﻿﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>YAZAR TIKANMASI &#187; oyalandıM</title>
	<atom:link href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/category/oyalandim/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.yazartikanmasi.com</link>
	<description>tam da başladım, yazıyorum derken...</description>
	<lastBuildDate>Wed, 23 Jun 2010 14:11:39 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Yollardan Geçerken Duyulan Bir Zenci Müziği</title>
		<link>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/yollardan-gecerken-duyulan-bir-zenci-muzigi.htm</link>
		<comments>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/yollardan-gecerken-duyulan-bir-zenci-muzigi.htm#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 07 Jan 2010 02:18:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cyrettin Yüreklikatır</dc:creator>
				<category><![CDATA[alıştıM]]></category>
		<category><![CDATA[anladıM]]></category>
		<category><![CDATA[denediM]]></category>
		<category><![CDATA[dinlediM]]></category>
		<category><![CDATA[duyduM]]></category>
		<category><![CDATA[düşündüM]]></category>
		<category><![CDATA[gördüM]]></category>
		<category><![CDATA[güldüM]]></category>
		<category><![CDATA[hatırladıM]]></category>
		<category><![CDATA[oyalandıM]]></category>
		<category><![CDATA[sevdiM]]></category>
		<category><![CDATA[süzdüM]]></category>
		<category><![CDATA[tiksindiM]]></category>
		<category><![CDATA[öğrendiM]]></category>
		<category><![CDATA[şaştıM]]></category>
		<category><![CDATA[b]]></category>
		<category><![CDATA[beğendim]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[çok]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[döndüm]]></category>
		<category><![CDATA[evime]]></category>
		<category><![CDATA[giderken]]></category>
		<category><![CDATA[ir]]></category>
		<category><![CDATA[kafayı]]></category>
		<category><![CDATA[keşfe]]></category>
		<category><![CDATA[kürtçe]]></category>
		<category><![CDATA[minibüste]]></category>
		<category><![CDATA[şarkı]]></category>
		<category><![CDATA[sonra]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[uzaklaştım]]></category>
		<category><![CDATA[üzerine]]></category>
		<category><![CDATA[ve]]></category>
		<category><![CDATA[yakınlaştım]]></category>
		<category><![CDATA[yazıp]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazartikanmasi.com/?p=476</guid>
		<description><![CDATA[Son zamanlarda o kadar kendi içimdeyim ki, dışarıda ne olup bitiyor haberim yok. İşe giderken, işten dönerken, hatta iş yerindeyken de etrafta olan biten hiçbir şeyi görmüyorum desem yeridir. Üstelik benim kadar detay kovalayan, watcher etiketli bir insan böyle kapatsın herşeye gözünü; olacak şey değil&#8230; Bu içte kalmanın sebebi aslında biraz kafa dinlemekti. Malumunuz, kozmopolit insanı [...]<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/yollardan-gecerken-duyulan-bir-zenci-muzigi.htm">Yollardan Geçerken Duyulan Bir Zenci Müziği</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/11/br0125bs.jpg"  rel="lightbox-476"><img class="alignright size-full wp-image-619" style="margin: 3px 4px; border: black 3px solid;" title="•School Dilemma: Charlotte, N.C. (1957)" src="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/11/br0125bs.jpg" alt="•School Dilemma: Charlotte, N.C. (1957)" width="253" height="299" /></a>Son zamanlarda o kadar kendi içimdeyim ki, dışarıda ne olup bitiyor haberim yok. İşe giderken, işten dönerken, hatta iş yerindeyken de etrafta olan biten hiçbir şeyi görmüyorum desem yeridir. Üstelik benim kadar detay kovalayan, watcher etiketli bir insan böyle kapatsın herşeye gözünü; olacak şey değil&#8230; Bu içte kalmanın sebebi aslında biraz kafa dinlemekti. Malumunuz, kozmopolit insanı kafa dinlemeye pek zaman bulamıyor. Her taraftan paldır yardır bilgiler, kaynak bağımsız günde 50 kere değişen gündem (birkaç farklı kaynağı takip ediyorsan daha beter), dev ekranlar, monitörler; yaptığınız sohbeti, deneyimlediğiniz anı yok etmek istercesine dışarıdan gelen gürültüler; herbiri bambaşka şeylerden bahseden, farklı hassasiyetlere, ideolojilere, ideal kurgulara sahip, farklı dertlerini ya da mutluluklarını paylaşmak isteyen insanlar falan&#8230; e herkes de anlatmak istiyor tabii, hangi birini dinleyeceksin, yoruyor bir yerden sonra. Bu curcunaya kapılıp gitmektense, biraz kendimi dinleyesim, acaba o ne yapıyor, ne arıyor diye seyre dalasım vardı&#8230;</p>
<p><span id="more-476"></span></p>
<p>Tüm bu hengame içinde, ben, psikolog karşısında kendimi dinlemeye başlamadan evvel son çare olarak kendimi dinlemeye nasıl vakit bulacağımı ararken, telefonuma bir güzel kulaklık aldım, başladım yolda serde, iş yerinde vesaire müzik dinlemeye. Sonra dedim ki, &#8220;<em>öyle saldın gidiyon emme memlekette neler oluyor acaba bro?</em>&#8220;. Bıraktım MP3&#8242;leri sardım radyolara. Herbiri başka dertte&#8230; Açık Radyo &#8220;dünya yokoluyor&#8221;u anlatırken, insanları bilinçlendirici ama daimi aynı yerden muhaliflik yapan yayınlarına devam ediyor, bir şekilde beni de etkiliyordu. Başka bir radyo açıyorum, tek dertleri &#8220;<em>maçlar n&#8217;olacak&#8230;</em>&#8221; herkes maaşallah simon kuper havasında, yorumculara bakıyorsun, sanırsın futbol kritiği yapan bir kendileri var dünyada&#8230; Başka bi kanalda kendilerini acayip komik sanan bir grup insan, kendi aralarında eğleniyorlar, beni güldürmese de, &#8220;<em>haa</em>&#8221; dedim &#8220;<em>bunlar da ayrı bi bkm mutfak kafası.&#8221; </em>Bir süre sonra baktım ki amaç kendimi dinlemekken, belli amaçlarla, belli belirsiz bir şeyleri anlatmak için &#8220;yayın&#8221; yapan vericiler arasında dolaşıp duruyorum. Benim gibi birileri var, o an o radyoyu dinleyen, arayıp konuşan, &#8220;<em>seviyorum anlar mısınız, istiyorum çalar mısınız?</em>&#8221; falan diyenler mesela, acayip. Elbette dinleyip işine gücüne devam eden de var aynı şekilde, tabii onlar da radyoda dinledikleri şeyleri anlatmak gereği duyuyorlar.</p>
<p>O sıralarda <strong>Lost</strong>&#8216;taki French Chick&#8217;in yaptığı radyo yayınını yakalayan kadro aklıma geldi. Bazıları çok takıldı bu yayına, peşinden koştu, bazısı sklemedi kendi &#8216;dalga&#8217;sına baktı. Ben hangilerindendim acaba?</p>
<p>Yapım gereği duyduğu, gördüğü, izlediği herşey üzerinde ister istemez düşünen bir insanım. Dolayısıyla kendimi hepsi üzerinde düşünüyor buldum&#8230; Açık Radyo&#8217;nun &#8220;<em>dengesiz bu ülke, bu millet ayarsız</em>&#8221; söylemlerini dert edinip, neyin nasıl olması gerektiğine dair fikirler yürütürken, futbol konuşan radyocuları dinledikten sonra etraftaki kimi insanlarla &#8220;<em>Dinledin di mi hoca, öyle diyor ama aslında Elano&#8217;yu yanlış pozisyonda oynatıyor, o yüzden&#8230;</em>&#8221; diye ahkâm kesme turlarında dolanıyordum. Bir süre sonra anladım ki, dinlemek üzerine bir seçim yapmış olsam bile, onların benim için seçtiklerini dinliyorum. Kendimi değil. İşin kötüsü, bir de edepsizce, onlardan dinlediğimi, bunlara anlatıyorum aynen şimdi olduğu gibi.</p>
<p>Uzun zaman kendini dışarıdan soyutlayınca ve radyo olsun, televizyon ya da sinema olsun, seçtiğin &#8220;yayın&#8221;larla sınırlandırınca dünyanı, dışarıdaki hayat, koşuşturma, belli belirsiz dertler, sıradan olaylar hep birden anlamsız gelmeye başlıyor. Sen başka bir ilgiler/bilgiler dünyasında geziniyorsun, başkaları daha başka mevzuların defterini tutuyor&#8230; Bu yüzden de senin ilgin dışındaki mecraları seyreden herşeye karşı duyarlılığını sıfır noktasına yaklaştırarak kendini yalıtıp, koruyorsun. İlgini çekmeyen bir şey varsa konuşulan &#8220;<em>Haaa. evet, yine şahit oldukları bir yayından (internet, tv, radyo, gazete, twitır, sözlük, vs&#8230;) bahsediyorlar. sigiym, boşver&#8230;</em>&#8221; deyip kendi yolunu tutuyorsun.</p>
<p>Herneyse, o dinleme aralıklarında fark ettim ki, işten eve dönerken radyoda o an kulak kesilmemi gerektiren bir sohbet varsa etrafta gördüğüm üstü başı yırtılmış bir insana &#8220;<em>yazık ula</em>&#8220;, sahibinin gezdirdiği hiperaktif bir köpeğe &#8220;<em>bak şunun şirinliğine hahaha</em>&#8220;, ayak üstü alışveriş yaptığım bakkala &#8220;<em>bunun işi de akşama kadar gelene sarma, gidene dolma, kuru muhabbet</em>&#8221; deyip devam ediyorum. Yani hissettiğim hiçbir şeyde 1 dakikadan fazla durmuyor, etraftaki hiçbir şeyi, o anda asıl olarak hayatla bağım olarak tanımladığım yayının kendisinden fazla önemsemiyor ve tekrar yayının kendisine dönüyordum. Çalan müziğe göre kimi zaman yürürken geçtiğim yollar &#8220;<em>evet ya, dünya böyle akıp giden bi yer, bak ben de aradan süzülüyorum</em>&#8221; dercesine keyifli, kimi zaman &#8220;<em>şu hayata bak, kirlilik, zehir, insanlar anlamsız anlamsız dolaşıyorlar, hepsi zombi, ben de soundtrack&#8217;ımı koymuş keyifle evime gidiyorum, ne mutlu bana</em>&#8221; diyecek kadar memnun edici, kimi zaman da canımı acıtacak kadar karamsar gelebiliyordu. Bir şeyler hissettiğim doğruydu ama hangi hissi ne kadar? Acaba &#8220;<em>yazık</em>&#8221; deyip geçtiğim bir insanı görünce yapmam gereken bu muydu? Sevimli köpeği eğilip sevsem olur muydu? Bakkalın yerine kendimi koymaktansa gülümsemesine karşılık versem, <em>&#8220;nassın amıca?&#8221;</em> diye sorsam daha iyi değil miydi? Şimdi öyle gibi geliyor. İçerisinde insan etkeni olan davranışların tepkileri her zaman planlandıkları gibi olmazlar. &#8220;Yazık&#8221; diye üzüldüğüm insana yemek ısmarlamaya kalksam dolandırıcı çıkabilir, eğilip köpeği sevsem sahibi emekli teyze &#8220;<em>gelirken gördüm taşşaklarını düzelttin, o pis ellerini çek köpeğimden</em>&#8221; diye çıngar çıkarabilir, bakkala nasılsın diye sorsam can sıkıntısından anlatmaya başlayıp kâr marjlarına girebilir ve beni programı dinlemekten alıkoyabilir. Daha birçok şey olabilir, zira bilindiği gibi insanda herşey mümkündür.</p>
<p>Çok şükür tam da o sıralarda kulaklığım bozuldu. Gürültünün tam ortasına tekrardan düştüm. Bu kadar uzun süre ya da en azından yukarıdaki paragraflar kadar kendi içinde yaşarsan, gerçekte varolan, görmediğin, duymadığın, umursamadığın dolayısıyla doğru düzgün hissedemediğin herşey seni dengeni bozacak kadar sarsabiliyormuş. Kulaklıkla ses sonda dolaşırken hiç sallamadığım araba kornaları, motor sesleri, duymadığım, görmezden geldiğim, insanlar, insanlar arası anlaşmazlıklar, yüzler, mimikler, ifadeler o kadar net ve dibimdeydi ki, benim dışımda hayatta-her gün gidip geldiğim yolda bunların yaşandığına alışmam acayip zor oldu.</p>
<p>O sıralarda bünyedeki hissiyatın üstüne Tim Robbins&#8217;in oynadığı <a href="http://www.apple.com/trailers/thinkfilm/noise/" target="_blank">Noise</a> filmini de keşfedince, gürültü tahammülsüzlüğümü ve bizzat kendimde de hissettiğim &#8220;ben! umursamazlığı&#8221;nı şiddet ile dışarıya vursam mı vurmasam mı diye kendimi cıncıklamaya başladım. Bir minibüs şoförüne &#8220;<em>doğru kullan lan arabayı artislik yapma</em>&#8221; diyerek ayar çekmeye kalkışmam da o zamana rastlar. Allahtan adam mantıklı çıktı, alttan aldı, konu uzamadı. Bir süre sonra fark ettim ki etrafa, &#8220;<em>adaletsiz, haysiyetsiz, cins bir hadise vuku bulsa da, direkt dalsam birine ense kökünden</em>&#8221; niyetiyle bakıyorum&#8230; Yani düpedüz kaşınıyorum&#8230;</p>
<p>Evet, ben belki kaşınıyordum, belki dayanamaz; fazladan hisseder olmuştum ama diğer taraftan onlar da hiçbir şeyi umursamıyorlardı ki kardeşim. Okuduğum ve dinlediğim ve izlediğim kadarıyla dünya yok olurken, devir değişirken, dünyada her gün birbirinden acayip olaylar yaşanırken, Türkiye&#8217;deki kaos, diktatorlük, sorunlar, empatisizlik, adaletsizlik, eşitsizlik, dayatmacılık bu kadar rahatsız ediciyken, dünyada ekonomi yeniden şekillenirken, insanlar delicesine intihar ederken, lise çağındaki çocuklar kafa keserken, pompalı silahla okula dalıp arkadaşlarını öldürürken, kıtalar yeniden şekillenirken, bir sürü canlı türü yok olurken ve en kötüsü herbirimiz layık görüldüğümüz; yetinmekle sevinmeye alıştırıldığımız, hakkımız olan şeylerin göstermelik, taviz gibi sunulmasıyla neredeyse mutlu olmaya çalıştığımız halde etraftaki tüm bu insanların neden halen hiçbir şey garip değilmiş gibi davrandıklarını anlayamıyordum. herkes yüzünde/ifadesizliğinde, bir günde ve etrafında insanlarla yaşıyor olmanın yorgunlukla karışık nefretini  taşırken tüm bunları değiştirmek adına bir ekstradan bir mimik bile kullanmayacak kadar hımbıl, duyarsız, ve tahammülsüz görünüyordu gözüme. kimilerinin &#8220;<em>ya bu hummer&#8217;ın yenisi var ya yola sığmıyor</em>&#8221; çimdiklemesi üzerine bir minibüs yolculuğu boyunca konuşmaları, halen &#8220;<em>omo&#8217;nun yeni reklamı güzel olmuş</em>&#8221; üzerinden sohbet işletebilmeleri de bir süre bana kabul edilebilir gelmedi. benim sırf şahsi seçimlerle biçimlendirip içine saklandığım dünyaya yabancı olan tüm bu gündelik sıradan olaylar, yüzler, tavırlar, haller ve insanlar bana yabancıydı. ben, moebius halkasının altyüzünde takılmış, asıl günün gördüğü üst yüzeyde ne olup bittiğinden habersiz ve durduk yere, kendimi tekrar içerisinde bulduğum dışarıya tahammülsüz; kanıksadığım şeylere yabancı herşeyden işkillenen bir yabancı korkusuyla moebius döngüsüne devam edip edemeyeceğim konusunda hiçbir fikrim olmadığı halde dımdızlak ortada kalmıştım.</p>
