ulu Camii&#8217;nin orda, elagöz bilgisayarın ilerden sağdan girince&#8230;</em>&#8221; Oh ulan. Oh be&#8230;</p>
<p>Hemen bastım yürüdüm, hatta sanırım uçtum. Biraz sordum, sonunda buldum. Amcam bu defa hiç görmediğim daha eski, daha da eski şeyler çıkarmıştı ortaya. Ama artık İstanbul&#8217;daki sahafların fiyatlarından da haberdardı az çok belli ki veya benim bu Judas&#8217;ları falan ayıklamamdan, sinsice seri toplamalarımdan işkillendi, çizgi-roman&#8217;lara bayağı bir zam yapmış. 250.000 liraya verdiği Hayat Mecmuası olmuş 7,5 milyon. Neyse, ikna ettim çok aldım, kimse almaz dedim, param yok dedim, verdi ucuzdan. İyice bir rahatladım, aldım alacağımı. &#8220;Bu e<em>fsane bitemez kardeşim</em>&#8221; dedim. Yerli kaya yerinde durur, yıkılmaz. Neşeyle, huzurla eve döndüm.</p>
<p>Aynı sene bir kaç ay sonra tekrar gittim. Dükkan kilitliydi. Yandaki çay ocağına sordum. &#8220;<em>Abi artık pek gelmiyorlar, kafalarına göre, bazen açıyorlar, bazen açmıyorlar</em>&#8221; dedi. yaklaşık 1,5 <a href="http://2.bp.blogspot.com/_rhRhTAdR-2Y/RhOIcm-qt9I/AAAAAAAAADA/afrGRFxzi2E/s1600-h/Exitdragonentertiger.jpg"  rel="lightbox-97"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5049529632293566418" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" src="http://2.bp.blogspot.com/_rhRhTAdR-2Y/RhOIcm-qt9I/AAAAAAAAADA/afrGRFxzi2E/s200/Exitdragonentertiger.jpg" border="0" alt="" /></a>saat çaycıda çay içtim bekledim. &#8220;<em>Hah, Muhammed geldi</em>&#8221; dedi çaycı. Baktım bizim o küçük çocuk büyümüş, dükkana bakar olmuş. Koştum peşinden girdim. Bayağıdır açmamışlar sanki dükkanı. Çocuk bayağı isteksiz. &#8220;<em>Amca nerde?</em>&#8221; diye sordum &#8220;<em>Hasta, gelemiyor artık yaşlandı, benim de okul mokul var bakamıyorum pek, arada bir açıyoruz</em>&#8221; dedi. Lan, dedim n&#8217;oluyor. Amca gençti be daha. Ne hastalığı. Kent Kitabevi hastalanır mı? Kapanır mı? Hadi beni geç, sıfır kitap almaya parası yetmeyen ne yapacak? Bu milleti kim doyuracak. Öyle düşünceli salak etrafa bakarken amca geldi. Hemen tezgahın arkasına geçti. &#8220;<em>Al onları al götür</em>&#8221; dedi, gülümsedim. Hemen böyle artis artis arka sayfaya baktım, &#8220;<em>numarası falan fişman</em>&#8221; dedim, o da güldü, anladı, &#8220;<em>onlar sen ne dersen o fiyata</em>&#8221; dedi. Tom Braks&#8217;ların eksiklerini buldum aldım. Tanesini 3 kafaya. Böylece amcayla ilk &#8220;yakın&#8221; diyaloglarımızı yaşamış olduk. &#8220;<em>Hatırlıyormuş yav</em>&#8221; dedim, bir şeyler daha aldım çırptım çıktım.</p>
<p>Bugün, Engin&#8217;le büyüdüğüm caddelerde gezmeye çıktık. Laf döndü dolaştı Kent Kitabevi&#8217;ne geldi. &#8220;<em>Lan ne günlerdi&#8230;</em>&#8221; falan derken, ben şunu almıştım, şunları orada bulmuştum hesabına kaydık ve yine bir indirme yapmaya karar verdik. Hava buz, kar yağıyor, sırtım yavan. Engin yerin değiştiğini bilmiyormuş. Ona yeni yeri anlattım, başımdan geçenleri falan. İyice iştahlandı, kim bilir neler buluruz diye. Yürür müyüz, yürürüz lan, bas&#8230;</p>
<p>Yerine geldik, yerimiz yerinde yok. Yanlış mı geldik diye biraz dolandık. Yok. Benim suratım asıldı, Engin&#8217;in yüzü düştü. Bu sefer kesin gitmişti herhalde. &#8220;<em>Yandım anam</em>&#8221; diye bağırdım içimden.</p>
<p>Orda bir kaç dakika salak gibi kaldık. Konuşmadık da. Hep dönerci olmuş dükkanlar. Dönerden tiksindim.</p>
<p>Çay ocağı duruyordu, girdim, &#8220;<em>Burda Kent Kitabevi vardı, ne oldu taşındılar mı</em>&#8221; diye sordum, taşınmış olmaları umuduyla.</p>
