﻿﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>YAZAR TIKANMASI &#187; şaştıM</title>
	<atom:link href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/category/sastim/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.yazartikanmasi.com</link>
	<description>tam da başladım, yazıyorum derken...</description>
	<lastBuildDate>Wed, 23 Jun 2010 14:11:39 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Yollardan Geçerken Duyulan Bir Zenci Müziği</title>
		<link>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/yollardan-gecerken-duyulan-bir-zenci-muzigi.htm</link>
		<comments>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/yollardan-gecerken-duyulan-bir-zenci-muzigi.htm#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 07 Jan 2010 02:18:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cyrettin Yüreklikatır</dc:creator>
				<category><![CDATA[alıştıM]]></category>
		<category><![CDATA[anladıM]]></category>
		<category><![CDATA[denediM]]></category>
		<category><![CDATA[dinlediM]]></category>
		<category><![CDATA[duyduM]]></category>
		<category><![CDATA[düşündüM]]></category>
		<category><![CDATA[gördüM]]></category>
		<category><![CDATA[güldüM]]></category>
		<category><![CDATA[hatırladıM]]></category>
		<category><![CDATA[oyalandıM]]></category>
		<category><![CDATA[sevdiM]]></category>
		<category><![CDATA[süzdüM]]></category>
		<category><![CDATA[tiksindiM]]></category>
		<category><![CDATA[öğrendiM]]></category>
		<category><![CDATA[şaştıM]]></category>
		<category><![CDATA[b]]></category>
		<category><![CDATA[beğendim]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[çok]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[döndüm]]></category>
		<category><![CDATA[evime]]></category>
		<category><![CDATA[giderken]]></category>
		<category><![CDATA[ir]]></category>
		<category><![CDATA[kafayı]]></category>
		<category><![CDATA[keşfe]]></category>
		<category><![CDATA[kürtçe]]></category>
		<category><![CDATA[minibüste]]></category>
		<category><![CDATA[şarkı]]></category>
		<category><![CDATA[sonra]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[uzaklaştım]]></category>
		<category><![CDATA[üzerine]]></category>
		<category><![CDATA[ve]]></category>
		<category><![CDATA[yakınlaştım]]></category>
		<category><![CDATA[yazıp]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazartikanmasi.com/?p=476</guid>
		<description><![CDATA[Son zamanlarda o kadar kendi içimdeyim ki, dışarıda ne olup bitiyor haberim yok. İşe giderken, işten dönerken, hatta iş yerindeyken de etrafta olan biten hiçbir şeyi görmüyorum desem yeridir. Üstelik benim kadar detay kovalayan, watcher etiketli bir insan böyle kapatsın herşeye gözünü; olacak şey değil&#8230; Bu içte kalmanın sebebi aslında biraz kafa dinlemekti. Malumunuz, kozmopolit insanı [...]<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/yollardan-gecerken-duyulan-bir-zenci-muzigi.htm">Yollardan Geçerken Duyulan Bir Zenci Müziği</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/11/br0125bs.jpg"  rel="lightbox-476"><img class="alignright size-full wp-image-619" style="margin: 3px 4px; border: black 3px solid;" title="•School Dilemma: Charlotte, N.C. (1957)" src="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/11/br0125bs.jpg" alt="•School Dilemma: Charlotte, N.C. (1957)" width="253" height="299" /></a>Son zamanlarda o kadar kendi içimdeyim ki, dışarıda ne olup bitiyor haberim yok. İşe giderken, işten dönerken, hatta iş yerindeyken de etrafta olan biten hiçbir şeyi görmüyorum desem yeridir. Üstelik benim kadar detay kovalayan, watcher etiketli bir insan böyle kapatsın herşeye gözünü; olacak şey değil&#8230; Bu içte kalmanın sebebi aslında biraz kafa dinlemekti. Malumunuz, kozmopolit insanı kafa dinlemeye pek zaman bulamıyor. Her taraftan paldır yardır bilgiler, kaynak bağımsız günde 50 kere değişen gündem (birkaç farklı kaynağı takip ediyorsan daha beter), dev ekranlar, monitörler; yaptığınız sohbeti, deneyimlediğiniz anı yok etmek istercesine dışarıdan gelen gürültüler; herbiri bambaşka şeylerden bahseden, farklı hassasiyetlere, ideolojilere, ideal kurgulara sahip, farklı dertlerini ya da mutluluklarını paylaşmak isteyen insanlar falan&#8230; e herkes de anlatmak istiyor tabii, hangi birini dinleyeceksin, yoruyor bir yerden sonra. Bu curcunaya kapılıp gitmektense, biraz kendimi dinleyesim, acaba o ne yapıyor, ne arıyor diye seyre dalasım vardı&#8230;</p>
<p><span id="more-476"></span></p>
<p>Tüm bu hengame içinde, ben, psikolog karşısında kendimi dinlemeye başlamadan evvel son çare olarak kendimi dinlemeye nasıl vakit bulacağımı ararken, telefonuma bir güzel kulaklık aldım, başladım yolda serde, iş yerinde vesaire müzik dinlemeye. Sonra dedim ki, &#8220;<em>öyle saldın gidiyon emme memlekette neler oluyor acaba bro?</em>&#8220;. Bıraktım MP3&#8242;leri sardım radyolara. Herbiri başka dertte&#8230; Açık Radyo &#8220;dünya yokoluyor&#8221;u anlatırken, insanları bilinçlendirici ama daimi aynı yerden muhaliflik yapan yayınlarına devam ediyor, bir şekilde beni de etkiliyordu. Başka bir radyo açıyorum, tek dertleri &#8220;<em>maçlar n&#8217;olacak&#8230;</em>&#8221; herkes maaşallah simon kuper havasında, yorumculara bakıyorsun, sanırsın futbol kritiği yapan bir kendileri var dünyada&#8230; Başka bi kanalda kendilerini acayip komik sanan bir grup insan, kendi aralarında eğleniyorlar, beni güldürmese de, &#8220;<em>haa</em>&#8221; dedim &#8220;<em>bunlar da ayrı bi bkm mutfak kafası.&#8221; </em>Bir süre sonra baktım ki amaç kendimi dinlemekken, belli amaçlarla, belli belirsiz bir şeyleri anlatmak için &#8220;yayın&#8221; yapan vericiler arasında dolaşıp duruyorum. Benim gibi birileri var, o an o radyoyu dinleyen, arayıp konuşan, &#8220;<em>seviyorum anlar mısınız, istiyorum çalar mısınız?</em>&#8221; falan diyenler mesela, acayip. Elbette dinleyip işine gücüne devam eden de var aynı şekilde, tabii onlar da radyoda dinledikleri şeyleri anlatmak gereği duyuyorlar.</p>
<p>O sıralarda <strong>Lost</strong>&#8216;taki French Chick&#8217;in yaptığı radyo yayınını yakalayan kadro aklıma geldi. Bazıları çok takıldı bu yayına, peşinden koştu, bazısı sklemedi kendi &#8216;dalga&#8217;sına baktı. Ben hangilerindendim acaba?</p>
<p>Yapım gereği duyduğu, gördüğü, izlediği herşey üzerinde ister istemez düşünen bir insanım. Dolayısıyla kendimi hepsi üzerinde düşünüyor buldum&#8230; Açık Radyo&#8217;nun &#8220;<em>dengesiz bu ülke, bu millet ayarsız</em>&#8221; söylemlerini dert edinip, neyin nasıl olması gerektiğine dair fikirler yürütürken, futbol konuşan radyocuları dinledikten sonra etraftaki kimi insanlarla &#8220;<em>Dinledin di mi hoca, öyle diyor ama aslında Elano&#8217;yu yanlış pozisyonda oynatıyor, o yüzden&#8230;</em>&#8221; diye ahkâm kesme turlarında dolanıyordum. Bir süre sonra anladım ki, dinlemek üzerine bir seçim yapmış olsam bile, onların benim için seçtiklerini dinliyorum. Kendimi değil. İşin kötüsü, bir de edepsizce, onlardan dinlediğimi, bunlara anlatıyorum aynen şimdi olduğu gibi.</p>