<p>Bunun üzerine gidip bir kulaklık almaktansa, insanların içinde yine observer moduna dönmeye karar verdim. İzleyecektim. Neler konuşuyorlar, neleri dert ediyorlar, nelerden medet umuyorlar, neyi takip ediyor, ne dinliyorlar&#8230;  Böylece ben de herkes gibi olabilecek, herkes gibi dertleri olan bir insana dönüşebilecek, dolayısıyla herkesin içinde yaşarken rahat bir hayat sürebilecektim. çünkü herkes, o kadar zattirizot mevzulara takılıyordu ki, etrafta bunca dert, keder, acı, gariplik vs. varken bu derece umursamaz ve hımbıl olmayı özler olmuştum. bir ulvi rahatlık gibi geliyordu bana, halen bir reklamı, bir klibi, bir maçı konuşabilen insanların boşvermişliği.. Bir süre bu tiyatroyu oynadım. Ama bildiğim gerçekleri unutamıyor olmamdan dolayı, herkes gibi davranmaya çalıştığım anlar pek de keyifli geçmiyordu. Zira en dutturikten mevzuda, dalgasına sarmak varken bile ben konuyu &#8220;<em>dünyada aslında neler oluyor?&#8221;</em>a bağlayabiliyordum. Hatta aslında şu cümleye kadar da bunu göstermeye çalıştım&#8230;</p>
<p>Şimdi. Elbette ki şu an değil, bir süredir. Burada, şimdide, bu ülkede, etrafımda bunlar oluyor ve bunlar yaşanıyorken yaşadığımı idrak etmiş durumdayım. Biliyorum ki çok keyif alsam da <em>Californication</em>&#8216;ı ya da <em>The Riches</em>&#8216;ı izlemek sonrası edindiğim bilgi, keyif, mutluluk, eğlence, herkes <em>Kapalı Çarşı</em>, <em>Kurtlar Vadisi</em> izlediği için kimselere bir anlam ifade etmiyor. Ben Ezel ve Canım Ailem izlesem berikiler <em>Ihlamurlar Altında Yaprak Dökümünden Aşk-ı Mevzu</em> havasında. konu, ben yabancı dizi izliyorum konusu değil. Ben <em>Californication</em> izliyorsam öbürü <em>Sopranos</em> izliyor, Ben <em>G.I. Joe</em> izlediysem beriki <em>The Hangover</em>&#8216;a takılmış, bir diğeri önden gidip filmleri sinemaya gelmeden, dayanamamış nasıl ettiyse dizileri televizyonda yayımlanmadan önce izlemiş, kimi daha o bölüme gelmemiş, kimi kendini belgesele vermiş. Kimi hürriyet&#8217;ten takip etmiş haberi, öbürü sözlükten çok daha önce öğrenmişmiş, berikisi ise zaten şu an işi yoğun olduğu için onlara ancak gelecek hafta sonu bakabilecekmişmiş. Lan&#8230; Ben ne kadar şimdide olursam olayım, benim zamanım, zamanı kurgulayışım, yaşayışım, bir başkasının zamanıyla eşlenik değil.</p>
<p>Artık eskisi gibi herkes <strong>He-Man</strong> izleyip sokağa koşup He-Man&#8217;den bahsetmiyor; <strong>Kara Şimşek</strong> ya da <strong>Çalıkuşu</strong> izlemiyor, aynı gazeteyi takip etmiyor, haberi aynı kaynaklardan, aynı haliyle (bir haberin metni gün içinde birkaç kez değişebiliyor) okumuyor, aynı filmleri izlemiyor, benzer müzikleri dinlemiyor, bir şeylerden benzer zaman aralıklarında haberdar olmuyor. Her biri kendi zaman evreninde yaşayan bir sürü insan etrafta, bir yerlerden bir yerlere gidiyor, arada olursa arabanın balatasını yaptırmak, lavabonun sızdıran borurusunu değiştirmek, akan çatıyı onartmak gibi şeyler yapmak için şimdiki zamana dönüyorlar. Ha, bir de herkes evine dönüyor. Evinde, aynı zaman algısıyla yaşayabildiği insanın/ların yanına. Birlikte evde, aynı şeyleri takip edip aynı şeylere kafa yorup, aynı şeylerden bahsedebiliyor, aynı şeylere üzülüp/sevinebiliyorlar. Tabii bir de yalnızlar var; sadece kendilerine dönebilenler&#8230; ki, ara sıra rahatlatıcı, çok zaman hüzünlü olabiliyor onların hali.</p>
<p>Neticede zamanın göreceliliği, herkesin &#8220;önce ben&#8221; olmak üzere maksimumda iki kişilik bir zaman kurgusu yaratması sebebiyle neredeyse bir kaosa dönüşüyor ve aynı anda, aynı ilgi/bilgilerle yaşamayan insanlar artık kendi zaman aralıklarına bölünüyorlar. buna artık miyoz ve mayozdan sonra, nasıl bir bölünme adını koyalar bilmem ama gerçek şu ki, hepimiz ayrı bir zaman algısına bölünüyoruz bir süredir. </p>
<p>Dediğim gibi tüm bunları kulaklarım tıkalıyken düşünüyordum. Oysa şimdi, şimdideyim&#8230; Memlekette demokratik açılım yapmışlar, duysam da üzerinde 5 dakika düşünmedim. Her taksici gibi benim de sorulsa söyleyecek fikrim vardı ama ne takip ettim, ne peşine düştüm.</p>
<p>Fakat bu sabah işe gelirken Türkiye&#8217;de yaşayan kürtlerin Türkiye&#8217;nin zencileri olduğunu bizzat gördüm. Türkiye&#8217;nin kurak yerde yaşayan, dışlanan, hor görülen, ikinci sınıf insan olarak sınıflandırılan, sevilirken acıma hissiyle, gelişmemiş bir çocuğu sever gibi sevilen, üstüne conti cila çekmeyi bilmeyen, dünyayı takip etmeyen, tarlalarda boğuşan, beyaz türk toplumbilimcilerimize göre bilinçsizce üreyip duran, batı kültürü, medeniyet görmemiş güzel konuşma ve yazma, toplum içinde nezakêt gibi kavramları idrak etmemiş oldukları düşünüldüğünden ikinci sınıf insan muamelesi yapılan bu vatandaşları Türkiye&#8217;nin zencileriydi.</p>
<p>Kendi dilleri, kendi müzikleri, kendi kültürleri, el işleri, ilişki kurma biçimleri, dertleri, arayışları vardı bu insanların. Ama bu insanların gelip de aramıza katılacağı, dağdan inip soframıza oturacakları, bizimle aynı iş yerinde, aynı haklarla (bunlara hak denirse) çalışacakları gerçeği henüz kimsenin aklında ucundan bile geçmiyordu. Onlar askerlimizi vuran katillerdi, elleri kanlıydı, her kürt pkk&#8217;lı, her kürt gelişmemiş canlı, her kürt açgözlü, içi düşmanlık hissiyle dolu bir yabancıydı. üstelik biz kendimizi &#8220;modern insan&#8221; olarak tanımlarken, onları tüm kibirimizle sanki bambaşka bir zamandan gelen, aramıza karışmalarından korktuğumuz, az gelişmiş insanlar olarak görmekten de imtina etmiyorduk.</p>
<p>demokratik açılım&#8230; yani, kutuplaştırma. Şimdi etrafta görüyorumki insanlar kürt kökenli vatandaşların kendi aralarına karışmaları olasılığından korkuyorlar. Yabancıdan, onun cesaretinden, onun sürüp giden bu saçmasapan düzende bir şeyleri değiştireceğinden, alışık oldukları kim kime dum duma hayatlarına müdahale edilmesinden, medeniyet diye sarıldıkları sosyal kodların onlar tarafından kavranamayacağından, adını saygı koyup benimsetmeye çalıştıkları o yalan ve bencil hoşgörü taklidini dağdan gelen, doğulu insanların anlayamayacak olmalarından ve aç olmaları, görmemiş olmaları vesaireden dolayı kendilerine saygı duymayacaklarından falan&#8230; Dün Devlet Bahçeli -ki onun konuşmasını neye benzeteceğimi siz daha iyi bilirsiniz- hatta Deniz Baykal bile &#8220;<em>Terörizmle mücadele terörizmle müzakereye dönüşmüştür</em>&#8221; diye konuşurlarken hiç utanmadan <em>uzlaşmama</em>yı bir çözüm onarak önerdiler. İnsanların laflarını dinlediği bu liderler topluma doğulu düşmanlığı aşıladıklarının bilincinde olarak ve daha kötüsü bunu hiç mi hiç umursamadan saçma sapan yargılarda bulundular. Sonuçta işte bu insanların kurduğu, anlattığı, varsaydığı düzene alışmış insanlar da dağdan inecek insanlardan, kürtçe&#8217;den, doğulu bir insanın görünüşünden korkacak, onları yabancılayacak ve paraları varsa aşağılayacaklar.</p>
<p>Şimdide bu ülkede bunu gördüm. Canım sıkıldı. Yine de artık silahsız, toprak kavgası yapmadan müzakereyi zorlamalarını umduğum Türkiye&#8217;nin zencilerinden umutluyum. Tüm Türkiye evvela insan olduklarını, hangi şartlarda yaşadıklarını, yaşamaya zorlandıklarını, nasıl bir kültürleri olduğunu, neleri dert ettiklerini gösterebileceklerini umuyorum. Fakat Amerika&#8217;daki zencilerin mücadelesini bilen biri bunun da zor olmayacağını bilir. Amerika&#8217;da kimi beyazlar, sarılar, morlar, düşünenler, üretenler, söyleyenler, toplum önünde konuşabilenler, insanları etkileme gücü olanlar destek olmasa, bütün zenciler insan olduklarını söylemeye çalışan diğer insanlarla bir hareket etmese, artık yapılan o saçmalıkların, deri renginden, doğum yerinden dolayı insan asmanın, yargılamanın, horlamanın artık &#8220;bu zaman&#8221;a ait olmadığını bas bas bağırmasalar, bugün Amerika&#8217;da barıştan bahseden bir siyahi başkan görmemiz mümkün değildi. (<em>tırışkadan tümevarım</em>)</p>
<p>İşin bir de arabesk tarafı var elbette. O da Amerika&#8217;daki fakir zencilerin halen beyaz olan diğerlerine &#8220;<em>sizin yüzünüzden, ne bakıyon pis beyaz, zenciyiz diye aşağılıyon di mi?</em>&#8221; edebiyatı yapmaları. Türkiye&#8217;nin zencileri bu kozu, &#8220;<em>bize bunları yaptınız, bizi böyle yargıladınız, böyle işkence ettiniz</em>&#8221; söylemleri üzerinden uzun süre devam ettireceklerdir. Ettirmeliler de. Herşey, yapılanlar, adaletsizlikler herkes tarafından bilinmeli. Ama yeni nesiller artık ayrımcılık dürtüsüyle, &#8220;<em>biz ve onlar</em>&#8221; diye, &#8220;<em>sen kürtsün o türk, siz başkasınız</em>&#8221; öğütleriyle yetiştirilmemeli. Maalesef kendini medeni sanan İstanbul&#8217;da yaşayan türk&#8217;ler her ne kadar metropol olduğu söylense de, Türkiye&#8217;nin medeni yaşayışının aynası gibi görünse de, türk insanının aristokratlığa düşkünlüğü nedeniyle son derece ırkçı, kendini beğenmiş, ukala bir topluluk. Herkes daha zengin, daha cicili bicili, daha elit olmak istiyor ya da kendini öyle sanıyor. cadde sarışını gibi yapay duran bu elitist tavırlar, bu pragmatik yalakalık yüzünden de, dış görünümünde kibarlık, zenginlik, nezâket bulamadıkları insanları dışlıyor, onlarla dalga geçiyor, insan yerine koymuyorlar.</p>
<p>İsterseniz Tahtakale&#8217;deki kürt esnaflara, oradan alışveriş yapan ve beyaz türk olma hayaliyle yaşayan diğerlerinin  nasıl davrandıklarını bir inceleyin. &#8220;insan nedir?&#8221; diye şaşar kalırsınız. Biliyorum ki bu bir günde çözülecek bir sorun değil. Bir zamanlar kendisini kardeşliğin, sosyalizmin, net ifadesiyle olmasa da tarzıyla sol görüşün temsilcisi olarak lanse etmiş, akıllara ilerici, cesur, ezilenlerin sözcüsü,  olarak yerleşmiş Leman dergisini hatırlamanızı öneririm. 80&#8242;li yıllarda, İstanbul&#8217;un çok göç aldığı zamanlarda dilimize kro, zonta gibi kelimeleri sokan, doğulu insanları yaratık gibi karikatürize eden, onları aşağılayan ve onların hep küfürlü konuştuğu algısını yaratan Leman dergisiydi işte. onlar hep tecavüz ederlerdi falan. Bir yel eserdi savunurlardı bir şeyi ama neyi, neden ve nereye kadar savunacaklarını bilemeyecek kadar duyarsız, ayarsız bir kültürün mimarıydı Leman ki zaten o kültür de, düşmanlıktır.</p>
<p>Şahsen arada bir kafamdan, kendimizi varsaymak için kurduğumuz rafine, korunaklı hücreden, son derece kişiye öz an algısından çıkıp, şimdi&#8217;den uzaklaşıp geçmişe bakmayı seviyorum. Arada topladığım herşeyle, her bilgiyle, geçmişi yeniden anlamak, o andan sonrasını farklı algılamayabilmem ya da en azından saatleri ayarlama enstitüsü&#8217;nün artık yapamadığını yapabilmem açısından faydalı oluyor. fakat biliyorum ki, sen, barda&#8217;daki gençler misali <em>TGG</em> derdine düşmüşken birden bir dış etken gelir, her şeyi darmadağın eder, çük gibi kalırsın hayatın karşısında; olur, hayat oldurmuştur, vazgeçmeye sebep değil.</p>
<p>Herneyse, adet olduğu üzere her yazının giriş gelişme ve sonuç bölümleri olmalı. Yukarıdaki tüm metin için giriş/gelişme/sonuç kaygısı taşımadım. Kimsenin de yazarken bu formel disiplin kaygısını taşımasını istemem.</p>
<p>Son derece kişisel blog deneyinde, önceden de olduğu gibi, şu akıntıyı &#8220;t<em>üm bu yazdıklarımdan ne anladım, şimdi ne yapacağım?</em>&#8221; sorusunu kendime sorarak bitirmek isterim.</p>
<p>Bir süre kulaklık almayacağım. <span style="color: #000080;">(2 hafta sonra edit: <em>Kris&#8217;cim aldığın efsane kulaklık için çok çok teşekkür ederim, evet, planladığın gibi olmaz hiçbir şey :</em></span>)</p>
<p>Çünkü bu sabah minibüse bindiğimde şahane bir Kürtçe şarkı çalıyordu. Minibüsteki tek yolcu bendim, ses rahatsız edici olabilecek düzeyde açıktı, ama 15 saniye sabrederek dinledim ve şarkıyı çok sevdim. Şarkıyı dinlerken &#8220;<em>Acaba şimdi bir emekli subay ya da daha beteri emekli subay eşi minibüse binse ne olur?</em>&#8221; diye düşündüm. Muhtemelen gerginlik olurdu. Birileri binmeden şarkıyı kimin söylediğini öğrenmeliydim. Ama şarkı da güzeldi ve dinleyesim vardı. Şarkının ara solosu girince şoföre sordum:</p>
<p>- Kim bu çalan?<br />
- Rorşahn<br />
- Kim usta?<br />
- Roşayn&#8230;<br />
- Rojarn mı?<br />
- Rojaeyan&#8230;<br />
- Haa. Tamam. Çok güzel şarkı ha!<br />