<p>&#8220;<em>Onlar bıraktı abi, particilik yapıyorlar artık</em>&#8221; diye cevap verdi çaycı.</p>
<p>Particilik ne lan? Particilik bir iş mi? Böyle bir meslek dalı mı var, bundan geçiniliyor mu yani? Hasktürdülger.</p>
<p>Arada bir ben, 3 ayda bir Ahmet, 2 senede bir Engin, 3 yılda bir Nesrin, 40 yılda bir biraz umut uğrayınca olmuyor, yetmiyor demek ki. Kitap mitap bir yere kadar&#8230; Kokuşmuş eskilerin, farelerin kemirdiği yaprakların arasında ömür daha fazla gitmiyor demek. Allah&#8217;tan amca ölmemiş, ölmemiş ama hayallerimi öldürdü. Ben &#8220;o&#8221; olmak istiyordum, o amca, o sahaf, hiç değilse ve en azından evimde, onun dükkanının reprodüksiyonunu yapmak, bununla mutlu olmak için biriktiriyordum biriktirdiğim çoğu şeyi. &#8220;<em>Bırak lan uğraşma, alma daha bir şey, sat yırt at ne varsa</em>&#8221; dermiş gibi bırakıp gitmiş. Yumruklarımı sıkmışım, damarlarım patlayacak. Gözlerim yaşlı. Engin&#8217;e baktım, o da ağlamaklı.</p>
<p>&#8220;<em>Koyyim ulan</em>&#8221; dedi Engin, &#8220;<em>Ne yani, ne yapacağız lan biz şimdi?&#8221;</em></p>
<p>&#8220;<em>Geçmişimiz siliniyor oğlum</em>&#8221; dedim &#8220;<em>ihtiyarladığımızın işareti. Gençliği daha fazla hatırlamayın, o gitti diyorlar.</em>&#8221;</p>
<p>&#8220;<em>İyi, ölmemiş bari</em>&#8221; dedi.</p>
<p>&#8220;<em>Lan</em>&#8221; dedim &#8220;<em>Bitirim Zeki&#8221;nin dükkanı da kaldırmışlar herhalde. Bu Market ne lan burda?</em>&#8221;</p>
<p>&#8220;<em>Olabilir. Kimse yedi cüceler oynamıyor artık demek ki</em>&#8221; dedi.</p>
<p>Bir kaç adım daha attık. Bitirim Zeki&#8217;nin Yeri, aslanlar gibi duruyor yerinde. Oh. Hiç değilse o duruyor. Onu da bulamasaydım, artık ne zaman kendime gelirdim bilmiyorum. Kent Kitabevi&#8217;nin vurgununu birden bire aklıma gelen Bitirim Zeki biraz olsun unutturdu. Fazla sürmez, etrafı özel hastane, market falan olmuş. Bir kaç yıl sonra Bitirim Zeki&#8217;nin ufak sigaracı dükkanını da kaldırırlar, yok ederler. Zaten kendisi için yapılmış <a href="http://arsiv.sabah.com.tr/1999/12/07/g05.html">şu her zerresine kadar dandik haber</a>, onun &#8220;yok olabilen&#8221; biri olduğunu kanıtlıyor.</p>
<p>Akşam oldu. Engin&#8217;i bıraktım. Yarın döneceğim. Ama gece yatmadan aklıma yine girdi.<br />
Kent Kitabevi efsanesi bitti.<br />
İçimden hayaller ve yıllar kopup gitti.<br />
Particilik yapıyorlarmış.<br />
Hayatımın neresinde kaldığımı ve hayatımın herhangi bir neresine nasıl dönebileceğimi artık bilmiyorum gibiyim.<br />
Bu da geçer ama izi kalır gibiyim.<br />
Sallanan, paslanmış, delik deşik, eski mavi bir Kent Kitabevi tabelası gibiyim.<br />
Biraz bayağı üzgün gibiyim be Kinowa.</p>
<div class='wp_likes' id='wp_likes_post-97'><a class='like' href="javascript:wp_likes.like(97);" title='' ><img src="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/plugins/wp-likes/images/like.png" alt='' border='0'/>Okşa</a><span class='text'></span>
<div class='unlike'><a href="javascript:wp_likes.unlike(97);">Kakşa</a></div>
</div>
<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/suzdum/rahmetli-kent-kitabevi.htm">rahmetli &#8220;Kent Kitabevi&#8221;</a></p>
        <p><center>&copy; %FIRST Yüreklikatır - visit the <a href="http://www.yazartikanmasi.com">author</a> for more great content.</center></p>      ]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/suzdum/rahmetli-kent-kitabevi.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