<p>Uzun zaman kendini dışarıdan soyutlayınca ve radyo olsun, televizyon ya da sinema olsun, seçtiğin &#8220;yayın&#8221;larla sınırlandırınca dünyanı, dışarıdaki hayat, koşuşturma, belli belirsiz dertler, sıradan olaylar hep birden anlamsız gelmeye başlıyor. Sen başka bir ilgiler/bilgiler dünyasında geziniyorsun, başkaları daha başka mevzuların defterini tutuyor&#8230; Bu yüzden de senin ilgin dışındaki mecraları seyreden herşeye karşı duyarlılığını sıfır noktasına yaklaştırarak kendini yalıtıp, koruyorsun. İlgini çekmeyen bir şey varsa konuşulan &#8220;<em>Haaa. evet, yine şahit oldukları bir yayından (internet, tv, radyo, gazete, twitır, sözlük, vs&#8230;) bahsediyorlar. sigiym, boşver&#8230;</em>&#8221; deyip kendi yolunu tutuyorsun.</p>
<p>Herneyse, o dinleme aralıklarında fark ettim ki, işten eve dönerken radyoda o an kulak kesilmemi gerektiren bir sohbet varsa etrafta gördüğüm üstü başı yırtılmış bir insana &#8220;<em>yazık ula</em>&#8220;, sahibinin gezdirdiği hiperaktif bir köpeğe &#8220;<em>bak şunun şirinliğine hahaha</em>&#8220;, ayak üstü alışveriş yaptığım bakkala &#8220;<em>bunun işi de akşama kadar gelene sarma, gidene dolma, kuru muhabbet</em>&#8221; deyip devam ediyorum. Yani hissettiğim hiçbir şeyde 1 dakikadan fazla durmuyor, etraftaki hiçbir şeyi, o anda asıl olarak hayatla bağım olarak tanımladığım yayının kendisinden fazla önemsemiyor ve tekrar yayının kendisine dönüyordum. Çalan müziğe göre kimi zaman yürürken geçtiğim yollar &#8220;<em>evet ya, dünya böyle akıp giden bi yer, bak ben de aradan süzülüyorum</em>&#8221; dercesine keyifli, kimi zaman &#8220;<em>şu hayata bak, kirlilik, zehir, insanlar anlamsız anlamsız dolaşıyorlar, hepsi zombi, ben de soundtrack&#8217;ımı koymuş keyifle evime gidiyorum, ne mutlu bana</em>&#8221; diyecek kadar memnun edici, kimi zaman da canımı acıtacak kadar karamsar gelebiliyordu. Bir şeyler hissettiğim doğruydu ama hangi hissi ne kadar? Acaba &#8220;<em>yazık</em>&#8221; deyip geçtiğim bir insanı görünce yapmam gereken bu muydu? Sevimli köpeği eğilip sevsem olur muydu? Bakkalın yerine kendimi koymaktansa gülümsemesine karşılık versem, <em>&#8220;nassın amıca?&#8221;</em> diye sorsam daha iyi değil miydi? Şimdi öyle gibi geliyor. İçerisinde insan etkeni olan davranışların tepkileri her zaman planlandıkları gibi olmazlar. &#8220;Yazık&#8221; diye üzüldüğüm insana yemek ısmarlamaya kalksam dolandırıcı çıkabilir, eğilip köpeği sevsem sahibi emekli teyze &#8220;<em>gelirken gördüm taşşaklarını düzelttin, o pis ellerini çek köpeğimden</em>&#8221; diye çıngar çıkarabilir, bakkala nasılsın diye sorsam can sıkıntısından anlatmaya başlayıp kâr marjlarına girebilir ve beni programı dinlemekten alıkoyabilir. Daha birçok şey olabilir, zira bilindiği gibi insanda herşey mümkündür.</p>
<p>Çok şükür tam da o sıralarda kulaklığım bozuldu. Gürültünün tam ortasına tekrardan düştüm. Bu kadar uzun süre ya da en azından yukarıdaki paragraflar kadar kendi içinde yaşarsan, gerçekte varolan, görmediğin, duymadığın, umursamadığın dolayısıyla doğru düzgün hissedemediğin herşey seni dengeni bozacak kadar sarsabiliyormuş. Kulaklıkla ses sonda dolaşırken hiç sallamadığım araba kornaları, motor sesleri, duymadığım, görmezden geldiğim, insanlar, insanlar arası anlaşmazlıklar, yüzler, mimikler, ifadeler o kadar net ve dibimdeydi ki, benim dışımda hayatta-her gün gidip geldiğim yolda bunların yaşandığına alışmam acayip zor oldu.</p>
<p>O sıralarda bünyedeki hissiyatın üstüne Tim Robbins&#8217;in oynadığı <a href="http://www.apple.com/trailers/thinkfilm/noise/" target="_blank">Noise</a> filmini de keşfedince, gürültü tahammülsüzlüğümü ve bizzat kendimde de hissettiğim &#8220;ben! umursamazlığı&#8221;nı şiddet ile dışarıya vursam mı vurmasam mı diye kendimi cıncıklamaya başladım. Bir minibüs şoförüne &#8220;<em>doğru kullan lan arabayı artislik yapma</em>&#8221; diyerek ayar çekmeye kalkışmam da o zamana rastlar. Allahtan adam mantıklı çıktı, alttan aldı, konu uzamadı. Bir süre sonra fark ettim ki etrafa, &#8220;<em>adaletsiz, haysiyetsiz, cins bir hadise vuku bulsa da, direkt dalsam birine ense kökünden</em>&#8221; niyetiyle bakıyorum&#8230; Yani düpedüz kaşınıyorum&#8230;</p>
<p>Evet, ben belki kaşınıyordum, belki dayanamaz; fazladan hisseder olmuştum ama diğer taraftan onlar da hiçbir şeyi umursamıyorlardı ki kardeşim. Okuduğum ve dinlediğim ve izlediğim kadarıyla dünya yok olurken, devir değişirken, dünyada her gün birbirinden acayip olaylar yaşanırken, Türkiye&#8217;deki kaos, diktatorlük, sorunlar, empatisizlik, adaletsizlik, eşitsizlik, dayatmacılık bu kadar rahatsız ediciyken, dünyada ekonomi yeniden şekillenirken, insanlar delicesine intihar ederken, lise çağındaki çocuklar kafa keserken, pompalı silahla okula dalıp arkadaşlarını öldürürken, kıtalar yeniden şekillenirken, bir sürü canlı türü yok olurken ve en kötüsü herbirimiz layık görüldüğümüz; yetinmekle sevinmeye alıştırıldığımız, hakkımız olan şeylerin göstermelik, taviz gibi sunulmasıyla neredeyse mutlu olmaya çalıştığımız halde etraftaki tüm bu insanların neden halen hiçbir şey garip değilmiş gibi davrandıklarını anlayamıyordum. herkes yüzünde/ifadesizliğinde, bir günde ve etrafında insanlarla yaşıyor olmanın yorgunlukla karışık nefretini  taşırken tüm bunları değiştirmek adına bir ekstradan bir mimik bile kullanmayacak kadar hımbıl, duyarsız, ve tahammülsüz görünüyordu gözüme. kimilerinin &#8220;<em>ya bu hummer&#8217;ın yenisi var ya yola sığmıyor</em>&#8221; çimdiklemesi üzerine bir minibüs yolculuğu boyunca konuşmaları, halen &#8220;<em>omo&#8217;nun yeni reklamı güzel olmuş</em>&#8221; üzerinden sohbet işletebilmeleri de bir süre bana kabul edilebilir gelmedi. benim sırf şahsi seçimlerle biçimlendirip içine saklandığım dünyaya yabancı olan tüm bu gündelik sıradan olaylar, yüzler, tavırlar, haller ve insanlar bana yabancıydı. ben, moebius halkasının altyüzünde takılmış, asıl günün gördüğü üst yüzeyde ne olup bittiğinden habersiz ve durduk yere, kendimi tekrar içerisinde bulduğum dışarıya tahammülsüz; kanıksadığım şeylere yabancı herşeyden işkillenen bir yabancı korkusuyla moebius döngüsüne devam edip edemeyeceğim konusunda hiçbir fikrim olmadığı halde dımdızlak ortada kalmıştım.</p>
<p>Bunun üzerine gidip bir kulaklık almaktansa, insanların içinde yine observer moduna dönmeye karar verdim. İzleyecektim. Neler konuşuyorlar, neleri dert ediyorlar, nelerden medet umuyorlar, neyi takip ediyor, ne dinliyorlar&#8230;  Böylece ben de herkes gibi olabilecek, herkes gibi dertleri olan bir insana dönüşebilecek, dolayısıyla herkesin içinde yaşarken rahat bir hayat sürebilecektim. çünkü herkes, o kadar zattirizot mevzulara takılıyordu ki, etrafta bunca dert, keder, acı, gariplik vs. varken bu derece umursamaz ve hımbıl olmayı özler olmuştum. bir ulvi rahatlık gibi geliyordu bana, halen bir reklamı, bir klibi, bir maçı konuşabilen insanların boşvermişliği.. Bir süre bu tiyatroyu oynadım. Ama bildiğim gerçekleri unutamıyor olmamdan dolayı, herkes gibi davranmaya çalıştığım anlar pek de keyifli geçmiyordu. Zira en dutturikten mevzuda, dalgasına sarmak varken bile ben konuyu &#8220;<em>dünyada aslında neler oluyor?&#8221;</em>a bağlayabiliyordum. Hatta aslında şu cümleye kadar da bunu göstermeye çalıştım&#8230;</p>