- Valla yeni albüm çok güzel abi.<br />
- Gitarlar süper olmuş.</p>
<p>Sesi açtı. &#8220;<em>Eyvallah</em>&#8221; dedim. Arkama yaslanıp boş minibüste yola devam edip şarkıyı dinliyordum. Şoför de sanırım şarkıyı dinlemek istiyordu ki, birkaç durakta durmadan geçti. o ara gördüm ki, bir zamanlar minibüslerin içini dolduran orhan/ferdi/müslüm arabeski yerini kürtçe şarkılara bırakmıştı. o zamanlar isteseniz de istemeseniz de, şoför hangi moddaysa, ona uygun bir dj&#8217;lik yapar, en neşeli halinizde, en cabbar arabeskle bayıltırdı yol boyu. seven de, sevmeyen de bunu dinlemeye mecbur kalırdı. şimdi o hükümdarlık ve o müzikler bitti. artık kimseye hitap etmiyor orhan, ferdi vesaire. belki biraz nostaljik tat niyetine arada bir atılıyorlar mideye o kadar. fakat artık, kendi dinlediği müziği duyurmak isteyen, kendi duygusunu, bağıran şarkıcılara eşlik ederek göstermek isteyen ve güne bu şarkılarla katlanmak isteyen hakir görebileceğimiz yeni &#8220;alt-insan&#8221;larımız var. türkiye&#8217;nin zencilerini kürtçe şarkılar dinlerken gördükçe, &#8220;<em>oh be onlar gibi değilim linkin park dinliyorum</em>&#8220;,&#8221;<em>kızım çok şükür yabancı müzik seviyor</em>&#8221; gibi düşüncelerle mastürbasyon yapabiliriz. kendi bomboş suratlarımızı aynada hasetle seyredip, onların yaban duruşlarını, para verdikçe onlara hükmetme gücünü kendimizde buluşumuza aşık olarak horlayabiliriz hem de&#8230;</p>
<p>Şoför ikinci şarkıda durdu ve bir yolcu aldı. Bir teyze&#8230; Daha kıçını koyar koymaz -ki zaten bilirsiniz teyzeler minibüse önce ayaklarıyla değil kıçlarıyla binip, kıçlarını su aramaya yarayan ağaç dalları gibi kullanarak sığdırabilecekleri uygun bir yer aranırlar- &#8220;<em>müziği biraz kısar mısınız?</em>&#8221; dedi. Şoför bana baktı, &#8220;<em>Eee, işte&#8230;&#8221;</em> dercesine bir mimik yaptı ve &#8220;<em>Tabii hanımefendi</em>&#8221; deyip kıstı sesi. İkinci şarkı ilki kadar güzel olmasa da nakaratı acayip sempatik geldi bana. &#8220;<em>MıymıyDıydıyFıydıy Zindane&#8230;</em>&#8221; Şarkıyı söylenin ne dediğini bilmiyordum, o sesleri çıkarmam da bir hayli zordu ama içimden nakarat geldikçe tekrarlamayı denedim. Bir sonraki durakta birkaç kişi birden bindi. Binenlerden biri &#8220;<em>Kıssana şunun sesini biraz&#8230;</em>&#8221; dedi. Şoför biraz daha kıstı. Sonra şoför kırmızı ışıkta durdu ve yandaki minibüse kürtçe seslenerek bir şeyler anlattı. Anladığım kadarıyla şoförün yanında oturan adamın kendi arabasına geçmesini istiyordu. Anlayamadığım birkaç kelimeden sonra diğer minibüsteki adam indi ve bizim minibüste şoförün yanına oturdu. Kürtçe bir şeyler konuştular. Arada &#8220;<em>yolci&#8230;</em>&#8221; ve müzik benzeri bir kelime seçebildim. Sonra şoför sesi biraz açtı. Yanındaki arkadaşı kıstı, o açtı, diğeri kıstı. Şoför olan sesini yükselterek kürtçe bir şeyler söyledi. &#8220;açarım kardeşim sesi kimse karışamaz&#8221; der gibi, yeni binen arkadaş, müziği kıstıran adama sert bir bakış attı, ardından kürtçe bir şeyler söyledi ve sesi kıstı. İnerken &#8220;<em>Köşede ineyim</em>&#8221; dedim her zaman ki gibi, &#8220;<em>Tabii abi</em>&#8221; dedi şoför. &#8220;<em>Haydi kolay gelsin</em>&#8221; diye seslendim, &#8220;<em>Sağol abi iyi günler</em>&#8221; dedi şoför. işe gidene kadar, duyduğum o kürtçe şarkı çaldı kafamda tekrar tekrar. keşke söyleyenin kim olduğunu anlayabilseydim.</p>
<p>Şarkı bu değildi ama saatlerce aradıktan sonra ses ve müzik olarak benzeyen bir tek bunu bulabildim:<br />
<a href="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/_mp3/Rojda-Le_Buke.mp3">Rojda &#8211; Le Burke</a></p>
<p>tüm bunlardan sonra, bir kısa dalga internet yayınında (blog) bunlardan bahsediyor olmanın ironik açmazında sürüklenirken, beni memnun eden ve aslında şu anda tutan şey ne bu blog&#8217;u yazıyor olmak, ne de herhangi bir teselli. sadece, o gün, o minibüste olmak ve o şarkıyı tam da duymam gereken yerde, çok şükür kulağımda kulaklık yokken dinlemiş olmak. &#8220;oradaydım&#8221; der ve bir rahatlık ya da bir üzüntü hisseder ya insanlar, işte öyle bir şey&#8230;</p>
<p>21.11.09</p>
<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/yollardan-gecerken-duyulan-bir-zenci-muzigi.htm">Yollardan Geçerken Duyulan Bir Zenci Müziği</a></p>
        <p><center>&copy; %FIRST Yüreklikatır - visit the <a href="http://www.yazartikanmasi.com">author</a> for more great content.</center></p>      ]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/yollardan-gecerken-duyulan-bir-zenci-muzigi.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
<enclosure url="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/_mp3/Rojda-Le_Buke.mp3" length="3780824" type="audio/mpeg" />
		</item>
		<item>
		<title>Yapay Tatlandırıcı</title>
		<link>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/denedim/yapay-tatlandirici.htm</link>
		<comments>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/denedim/yapay-tatlandirici.htm#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Dec 2009 00:32:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cyrettin Yüreklikatır</dc:creator>
				<category><![CDATA[denediM]]></category>
		<category><![CDATA[gördüM]]></category>
		<category><![CDATA[izlediM]]></category>
		<category><![CDATA[oyalandıM]]></category>
		<category><![CDATA[derken]]></category>
		<category><![CDATA[falan]]></category>
		<category><![CDATA[fıkra]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[groucho marx]]></category>
		<category><![CDATA[hadi]]></category>
		<category><![CDATA[kalk]]></category>
		<category><![CDATA[kalkabiliyorsan]]></category>
		<category><![CDATA[oldu]]></category>
		<category><![CDATA[saat]]></category>
		<category><![CDATA[sabah]]></category>
		<category><![CDATA[üç]]></category>
		<category><![CDATA[yine]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazartikanmasi.com/?p=518</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;herkes kendi mutluluğunda aşınır&#8221; &#8211; met- üst.
Woody Allen&#8217;ın Annie Hall&#8216;u şöyle başlar: &#8220;Eski bir fıkra vardır. İki yaşlı kadın Catskill&#8217;de bir dağ otelindedirler. Biri, &#8216;Buranın yemekleri çok kötü&#8217; der. Diğeri de &#8216;Biliyorum ayrıca porsiyonları da küçük&#8217; der. Ben de hayat hakkında böyle düşünüyorum. Yalnızlık, sefalet, çile ve mutsuzluk dolu ve de çok çabuk geçiyor.&#8221;
Annie Hall, [...]<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/denedim/yapay-tatlandirici.htm">Yapay Tatlandırıcı</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;">&#8220;<em>herkes kendi mutluluğunda aşınır</em>&#8221; &#8211; met- üst.</p>
<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/12/groucho.JPG"><img class="alignright size-full wp-image-522" title="groucho" src="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/12/groucho.JPG" alt="groucho" width="250" height="245" /></a>Woody Allen&#8217;ın <strong><a href="http://www.imdb.com/title/tt0075686/" target="_blank">Annie Hall</a></strong>&#8216;u şöyle başlar: &#8220;<em>Eski bir fıkra vardır. İki yaşlı kadın Catskill&#8217;de bir dağ otelindedirler. Biri, &#8216;Buranın yemekleri çok kötü&#8217; der. Diğeri de &#8216;Biliyorum ayrıca porsiyonları da küçük&#8217; der. Ben de hayat hakkında böyle düşünüyorum. Yalnızlık, sefalet, çile ve mutsuzluk dolu ve de çok çabuk geçiyor.&#8221;</em></p>
<p>Annie Hall, bambaşka bir kültüre ve bambaşka hayallere sahip bir kadına aşık olan her erkek, özellikle de Türgerkeği için umutsuz bir filmdir. Her ne kadar Annie ve Alyv hallerinden memnun ve mutlu görünseler de bu bizim kabul edebileceğimiz türde bir mutluluk değildir. Zira sonunda herkes kendi hayatını yaşar.</p>
<p>Biz, bağımlılık ve bağlılık kabilesinden geliriz. &#8220;<em>Herkes bizim istediğimiz gibi yaşasın</em>&#8221; düşüncesinin tam da orta yerinden&#8230; Ailelerimiz bize herşeyden önce kendilerine ihtiyaç duymamız gerektiğini öğretirler. Ne olursa olsun, ailene bağlı kal, ailen sana doğruyu öğretmiştir, seni en çok onlar sevmiştir ve arada bir de olsa ailenle olmak zorundasın. Çünkü bu senin şifandır, ilacındır. Eğer onların istediği gibi yaşarsan seni daha çok severler. Sen de senin gibi yaşayan, senin gibi yemek yiyen, senin gibi gülen, güzel bir akşamdan beklentinin aşağı yukarı benzer olduğu ailene bağlı olmamanın aksini düşünemezsin; çünkü neye dönüşürsen dönüş, kim olursan ol, onlar seni -sık sık birilerine/birşeylere benze diye dürtseler de- olduğun gibi kabul ederler.<br />
<span id="more-518"></span></p>
<p>Annie Hall da belki bu yüzden umutsuz bir filmdir. Herkes kendi mutluluğuna gider ve arada sırada görüşüp, birlikte eğlenceli vakit geçirirler. Bu ne bizim ailemiz, ne düşlediğimiz gelecek ne de sevgililerimiz için kabul edemeyeceğimiz bir olasılıktır. Bahsettiğim gibi biz, etrafımızdaki insanların bizi olduğumuz gibi kabul ettikleri gerçeğine inanır, onlar için ideal hayat kurguları yapar ve buna çok sıkı sarılırız. Hal böyleyken, dönüp onlara bizim hakkımızda ne düşündüklerini, bizim yanımızda nasıl hissettiklerini, aslında olmak istedikleri yerleri, kendi hayallerini sormayız bile.</p>
<p>Ailelerimiz, yanlarında iyi hissettiğimizden o kadar eminlerdir ki, bunu -en azından yüzümüze karşı- hiç sorgulamazlar. Biz, onların bizden memnun olduğundan o kadar eminizdir ki -olmadığımız zamanlarda aileden kopar gider ve arada ziyaret ettiğimizde aynı durumun geçerli olduğunu varsayarız- onlarla bu konuları hiç konuşmayız. Sevgilimizin, eşimizin madem bizimle birliktelerse, bizi olduğumuz gibi kabul etmek için can attıklarını düşünürüz. Zamanla rahatlar, rahatlar, &#8220;neysek o&#8221;ymuşuz gibi davranmaya başlarız.</p>
<p>Çoğu zaman kendimize bile katlanılmaz geldiğimiz olur. Misal bana oluyor. Kendime dışarıdan baktığım bazı anlardan; bir kadın bu adamı neden sever, bir anne bu çocuğu halen neden arayıp sorar, bir kardeş bu abiye neden halen abi diye seslenir çözemediğim zamanlardan bahsediyorum. Katlanılmaz olduğum anları arayıp bulduğum ve bu hallerimle güreşmeye niyet ettiğim içsel yolculuklardır bunlar. Sonucunda derim ki, ben bile bazen bu halime veya herhangi bir halime katlanamıyorsam, benden bir başkasının bende katlanılmaz haller görmesi/bulması çok daha kolaydır. Bu gibi düşüncelerden sonra kendime olan bağlılığım ve bağımlılığım azalıyor. Bu durumlarda metropol insanının en büyük işkencesi olan ve adına empati denen o garip hissiyatla; kendime kendi gözümle değil, onların gözüyle bakmayı denerim. Ve böyle yaptığımda, etrafımdaki insanların benimle daha mutlu, daha huzurlu olduklarını gözlerim. Tabii ki bu da kendimi rahatlatma çabalarımdan biri olabilir.</p>
<p>Annie Hall&#8217;a dönecek olursak, kişilerin; birlikte yaşamak adına, aşık olmak, sevgili olmak, baba-anne olabilmek, abi-kardeş ya da dost olabilmek için, düzgün bir ilişki kurabilmek ve birbirlerine yaşama sevinci verebilmek için bu kadar çaba sarfettikleri kişilerin, &#8220;<em>ne yapalım durum böyle</em>&#8221; diyerek kendi hayatlarına devam etmelerine seyirci kalmak üzücüdür. Kalan olmak, kendi dertlerinin içinde yalnız bırakılmak veya onların kendileri için uygun gördükleri  &#8217;gelecek&#8217; hayatlarına doğru gidişlerini izlemek fenadır. Giden bizsek, mutlaka haklı bir sebebimiz vardır gerçi ama giden, Annie&#8217;yse, sevgiliyse, onsuz olamayacağımızı düşündüğümüz biriyse, uğrunda kendimizce bir şeylerden vazgeçtiğimiz, değiştiğimiz, kabullendiğimiz, en romantik, en sefil, en neşeli, en cesur hallerimizi paylaştığımız, uğrunda yaşadığımız ya da yaşamadığımız biriyse, bunu kabul etmek çok zordur. Annie Hall&#8217;ın sonundaki umutsuzluk da budur aslında.</p>
<p>Fakat burada, nevrotik bir varoluşun, umutsuzluğa olan yatkınlığını da gözden kaçırmamak gerekli. Bu aslında tam da<a href="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/12/photopodborka_097.jpg"  rel="lightbox-518"><img class="alignright size-full wp-image-519" style="margin: 4px; border: black 4px solid;" title="ne görmek istersen" src="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/12/photopodborka_097.jpg" alt="ne görmek istersen" width="267" height="219" /></a> kendimizden başlayarak, etrafımızdaki herkesi ve herşeyi etkiler. Hayatta ne olursa olsun, başka hayatlardan öğrendiğimiz ve süzdüğümüz umutsuzluk portreleri bizim geleceğimiz değildir. Olmak zorunda değildir. Bütün ihtimaller evvelden elenmiş, bütün hayatlar yaşanmış; birbirine benzeyen çoğu iki olasılıklı durumlarda bile olabilecekler sadece o olasılıklarla sınırlı değildir. Bizler karar verir, uygular, değiştiririz. Planlar yaparız, birşeyleri kendimizce yaşamaya değer görürüz, planlarımız tutmasa bile, yaşamaya değer gördüğümüz osuruktan mutlulukları yaşayamasak bile henüz hiçbir şey bitmiş değildir ve hiçbir şey, bizim önceden sandığımız gibi olmak zorunda değildir. Yani Alyv ve Annie&#8217;nin sonu, bu şekilde olmak zorunda değildir.</p>
<p>Hayat, kendisinden ne beklediğin ve ne elde ettiğinle not veremeyeceğin kadar zengindir. İhtimalleri göremiyor, bilemiyor, hayal bile edemiyor olman, bunların bu hayatta gerçekleştirilemeyeceği anlamına da gelmez. Doğru, baştaki, belki sadece Woody Allen&#8217;ın aklında yer etmiş o fıkrada olduğu gibi hayat üzücüdür. Bir sürü keyfi olsa bile maalesef porsiyonları küçüktür; öyle küçüktür ki, çile çekerek, mutsuz, yalnızlıkla geçirdiğin koca hayatta yaşadığın keyifli bir gün, totale baktığında sadece bir takvim yaprağıdır. Hatta hayat artık, birden bire, şok gibi, evvelce 23 saatte katetebildiğin bir yolu, uçakla bir saatle gidebilmek gibi hızla, sen ne olduğunu bile anlamadan geçip gitmekte olduğundan o takvim yaprağının esamisi bile okunmaz.</p>
<p>Şunu bilirim ki, kendini mutlu gördüğün, mutlu olduğunu kabul ettiğin, etrafındaki insanların bundan dolayı mutlu olduğu ve bunu yüzlerinde, gözlerinde, japon çizgi filmi karakterlerinin göz bebeklerinde olduğu gibi gözbebeklerinde hissettiğin; birisinin o duyguyu başka türlü ifade etmek istemeyeceği için sana sarıldığı, seninle-yanında olmaktan mutlu olduğunu söylemek ihtiyacı duyduğu sadece bir gün, takvimden koparılmış ve nerede olduğu bilinmeyen o yaprak, sen tarihini hatırlamasan da, hayatın boyunca karşılacağın herşeye bedeldir.</p>
<p>Çoğumuz daha güzel hayatlar isteriz. Geriye dönüp baktığımızda gurur duyacağımız cinsten. Sıradan bir hayatımız olsun istemeyiz, annemizinki gibi, babamızınki gibi, kendini heder etmekte usta bir sevgilininki gibi&#8230;, kapısının üstünde karınca duası asılı ve ömrü kimsenin marifet saymayacağı işlerde karınca gibi çalışarak geçmiş bir ihtiyar olmak istemeyiz hiçbirimiz. sıradanlığı kabul edemeyiz. oysa, farkında bile olmasak da hayatımız sıradan hayatlardan biridir ve lâkin yaşadığımız her an benzersiz bir deneyimdir. sırf bu yüzden her muhtemel ihtimal eğer içinde insanca kalabiliyorsan, yaşamaya değer.</p>
<p>bir fıkra da ben anlatayım. e, artık yaşlanıyoruz tabii, zamanın espri anlayışından geri kalınca fıkrayla geçiştireceksin&#8230;</p>
<p>bir gün, charlie chaplin nasrettin hoca ile karşılaşmış. &#8220;<em>hoca</em>&#8221; demiş, &#8220;<em>modern zamanlar diye bir film çektim izledin mi? modern insanın çarklar arasında kayboluşunu anlatıyor.</em>&#8221;  hoca hiç oralı olmadan bindiği dalı kesmeye devam ederken, &#8220;<em>o senin zamanının derdi</em>&#8221; demiş, &#8220;<em>olur mu candoz?</em>&#8221; diye atılmış charlie chaplin, &#8220;<em>ikimiz de toplumsal mizah yapıyoruz&#8230;</em>&#8221; pis pis sırıtmış nasrettin hoca, &#8220;y<em>av çarli dasshükter git allahını seversen, seni şu bıyıkla gören birinin yaptığını ciddiye alacağını mı sanıyorsun?</em>&#8220; </p>
<p>dal kesilmiş, hoca yere düşmüş. Charlie Chaplin, &#8220;<em>hitler&#8217;in aynı bıyığına ses etmiyorsun, bizimkine laga luga&#8230; bak cezanı buldun, düştün, ben de seninle taşşak geçeyim mi?</em>&#8221; diye söylenmiş, hoca nasrettin belini tutarak, &#8220;<em>bre düdük</em>&#8221; demiş, &#8220;<em>görmüyor musun bizzat bindiğim dalı kestim, ben kendimle taşağın alasını geçiyorum zaten!</em>&#8220;.</p>
<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/denedim/yapay-tatlandirici.htm">Yapay Tatlandırıcı</a></p>
        <p><center>&copy; %FIRST Yüreklikatır - visit the <a href="http://www.yazartikanmasi.com">author</a> for more great content.</center></p>      ]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/denedim/yapay-tatlandirici.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dün Yeni Bir Oyunda Oynadım&#8230;</title>
		<link>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/denedim/dun-yeni-bir-oyunda-oynadim.htm</link>
		<comments>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/denedim/dun-yeni-bir-oyunda-oynadim.htm#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Nov 2009 01:41:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cyrettin Yüreklikatır</dc:creator>
				<category><![CDATA[denediM]]></category>
		<category><![CDATA[gördüM]]></category>
		<category><![CDATA[oyalandıM]]></category>
		<category><![CDATA[sevdiM]]></category>
		<category><![CDATA[şaştıM]]></category>
		<category><![CDATA[al]]></category>
		<category><![CDATA[be]]></category>
		<category><![CDATA[bence]]></category>
		<category><![CDATA[bi]]></category>
		<category><![CDATA[buldur]]></category>
		<category><![CDATA[iyi mi]]></category>
		<category><![CDATA[kesin]]></category>
		<category><![CDATA[modern warfare 2 nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[modern warfare açıklama]]></category>
		<category><![CDATA[ne]]></category>
		<category><![CDATA[olmuş]]></category>
		<category><![CDATA[olur]]></category>
		<category><![CDATA[oyna]]></category>
		<category><![CDATA[oynayamıyorsan]]></category>
		<category><![CDATA[süper]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazartikanmasi.com/?p=485</guid>
		<description><![CDATA[Call Of Duty: Modern Warfare 2 ile ilgili haberleri gazetelerde görmüşsünüzdür. Hani, Rusya&#8217;da yasaklanan oyun. Tabii oturup oynamasam, şöyle ayarın kralını almasam benim için de daha fazlası olmayacaktı&#8230;
Dün gece Modern Warfare 2&#8242;yi bitirdim. Bayramın ilk günüydü, çok şey beklediğim bir tatil günüydü, umduğumdan çok daha fazlasını bulduğum bir tatil günü oldu.
Call Of Duty yıllardır devam eden ve [...]<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/denedim/dun-yeni-bir-oyunda-oynadim.htm">Dün Yeni Bir Oyunda Oynadım&#8230;</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Call Of Duty: <a href="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/11/wallpaper-modernwarfare2-1.jpg"  rel="lightbox-485"><img class="alignright size-full wp-image-487" style="margin: 4px 2px; border: black 4px solid;" title="wallpaper-modernwarfare2-1" src="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/11/wallpaper-modernwarfare2-1.jpg" alt="wallpaper-modernwarfare2-1" width="299" height="186" /></a>Modern Warfare 2 ile ilgili haberleri gazetelerde görmüşsünüzdür. Hani, Rusya&#8217;da yasaklanan <a href="http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=12976228&amp;tarih=2009-11-18" target="_blank">oyun</a>. Tabii oturup oynamasam, şöyle ayarın kralını almasam benim için de daha fazlası olmayacaktı&#8230;</p>
<p>Dün gece Modern Warfare 2&#8242;yi bitirdim. Bayramın ilk günüydü, çok şey beklediğim bir tatil günüydü, umduğumdan çok daha fazlasını bulduğum bir tatil günü oldu.</p>
<p>Call Of Duty yıllardır devam eden ve şimdiye denk hep İkinci Dünya Savaşı&#8217;nı arkaplan olarak kullanmış olan bir savaş <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Call_of_Duty" target="_blank">oyunu serisi</a>.</p>
<p>Call Of Duty başından beri popüler bir oyun oldu. Oyun o kadar özenle yapılıyordu ki ve gerçekçiydi ki, oyunseverler yeni bir Call Of Duty çıktığında oynayabilmek için bilgisayarlarını yeniliyorlar, arkadaşlarının bilgisayarlarını koltuk altında evlerine taşıyor, internet cafe&#8217;lerde sabahlıyorlardı.<span id="more-485"></span>Aslında bu oyunun ne şekil bir ortamı olduğunu daha iyi görmek için, <strong>Call Of Duty 3</strong>&#8216;ü <strong>Wii</strong>&#8216;de oynayan bir insanın mimiklerine bakmak yeterli.</p>
<div>
<div><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="425" height="344" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/o3oa8ctbVYA&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="425" height="344" src="http://www.youtube.com/v/o3oa8ctbVYA&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"></embed></object></div>
<div> <br />
Bu seri 4-5 falan diye devam etti. İkinci Dünya Savaşı&#8217;na bir hayli meraklı olduğumdan, İkinci Dünya Savaşı sırasında geçen oyunları da takip etmeye çalışıyorum. Çünkü bir filmden daha bilgilendirici oluyor oyunlar. Silahları, ortamı, savaşın tarihini öğreniyor, mekânlarını tanıyorsun&#8230;</div>
</div>
<p>Oyun yapan insanların da figürandı, tesisattı vesaire dertleri olmadığı için binlerce insan, binlerce araç, sağolsunlar ne var ne yok oyunlara koyuyorlar. Buna rağmen ben 4&#8242;ten sonraki bir Call Of Duty oyununu oynamadım. İşti, güçtü, makine kaldırmıyordu ıvır zıvır kaldı öyle.</p>
<p>Aradan yıllar geçti, <strong>Call Of Duty: Modern Warfare 2</strong> çıktı, çıkacak diye haberler duyuyorum&#8230; Hali hazırda az biraz oyun haberlerini takip etmeye çalıştığımdan, biliyorum ki, bu oyun günümüzde geçecek. Ben de bi heyecanlandım tabii. Videolara falan baktıkça heyecanım daha da arttı. Acayip, uçuk bir şey. Bizim gibi, <a href="http://www.sharewareisland.com/playonlinegames.aspx?id=1481" target="_blank">River Raid</a>, <a href="Super Zaxxon" target="_blank">Super Zaxxon</a>, <a href="http://www.komikler.com/komikoyun/dovus_oyunlari/13:1712/International_Karate">International Karate</a>, hatta, al geriye, Tetris gibi oyunlarla büyüyen insanlar için acayip bir şey böyle bir oyunun yapıldığını görmek.</p>
<p>Tetris&#8217;te (ki halen arada dolmuşta eve dönerken patlatırım bi tur) kutularla boğuşurken, yıllar sonra bi oyun çıkıyor, İkinci Dünya Savaşı&#8217;nın ortasındasın, Wembley&#8217;de Servet&#8217;le -olacak şey değil- İngiltere&#8217;ye rövaşata atıyorsun, sokakta serseri gibi takılıyor, gönlünden geçen arabayı çalıyorsun falan&#8230;  Olan biteni hayranlıkla izlememek, takip etmek, arada kendini bir oyuna kaptırmak mümkün mü be anaksimenes hoca?</p>
<p>Herneyse, ben böyle oyunlara bakınırken; miskin miskin <strong>FM2010 </strong>coşkusuna dalmış, Galatasaray&#8217;ı kapmış, Rijkaard&#8217;a &#8220;<em>o takım öyle oynatılmaz kaptan</em>&#8221; diye ders verircesine galibiyet kovalarken; bir arkadaş sağolsun Modern Warfare 2&#8242;yi getirdi verdi.</p>
<p>Oyunu kurdum ve oynamaya başladım. Zaten oyun başladı, ben tuttum direkt eğitimi aldım (oyun alıştırmalı başlıyor) sonra da Ukrayna mı dersin, Afganistan mı, Rusya&#8217;daki  bir petrol istasyonu mu dersin dünyanın her tarafında özel operasyonlara katılan bir delüğanlı oldum çıktım. Arkadaş oyun bir güzel ki, bırakamıyorsun. Vermişler aksiyonu, vermişler gazı; her şey son derece gerçekçi. Kar motoruyla <em>James Bond</em> misali obalarda fink atmadığım mı kaldı, <em>Cliffhanger</em> misali körolası yüce dağlara tırmanmadığım mı&#8230; öleyazdım; sağolsun ekiptan ghost denilen eleman tam kayalara kafamı vura vura düşecekken bir el uzattı beni kurtardı, Brezilya sokaklarında çatışmalara girdim, ajan eskisi bir tutuklu amcayı hapishanenin birinden kurtardım, artık bazı sahneler oldu ki keyiften &#8220;uuuuuuuuuuuu&#8221;, &#8220;yiiiiiiipppeeeeaah&#8221;, &#8220;haymınaskiymmm&#8221; diye höykürdüğüm bile oldu.</p>
<p>Tabii daha fazla duramadım, zart diye, bitirdim oyunu. Öyle kolay değildi; hard&#8217;da oynadım birkaç gün sürdü kanka. Oynadığım sürede baktım ki, bu oyun değil kardeşim, basbayağı savaşın içindeyim. En ufak hatada ölüyorsun, kafayı çalıştırmazsan patlıyorsun, hızlı olmazsan kurda puşta yem oluyorsun. Laf, söz dinlemezsen direkt niyazisin.</p>
<p>Oyun o kadar ince düşünülmüş ki, verdiğin kararlar oyunun ilerleyişini direkt etkiliyor. Misal oyunun en sonu, yeterince hızlı &#8220;<strong>F</strong>&#8221; tuşuna basmazsan ölür gider, oturur ağlarsın&#8230; gaza gelmemek mümkün değil. Oyunu bitirenler bilir.</p>
<p>Hemen neden bahsettiğimi biraz bildirsin diye tabii ki yine yütübe bağlanıyoruz. Bu videoda gördüğünüz herşey sizin kontrolünüzle oluyor, tırmanma bile sizin farenin tuşlarına senkron bir biçimde basmanıza bağlı:</p>
<div>
<div><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="560" height="340" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/rGE6i54j0r8&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="560" height="340" src="http://www.youtube.com/v/rGE6i54j0r8&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"></embed></object></div>
</div>
<p>Oyunda tempo hiç düşmüyor; sonlarına geldiğinizde artık gerçekten bir filmin başrolünde olduğunuzu anlıyorsunuz. Hele o sürat motoru ile kovalama sekansı nedir kardeşim? Keyiften artık dört köşe mi olsam, kök kareye mi dönüşem bilemedim.</p>
<p>Oyunu bitirdikten sonra bile oyunu yapanların sürprizi bitmiyor. Sadece şunu söyleyebilirim ki, yıllardır oyun oynarım, herhalde bitirdiğimde bitiş demosuna en memnun olduğum, en &#8220;<em>harbiden değdi be</em>&#8221; dediğim 3 oyundan biri MW2.</p>