<p>Şimdi. Elbette ki şu an değil, bir süredir. Burada, şimdide, bu ülkede, etrafımda bunlar oluyor ve bunlar yaşanıyorken yaşadığımı idrak etmiş durumdayım. Biliyorum ki çok keyif alsam da <em>Californication</em>&#8216;ı ya da <em>The Riches</em>&#8216;ı izlemek sonrası edindiğim bilgi, keyif, mutluluk, eğlence, herkes <em>Kapalı Çarşı</em>, <em>Kurtlar Vadisi</em> izlediği için kimselere bir anlam ifade etmiyor. Ben Ezel ve Canım Ailem izlesem berikiler <em>Ihlamurlar Altında Yaprak Dökümünden Aşk-ı Mevzu</em> havasında. konu, ben yabancı dizi izliyorum konusu değil. Ben <em>Californication</em> izliyorsam öbürü <em>Sopranos</em> izliyor, Ben <em>G.I. Joe</em> izlediysem beriki <em>The Hangover</em>&#8216;a takılmış, bir diğeri önden gidip filmleri sinemaya gelmeden, dayanamamış nasıl ettiyse dizileri televizyonda yayımlanmadan önce izlemiş, kimi daha o bölüme gelmemiş, kimi kendini belgesele vermiş. Kimi hürriyet&#8217;ten takip etmiş haberi, öbürü sözlükten çok daha önce öğrenmişmiş, berikisi ise zaten şu an işi yoğun olduğu için onlara ancak gelecek hafta sonu bakabilecekmişmiş. Lan&#8230; Ben ne kadar şimdide olursam olayım, benim zamanım, zamanı kurgulayışım, yaşayışım, bir başkasının zamanıyla eşlenik değil.</p>
<p>Artık eskisi gibi herkes <strong>He-Man</strong> izleyip sokağa koşup He-Man&#8217;den bahsetmiyor; <strong>Kara Şimşek</strong> ya da <strong>Çalıkuşu</strong> izlemiyor, aynı gazeteyi takip etmiyor, haberi aynı kaynaklardan, aynı haliyle (bir haberin metni gün içinde birkaç kez değişebiliyor) okumuyor, aynı filmleri izlemiyor, benzer müzikleri dinlemiyor, bir şeylerden benzer zaman aralıklarında haberdar olmuyor. Her biri kendi zaman evreninde yaşayan bir sürü insan etrafta, bir yerlerden bir yerlere gidiyor, arada olursa arabanın balatasını yaptırmak, lavabonun sızdıran borurusunu değiştirmek, akan çatıyı onartmak gibi şeyler yapmak için şimdiki zamana dönüyorlar. Ha, bir de herkes evine dönüyor. Evinde, aynı zaman algısıyla yaşayabildiği insanın/ların yanına. Birlikte evde, aynı şeyleri takip edip aynı şeylere kafa yorup, aynı şeylerden bahsedebiliyor, aynı şeylere üzülüp/sevinebiliyorlar. Tabii bir de yalnızlar var; sadece kendilerine dönebilenler&#8230; ki, ara sıra rahatlatıcı, çok zaman hüzünlü olabiliyor onların hali.</p>
<p>Neticede zamanın göreceliliği, herkesin &#8220;önce ben&#8221; olmak üzere maksimumda iki kişilik bir zaman kurgusu yaratması sebebiyle neredeyse bir kaosa dönüşüyor ve aynı anda, aynı ilgi/bilgilerle yaşamayan insanlar artık kendi zaman aralıklarına bölünüyorlar. buna artık miyoz ve mayozdan sonra, nasıl bir bölünme adını koyalar bilmem ama gerçek şu ki, hepimiz ayrı bir zaman algısına bölünüyoruz bir süredir. </p>
<p>Dediğim gibi tüm bunları kulaklarım tıkalıyken düşünüyordum. Oysa şimdi, şimdideyim&#8230; Memlekette demokratik açılım yapmışlar, duysam da üzerinde 5 dakika düşünmedim. Her taksici gibi benim de sorulsa söyleyecek fikrim vardı ama ne takip ettim, ne peşine düştüm.</p>
<p>Fakat bu sabah işe gelirken Türkiye&#8217;de yaşayan kürtlerin Türkiye&#8217;nin zencileri olduğunu bizzat gördüm. Türkiye&#8217;nin kurak yerde yaşayan, dışlanan, hor görülen, ikinci sınıf insan olarak sınıflandırılan, sevilirken acıma hissiyle, gelişmemiş bir çocuğu sever gibi sevilen, üstüne conti cila çekmeyi bilmeyen, dünyayı takip etmeyen, tarlalarda boğuşan, beyaz türk toplumbilimcilerimize göre bilinçsizce üreyip duran, batı kültürü, medeniyet görmemiş güzel konuşma ve yazma, toplum içinde nezakêt gibi kavramları idrak etmemiş oldukları düşünüldüğünden ikinci sınıf insan muamelesi yapılan bu vatandaşları Türkiye&#8217;nin zencileriydi.</p>
<p>Kendi dilleri, kendi müzikleri, kendi kültürleri, el işleri, ilişki kurma biçimleri, dertleri, arayışları vardı bu insanların. Ama bu insanların gelip de aramıza katılacağı, dağdan inip soframıza oturacakları, bizimle aynı iş yerinde, aynı haklarla (bunlara hak denirse) çalışacakları gerçeği henüz kimsenin aklında ucundan bile geçmiyordu. Onlar askerlimizi vuran katillerdi, elleri kanlıydı, her kürt pkk&#8217;lı, her kürt gelişmemiş canlı, her kürt açgözlü, içi düşmanlık hissiyle dolu bir yabancıydı. üstelik biz kendimizi &#8220;modern insan&#8221; olarak tanımlarken, onları tüm kibirimizle sanki bambaşka bir zamandan gelen, aramıza karışmalarından korktuğumuz, az gelişmiş insanlar olarak görmekten de imtina etmiyorduk.</p>
<p>demokratik açılım&#8230; yani, kutuplaştırma. Şimdi etrafta görüyorumki insanlar kürt kökenli vatandaşların kendi aralarına karışmaları olasılığından korkuyorlar. Yabancıdan, onun cesaretinden, onun sürüp giden bu saçmasapan düzende bir şeyleri değiştireceğinden, alışık oldukları kim kime dum duma hayatlarına müdahale edilmesinden, medeniyet diye sarıldıkları sosyal kodların onlar tarafından kavranamayacağından, adını saygı koyup benimsetmeye çalıştıkları o yalan ve bencil hoşgörü taklidini dağdan gelen, doğulu insanların anlayamayacak olmalarından ve aç olmaları, görmemiş olmaları vesaireden dolayı kendilerine saygı duymayacaklarından falan&#8230; Dün Devlet Bahçeli -ki onun konuşmasını neye benzeteceğimi siz daha iyi bilirsiniz- hatta Deniz Baykal bile &#8220;<em>Terörizmle mücadele terörizmle müzakereye dönüşmüştür</em>&#8221; diye konuşurlarken hiç utanmadan <em>uzlaşmama</em>yı bir çözüm onarak önerdiler. İnsanların laflarını dinlediği bu liderler topluma doğulu düşmanlığı aşıladıklarının bilincinde olarak ve daha kötüsü bunu hiç mi hiç umursamadan saçma sapan yargılarda bulundular. Sonuçta işte bu insanların kurduğu, anlattığı, varsaydığı düzene alışmış insanlar da dağdan inecek insanlardan, kürtçe&#8217;den, doğulu bir insanın görünüşünden korkacak, onları yabancılayacak ve paraları varsa aşağılayacaklar.</p>
<p>Şimdide bu ülkede bunu gördüm. Canım sıkıldı. Yine de artık silahsız, toprak kavgası yapmadan müzakereyi zorlamalarını umduğum Türkiye&#8217;nin zencilerinden umutluyum. Tüm Türkiye evvela insan olduklarını, hangi şartlarda yaşadıklarını, yaşamaya zorlandıklarını, nasıl bir kültürleri olduğunu, neleri dert ettiklerini gösterebileceklerini umuyorum. Fakat Amerika&#8217;daki zencilerin mücadelesini bilen biri bunun da zor olmayacağını bilir. Amerika&#8217;da kimi beyazlar, sarılar, morlar, düşünenler, üretenler, söyleyenler, toplum önünde konuşabilenler, insanları etkileme gücü olanlar destek olmasa, bütün zenciler insan olduklarını söylemeye çalışan diğer insanlarla bir hareket etmese, artık yapılan o saçmalıkların, deri renginden, doğum yerinden dolayı insan asmanın, yargılamanın, horlamanın artık &#8220;bu zaman&#8221;a ait olmadığını bas bas bağırmasalar, bugün Amerika&#8217;da barıştan bahseden bir siyahi başkan görmemiz mümkün değildi. (<em>tırışkadan tümevarım</em>)</p>
<p>İşin bir de arabesk tarafı var elbette. O da Amerika&#8217;daki fakir zencilerin halen beyaz olan diğerlerine &#8220;<em>sizin yüzünüzden, ne bakıyon pis beyaz, zenciyiz diye aşağılıyon di mi?</em>&#8221; edebiyatı yapmaları. Türkiye&#8217;nin zencileri bu kozu, &#8220;<em>bize bunları yaptınız, bizi böyle yargıladınız, böyle işkence ettiniz</em>&#8221; söylemleri üzerinden uzun süre devam ettireceklerdir. Ettirmeliler de. Herşey, yapılanlar, adaletsizlikler herkes tarafından bilinmeli. Ama yeni nesiller artık ayrımcılık dürtüsüyle, &#8220;<em>biz ve onlar</em>&#8221; diye, &#8220;<em>sen kürtsün o türk, siz başkasınız</em>&#8221; öğütleriyle yetiştirilmemeli. Maalesef kendini medeni sanan İstanbul&#8217;da yaşayan türk&#8217;ler her ne kadar metropol olduğu söylense de, Türkiye&#8217;nin medeni yaşayışının aynası gibi görünse de, türk insanının aristokratlığa düşkünlüğü nedeniyle son derece ırkçı, kendini beğenmiş, ukala bir topluluk. Herkes daha zengin, daha cicili bicili, daha elit olmak istiyor ya da kendini öyle sanıyor. cadde sarışını gibi yapay duran bu elitist tavırlar, bu pragmatik yalakalık yüzünden de, dış görünümünde kibarlık, zenginlik, nezâket bulamadıkları insanları dışlıyor, onlarla dalga geçiyor, insan yerine koymuyorlar.</p>