<p>Bunu haybeye söylemiyorum; çığır açacak oyun derler ya tam da o işte&#8230; Zaten oyunun bitiş demosunda da görüyoruz ki, sinema artık yerini oyunlara teslim etmek zorunda zira ne yapsa olacak gibi değil. Evet, çok büyüleyici filmler var, çeşitli duyguları, olayları vs. güzel güzel işliyor anlatıyorlar ama para kazanamıyorlar. Hollywood insanları tekrar sinemaya çekmek için varını yoğunu 3D teknolojilerine harcıyor, habire 3D filmler çıkıyor, yeni 3D teknolojileri ile çekilmiş filmleri duyuyoruz. Ama ne olursa olsun, hiçbir 3D film değil sizi filmin kahramanı, figüranı bile yapmıyor.  Teknik olarak buna yetersiz olmasını geçtim, 200-300 milyon dolar harcıyorlar ve çoğu zaman ortaya <em>2012</em> ayarında, tormak gibi, içinde özel efektten başka bir cücük olmayan mantar filmler ortaya çıkıyor. Bunlar da çoğu zaman harcanan parayı kazanamıyor, kazansa bile bunu DVD, Bluray satışından falan 3-4 yılda anca topluyor.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: center"><a href="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/11/mwcompare.jpg"  rel="lightbox-485"><img class="alignnone size-full wp-image-489" title="mwcompare" src="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/11/mwcompare.jpg" alt="mwcompare" width="369" height="288" /></a></p>
<p>Ya da en iyisi size, şu haline gelene kadar birçok filmde göreceğinizden çok daha fazla insanın emeğinin geçtiği Modern Warfare 2&#8242;nin çıktığı ilk gündeki hasılatını söyleyeyim&#8230; Oyun çıktığı ilk gün ABD ve İngiltere&#8217;de 5 milyondan fazla satıldı. İlk haftasında ulaştığı satış rakamı<strong> 550 milyon dolar</strong>. Yani 1 senede çok rahat 1 milyar dolar kazanacak. Bu para birçok devletin kasasında yok. Peki şimdi, şu an hangi film 550 milyon dolar kazanabilir? Sinema tarihinin Box Office&#8217;i en yüksek filmi 97 yapımı Titanic&#8217;in, kazancı <a href="http://www.imdb.com/boxoffice/alltimegross?region=world-wide" target="_blank">1.8 milyar dolar</a>, ikincisi Lord Of The Rings: The Return Of The King, onun kazancı da 1.2 milyar dolar.</p>
<p>Bir de şöyle düşünün; bir sinema filmini izlemek 15 milyon lira, DVD&#8217;si 15 lira, hadi HD görüntü küsküsünü yersek  Blu-ray&#8217;i 150 milyon lira. Bir kez izleyeceksin bitecek. 800 milyon lira verip sahip olduğun oyun konsolu veya bilgisayarla üstüne 80 lira verip Modern Warfare 2&#8242;yi de alabilirsin tabii. Yaşayacağın en güzel deneyimlerden birini yaşar, aradan zaman geçince bir daha oynar, sonra internet&#8217;te eşle dostla, türlü türlü ülkelerden çeşitli insanlarla maceradan maceraya koşarsın. Seçim senin.</p>
<p>Sadede gelebilecek olursam; oyun endüstrisi büyüyor ve müthiş fikirlerle, müthiş efektlerle, gerçekçiliği doruğa taşıyan şahane oyunlar yapılıyor. Sinemadan çok daha fazla keyif vaat eden şu oyun piyasasının bugünü beni ilerisi için ürkütse ve <a href="http://www.imdb.com/find?s=all&amp;q=Strange+Days+" target="_blank"><strong>Strange Days</strong></a> ya da <strong><a href="http://www.imdb.com/title/tt0120907/" target="_blank">Existenz</a></strong> gibi ihtimallerin çok uzak olmadığını düşündürse dahi, Modern Warfare 2&#8242;yi herkese &#8216;<em>şiddetle</em>&#8216;  tavsiye ederim. Emin olun, yaşayacağınız en benzersiz ve eğlenceli deneyimlerden biri.</p>
<p>Hele ki kar motoru, hele ki sürat teknesi kullanırken bir yandan da ateş etme tripleri; son anlar ve final.<br />
&#8220;<em>vallahi jest oldum</em>&#8221; be.</p>
<h6>(<a href="http://www.yarismak.com/tag/modern-warfare-2" target="_blank">CoD-MW2 hakkındaki haberlerin kronolojisi için</a>)</h6>
<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/denedim/dun-yeni-bir-oyunda-oynadim.htm">Dün Yeni Bir Oyunda Oynadım&#8230;</a></p>
        <p><center>&copy; %FIRST Yüreklikatır - visit the <a href="http://www.yazartikanmasi.com">author</a> for more great content.</center></p>      ]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/denedim/dun-yeni-bir-oyunda-oynadim.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ölümcül Deney: H1N1&#8230;. ülen!</title>
		<link>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/suzdum/h1n1-olumcul-deney.htm</link>
		<comments>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/suzdum/h1n1-olumcul-deney.htm#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Nov 2009 16:29:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cyrettin Yüreklikatır</dc:creator>
				<category><![CDATA[oyalandıM]]></category>
		<category><![CDATA[süzdüM]]></category>
		<category><![CDATA[tiksindiM]]></category>
		<category><![CDATA[akar]]></category>
		<category><![CDATA[aklım]]></category>
		<category><![CDATA[bak]]></category>
		<category><![CDATA[be]]></category>
		<category><![CDATA[beni]]></category>
		<category><![CDATA[biraz terle]]></category>
		<category><![CDATA[bulur]]></category>
		<category><![CDATA[çay]]></category>
		<category><![CDATA[dü]]></category>
		<category><![CDATA[düşünme]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[geleceğim]]></category>
		<category><![CDATA[ı]]></category>
		<category><![CDATA[iç]]></category>
		<category><![CDATA[iyi]]></category>
		<category><![CDATA[iyi bak]]></category>
		<category><![CDATA[iyi bak kendine]]></category>
		<category><![CDATA[kendiğe]]></category>
		<category><![CDATA[kendine]]></category>
		<category><![CDATA[me]]></category>
		<category><![CDATA[meyve]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[ndan]]></category>
		<category><![CDATA[ni]]></category>
		<category><![CDATA[olsa]]></category>
		<category><![CDATA[önce]]></category>
		<category><![CDATA[sende]]></category>
		<category><![CDATA[su]]></category>
		<category><![CDATA[şün]]></category>
		<category><![CDATA[yarısı]]></category>
		<category><![CDATA[yatağını]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazartikanmasi.com/?p=467</guid>
		<description><![CDATA[Dünyayı sarsan yeni fırtına domuz gribi. Yeni bir 11 Eylül, yeni bir ekonomik kriz olsa; emo şekilli bir abi amerika başkanlığına aday gösterilse, yeni bir sars daha çıksa, hepsi şu anda dünyayı saran asıl sorun olan dezenformasyon marifetiyle bu derece tartışılacaktı ve kimileri için endişe yaratacaktı.
Artık bilginin kaynağının internet olması, gerçeğin bilinebilirliğini ortadan kaldırıyor. Daha [...]<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/suzdum/h1n1-olumcul-deney.htm">Ölümcül Deney: H1N1&#8230;. ülen!</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/11/yazartikanmasi-virusupdaytey.jpg"  rel="lightbox-467"><img class="alignright size-full wp-image-470" style="border: 4px solid black; margin: 4px;" title="yazartikanmasi-virusupdaytey" src="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/11/yazartikanmasi-virusupdaytey.jpg" alt="yazartikanmasi-virusupdaytey" width="325" height="247" /></a>Dünyayı sarsan yeni fırtına domuz gribi. Yeni bir 11 Eylül, yeni bir ekonomik kriz olsa; emo şekilli bir abi amerika başkanlığına aday gösterilse, yeni bir sars daha çıksa, hepsi şu anda dünyayı saran asıl sorun olan dezenformasyon marifetiyle bu derece tartışılacaktı ve kimileri için endişe yaratacaktı.</p>
<p>Artık bilginin kaynağının internet olması, gerçeğin bilinebilirliğini ortadan kaldırıyor. Daha doğrusu, sadece bir gerçek yok bundan böyle. Domuz gribi bir kitlesel biyoterör ürünü, bir deney, insanların mutantlaştıracak olan o garip virüs, kıyamet habercisi, çağın vebası, çılgın bir bilim adamının ufak bir hatası veya bir grip virüsü olabilir. Hepsi olabilir fakat aslında ne olduğunu biz katiyyen bilemeyiz. Bilemeyiz çünkü, bilim adamları bunun sebebini, nedenini nasılını açıklayana kadar, hepimiz dezenformasyon sonucu kendimizce domuz gribi hakkında farklı sonuçlara varmış olacağız.</p>
<p>Bugün ben bir televizyoncu olsam, domuz gribini istediğim kadar korkunçlaştırabilir ya da ehlileştirebilirim, ulusal medyada röportajları yayımlanan bir gazeteci olsam, bu konuda uzmanmışçasına tasarladığım hayali profesörle yaptığım hayali röportajı, internet&#8217;ten bulduğum fotoğraflarla süsleyip gazeteye gönderebilirim ve istediğim etkide bir röportaj ortaya çıkarabilirim.</p>
<p><span id="more-467"></span>Bugün sen bunu okurken, domuz gribi hakkında sana bilgi verecek olan birçok insan, başka internet sitelerinde domuz gribi ile ilgili bir şeyler kovalıyor. Hangisi doğru, hangisi gerçekten konuya dair gerçek bilgileri derliyor bilemezsin. Artık gazeteciler hiçbir şey araştırmadıkları gibi, aramalarına cevap veren ilk insana uzman olsun ya da olmasın, konuyu sorup haber yapıyorlar. Domuz gribi için aşıyı üreten firmaları arayan, oraya giden, bilgilerle, dokümanlarla, video kayıtlarıyla dönen yok; internetten bu konuda edindiği yarım yamalak bilgiyle, internetten ismini bulduğu uzmanlara soru sorup haber yapan gazeteciler artık bizi bilgilendirenler.</p>
<p>Sıradan bir vatandaş olarak benim, domuz gribiyle veya benzer başka bir durumla ilgili bilgileri alabileceğim kaynaklar belli: Gazete, televizyon, İnternet ve sosyal çevrem. Tüm bunlardan da alacağım bilgi elbette ki sıradan insana ulaştırılabilecek bilgiler. Yani domuz gribi ile ilgili halkın bilmemesi gereken bir şey varsa, bu bir gizli bilgiyse, bir kitle imha silahıysa mesela bu virüs, bunu bana birilerinin söyleyeceğini hiç sanmam. Bu yüzden aslında, internetlerden konuyla ilgili bilgiler okuyup manyağa dönüşmek yersiz.</p>
<p>Doğruluğunu asla doğrulayamayacağım internet bilgileriyle domuz gribi hakkında ahkâm kesmeye kalkışayım&#8230;</p>
<p>Grip denen hastalık hali hazırda zaten yılda binlerce kişinin ölümüne sebep oluyor. Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği (TİHUD) Genel Sekreteri<strong> Prof. Dr. Serhat Ünal</strong>, dünya genelinde <strong>mevsimsel gribin her yıl yaklaşık 20-40 milyon kişiyi etkilediğini, 250-300 bin kişininse mevsimsel gripten dolayı yaşamını yitirdiğini</strong> söylüyor. Yani domuz gribi, kuş gribi, fantom gribi falan çok da önemli değil, önemli olan gribin zaten öldürücü bir hastalık olabildiği.</p>
<p>Türk Tabibler Birliği&#8217;nden <strong>Prof. Dr. Murat Akova</strong> ve <strong>Doç. Dr. Alpay Azap</strong> geçenlerde bir basın toplantısı düzenleyerek domuz gribi ile ilgili sorulara cevap verdiler. Söylediklerine göre domuz gribinin klinik belirtileri mevsimsel gripten gripten farklı değil ve mevsimsel gripten daha ağır seyretmiyor. Fakat virüs hızlı yayılıyor. Bu derece etkili olmasının sebebi, toplumun büyük kesiminin daha önce bu ya da benzeri virüsle daha evvel karşılaşmamış olması. Yani vücudun bu virüse nasıl tavır alacağını bilmemesi.</p>
<p>Uzmanların söylediğine göre Pandemik H1N1&#8242;in öldürme hızı binde 3-5 arasında. Bu normal influenzadan, yani bildiğin gripten çok daha düşük. Fakat belli yaş gruplarında ölüm oranı daha fazla; o da bağışıklık sistemi zayıf olanlar. Kim onlar, kendilerine iyi bakmayanlar, iyi bakılmayanlar, aşıları yapılmamış çocuklar.</p>
<p>Mesela deniyor ki, H1N1 virüsü 65 yaş üstü insanlara pek bulaşmıyor. Sebebi 1918&#8242;deki büyük grip salgını. 1950&#8242;li yıllara kadar varlığını koruyan o virüse, 65 yaş üstü insanlar genetik olarak bir bağışıklık geliştirmişler. Ha, şahıs son derece steril bir hayat sürmüştür, grip onu anında bitirir, bu da aslında doğanın gereği.</p>
<p>Biliyoruz ki H1N1 daha da güçlenecek; Maykıl&#8217;a bulaşıp onda mutasyon geçirecek, ordan Ahmet&#8217;e, Ahmet&#8217;te başka özellikler kazanacak Ayşe&#8217;ye yerleşecek. Bu durumda virüsün H1N1 olduğu bilinse de, genomunda ne taşıdığı bilinemeyeceğinden kimde hangi H1N1 varyantı var bilmek pek mümkün değil. Bu durumda tek çare var, temizlik ve kendine iyi bakmak. Bildiğin grip tedavisi aslında.</p>
<p>Mevsimsel grip genellikle gribin zatürreye dönüşmesi, solunum yolu enfeksiyonlarına sebep olması, akciğer-karaciğerinde halihazırda sorun olan insanların organlarının bu hastalığa dayanaması, bilinçsiz ilaç kullanımı gibi nedenlerle bağışıklık sistemi zayıflamış olan insanlarda ölüm nedeni oluyor.  Bir diğer sebep ise bilinçsizlik.</p>
<p>Peki, bu bilinç nasıl kazanılacak? Aslında grip karşısında nasıl davranmamız gerektiği bilincine sahibiz. Sanmıyorum ki şimdiye dek grip olmayan bir insan varolsun. Grip oldun muydu yatak istirahati elzem, ateş düşürücü ilaç, bol sıvı, düzgün beslenme, temizlik şart. Baktın hiç iyileşme yok, direkt doktora yollanacaksın. Bir de salgın varsa ki, mevsimsel grip aslında salgın demektir, toplu ortamlara fazla takılmamak, aksırıktan tıksırıktan huylanmak, herkesi sarılıp öpmemek en önemli önlemler. Bu önlemler yıllardır nasılsa, aslında Domuz Gribi için de aynı. Ha, bir de grip aşısı var. Zamanı gelince grip aşısını olur ve olası grip virüslerine karşı bünyeni hazırlarsın ya da <em>ben koç gibiyim, grip olursam daha önce yendim yine yenerim, hem 3 gün de kafa izni alır evde yatarım</em>, dersin o senin bileceğin şey.</p>