<p>İsterseniz Tahtakale&#8217;deki kürt esnaflara, oradan alışveriş yapan ve beyaz türk olma hayaliyle yaşayan diğerlerinin  nasıl davrandıklarını bir inceleyin. &#8220;insan nedir?&#8221; diye şaşar kalırsınız. Biliyorum ki bu bir günde çözülecek bir sorun değil. Bir zamanlar kendisini kardeşliğin, sosyalizmin, net ifadesiyle olmasa da tarzıyla sol görüşün temsilcisi olarak lanse etmiş, akıllara ilerici, cesur, ezilenlerin sözcüsü,  olarak yerleşmiş Leman dergisini hatırlamanızı öneririm. 80&#8242;li yıllarda, İstanbul&#8217;un çok göç aldığı zamanlarda dilimize kro, zonta gibi kelimeleri sokan, doğulu insanları yaratık gibi karikatürize eden, onları aşağılayan ve onların hep küfürlü konuştuğu algısını yaratan Leman dergisiydi işte. onlar hep tecavüz ederlerdi falan. Bir yel eserdi savunurlardı bir şeyi ama neyi, neden ve nereye kadar savunacaklarını bilemeyecek kadar duyarsız, ayarsız bir kültürün mimarıydı Leman ki zaten o kültür de, düşmanlıktır.</p>
<p>Şahsen arada bir kafamdan, kendimizi varsaymak için kurduğumuz rafine, korunaklı hücreden, son derece kişiye öz an algısından çıkıp, şimdi&#8217;den uzaklaşıp geçmişe bakmayı seviyorum. Arada topladığım herşeyle, her bilgiyle, geçmişi yeniden anlamak, o andan sonrasını farklı algılamayabilmem ya da en azından saatleri ayarlama enstitüsü&#8217;nün artık yapamadığını yapabilmem açısından faydalı oluyor. fakat biliyorum ki, sen, barda&#8217;daki gençler misali <em>TGG</em> derdine düşmüşken birden bir dış etken gelir, her şeyi darmadağın eder, çük gibi kalırsın hayatın karşısında; olur, hayat oldurmuştur, vazgeçmeye sebep değil.</p>
<p>Herneyse, adet olduğu üzere her yazının giriş gelişme ve sonuç bölümleri olmalı. Yukarıdaki tüm metin için giriş/gelişme/sonuç kaygısı taşımadım. Kimsenin de yazarken bu formel disiplin kaygısını taşımasını istemem.</p>
<p>Son derece kişisel blog deneyinde, önceden de olduğu gibi, şu akıntıyı &#8220;t<em>üm bu yazdıklarımdan ne anladım, şimdi ne yapacağım?</em>&#8221; sorusunu kendime sorarak bitirmek isterim.</p>
<p>Bir süre kulaklık almayacağım. <span style="color: #000080;">(2 hafta sonra edit: <em>Kris&#8217;cim aldığın efsane kulaklık için çok çok teşekkür ederim, evet, planladığın gibi olmaz hiçbir şey :</em></span>)</p>
<p>Çünkü bu sabah minibüse bindiğimde şahane bir Kürtçe şarkı çalıyordu. Minibüsteki tek yolcu bendim, ses rahatsız edici olabilecek düzeyde açıktı, ama 15 saniye sabrederek dinledim ve şarkıyı çok sevdim. Şarkıyı dinlerken &#8220;<em>Acaba şimdi bir emekli subay ya da daha beteri emekli subay eşi minibüse binse ne olur?</em>&#8221; diye düşündüm. Muhtemelen gerginlik olurdu. Birileri binmeden şarkıyı kimin söylediğini öğrenmeliydim. Ama şarkı da güzeldi ve dinleyesim vardı. Şarkının ara solosu girince şoföre sordum:</p>
<p>- Kim bu çalan?<br />
- Rorşahn<br />
- Kim usta?<br />
- Roşayn&#8230;<br />
- Rojarn mı?<br />
- Rojaeyan&#8230;<br />
- Haa. Tamam. Çok güzel şarkı ha!<br />
- Valla yeni albüm çok güzel abi.<br />
- Gitarlar süper olmuş.</p>
<p>Sesi açtı. &#8220;<em>Eyvallah</em>&#8221; dedim. Arkama yaslanıp boş minibüste yola devam edip şarkıyı dinliyordum. Şoför de sanırım şarkıyı dinlemek istiyordu ki, birkaç durakta durmadan geçti. o ara gördüm ki, bir zamanlar minibüslerin içini dolduran orhan/ferdi/müslüm arabeski yerini kürtçe şarkılara bırakmıştı. o zamanlar isteseniz de istemeseniz de, şoför hangi moddaysa, ona uygun bir dj&#8217;lik yapar, en neşeli halinizde, en cabbar arabeskle bayıltırdı yol boyu. seven de, sevmeyen de bunu dinlemeye mecbur kalırdı. şimdi o hükümdarlık ve o müzikler bitti. artık kimseye hitap etmiyor orhan, ferdi vesaire. belki biraz nostaljik tat niyetine arada bir atılıyorlar mideye o kadar. fakat artık, kendi dinlediği müziği duyurmak isteyen, kendi duygusunu, bağıran şarkıcılara eşlik ederek göstermek isteyen ve güne bu şarkılarla katlanmak isteyen hakir görebileceğimiz yeni &#8220;alt-insan&#8221;larımız var. türkiye&#8217;nin zencilerini kürtçe şarkılar dinlerken gördükçe, &#8220;<em>oh be onlar gibi değilim linkin park dinliyorum</em>&#8220;,&#8221;<em>kızım çok şükür yabancı müzik seviyor</em>&#8221; gibi düşüncelerle mastürbasyon yapabiliriz. kendi bomboş suratlarımızı aynada hasetle seyredip, onların yaban duruşlarını, para verdikçe onlara hükmetme gücünü kendimizde buluşumuza aşık olarak horlayabiliriz hem de&#8230;</p>
<p>Şoför ikinci şarkıda durdu ve bir yolcu aldı. Bir teyze&#8230; Daha kıçını koyar koymaz -ki zaten bilirsiniz teyzeler minibüse önce ayaklarıyla değil kıçlarıyla binip, kıçlarını su aramaya yarayan ağaç dalları gibi kullanarak sığdırabilecekleri uygun bir yer aranırlar- &#8220;<em>müziği biraz kısar mısınız?</em>&#8221; dedi. Şoför bana baktı, &#8220;<em>Eee, işte&#8230;&#8221;</em> dercesine bir mimik yaptı ve &#8220;<em>Tabii hanımefendi</em>&#8221; deyip kıstı sesi. İkinci şarkı ilki kadar güzel olmasa da nakaratı acayip sempatik geldi bana. &#8220;<em>MıymıyDıydıyFıydıy Zindane&#8230;</em>&#8221; Şarkıyı söylenin ne dediğini bilmiyordum, o sesleri çıkarmam da bir hayli zordu ama içimden nakarat geldikçe tekrarlamayı denedim. Bir sonraki durakta birkaç kişi birden bindi. Binenlerden biri &#8220;<em>Kıssana şunun sesini biraz&#8230;</em>&#8221; dedi. Şoför biraz daha kıstı. Sonra şoför kırmızı ışıkta durdu ve yandaki minibüse kürtçe seslenerek bir şeyler anlattı. Anladığım kadarıyla şoförün yanında oturan adamın kendi arabasına geçmesini istiyordu. Anlayamadığım birkaç kelimeden sonra diğer minibüsteki adam indi ve bizim minibüste şoförün yanına oturdu. Kürtçe bir şeyler konuştular. Arada &#8220;<em>yolci&#8230;</em>&#8221; ve müzik benzeri bir kelime seçebildim. Sonra şoför sesi biraz açtı. Yanındaki arkadaşı kıstı, o açtı, diğeri kıstı. Şoför olan sesini yükselterek kürtçe bir şeyler söyledi. &#8220;açarım kardeşim sesi kimse karışamaz&#8221; der gibi, yeni binen arkadaş, müziği kıstıran adama sert bir bakış attı, ardından kürtçe bir şeyler söyledi ve sesi kıstı. İnerken &#8220;<em>Köşede ineyim</em>&#8221; dedim her zaman ki gibi, &#8220;<em>Tabii abi</em>&#8221; dedi şoför. &#8220;<em>Haydi kolay gelsin</em>&#8221; diye seslendim, &#8220;<em>Sağol abi iyi günler</em>&#8221; dedi şoför. işe gidene kadar, duyduğum o kürtçe şarkı çaldı kafamda tekrar tekrar. keşke söyleyenin kim olduğunu anlayabilseydim.</p>
<p>Şarkı bu değildi ama saatlerce aradıktan sonra ses ve müzik olarak benzeyen bir tek bunu bulabildim:<br />
<a href="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/_mp3/Rojda-Le_Buke.mp3">Rojda &#8211; Le Burke</a></p>
<p>tüm bunlardan sonra, bir kısa dalga internet yayınında (blog) bunlardan bahsediyor olmanın ironik açmazında sürüklenirken, beni memnun eden ve aslında şu anda tutan şey ne bu blog&#8217;u yazıyor olmak, ne de herhangi bir teselli. sadece, o gün, o minibüste olmak ve o şarkıyı tam da duymam gereken yerde, çok şükür kulağımda kulaklık yokken dinlemiş olmak. &#8220;oradaydım&#8221; der ve bir rahatlık ya da bir üzüntü hisseder ya insanlar, işte öyle bir şey&#8230;</p>
<p>21.11.09</p>
<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/yollardan-gecerken-duyulan-bir-zenci-muzigi.htm">Yollardan Geçerken Duyulan Bir Zenci Müziği</a></p>
        <p><center>&copy; %FIRST Yüreklikatır - visit the <a href="http://www.yazartikanmasi.com">author</a> for more great content.</center></p>      ]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/yollardan-gecerken-duyulan-bir-zenci-muzigi.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
<enclosure url="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/_mp3/Rojda-Le_Buke.mp3" length="3780824" type="audio/mpeg" />
		</item>
		<item>
		<title>Persil Adamın Yıldıran Elleri</title>
		<link>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/persil-adamin-yildiran-elleri.htm</link>
		<comments>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/persil-adamin-yildiran-elleri.htm#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 Dec 2009 00:04:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cyrettin Yüreklikatır</dc:creator>
				<category><![CDATA[anladıM]]></category>
		<category><![CDATA[gördüM]]></category>
		<category><![CDATA[güldüM]]></category>
		<category><![CDATA[şaştıM]]></category>
		<category><![CDATA[adam]]></category>
		<category><![CDATA[ara]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[daha]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[hi]]></category>
		<category><![CDATA[hikayesi]]></category>
		<category><![CDATA[ka]]></category>
		<category><![CDATA[larca]]></category>
		<category><![CDATA[milyon]]></category>
		<category><![CDATA[n]]></category>
		<category><![CDATA[nuz]]></category>
		<category><![CDATA[okudu]]></category>
		<category><![CDATA[persil]]></category>
		<category><![CDATA[persil adam]]></category>
		<category><![CDATA[sı]]></category>
		<category><![CDATA[sini]]></category>
		<category><![CDATA[ye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazartikanmasi.com/?p=547</guid>
		<description><![CDATA[Tarihin gizemli sayfalarında, çamaşır selelerinden mutfağa, evden eve renkten renge bir kahraman dolaşırdı. Persil Adam derler bu yiğidi televizyonda ne zaman görsem ışıl ışıl ve hepten zıpır görünüşüne tilt olur, &#8220;aman üstüme başıma yemek dökmeyeyim, kıçımdaki sivilceleri kaşıyıp patlatmayayım da  donum kan olmasın; maazallah güçlü bir lekeye sebebiyet vermeyeyim; bu herif de taytını giyip apartmanda [...]<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/persil-adamin-yildiran-elleri.htm">Persil Adamın Yıldıran Elleri</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/12/LPIC1159.jpg"  rel="lightbox-547"><img class="alignright size-full wp-image-548" style="margin: 4px; border: black 4px solid;" title="LPIC1159" src="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/12/LPIC1159.jpg" alt="LPIC1159" width="247" height="289" /></a>Tarihin gizemli sayfalarında, çamaşır selelerinden mutfağa, evden eve renkten renge bir kahraman dolaşırdı. <strong>Persil Adam</strong> derler bu yiğidi televizyonda ne zaman görsem ışıl ışıl ve hepten zıpır görünüşüne tilt olur, &#8220;aman üstüme başıma yemek dökmeyeyim, kıçımdaki sivilceleri kaşıyıp patlatmayayım da  donum kan olmasın; maazallah güçlü bir lekeye sebebiyet vermeyeyim; bu herif de taytını giyip apartmanda dolaşmasın, üst kattaki alamancı sevgilimi ürkütmesin yakışıksız tavırlarıyla&#8221; diyerekten işkillenirdim.  17 yaşında mıydım, kızın umrunda mıydım, sf2 çıkmış mıydı hatırlamıyorum. muhtemelen çıkmamıştı zira o çıkmış olsa bunlara kafa yormaz, direkt M. Bison&#8217;u nasıl alt edeceğimi düşünüyor olurdum.<br />
<span id="more-547"></span></p>
<p>yıllarca persil adamın o yeşil elbisesinden, sorgusuz sualsiz bardak çanak, atlet sütyen demeden herşeye soktuğu ellerinden nefret ettim. &#8220;birader dışarıdan gelmişsin, elin temiz mi, temizlik simgesisin ama tuvaletten mi çıktın nerden bileceğiz? belki az sonra o aileyle sofraya oturacaksın, elini yıkamaz mısın sen hiç?&#8221; diye heyheylenip &#8221;<em>bi elime geçirirsem direkt o persilin içine sokacam bunun ellerini</em>&#8221; diye az yemin etmedim.</p>
<p>zamanla persil adam unuttuldu. persil&#8217;i de raflarda göremez oldum. bir zamanlar evimizin her bir yerini, -<em>nedendir bilinmez ama belki anne baba persil adamı pek sempatik bulduklarından alıyorlardı persil&#8217;i</em>- başarısız bir kimya deneyi sonrasının ortamına çeviren o bayıltıcı kokusu da ortalıkta yoktu.  persil adam&#8217;ı tamamen unutmuş ve rahatlamıştım; taa ki bu öğlene kadar.</p>
<p>artık isyanın dozunu ne kadar kaçırmışsam, yapısı gereği rövaşata yapmamı imkânsız kılan bedenime bile isyan ederek yaptığım (<em>bakın, yeltendiğim demiyorum, yaptım</em>) çok klas bir hareket (<em>bakın, rövaşata demiyorum</em>) sonrası ön çapraz bağı elime almıştım. ağrılar artınca bu öğlen doktordan randevu aldım. hunca asosyallik varken bünyede tabii hastane ortamındaki o yavan kumkuma beni daha randevuyu almadan evvel huylandırıyordu. böyle huylandım mıydı mutlaka başıma bir iş gelir. ben de bu yüzden fena huylanırım; aynen döngü devam eder&#8230; neyse aldım randevuyu.</p>
<p>sabahtan beri ağrıya kafam takılmasın da çifter çifter bağladığım sigara ellerimi kokutmuştur diye de gittim tuvalete, maksat ellerimi yıkayacağım koku kaybolacak. su buz gibi, bastım sıvı sabuna, yıkıyorum ama bir türlü elimin kayganlığı gitmiyor. &#8220;<em>n&#8217;oluyor lan acaba?</em>&#8221; derken bi daha sıktım sabunu, bir güzel ova ova, haşır haşır yıkadım elleri kayganlıktan kurtuldum. istemesem de adetim olduğu üzere, randevuya geç kala kala bindim bir taksiye gidiyorum.</p>
<p>5-10 metre gittik taksinin içini bir koku sardı. &#8220;<em>lan</em>&#8221; diyorum, &#8220;<em>bu koku, bu yeşil güç hissi</em>&#8220;, hasktir &#8220;<em>persil adam lan bu.</em>&#8221; tam taksiciden &#8220;<em>sonunda seni buldum persil adam</em>&#8221; deyip imza isteyecektim ki, ellerimi kokladım gayri ihtiyari. evet, persil adam bendim.</p>
<p>taksinin içi leş gibi persil kokuyordu. adam dışarısı kış kıyamet olmasına rağmen burnunu penceren çıkarmış, dışarıyı soluyordu. ve ben, giderek artan bu baskın persil kokusunun içinde boğuluyordum. ilk başta kokunun kaynağını <em>&#8220;bir yere dokundum herhalde, benden önceki yolcu bi yere dökmüş olabilir</em>&#8221; gibi saftorik olasılıklara yorsam da, indiğim anda bizim leyla ablanın sıvı sabun bitince yerine bu tarihi kokuyu yeniden doğuran çamaşır sulu bir şey doldurmuş olduğunu zor bela idrak ettim.</p>
<p>randevuya geç kalmıştım. mis gibi, çepeçevre persil kokuyordum ve hastaneye girmek zorundaydım. asansörde ellerimi neden hep cebimde tuttuğumu düşünürken, burnumun ucundan sinsice geçen persil kokusuyla yeniden ayıldım. &#8220;<em>madem persil kokuyorum&#8230;</em>&#8220; aydınlanmasıyla  muayenehaneyi de ığıl ığıl kokuturken, temizlik işçisi rolüyle doktordan üç günlük raporu koparmam zor olmadı. dizlerim harbiden tutmuyordu, ağrıya dayanamıyordum üstelik ellerimin kokusundan zehirlenmiştim, başım ağrıyordu.</p>
<p>raporu imzalatırken bekleme salonunu da bir güzel persil esintisiyle donattıktan sonra zor bela bir taksi buldum. eve kaçmak istiyordum ama şoför bir türlü yola bakmıyordu. ellerim, bir taksiciyi daha ürkütmüştü. bilmiyorum, belki benden sonra taksiye binen bir teyze, &#8220;<em>oğlum bu ne temiz taksi</em>&#8221; diye muhabbet açacaktı, ama ben dayanamıyordum.</p>
<p>bir persil adam olarak, eve daha 500 metre varken hışımla kendimi taksiden indirttim. dia&#8217;dan okyanus kokulu bir oda spreyi alıp süratle eve geldim. okyanus&#8217;ta boğdum persil adam&#8217;ı bir güzel. sonra kekikli sabun vasıtasıyla ellerimi dağ kokusuyla buluşturup okyanusu anca rahatladım. gittim anten&#8217;in yanına. ben onu severken gözlerini kapatıp çayırda çimende kelebek kovaladığı hayaliyle uyudu.</p>