<p>Evet, bu noktada ben de herkes gibi oldukça temiz niyetle bir bilgi kirliliği yaratmış oldum.</p>
<p>Bugün grip olan ya da yakınları grip olan herkesin ölümüne dehşete kapılmasına hatta paranoya yapmalarına sebep verecek olan benim yazdıklarım da dâhil tüm internet bilgilerini bir yana bırakalım. Ekim ayı sonuna kadar grip aşısı olunması gerekiyordu. Olmadık. Domuz Gribi için aşı olunması gerekiyor ama önce çocuklar ve hacılar. Bize sıra gelene kadar aşı olacak daha çok insan var. H1N1 virüsünün şu an alçak seviyede seyrettiği, asıl Aralık, Ocak gibi coşacağı söyleniyor. O zamana aşı olmuş olur muyuz bilinmez. Hele ki, etrafta &#8220;aşı&#8221;nın içeriğiyle ilgili bu kadar paranoyakça bilgi dolaşırken.</p>
<p>Bu tip olayların coşkusuna kendimi kaptırmadan evvel, Türkiye&#8217;de yaşadığımı öncelikli bilgi kabul ederim. Zira burada olaylar başka ülkelerde geliştiği gibi gelişmez. Virüs başka ülkelerde yayıldığı gibi yayılmaz, aşı başka ülkelerde olduğu gibi yapılmaz. Başka bir ülkede Sağlık Bakanı &#8220;<em>tabii başbakanımız ve cumhurbaşkanımız da aşı olacak</em>&#8221; diye açıklama yapmışken, başbakan &#8220;<em>Bana ne kardeşim ben aşı olmiycam, olmiycam işte olmiycam&#8221; </em>demez. Hatta belki aşı olmuştur da millet ayaklanmasın &#8220;başkana aşı var bize niye yok&#8221; demeyelim diye tiyatro oynuyordur. Bilemeyiz. Türkiye&#8217;de biz neyin ne olduğunu bilemeyiz.</p>
<p>Düşünürüz, izleriz, okuruz, dinleriz ama işin aslını, neyin neden yapıldığını, neyin neden anlatıldığını, nihai amacı bilemez ve böyle giderse kendimizi delirtiriz.</p>
<p>Bugün sabah bir arkadaşla konuşurken domuz gribi hususunda, insanlar ölürken, 30 yaşında gencecik insanlar yitip giderken bu kadar duyarsız olmama kızdı. Olayın ciddiyetini kavramamı istiyordu; ölenlere saygı duymamı&#8230; Hatta &#8220;<em>senin tanıdığın biri ölse de böyle konuşacak mısın?</em>&#8221; falan deyip beni üzmeye bile çalıştı. Benim aklımı başıma getirmiş olmanın rahatlığıyla gününe devam etmesinin onun için daha iyi olduğunu düşündüğümden &#8220;<em>Kusura bakma, biraz abarttım</em>&#8221; deyip mevzuyu sonlandırdım. Ama o anda ve halen, tersanede ölen insanlarla domuz gribinden ölen insanlar, trafik kazasında ölenlerle yağmur suyunda boğulanlar arasında hangisinin acısı daha fazla kıyaslayamıyorum. Hangi ölüm daha duyarlı olmayı gerektiyor. Elbette ki her ölüm. Fakat asıl sorun, bu derece osuruktan ölümün yaşandığı bir memlekette sadece o günün gündeminde olan bir olay/vaka yüzünden ölenlerin diğer ölümlerden daha önemli bir ölüm olduğunun düşünülmesinin beklentisi. Birileri istiyor diye bu ölüm daha fena, öbür ölüm üçüncü sayfa nitelemesi yanlış  ve böyle olmamalı. Hayır, bir de geçen sene bugün, gripten kaç kişi öldüğünü söylesene bana bi.</p>
<p>Evlerden ırak geçen gün grip oldum. Hem de &#8220;<em>Türkiye&#8217;deki grip hastalarının %98&#8242;i domuz gribi</em>&#8221; açıklamasını okuduktan hemen sonra. Tabii gayri ihtiyari hemen internetleri kurcaladım, 1918 gribini hatmettikten sonra, Fransa&#8217;da domuz gribine tavır nasıl, Avusturya&#8217;da neler oluyor, İsveç&#8217;te halk aşılanıyor mu, Amerika&#8217;da kaç kişi öldü falan diye her türlü bilgiyi yuttum. Heyheylendim, memlekete kızdım, bilim adamlarına sövdüm, eşin dostun kafasını sktim bir güzel, falan derken fena bir titreme başladı, &#8220;<em>Hemen hasteneye yetişeyim</em>&#8221; diye düşündüm ve sonra dedim ki, doktor acaba ne kadar biliyor domuz gribini? Muhtemelen bana normal grip tedavisi uygulayıp gönderecek. (<em>Bu da dezenformasnyondur, hastanelerde burun/boğaz kültürü vs ile H1N1 testi yapıyorlar</em>) Eve gittim kendi kendime grip tedavisi yaptım. Yattım, terledim, yıkandım, bitki çayları falan. Sabah bir kalktım, evet lan bayağı toparlamışım. Sonraki gün, oo bayağı iyiyim. Grip geçti gitti. Muhtemelen yine gelecek zira etrafımdaki herkes grip çok şükür. Tekrar geldiğinde ne yapacağım? Sanırım o gün herkes gibi benim de ölme ihtimalim var. Fakat eminim ki, &#8220;<em>acaba domuz gribi miyim?</em>&#8221; endişesiyle parmaklarını kemiren, kafasındaki kurtla dinlenmesini bile rahat rahat geçiremeyen birine göre, &#8220;bu beni iyi eder&#8221; diye düşünerek yaptığım herşeyle ben daha iyi durumdayım. Ama şu andan itibaren hergün ölebilirim. Aynen şu andan önceki her anda olduğu gibi. Tanıdığım, sevdiğim birileri de pat diye gidebilir ki o gün zaten ben de öldüm demektir. Belki de sırf burası Türkiye diye grip aşısı kuyruğunda izdiham sırasında öleceğiz birçoğumuz.</p>
<p>Ama zaten hepimiz öleceğiz lan.</p>
<p>Şu kalan zamanın keyfini sürmek varken, bu telaşlı hal, bu dehşetli gözler de neyin nesi? Daha önce seni hiç öldürmediler mi?</p>
<p>EK-1: Domuz Gribi Karşılaştırma Tablosu</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/11/gripmiyimneyim.png"  rel="lightbox-467"><img class="aligncenter size-full wp-image-468" title="gripmiyimneyim" src="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/11/gripmiyimneyim.png" alt="gripmiyimneyim" width="556" height="689" /></a></p>
<p>EK-2: <a href="http://www.ntvmsnbc.com/id/25017593" target="_blank">Harbiden Domuz Gribi Karşılaştırma Tablosu</a> (NTVMNBC)</p>
<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/suzdum/h1n1-olumcul-deney.htm">Ölümcül Deney: H1N1&#8230;. ülen!</a></p>
        <p><center>&copy; %FIRST Yüreklikatır - visit the <a href="http://www.yazartikanmasi.com">author</a> for more great content.</center></p>      ]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/suzdum/h1n1-olumcul-deney.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye İsrail&#8217;e Posta Koydu!</title>
		<link>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/turkiye-israile-posta-koydu.htm</link>
		<comments>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/turkiye-israile-posta-koydu.htm#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Oct 2009 21:37:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cyrettin Yüreklikatır</dc:creator>
				<category><![CDATA[anladıM]]></category>
		<category><![CDATA[düşündüM]]></category>
		<category><![CDATA[gördüM]]></category>
		<category><![CDATA[oyalandıM]]></category>
		<category><![CDATA[tiksindiM]]></category>
		<category><![CDATA[israil tavır]]></category>
		<category><![CDATA[ortadoğu projesi]]></category>
		<category><![CDATA[ortadoğu savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye israil kriz]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye israil savaş]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye israil tavır]]></category>
		<category><![CDATA[üstümüzde oynanan oyunlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazartikanmasi.com/?p=442</guid>
		<description><![CDATA[Bugün öğleden sonra ajanslarımıza bir haber düştü ki sormayın canlar. Türkiye ve İsrail Arasında Gerginlik diyorlardı. Son zamanlarda Türkiye&#8217;de olan olaylara gözümü kapatmaya karar vermiş ve keyifli keyifli Vimeo&#8217;dan Rob Hubbard&#8217;ın müziklerini dinliyordum. Tabii gözümü kapatmama rağmen, bilgisayarımdaki Hürriyet Haber Alarmı&#8216;nı kapatmadığımdan aşağıdan haber fırdönerek yukarı çıktı.
&#8220;Ne gerginliği lan, ortalık zaten karışık&#8221; demeye kalmadan tıklayıp [...]<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/turkiye-israile-posta-koydu.htm">Türkiye İsrail&#8217;e Posta Koydu!</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/10/80975.jpg"  rel="lightbox-442"><img class="alignright size-full wp-image-445" title="80975" src="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/10/80975.jpg" alt="80975" /></a>Bugün öğleden sonra ajanslarımıza bir haber düştü ki sormayın canlar. <em>Türkiye ve İsrail Arasında Gerginlik </em>diyorlardı. Son zamanlarda Türkiye&#8217;de olan olaylara gözümü kapatmaya karar vermiş ve keyifli keyifli Vimeo&#8217;dan Rob Hubbard&#8217;ın müziklerini dinliyordum. Tabii gözümü kapatmama rağmen, bilgisayarımdaki <strong>Hürriyet Haber Alarmı</strong>&#8216;nı kapatmadığımdan aşağıdan haber fırdönerek yukarı çıktı.</p>
<p>&#8220;<em>Ne gerginliği lan, ortalık zaten karışık</em>&#8221; demeye kalmadan tıklayıp habere ulaştım. Ulaşırken de bi yandan düşünüyorum, &#8220;<em>Davos&#8217;taki mevzu uzuyor, orda bitmemiş herşey, belliydi bu tatbikatta bir halt olacağı</em>&#8221; diye.</p>
<p><span id="more-442"></span>Habere baktım; özetle, Konya&#8217;da &#8220;<strong>Anadolu Kartalı Tatbikatı</strong>&#8221; diye uçaklı bir tatbikat yapılacak. Türkiye var, İsrail var, ABD var, NATO mevzusu mu ne, orayı salladım okurken nasıl olsa tatbikat diye, Tayyip abim birden devreye giriyor. Direkt orduya komuta ederek &#8220;<em>İsrail&#8217;e tatbikat yaptırılmayacak</em>&#8221; diyor, İsrail&#8217;e tatbikat izni verilmiyor. İsrail de buna çok bozulup karşı etkinliklerde, lagalulagalarda, telefon görüşmelerinde bulunuyor ve bir anda mevzu dünya gündemine taşınıyor. Aradan 1 saat falan geçti bi baktım, Amerikan, İsrail, İngiliz gazeteleri yorumu köklemişler. Lan madem bu kadar çabuk dünyadan haberiniz oluyor, bi sürü dengesizlik yaşanıyor bu topraklarda niye yazmıyorsunuz? Hayatının baharında bir kadın toplumdaki acıya dayanamayıp intihar etti, yazınsana.</p>
<p>Neyse, ilerleyen saatlerde tatbikat sonlandırıldı. Sağlı sollu birkaç açıklama geldi dünyanın çeşitli bölgelerinden. İsrail olaya dair &#8220;<em>Türkiye aklıselim içinde hareket etmelidir</em>&#8221; gibi yorumlar yaparken; &#8220;<em>coşmanın zamanı değil, bak bi de  ortaklığımız var</em>&#8220;, falan diye konuşurken, Amerika&#8217;dan da &#8220;<em>Türkiye yapmaz öyle şey usludur o, kınıyoruz Türkiye&#8217;yi</em> bu yaptığı yanlıştır&#8221; gibisinden <a href="http://bit.ly/tEW2K" target="_blank">yorumları okudum.</a></p>
<p>Aralık 2008&#8242;de İsrail&#8217;in Gazze&#8217;de insanların başına F-16&#8242;larla bomba yağdırdığını, çoluk çocuğu acımadan öldürdüğünü unutmadık. Hamas&#8217;ı bahane ederek Gazze&#8217;yi yakıp yıkan İsrail halen Gazze&#8217;ye destek ulaşmasına izin vermiyor. Tabii ki Türkiye de melek değil. Güneydoğu&#8217;da kendi memleketinin insanını bombalayan bir ülke. Daha yeni 14 yaşında bir çocuk havan topu ile öldürüldü. İsrail de bunların farkında. Türkiye ne kadar İsrail&#8217;e Gazze&#8217;nin hesabını sormaya çalışırsa, İsrail de bir o kadar, var gücüyle, dünyaya Türkiye&#8217;de olanları, yapılanları gösterecek.</p>
<p>Herneyse; Haberlere şimdi baktığımda da görüyorum ki, Türkiye hiçbir açıklama yapmadan aynı olayın akşamı Suriye ile ortak tatbikat anlaşması yapmış.</p>
<p>Suriye&#8217;den ve Türkiye&#8217;den 10&#8242;ar bakan gitmiş, bayağı bi toplanılmış yani, 20 bakan ya işini gücünü bırakmış koşturmuş ya da bunun güvenliği ıvızırı zıvırı var dersen bu önceden planlanmış. Vecdi Gönül orda, Beşir Atalay orda kolay değil. Aynı zamanda yapılan Savunma Bakanları Toplantısı&#8217;nda da subay değişiminden, askeri mühimmat yenilenmesine kadar (ki milyar dolarlar demek) çeşitli anlaşmalara koşulmuş. Daha önceden İsrail ile benzer anlaşması bulunan ve onu iptal eden Türkiye&#8217;nin yaptığı bu yeni anlaşmanın önhazırlığı da olması gerek diye düşünürsek demek ki, bayağı bayağı önceden planlı bir görüşme bu.</p>
<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/10/41956_haber24_o.jpg"  rel="lightbox-442"><img class="alignright size-full wp-image-446" title="41956_haber24_o" src="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/10/41956_haber24_o.jpg" alt="41956_haber24_o" width="237" height="200" /></a>Medya&#8217;ya bakarsak Habertürk Ankara Belediyesi&#8217;nin aldığı ödülü ve yarınki maçı manşete taşımış. Cumhuriyet olayı görmüş-manşeti patlatmış, Radikal&#8217;de bişey yok, Vatan&#8217;da maç bilmemne, Zaman&#8217;da hac mevzusu, Taraf uyuyor.</p>
<p>Kanaatimce bu, şu derece ciddiye alınmayacak bir olay değil. Basbayağı diplomatik kriz. Hadi bugünü geçtim, yarın bir sürü köşe yazarının bu olaydan bahsetmesi lâzım. Bakalım ne göreceğiz. Ama tabii Türkiye&#8217;de bir anda o kadar ciddi olay, dert edeceğimiz mevzu var ki, buna sıra gelir mi belli değil. Hele ki yarın Ermenistan maçı var, bütün gün onun siyasi gerginliği yaşanır, maçın sonunda da konuşmaya değer mevzular olursa bu olay arada erir gider.</p>
<p><strong>Peki bu olan nedir?<br />
</strong>Bugün olanlar gazetelere &#8220;<em>Türkiye İsrail&#8217;e tavır koydu</em>&#8221; diye yansısa da, Türkiye&#8217;nin ve ama en çok Tayyip abi&#8217;nin İsrail&#8217;e posta koymasıdır. Bu olay Şimon Perez&#8217;le Davos&#8217;ta yaşanan gerginliğin uzantısıdır. İsrail&#8217;in Filistin&#8217;e yaptıklarını kınama mahiyetindedir ama bir yandan Tayyip abi&#8217;nin kişisel meselesi ve egosal bir artisliği gibi görünmektedir. Fakat kabul etmeliyiz ki bu bütün ülkeyi hatta ortadoğuyu ve dünyayı ilgilendiren bir adımdır. Öyledir ki, bütün dünyada anında manşetlere taşınmıştır.</p>