<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/persil-adamin-yildiran-elleri.htm">Persil Adamın Yıldıran Elleri</a></p>
        <p><center>&copy; %FIRST Yüreklikatır - visit the <a href="http://www.yazartikanmasi.com">author</a> for more great content.</center></p>      ]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/persil-adamin-yildiran-elleri.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dün Yeni Bir Oyunda Oynadım&#8230;</title>
		<link>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/denedim/dun-yeni-bir-oyunda-oynadim.htm</link>
		<comments>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/denedim/dun-yeni-bir-oyunda-oynadim.htm#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Nov 2009 01:41:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cyrettin Yüreklikatır</dc:creator>
				<category><![CDATA[denediM]]></category>
		<category><![CDATA[gördüM]]></category>
		<category><![CDATA[oyalandıM]]></category>
		<category><![CDATA[sevdiM]]></category>
		<category><![CDATA[şaştıM]]></category>
		<category><![CDATA[al]]></category>
		<category><![CDATA[be]]></category>
		<category><![CDATA[bence]]></category>
		<category><![CDATA[bi]]></category>
		<category><![CDATA[buldur]]></category>
		<category><![CDATA[iyi mi]]></category>
		<category><![CDATA[kesin]]></category>
		<category><![CDATA[modern warfare 2 nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[modern warfare açıklama]]></category>
		<category><![CDATA[ne]]></category>
		<category><![CDATA[olmuş]]></category>
		<category><![CDATA[olur]]></category>
		<category><![CDATA[oyna]]></category>
		<category><![CDATA[oynayamıyorsan]]></category>
		<category><![CDATA[süper]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazartikanmasi.com/?p=485</guid>
		<description><![CDATA[Call Of Duty: Modern Warfare 2 ile ilgili haberleri gazetelerde görmüşsünüzdür. Hani, Rusya&#8217;da yasaklanan oyun. Tabii oturup oynamasam, şöyle ayarın kralını almasam benim için de daha fazlası olmayacaktı&#8230;
Dün gece Modern Warfare 2&#8242;yi bitirdim. Bayramın ilk günüydü, çok şey beklediğim bir tatil günüydü, umduğumdan çok daha fazlasını bulduğum bir tatil günü oldu.
Call Of Duty yıllardır devam eden ve [...]<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/denedim/dun-yeni-bir-oyunda-oynadim.htm">Dün Yeni Bir Oyunda Oynadım&#8230;</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Call Of Duty: <a href="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/11/wallpaper-modernwarfare2-1.jpg"  rel="lightbox-485"><img class="alignright size-full wp-image-487" style="margin: 4px 2px; border: black 4px solid;" title="wallpaper-modernwarfare2-1" src="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/11/wallpaper-modernwarfare2-1.jpg" alt="wallpaper-modernwarfare2-1" width="299" height="186" /></a>Modern Warfare 2 ile ilgili haberleri gazetelerde görmüşsünüzdür. Hani, Rusya&#8217;da yasaklanan <a href="http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=12976228&amp;tarih=2009-11-18" target="_blank">oyun</a>. Tabii oturup oynamasam, şöyle ayarın kralını almasam benim için de daha fazlası olmayacaktı&#8230;</p>
<p>Dün gece Modern Warfare 2&#8242;yi bitirdim. Bayramın ilk günüydü, çok şey beklediğim bir tatil günüydü, umduğumdan çok daha fazlasını bulduğum bir tatil günü oldu.</p>
<p>Call Of Duty yıllardır devam eden ve şimdiye denk hep İkinci Dünya Savaşı&#8217;nı arkaplan olarak kullanmış olan bir savaş <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Call_of_Duty" target="_blank">oyunu serisi</a>.</p>
<p>Call Of Duty başından beri popüler bir oyun oldu. Oyun o kadar özenle yapılıyordu ki ve gerçekçiydi ki, oyunseverler yeni bir Call Of Duty çıktığında oynayabilmek için bilgisayarlarını yeniliyorlar, arkadaşlarının bilgisayarlarını koltuk altında evlerine taşıyor, internet cafe&#8217;lerde sabahlıyorlardı.<span id="more-485"></span>Aslında bu oyunun ne şekil bir ortamı olduğunu daha iyi görmek için, <strong>Call Of Duty 3</strong>&#8216;ü <strong>Wii</strong>&#8216;de oynayan bir insanın mimiklerine bakmak yeterli.</p>
<div>
<div><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="425" height="344" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/o3oa8ctbVYA&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="425" height="344" src="http://www.youtube.com/v/o3oa8ctbVYA&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"></embed></object></div>
<div> <br />
Bu seri 4-5 falan diye devam etti. İkinci Dünya Savaşı&#8217;na bir hayli meraklı olduğumdan, İkinci Dünya Savaşı sırasında geçen oyunları da takip etmeye çalışıyorum. Çünkü bir filmden daha bilgilendirici oluyor oyunlar. Silahları, ortamı, savaşın tarihini öğreniyor, mekânlarını tanıyorsun&#8230;</div>
</div>
<p>Oyun yapan insanların da figürandı, tesisattı vesaire dertleri olmadığı için binlerce insan, binlerce araç, sağolsunlar ne var ne yok oyunlara koyuyorlar. Buna rağmen ben 4&#8242;ten sonraki bir Call Of Duty oyununu oynamadım. İşti, güçtü, makine kaldırmıyordu ıvır zıvır kaldı öyle.</p>
<p>Aradan yıllar geçti, <strong>Call Of Duty: Modern Warfare 2</strong> çıktı, çıkacak diye haberler duyuyorum&#8230; Hali hazırda az biraz oyun haberlerini takip etmeye çalıştığımdan, biliyorum ki, bu oyun günümüzde geçecek. Ben de bi heyecanlandım tabii. Videolara falan baktıkça heyecanım daha da arttı. Acayip, uçuk bir şey. Bizim gibi, <a href="http://www.sharewareisland.com/playonlinegames.aspx?id=1481" target="_blank">River Raid</a>, <a href="Super Zaxxon" target="_blank">Super Zaxxon</a>, <a href="http://www.komikler.com/komikoyun/dovus_oyunlari/13:1712/International_Karate">International Karate</a>, hatta, al geriye, Tetris gibi oyunlarla büyüyen insanlar için acayip bir şey böyle bir oyunun yapıldığını görmek.</p>
<p>Tetris&#8217;te (ki halen arada dolmuşta eve dönerken patlatırım bi tur) kutularla boğuşurken, yıllar sonra bi oyun çıkıyor, İkinci Dünya Savaşı&#8217;nın ortasındasın, Wembley&#8217;de Servet&#8217;le -olacak şey değil- İngiltere&#8217;ye rövaşata atıyorsun, sokakta serseri gibi takılıyor, gönlünden geçen arabayı çalıyorsun falan&#8230;  Olan biteni hayranlıkla izlememek, takip etmek, arada kendini bir oyuna kaptırmak mümkün mü be anaksimenes hoca?</p>
<p>Herneyse, ben böyle oyunlara bakınırken; miskin miskin <strong>FM2010 </strong>coşkusuna dalmış, Galatasaray&#8217;ı kapmış, Rijkaard&#8217;a &#8220;<em>o takım öyle oynatılmaz kaptan</em>&#8221; diye ders verircesine galibiyet kovalarken; bir arkadaş sağolsun Modern Warfare 2&#8242;yi getirdi verdi.</p>
<p>Oyunu kurdum ve oynamaya başladım. Zaten oyun başladı, ben tuttum direkt eğitimi aldım (oyun alıştırmalı başlıyor) sonra da Ukrayna mı dersin, Afganistan mı, Rusya&#8217;daki  bir petrol istasyonu mu dersin dünyanın her tarafında özel operasyonlara katılan bir delüğanlı oldum çıktım. Arkadaş oyun bir güzel ki, bırakamıyorsun. Vermişler aksiyonu, vermişler gazı; her şey son derece gerçekçi. Kar motoruyla <em>James Bond</em> misali obalarda fink atmadığım mı kaldı, <em>Cliffhanger</em> misali körolası yüce dağlara tırmanmadığım mı&#8230; öleyazdım; sağolsun ekiptan ghost denilen eleman tam kayalara kafamı vura vura düşecekken bir el uzattı beni kurtardı, Brezilya sokaklarında çatışmalara girdim, ajan eskisi bir tutuklu amcayı hapishanenin birinden kurtardım, artık bazı sahneler oldu ki keyiften &#8220;uuuuuuuuuuuu&#8221;, &#8220;yiiiiiiipppeeeeaah&#8221;, &#8220;haymınaskiymmm&#8221; diye höykürdüğüm bile oldu.</p>
<p>Tabii daha fazla duramadım, zart diye, bitirdim oyunu. Öyle kolay değildi; hard&#8217;da oynadım birkaç gün sürdü kanka. Oynadığım sürede baktım ki, bu oyun değil kardeşim, basbayağı savaşın içindeyim. En ufak hatada ölüyorsun, kafayı çalıştırmazsan patlıyorsun, hızlı olmazsan kurda puşta yem oluyorsun. Laf, söz dinlemezsen direkt niyazisin.</p>
<p>Oyun o kadar ince düşünülmüş ki, verdiğin kararlar oyunun ilerleyişini direkt etkiliyor. Misal oyunun en sonu, yeterince hızlı &#8220;<strong>F</strong>&#8221; tuşuna basmazsan ölür gider, oturur ağlarsın&#8230; gaza gelmemek mümkün değil. Oyunu bitirenler bilir.</p>
<p>Hemen neden bahsettiğimi biraz bildirsin diye tabii ki yine yütübe bağlanıyoruz. Bu videoda gördüğünüz herşey sizin kontrolünüzle oluyor, tırmanma bile sizin farenin tuşlarına senkron bir biçimde basmanıza bağlı:</p>
<div>
<div><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="560" height="340" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/rGE6i54j0r8&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="560" height="340" src="http://www.youtube.com/v/rGE6i54j0r8&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"></embed></object></div>
</div>
<p>Oyunda tempo hiç düşmüyor; sonlarına geldiğinizde artık gerçekten bir filmin başrolünde olduğunuzu anlıyorsunuz. Hele o sürat motoru ile kovalama sekansı nedir kardeşim? Keyiften artık dört köşe mi olsam, kök kareye mi dönüşem bilemedim.</p>
<p>Oyunu bitirdikten sonra bile oyunu yapanların sürprizi bitmiyor. Sadece şunu söyleyebilirim ki, yıllardır oyun oynarım, herhalde bitirdiğimde bitiş demosuna en memnun olduğum, en &#8220;<em>harbiden değdi be</em>&#8221; dediğim 3 oyundan biri MW2.</p>
<p>Bunu haybeye söylemiyorum; çığır açacak oyun derler ya tam da o işte&#8230; Zaten oyunun bitiş demosunda da görüyoruz ki, sinema artık yerini oyunlara teslim etmek zorunda zira ne yapsa olacak gibi değil. Evet, çok büyüleyici filmler var, çeşitli duyguları, olayları vs. güzel güzel işliyor anlatıyorlar ama para kazanamıyorlar. Hollywood insanları tekrar sinemaya çekmek için varını yoğunu 3D teknolojilerine harcıyor, habire 3D filmler çıkıyor, yeni 3D teknolojileri ile çekilmiş filmleri duyuyoruz. Ama ne olursa olsun, hiçbir 3D film değil sizi filmin kahramanı, figüranı bile yapmıyor.  Teknik olarak buna yetersiz olmasını geçtim, 200-300 milyon dolar harcıyorlar ve çoğu zaman ortaya <em>2012</em> ayarında, tormak gibi, içinde özel efektten başka bir cücük olmayan mantar filmler ortaya çıkıyor. Bunlar da çoğu zaman harcanan parayı kazanamıyor, kazansa bile bunu DVD, Bluray satışından falan 3-4 yılda anca topluyor.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: center"><a href="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/11/mwcompare.jpg"  rel="lightbox-485"><img class="alignnone size-full wp-image-489" title="mwcompare" src="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/11/mwcompare.jpg" alt="mwcompare" width="369" height="288" /></a></p>
<p>Ya da en iyisi size, şu haline gelene kadar birçok filmde göreceğinizden çok daha fazla insanın emeğinin geçtiği Modern Warfare 2&#8242;nin çıktığı ilk gündeki hasılatını söyleyeyim&#8230; Oyun çıktığı ilk gün ABD ve İngiltere&#8217;de 5 milyondan fazla satıldı. İlk haftasında ulaştığı satış rakamı<strong> 550 milyon dolar</strong>. Yani 1 senede çok rahat 1 milyar dolar kazanacak. Bu para birçok devletin kasasında yok. Peki şimdi, şu an hangi film 550 milyon dolar kazanabilir? Sinema tarihinin Box Office&#8217;i en yüksek filmi 97 yapımı Titanic&#8217;in, kazancı <a href="http://www.imdb.com/boxoffice/alltimegross?region=world-wide" target="_blank">1.8 milyar dolar</a>, ikincisi Lord Of The Rings: The Return Of The King, onun kazancı da 1.2 milyar dolar.</p>
<p>Bir de şöyle düşünün; bir sinema filmini izlemek 15 milyon lira, DVD&#8217;si 15 lira, hadi HD görüntü küsküsünü yersek  Blu-ray&#8217;i 150 milyon lira. Bir kez izleyeceksin bitecek. 800 milyon lira verip sahip olduğun oyun konsolu veya bilgisayarla üstüne 80 lira verip Modern Warfare 2&#8242;yi de alabilirsin tabii. Yaşayacağın en güzel deneyimlerden birini yaşar, aradan zaman geçince bir daha oynar, sonra internet&#8217;te eşle dostla, türlü türlü ülkelerden çeşitli insanlarla maceradan maceraya koşarsın. Seçim senin.</p>
<p>Sadede gelebilecek olursam; oyun endüstrisi büyüyor ve müthiş fikirlerle, müthiş efektlerle, gerçekçiliği doruğa taşıyan şahane oyunlar yapılıyor. Sinemadan çok daha fazla keyif vaat eden şu oyun piyasasının bugünü beni ilerisi için ürkütse ve <a href="http://www.imdb.com/find?s=all&amp;q=Strange+Days+" target="_blank"><strong>Strange Days</strong></a> ya da <strong><a href="http://www.imdb.com/title/tt0120907/" target="_blank">Existenz</a></strong> gibi ihtimallerin çok uzak olmadığını düşündürse dahi, Modern Warfare 2&#8242;yi herkese &#8216;<em>şiddetle</em>&#8216;  tavsiye ederim. Emin olun, yaşayacağınız en benzersiz ve eğlenceli deneyimlerden biri.</p>
<p>Hele ki kar motoru, hele ki sürat teknesi kullanırken bir yandan da ateş etme tripleri; son anlar ve final.<br />
&#8220;<em>vallahi jest oldum</em>&#8221; be.</p>
<h6>(<a href="http://www.yarismak.com/tag/modern-warfare-2" target="_blank">CoD-MW2 hakkındaki haberlerin kronolojisi için</a>)</h6>
<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/denedim/dun-yeni-bir-oyunda-oynadim.htm">Dün Yeni Bir Oyunda Oynadım&#8230;</a></p>
        <p><center>&copy; %FIRST Yüreklikatır - visit the <a href="http://www.yazartikanmasi.com">author</a> for more great content.</center></p>      ]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/denedim/dun-yeni-bir-oyunda-oynadim.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>laptoplu sunucuların tv çölünde gerçekle imtihanı</title>
		<link>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/alistim/laptoplu-sunucularin-tv-colunde-gercekle-imtihani.htm</link>
		<comments>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/alistim/laptoplu-sunucularin-tv-colunde-gercekle-imtihani.htm#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 Sep 2009 10:45:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cyrettin Yüreklikatır</dc:creator>
				<category><![CDATA[alıştıM]]></category>
		<category><![CDATA[şaştıM]]></category>
		<category><![CDATA[aziz üstel]]></category>
		<category><![CDATA[bilgisayar ekranı]]></category>
		<category><![CDATA[cenk koray]]></category>
		<category><![CDATA[ekrana bakma hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[ekranda ne var]]></category>
		<category><![CDATA[ekranseverlik]]></category>
		<category><![CDATA[gerçeğin çölü]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek nedir]]></category>
		<category><![CDATA[laptoplu spiker]]></category>
		<category><![CDATA[laptoplu sunucu]]></category>
		<category><![CDATA[spiker ve laptop]]></category>
		<category><![CDATA[televizyonda ne gerçek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazartikanmasi.com/?p=386</guid>
		<description><![CDATA[bir zamanlar insanlarla konuşmak, onları konuşturmak, onlara soru sormak; hatta ağzından laf almak, eğer sıkılgan biriyse onu bir güzel rahatlatıp sonra göbek atmasını, şarkı söylemesini sağlamak bir maharetti.