<p>Peki bu olaydan ordunun haberi var mıdır? Tayyip abi orduya direkt emir verdiğine göre olmayabilir. Birden çıkıp basmıştır emri mesela. Ne diyeceksin, adam başbakan. Tatbikatlar da savaştan sayıldığına göre, savaşlarda en büyük komutan o. Ama bir yandan da akşama Suriye ile toplantıya giden savunma bakanları var. Duymuşlardır herhalde. Peki herkesin bu olaydan-olacaklardan ve olası sonuçlarından haberi varsa benim niye haberim yok lan?</p>
<p>Ben bu ülkenin vatandaşı değil miyim? Ülkeyi tutup ateşe atıyorsunuz, bir ağalık paşalık oynuyorsunuz; bir rol üstleniyor, ahkâm kesiyor, popülist başkaldırışlarla &#8220;ılımlı islam&#8221;ın popstarı olmaya kalkışıyor, anlaşmalar yapıyorsunuz, benim niye haberim yok. Bir sor bakalım ben istiyor muyum Suriye anlaşmasını, ödediğim vergiyle silahların yenilenmesini, bunu da Suriye&#8217;nin yapmasını. Kim istiyor? Kimin yerine?</p>
<p>Ülke global konjonktüre göre kararlar almalıdır. Ülkenin liderleri bunu yapmak için ordadır. Ama bunlar yiğitlikler yaparak, boy göstererek, paşa rolüne soyunarak, insanlara hatta kendi vatandaşına bile dünyanın önünde trip atarak, böylesine öne çıkarak, ordulara emir vererek yapılmaz. Bu diktatörlüktür. Bu, bir amaca hizmet etmektir. Kanaatimce varsa bildiğin bir şey olaydan sonra çıkar söylersin, Amerika bunu istiyor, İsrail şunun derdindeydi tavrımızı koyduk, şunun için yaptık  falan dersin, kendi hatalarını söyler, onlarla yüzleşirsin, hem ülken, hem dünya arkanda durur. Ama böyle olmaz&#8230;.</p>
<p><strong>Biz kimiz?<br />
</strong><a href="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/10/turkiye_harita_asker_bayrak_logo_logosu.jpg"  rel="lightbox-442"><img class="alignright size-full wp-image-447" title="turkiye_harita_asker_bayrak_logo_logosu" src="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/10/turkiye_harita_asker_bayrak_logo_logosu.jpg" alt="turkiye_harita_asker_bayrak_logo_logosu" width="215" height="239" /></a>Biz Osmanlı devletinin bir uzantısı değiliz. 86 yıl olmuş kurulalı, Türkiye diye bi memleketiz. Kendimize yetecek kadar toprağımız, vatandaşımız, sahilimiz, ihracatımız var. İstanbul da bizde, mevzu oysa eğer. Daha niye kaşınıyoruz, neyin peşindeyiz? Biz silah yenilemek yerine okul yaptırması gereken, küresel ısınmaya hazırlanması gereken, depreme hazırlanması gereken, Avrupa Birliği&#8217;ne girmek istediğini söyleyen, reformlar yapması gereken, insan hakları adına adımlar atması gereken, demokrasiyi arayan, anlamaya çalışan, anayasaya göre &#8220;<span style="color: #333333;">sosyal</span>&#8221; yani hem vatandaşlarıyla hem diğer ülkelerle iletişim kurması elzem olan genç bir devletiz. Bir üçüncü dünya ülkesiyiz. Henüz daha ergenlik çağında falanız. Etrafta bazı genç, bazı çocuk devletler var ama hem arap yarımadası&#8217;nda, hem asya&#8217;da, amerika&#8217;da, avrupa&#8217;da varolan, aşık atmaya kalkıştığımız birçok devletten daha küçüğüz. Bağımsız, etkili bir ekonomik modelimiz yok. Toprağımız küçük, toprak reformumuz yok, boyumuz küçük, bilgimiz küçük, ilimimiz küçük, evrenimiz küçük. Paramız da yok üstelik&#8230; Tarihimiz kocaman, ama daha tarihimize sahip çıkmayı bile bilmiyoruz. Hem zaten bizim de değil o tarih. Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun, 500 yıl önce Türkiye değildi o devlet, başka bir şeydi. Yönetim şekli başkaydı, rolü başkaydı, uygarlığı başkaydı, dünyadaki imgesi başkaydı, insanı başka. Bizim Türkiye&#8217;nin önüne bakmamız lâzım, Osmanlı&#8217;nın değil. Birilerinin yolunu temizlememiz gerekmez, kendi yollarımızı temizleyelim yeter. Ama kendimizi arap ülkelerinin model alacağı bir ülke, ortadoğu&#8217;nun abisi, amerika&#8217;nın gözbebeği, islamı en uygar şekilde yaşayan devlet gibi görürsek, hani bir kez uluslararası defileye çıktı diye havasından geçilmeyen mankenler gibi havalara girer, yükseklerden uçarsak olmaz&#8230;</p>
<p>Askerde bize videolar izlettirdiler, Suriye dostumuz değil, İran&#8217;dan bu gelebilir falan filan dediler. Avrupa&#8217;da da yokmuş dostumuz. Onlar hep birlikmiş falan. Biz neye güvenip oyunlar çeviriyoruz o zaman? Bu neyin mücadelesi?</p>
<p>Ben bu ülkenin gerginliklere sebep olmasını, İsrail&#8217;e kafa tutmasını, yarın birgün savaşmasını istemiyorum arkadaş. İsrail insanı beni düşman bilsin de istemem. Bu gerginliklerin uzantısı olarak bir yerler bombalansın, askerler ölsün, insanlar zarar görsün, ortalık karışsın, iç savaşlar çıksın istemiyorum, olmaz mı?</p>
<p>Olmaz&#8230; Zira başbakanımızın bizim bilmediğimiz planları var. O Türkiye&#8217;nin başbakanı. Ortadoğunun popstarı, dünyanın tanıdığı, Türkiye&#8217;de ışıklara itibar etmeyen ama Amerika&#8217;da kırmızı ışıkta paşa paşa bekleyen kabadayısı.</p>
<p>Fakat bu planlara girerken bilmeli ki, dünyanın bir düzeni vardır. Bu düzende ülkelerin çeşitli görevleri ve tanımları vardır. Çin çok para kazanmamalıdır, Hindistan dünyaya açılmamalıdır, Türkiye kendi içindeki kavgalarla boğuşmalıdır. Bir süre sonra kendisini dev aynasında görüp kahramanlıklara kalkışmalıdır&#8230;</p>
<p>Artık Çin gibi, Hindistan hatta bizim gibi  üçüncü dünya ülkelerinin halkları Avrupa&#8217;daki insanların yaşadığı hayatı görmüştür. Onların içinde olduğu konforu, sahip oldukları teknolojiyi, besin çeşitliliğinden tut, öğrenim imkânlarına kadar, eğlence ortamlarından tut, vatandaşların hürriyetine kadar herşeyi bilmektedir insanlar. İnsandan oluşan bu halklar artık, Avrupa&#8217;nın tüm dünyaya özenle sergilediği aristokrat yaşamına seyirci kalmaya isyan ediyorlar. Zira hiç kimsenin insanları bu haklardan yoksun bırakma hakkı yok. Artık bu üçüncü dünya ülkeleri büyüyorlar. Çin, her ne kadar Amerika tilkiliklerle elindeki parayı kuşa çevirse de, eşşek gibi çalışıyor, Hindistan vatandaşı dünyanın her yerinde okuyor, öğreniyor, çalışıyor, üretiyor. Amerika ve Avrupa Çin&#8217;in yükselen ekonomisini durdurmak için, &#8220;Çin malı kullanmayın&#8221;, &#8220;çocuklarınıza Çin malı oyuncak elletmeyin, kanserojen&#8221;, &#8220;Hindistan malı dandiktir&#8221; gibi propagandalarla üçüncü dünya ülkelerinde üretilen malları lanetleseler de, artık Avrupa&#8217;daki en önemli okullarda çocuklarını okutan, vatandaşlarını ilim öğrenmeye cesaretlendiren bu ülkeler kaliteyi yükseltmekteler ve büyümeleri durdurulamaz. Peki biz ne yapıyoruz, 80 milyonluk nüfusla ciddi bir tüketici kitlesi olduğumuz aşikâr, peki ne üretiyoruz? Türkiye tutuculuğu, üzerinde spot ışıkları olmasına rağmen dünyanın pek de kendisini izlemediğini ne zaman öğrenecek, ne zaman yaşadığı bozgunlardan, aşağılanmalardan, halkın yoksul oluşundan, gelir uçurumundan ders çıkararak geleceğe kafa tutmaya niyetlenecek? Yok öyle bir gelecek.</p>
<p>Artık bu ülkenin insanlarının, yöneticilerinin sürekli dünyaya yukardan bakmak yerine, biraz da oturup etraflarına bakmaları lâzım. Hatta çöküp&#8230; Dizlerini kırıp. Hani yer sofrası görünce hemen rol çalarak &#8220;Anadolu&#8217;m, yer sofram&#8221; diye yere kapaklananlar var ya, onların dünya sofrasına yiğitlenmeden önce, pilava kaşık saplamadan önce, oturup yer sofrasında bir yemeleri, etrafındaki insanlarla konuşmaları, onların dertlerini dinlemeleri, o sofrayı kaldırmaları lâzım. Önce bizim memlekette ne oluyor, ona bakılması gerekli. Dünya bizi seyretsin diye, bu kadar artislik gereksiz geliyor bana.</p>
<p>Biz, ekonomik olarak büyüdüğüne inanan bir milletiz. Bizi büyütürler mi acaba? Bu dandik gerilimlerle, uluslararası krizlerde başrol oynayarak zaten büyüyemeyiz ama büyümeyi bekleyen, ekonomik ve yaşam standardı olarak dünyanın çok gerisinde olduğunu gören bir ulus da ekonomik durgunluk süresinceki yumuşak tavrını daimi olarak korumaz. Bir süre sonra Çin&#8217;de, Hindistan&#8217;da, ürettiğini satamayan tüm ülkelerde, hakettiği gibi yaşayamayan tüm vatandaşlarda bunalım başgösterecektir. Bunlar artık bir süre ülkelerde çıkarılan iç savaşlarla, siyasal kargaşalarla falan geçiştiririliyor. Fakat bugün dünyanın geldiği noktada, bitmeyen ekonomik resesyon ve kitlesel mutsuzluk, insanları isyana sürüklemektedir. 1929&#8242;daki Büyük Bunalım&#8217;ı tekrar okuyalım. Bu bunalımın uzantısı olarak, sesi çıkan işçi sınıfını ülkesini koruması gerektiği için savaşlara yollayıp eriten, sessizleştiren, dünyaya yamyamlığı öğreten, açgözlülüğün tavan yaptığı, dünyada en fazla acının yaşandığı zamanlar başlamış, ikinci dünya savaşı çıkmıştır.</p>
<p>Burada hayale getirilen, savaş çağrışımı yaptırılan uçuk senaryolar belki artık bu dünyada gerçekleşmez. Dünya hayatı -uygarlıklar kurulur-uygarlıklar yıkılır-yeniden kurulur- yasasında kendini tekrar eden bir yapıya sahip olsa bile, belki artık bir &#8216;dünya savaşı&#8217; olmaz. Fakat bilmeliyiz ki, dünya çok büyük bir sarsıntıyla karşı karşıyadır. İsrail&#8217;e düşman görünüp, arap ülkelerinin sempatisini kazanarak bir rol oynamak, kahraman olmaya kalkmak, liderlik taslamak, çok daha ciddi meseleler ortaya çıktığında bize hiçbir artı sağlamaz. Yıllarca İsrail&#8217;i koruyan Amerika bir bakarsın çeker desteğini, sana &#8220;Konuş aslanım!&#8217;&#8221; der, öbür gün &#8220;Vur aslanım, yanındayım, arkandayım!&#8221; der, harcarsın paranı, askerini, ihtiyacın olur, arkanda kimseyi bulamazsın&#8230; İsrail&#8217;in yaptığına ettiğine, vahşetine karşı çıkmak iyi. Dilinde barış, ülke ülke dolaşmak iyi. Ama Türkiye&#8217;nin bir &#8220;İslam&#8221; ülkesi olduğunu bilen ve öyle olmasını isteyen bir hükümet bilmelidir ki, &#8220;Ya Allah&#8221; diyerek yanına kattığı halk İsrail&#8217;i Yahudilik&#8217;le bir tutar. Yarın bir gün Türkiye&#8217;de ciddi bir anti-semitik yükseliş olduğunda, dünya buna eyvallah etmez. Bir gün gelir, o dakika yanında kimseyi bulamazsın ve o dakikadan sonra hiçbir ülke, dünyada bir başka ülkeye dost değildir Ki zaten hiçbir ülke bir diğerinin bekâsını, iyiliğini düşünmez, kendi çıkarları yoksa.</p>
<p>Bu yüzden bu kadar önemlidir İsrail gerginliği ve bu yüzden bizim kral pohpohuyla kandırılıp piyon rolünü üstlenmemiz yanlıştır.</p>
<p><strong>Netice nedir?<br />
</strong>Netice&#8230;. Biliyorum ki ömrüm sınırlı. Ve bu dünyanın ömrü, hatta belki bu ülkedeki, şu güzelim havaların da. Neticede, yarın sabah bilgisayarımdan Hürriyet Haber Alarmı&#8217;nı da kaldırıyorum. Artık kendim için düşünüp, üretip, kendi keyfime bakacağım.</p>
<p>Yarın için hayattan ne bekliyorum? Sevgiliden bir sabah öpücüğü, iş yerinde bir kahve, öğlen yemeğinde güzel bir sohbet, gece de Arjantin Uruguay&#8217;ı yenip Dünya Kupası&#8217;na gitmeyi başarabilirse, ne mutlu bana.</p>
<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/denedim/maradona-icin-ne-yapabilirsin.htm" target="_self">Maradonayı destekleyin!</a></p>
<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/turkiye-israile-posta-koydu.htm">Türkiye İsrail&#8217;e Posta Koydu!</a></p>
        <p><center>&copy; %FIRST Yüreklikatır - visit the <a href="http://www.yazartikanmasi.com">author</a> for more great content.</center></p>      ]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/turkiye-israile-posta-koydu.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>bir insanı ülkeci olmaya yönlendiren sebepler</title>
		<link>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/tiksindim/bir-insani-ulkeci-olmaya-yonlendiren-sebepler.htm</link>
		<comments>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/tiksindim/bir-insani-ulkeci-olmaya-yonlendiren-sebepler.htm#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Sep 2009 11:41:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cyrettin Yüreklikatır</dc:creator>
				<category><![CDATA[oyalandıM]]></category>
		<category><![CDATA[tiksindiM]]></category>
		<category><![CDATA[endoktrinasyon]]></category>
		<category><![CDATA[kahramanlık]]></category>
		<category><![CDATA[türkçülük]]></category>
		<category><![CDATA[ülkecilik]]></category>
		<category><![CDATA[ülkücülük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazartikanmasi.com/?p=372</guid>
		<description><![CDATA[bir insanı faşist olmaya yönlendiren sebeplerle benzerlik taşırlar. aynı zamanda bir insanın ırkçı olmasına da sebep olabilirler. bu sebepler bir insanın, bağnaz olmasına sebep olabilecekleri gibi, nefret dolu olmasına da yol açabilirler. aynı insanın diğer insanların özgürlüğünü kısıtlamayı hak olarak görmesine uygun zemin hazırlayabilecek bu nedenler, zamanla diğer insanların insan olarak görülmemesi ihtimalini de yaratırlar.
bir [...]<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/tiksindim/bir-insani-ulkeci-olmaya-yonlendiren-sebepler.htm">bir insanı ülkeci olmaya yönlendiren sebepler</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>bir insanı faşist olmaya yönlendiren sebeplerle benzerlik taşırlar. aynı zamanda bir insanın ırkçı olmasına da sebep olabilirler. bu sebepler bir insanın, bağnaz olmasına sebep olabilecekleri gibi, nefret dolu olmasına da yol açabilirler. aynı insanın diğer insanların özgürlüğünü kısıtlamayı hak olarak görmesine uygun zemin hazırlayabilecek bu nedenler, zamanla diğer insanların insan olarak görülmemesi ihtimalini de yaratırlar.</p>
<p>bir ülkede doğmuş olmak, bir ırka ait olarak doğmuş olmak, nerede ve ne şekilde doğmuş olmak insani bir üstünlük yaratmaz. bir ayrıcalık değildir. ülkesini paylaşmama, arazine misafir kabul etmeme, arazisine gelen, orada yaşamayı seçen bir kişiye &#8220;benim milletimden olacaksın, ayrıca da sünnet olacaksın&#8221; deme hakkı vermez.</p>
<p>evet, bir ülkede doğmuş olmak, kimi insanlara, o ülkenin topraksal bütünlüğünün (üniter yapısının) bölünmemesini isteme hakkı verebilir. ama bu, bu ülkenin daha yaşanabilir, daha huzurlu, daha özgür olmasını isteyen insanları, ve kendisi gibi düşünmeyen herkesi tehdit olarak görme istibdatı yaratmamalıdır.</p>
<p><span id="more-372"></span>insanı ülkeci olmaya yönlendiren sebepler işte böyle yukarıdakiler gibi &#8220;benzersiz&#8221; hissiyatlar, düzenin değişmesinden ürken; kul olmadan, köle olmadan, bağımlı olmadan nasıl varolamayacağını bilemeyen, kendisine pompalanan ırksal ve milletsel yapay ayrıcalığı kaybettiğinde ne olacağını bilemeyen birey ve kitlelerin korkularından doğan nedenlerdir.</p>
<p>(bkz: <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=askerlik">askerlik</a>) / (bkz: <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=beyin+y%c4%b1kama">beyin yıkama</a>) / (bkz: <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=and%c4%b1m%c4%b1z">andımız</a>) / (bkz: <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=yabanc%c4%b1+korkusu">yabancı korkusu</a>) / (bkz: <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=xenophobia">xenophobia</a>) / (bkz: <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=i%c3%a7+sava%c5%9f">iç savaş</a>) / (bkz: <a class="b" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=b%c3%b6l%c3%bcnme">bölünme</a>) / (bkz: <a class="b" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=ulus+bilinci">ulus bilinci</a>) / (bkz: <a class="b" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=d%c4%b1%c5%9f+mihraklar">dış mihraklar</a>) /</p>
<p>ülkesever ve ülkesiyle, tarihiyle övünmeyi; kendisine ait olmayan, atalarına haiz bir başarıyı sahiplenmeyi, atalarının amaçlarını devam ettirmeyi ulvi amaç görenlere ülkücü deriz.</p>
<p>bir ülküsü vardır adamın, kitlenin ve yaratılan ortak bilincin. atalarının soyunu, düşüncesini, sistemini ve bilincini devam ettirmek&#8230;</p>
<p>evet, kadın olmakla, erkek olmakla, hıristiyan veya müslüman doğmakla övünemezsin. çünkü sen seçmemişsindir. tabii bilincinle yaptığın seçim sonrası bunlarla övünebilirsin. evet, aileni de sen seçmezsin ama onları sever, onlarla övünebilirsin de. tabii eğer bu mutlu bir hikayeyse ve onlar seni kayıtsız şartsız sevmişlerse. burada kabul etmemiz gereken, doğduğun ülkeyi de sen seçmezsin ve bu da sonunda bir övünç kaynağı değildir. ülken seni sevmişse, ayrı tutmuşsa, sana değer vermişse başka.</p>
<p>burada, doğuştan verilen kimliklerden nefret edip sıyrılmaya çalışmanın aşağılık kompleksi mi, insani bir çaba mı olduğu konusu mühim. kimliklerden sıyrılmayı genel olarak kompleks dolu bir gayret olarak görmeden önce, bu kimliklerin senin hayatı algılayışınla, yaşam biçiminle, varoluşunu biçimlendirişinle ne derece örtüştüğüne bakmak lâzım. kimlikler (bazıları tercih edilebilir olsa da) zincirdir. kendini tanımlama ihtiyacınla kendini her nasıl tanımlıyorsan tanımla, müslüman, türk, hırvat, anadolu çocuğu, muhafazakâr, milliyetçi, liberal, erkek, kadın, metalci, internet uzmanı, mütedeyyin, laik vesaire hepsi zincirlerdir. öyle ki sadece sen kendinden değil, başkaları da senden bu kimliğine uygun davranış beklerler. kendini müslüman olarak tanımlıyorsan, dinin tanımlıyorsa, ailen tanımlıyorsa buna uygun davranman gerekir. bu durumda da kimi zaman istediğin şeyleri yapamaz, düşünemez, yaşayamaz veya bazı yüksek bağımlılık durumlarında sırf birşeyleri düşünmüş olmak suçluluğundan inzivaya bile çekilebilirsin. eğer bu bir kişinin mutluluğuysa ama özgürlüğüyse de aynı zamanda, kendi bilir. benim özgürlük anlayışımsa zincirlere karşı. burada kendine verilen özgürlükleri sorgulamak konusu aslında tartışılmamalı bile. zira kim, ne şekilde dağıttığı özgürlüğü, kime veriyor? ancak bir insana, bireye, halka sahip olduğunu düşünen bir irade buna kalkışabilir. ama bireyin, önce kimsenin kendisine sahip olmadığını keşfetmesi lâzımdır kanımca.</p>
<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/09/anti-racism-thumb3236505.jpg"  rel="lightbox-372"><img class="alignright size-full wp-image-373" style="border: 4px solid black; margin: 4px;" title="anti-racism-thumb3236505" src="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/09/anti-racism-thumb3236505.jpg" alt="anti-racism-thumb3236505" width="270" height="257" /></a>uluslararası arenalardaki başarısızlıkların kişileri böyle arayışlara itmesi de düşünmeye değer. muhtemelen bu ancak taraf olan, bir millete mensup, bir ırka ait olmayı taraftarlık sebebi olarak gören kişiler için mümkündür. tarafın böyle bir derdi olabilir. amerikan vatandaşları ırak ya da vietnam savaşlarını devletlerinin, seçtikleri liderlerin başarısızlığı olarak görebilirler. ama aynı zamanda &#8220;sen kimsin ki, istilaya kalkışıyorsun, insanları öldürüyorsun, neden savaşıyorsun, neden üstün olduğunu düşünüyorsun&#8221; diyenler de olmuştur, olmaktadır. erovizyonla övünmek ya da buna sevinmek de pek farklı değil. hele ki bunun görmek için son erovizyona bakmak süper bir yol gösterici. son yarışmada şarkıyı söyleyen bizim milletimizden birisi değil, türkiye&#8217;de büyütmemiş, vokali yabancı biri, çalan, düzenleyen yabancı, sadece dansçı türk. eğer bu yarışmada 1. olsak sevinecek miydik? ya da &#8220;tam da türkiye gibi her milletten insan birlikte müzik yapıyor&#8221; diye kendimizi mi kandıracak, onları havaalanında mı karşılayacaktık. erovizyonda birinci gelmekle gurur duyamam, zira oradaki müzik benim ruhumun müziği değil, benim toprağımın müziği de değil, belki evet, ali&#8217;ye, ayşe&#8217;ye ait, ama bana, ötekine berikine dair değil. bu müziği yapanlar birer insan, bu da onların devlet desteğiyle edindikleri başarı(!). bir başkasının başarısıyla övünmek, buna sevinmek, &#8220;anadolu&#8217;da ben yaşıyorum ama bu topraklara benim atalarım yüzlerce yıl hükmetmiş&#8221; demek, tayyip erdoğan&#8217;ın davos&#8217;taki fırçasını izleyip &#8220;lan bu millet ne onurlu, ne gururlu insanlar yetiştiriyor&#8221; diye onurlanmaktan, akın akın onu karşılamaya koşmaktan farksız. eğer içinde &#8220;biz zavallıyız, bizi dünya önemsemiyor, bizim birşeyler kanıtlamak için ötekilere göre elli kat fazla emek sarfetmemiz gerekiyor&#8221; motivasyonuyla bir şeylere başlıyorsak, yola çıkıyorsak kendimizi zaten denk görmüyoruz, zaten aciz görüyoruz demektir.</p>
<p>bir ülkede doğmaktan, bir aileye ait olmaktan veya bir zamanda olmaktan rahatsız olmak, illa ki utanmaktan dolayı olmak zorunda değil. etrafına bakarsın, insanlara, düşüncelere, duygulara, eylemlere ve kendine bakarsın, &#8220;ben buraya ait miyim, ait olmalı mıyım?&#8221; diye sorarsın kendine elbette; illa ki sadece uluslararası yarışmalarda, müzikte, sporda, siyasette falan bakmazsın; toplamına, ne istediğine ve nasıl olduğuna bakarsın ve eğer kendini ait hissetmiyorsan, birilerinin kendini bu ülkeye ait hissetmesi, bu ülkeyi de içine kattığı idealler taşımaları vesaire sana garip gelir. demek ki onlar da öyle insanlardır. ama eğer onlar, &#8220;sen neden benim gibi hissetmiyorsun, sen neden bu atalarına, dedelerine, dinine yakışır şekilde hareket etmiyorsun, neden benim gibi düşünmüyorsun ulan neden&#8221; diyerek senin hayatını, alanını daraltıyorsa, bu insanlardan rahatsız olabilir, şikayetlenebilirsin.</p>
<p>sılada olmanın ağır olmasına diyecek hiçbir şeyim yok. evet zordur, yabancıyla iletişim kurmak, onun sana benzer şeyler hissetmesini, senin gibi algılamasını, aynı hassasiyetleri taşımasını beklemek. hele ki sen ülken, ülkende yaşayan insanlar hatta özgürlük ve bilinç yaratmak için birşeyler yapmaya çalışırken sürgüne gönderiliyor ve dil, kök, din, mimik, duygu olarak sana yabancı bir yerde yaşamaya mahkûm ediliyorsan.</p>
<p>ama bunlar artık eski hikayelerdir. bu sürgün öyküleri artık geçerliliğini yitirmiştir. artık insanların bilgisi ve algısı sadece anadolu&#8217;dan, karasu köyünden, bosna&#8217;dan, fransa&#8217;dan, topraktan ibaret değildir. artık gittiğin, bulunduğun her yerin kültürünü araştırabilir, keşfedebilir, öğrenebilirsin. artık gittiğin her yerde, herşeye ulaşabilirsin. bulunduğun her yerde, &#8220;insan&#8221;lara yardım için çabalayabilirsin. ha dersin ki, &#8220;gidip etiyopya&#8217;lıynan, israil yahudisi&#8217;ynen ne uğraşacam kendi memleketimin insanına çabalayayım, onu yetiştireyim, onun için çabalayayım&#8221;. bu da senin tercihindir. burada düşünülmesi gereken ben veya biz, neden ondan veya onlardan daha özel ve önemli olmalıyız? ben bunu ancak şu durumda anlayabliyorum: bu ülkede doğacak çocuklar bizim yaşadıklarımızı yaşamasın, böyle kompleksler içinde büyümesin&#8230;</p>
<p>ülkesiz kalmak fobisinin ağırlığı diye bir mefhum var. fakat aslında ülkesiz kalmanın, &#8220;ya hayalim dünyayı gezmek ama önce bir ev satın alsam da, dönecek bir yerim olsa&#8221;dan farkı yok. bu senin garantin. ülken olursa, istediğin ve alıştığın gibi kalırsa, mutlaka dönebileceğin bir &#8220;yer&#8221; var demektir. oysa hayatta geriye dönmenin mümkün olmaması gibi, ülkesiz kalma ihtimalinde de geriye dönmenin mümkün olmadığını bilmeliyiz. yani artık bu bir önem taşımaz. bunun bu kadar ağır olmasının sebebi aslında ülkenin, vatanın, milletin değişmiş olmasının, anıları da yok edeceği korkusu. anıların olmadığında bomboş bir uzayda olduğunu hissedersin. zira, onları sana hatırlatacak hiçbir şey kalmamıştır. artık çağrıştıran olmadan, aklında ne kaldıysa onunla idare edersin. lakin neticede ülkesiz kalmanın, yeni bir ev almaktan farkı yoktur. bir evde doğarsın, büyürsün veya bir mahallede diyelim. sonra zaman geçer yeni bir eve taşınırsın, yeni bir mahalle. belki de senin yeni hayatın için o doğduğun yerden çok daha iyi bir yer ve bu yüzden bu taşınma tercihini yaptın. o zaman da eski evine gittiğinde, eski mahallene gittiğinde &#8220;ya buralar çok bozulmuş, çok güzeldi buralar, dedem ağaç diktiydi, bahçe yaptıydı, engin abi şuraya çeşme yaptırmıştı hepsini yıkmışlar&#8221; diye üzüleceksin. ama dönüp yine yeni hayatına mutlu bir şekilde devam edeceksin. üzüldüğün şey sadece yıkılan anıların. ama her an yeni anılar ediniyorsun, yine mutlu olmaman için hiçbir sebep yok.</p>
<p>&#8220;atalarımız bu ülke, bu topraklar için savaşmışlarsa vardır bir bildikleri&#8221; demekse, savaş hakkında hiçbir şey bilmemektir. hiç uzatmak istemem. insanın doğasında istilacılık olduğunu biliyoruz. istila çünkü &#8220;benim gibi olsun&#8221; isteme, yabancıyı ele geçirip kendine benzeterek tehdit olmasını önleme çabası, yanı sıra toprak tutkusu, fethetme, hükmetme ve &#8220;benim&#8221; deme tutkusu, zenginlikler vesaire. bu istila duygusu iki insan arasındaki bir diyalogda bile göze çarpabilirken, milletlerin toplu iradesinin istilayı taşımaması beklenemez. hele ki kutsal kitaplar sana canlıların hepsine hükmet, canlıların hepsi senin için yaratılmıştır, faydalan onlardan diyorlarsa.</p>
<p>hal böyleyken; kendini ait hissetmediğin, hiçbir parçası sana dair olmayan, ne giydiğinle, ne yediğinle, neye inandığınla seni yargılayan bir toprak üstünde, kolluk kuvvetlerinin karşısında hiçbir değerin olmadığını gördüğün bir yerde, gelecek görmediğin bir toplumun bulunduğu bir yerde neden ülkeci olursun? ancak ve sadece burayı, buraları, buraların geleceğini değiştirmek için olunabilir herhalde. oysa ki, ülkeciliğin kaynakları sana buraları değiştirmemen gerektiğini öğretirler. değişime karşı durur, ondan korkarlar. kendi kaynakları dışında bilgiden, kendi vatandaşı dışında konuşandan, kendi dindaşı dışında ahkâm kesene nefret beslerler. ülkeci olmazsın çünkü, ülkecilik yanında yabancı nefretini barındırır. senin gibi olmayan, düşünmeyen, görmeyen, anlamayan herşeye karşı nefret. ki işte bu nefret de ülke bağımlılığının rahatsız eden tarafıdır.</p>
<p>türkiye güzel bir ülke, her ülke gibi&#8230; bazılarından daha manzaralı, doğa açısından zengin, daha keşfedilmesi keyifli olduğu söylenebilir. insanlar daha candan(larmış bir zamanlar), daha doğal (ingilizlere göre açılımı primitif) ve bu primitif açgözlülüğün yöneticilere sirayet etmişliği yamyamlığı beraberinde getiriyor. &#8220;ben ve benim gibiler&#8221;in çok önemli, hatta en önemli şey olduğu bir ülke türkiye. bu ülkenin ve insanlarının fanatiği olarak ne yapacağız, adımızı altın harflerle yazdıracak mıyız dünyaya? bilimde keşiflerle, sanat eserleriyle falan değil mi? eminim öyledir. biz köle bir ülkeyiz, biz artık sahibinin kim olduğu belli olmayan bir sermaye sömürgesiyiz. türkiye&#8217;de ülkeciliğe karşı olmamak için, önce bireylerin özgürlüğü anlaması, yaşaması ve sonra da türkiye&#8217;nin bağımsız, özgür bir ülke olması gerekli. ne kadar öyleyiz?</p>
<p>ülkeciliğe karşıtlığım sadece türkiye için, sadece türk ülkücülüğü için değil. ülkeciliğe toptan, tüm dünyada karşıyım. &#8220;köylüm&#8221;cülüğe, hemşehrilik kurumuna, sınırlanmışlığa, tanımlanmışlığa, sınıflandırılmışlığa karşı olmak aslında bu. ve insanların da bir ülkenin vatandaşı olmakla gurur duymaktan çok dünya vatandaşı olmaya, bunu anlamaya, bunu anlatmaya çalışmalarını istemek.</p>
<div id="_mcePaste" style="overflow: hidden; position: absolute; left: -10000px; top: 138px; width: 1px; height: 1px;">(bkz: <a class="b" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=i%c3%a7+sava%c5%9f">iç savaş</a>)(bkz: <a class="b" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=b%c3%b6l%c3%bcnme">bölünme</a>)</div>
</p>
<div class='wp_likes' id='wp_likes_post-372'><a class='like' href="javascript:wp_likes.like(372);" title='' ><img src="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/plugins/wp-likes/images/like.png" alt='' border='0'/>Okşa</a><span class='text'></span>
<div class='unlike'><a href="javascript:wp_likes.unlike(372);">Kakşa</a></div>
</div>
<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/tiksindim/bir-insani-ulkeci-olmaya-yonlendiren-sebepler.htm">bir insanı ülkeci olmaya yönlendiren sebepler</a></p>
        <p><center>&copy; %FIRST Yüreklikatır - visit the <a href="http://www.yazartikanmasi.com">author</a> for more great content.</center></p>      ]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/tiksindim/bir-insani-ulkeci-olmaya-yonlendiren-sebepler.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