orhan boran, aziz üstel, cenk koray gibi isimler bu tür yeteneklere sahip sunuculara dair önemli örneklerdir. bunlara oldschool sunucular diyebiliriz. yeni nesilden de en aklı başında olanı sanırım [...]<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/alistim/laptoplu-sunucularin-tv-colunde-gercekle-imtihani.htm">laptoplu sunucuların tv çölünde gerçekle imtihanı</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>bir zamanlar insanlarla konuşmak, onları konuşturmak, onlara soru sormak; hatta ağzından laf almak, eğer sıkılgan biriyse onu bir güzel rahatlatıp sonra göbek atmasını, şarkı söylemesini sağlamak bir maharetti.</p>
<p><a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=orhan+boran">orhan boran</a>, <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=aziz+%c3%bcstel">aziz üstel</a>, <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=cenk+koray">cenk koray</a> gibi isimler bu tür yeteneklere sahip sunuculara dair önemli örneklerdir. bunlara oldschool sunucular diyebiliriz. yeni nesilden de en aklı başında olanı sanırım <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=okan+bay%c3%bclgen">okan bayülgen</a>.</p>
<p>bu sunucuların sıradan insanlardan çok daha fazla soru sorabilme kabiliyetine sahip olmaları onların ayrı bir konuma yerleşmesinde en önemli etken olurken, diğer bir özellikleri de çevreyi, olayları takip etmeye kayda değer bir zaman ayırmaları ve konuklarıyla konuşabilecek kadar konukların ilgilendiği konularda bilgi sahibi olmalarıydı. buna dersine çalışmak diyoruz. ha, birçok konuda çağıracağın konuktan daha bilgili olduğuna inanıyorsundur ve ağzın da laf yapıyordur okan bayülgen gibi; o zaman fazla çalışmana gerek yok.</p>
<p><span id="more-386"></span><a href="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/09/cenk_koray.jpg"  rel="lightbox-386"><img class="alignright size-full wp-image-390" style="border: 3px solid black; margin: 3px;" title="cenk_koray" src="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/09/cenk_koray.jpg" alt="cenk_koray" width="131" height="176" /></a></p>
<p>geçmişteki bu isimlerden bazılarının ilgilendiği veya başarılı olduğu bir konu vardı ve bilgi sahibi olmadığı mevzularla uğraşan konukları olmadığından programı gayet doyurucu bir şekilde sürdürürlerdi. mesela <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=atilla+i%c3%a7li">atilla içli</a>, <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=y%c3%b6relerimiz+t%c3%bcrk%c3%bclerimiz">yörelerimiz türkülerimiz</a> programında bir -her ne kadar o zamanlar türkiye&#8217;de bu kadar bol olmasa da- bir yogacıyı veya tantrik seks uzmanını konuk etmez, <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=halit+k%c4%b1van%c3%a7">halit kıvanç</a> her konuda konuşabilecek ve soru sorabilecek bir yeteneğe sahip olsa da, balık adamlarla program yapmaz, misalen bilmediği bir şarkıcının şarkısında mırıldanıyor gibi pozlar kesmezdi.</p>
<p>tabii mutlaka &#8220;aşırıya kaçmayan ve hoppidilik yapmayan sunuculuk&#8221; duruşunda, darbe sonrası türkiye&#8217;sinin ekranda saygısızlık yaparak ya da patavatsızlıkla nitelendirilerek bir anda mahkemelere düşme, görevden alınma korkularının da etkisi vardır.</p>
<p>örneğin şimdilerde televizyonlarda spor programlarında gayet kendi haliyle sırf ekrandalığı taşşağa sararak keyfini süren aziz üstel o zamanlarda, benim ait olduğum çevreye göre fazla entelektüel kaçan programlar yapıyordu. hatta türkiye&#8217;ye göre bile şimdinin çok çok ötesinde bir sunucu hali vardı&#8230; teatral ses kullanımı, ekrandaki özgüveni, ilginç referans ve soruları, konuğunu kendi bilgili olduğu konuya dair konuşmaya sürükleyişi ile acayip bir sunuculuk ya da sonradan isimleştirilişiyle &#8220;talk show&#8221;culuk sergiliyordu. ki o zamanlar buna yeltenmek biraz cesaret işi. kenan<a href="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/09/aziz-ustel.jpg"  rel="lightbox-386"><img class="alignright size-full wp-image-391" style="border: 3px solid black; margin: 3px;" title="aziz-ustel" src="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/09/aziz-ustel.jpg" alt="aziz-ustel" width="180" height="120" /></a> evren&#8217;in aziz üstel ekranda ayak ayak üstüne atıp sigara içiyor diye, &#8220;cumhurbaşkanına saygısızlık yaptığı&#8221; gerekçesiyle kendisinin programını sonlandırışını anlattığı röportajını okuyarak o günlere dair bir fikir edinebilrisiniz: şurada: <a title="http://www.semaverdergisi.com/Aziz-Ustel-Turkiyede-televizyonculugu-bilen-yok--4421.html" rel="nofollow" href="http://www.semaverdergisi.com/Aziz-Ustel-Turkiyede-televizyonculugu-bilen-yok--4421.html" target="_blank">http://www.semaverdergisi.com/&#8230;bilen-yok&#8211;4421.html</a></p>
<p>özal döneminden sonra ekranda da bir rahatlık başladı. yine soru sorma ve insanları konuşturma konusunda iyi olan sunucular artık biraz daha cıvıklaşabiliyorlardı. gerçi bu dönemlerin formatı, turgut özal&#8217;ın &#8220;semra koy bir kaset de neşemizi bulalım&#8221;ından hareketle, &#8220;iki şaka bir şarkı, bir yarışma, bir şaklabanlık iki şarkı&#8221; dizilimindeydi. ama orhan boran ya da aziz üstel bu ayara biraz fazla geleceğinden genç isimler veya daha &#8220;esnek&#8221; sunucular türedi. mesela <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=erc%c3%bc">ercü</a> bunlara dair en güzide örneklerden biridir. evlerimizin yaramaz çocuğu ercü, hem isminin böyle bir acayipliği, hem zıpırlığı ile bize zaten eğlencenin kendisini çağrıştıran bir adamdı.</p>
<p>sonra trt&#8217;deki sınırlandırılmış/kasılmışlığını özel televizyonlar açıldığında kabak çiçeği modeli üzerinden atan &#8220;şakacı&#8221; `güner ümit örneği var. eğlenceli diye cümle alemi ekran başına toplayan güner ümit&#8217;in özel televizyonlarla çok rahat davranma/konuşma özgürlüğünün, türk halkının hiç toleransı olmadığı bir dönemde (ki halen özellikle din konusu şakaya gelmez) birkaç kelimelik bir patavatsızlıkla, ekran yasağıyla bitirilmesini kim unutabilir? (bkz: <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=bir+anl%c4%b1k+sarho%c5%9flukla+bindi%c4%9fi+dal%c4%b1+kesmek">bir anlık sarhoşlukla bindiği dalı kesmek</a>)</p>
<p>tabii bunlar eğlence programları. özel televizyonlar arttıkça ekranda yer alan isim sayısı da artıyor, konular çeşitleniyordu. eğlencenin ötesinde siyasetle ilgili konuşanlar, spor programları, nadiren de olsa bilime yönelik programlar artıyordu. programlar arttıkça ekranda gördüğümüz kişi sayısı da doğru orantılı olarak çeşitleniyordu.</p>
<p>programların &#8220;herkese&#8221; hitap etme veya çok yönlü (hem eğlence, hem spor, hem siyaset) olma kaygıları, sunucuların her konuda uzman olma/konuşabilme yükünü artıyordu ki, bu noktalarda yardıma özel <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=metin+yazarl%c4%b1%c4%9f%c4%b1">metin yazarlığı</a> mesleği girdi. çoğu program sunucusu elinde bir sürü kağıtlarla çıkar, kağıttan soru sorar, programın gidişatını kağıtlara (ya da arkasında kanalın logosu bulunan kartlar) bakarak sürdürür, bazen kartları karıştırdığında ekranda ambele olmuş tipler görürdük.</p>
<p>zaman ilerledikçe, tipler arttıkça, genelden mikroya uzmanlık programları çıkar oldu. mesela havacılık/uçak programları ya da uzman sürücülük programı. misal sürücülük programında bir pop şarkıcısı adayının kurallara uygun araba sürmeye çalışırken kendi albümünden bahsetmeye kalkışması sonucu kırmızı ışıkta geçmesi sıradan ama acayip bir görüntüydü.</p>
<p>show tv&#8217;de efes pilsen&#8217;in avrupa&#8217;da efsaneleştiği yıllarda pazar öğlen basketbol programı vardı. sadece basketbol konuşulan bir program, müthiş bir deneme/açılımdı. bayağı da izleniyordu. ama basketbolcular, genellikle hayatları sadece basketboldan ibaret olan konuklar olduğundan araya üç beş basket maçı izlemiş şarkıcılar sıkıştırılırdı. iki sohbet bir şarkı, bir basket tartışması, bir uzman yorumu, iki şarkı&#8230; ve tabii ki program akış kartları eşliğinde&#8230;</p>
<p>program çeşitliliği saymakla bitmez, yemek programları, türkü programları falan vesaire. ekrana çıkmak isteyen o kadar fazla tip vardı ki, bunları bir şekilde bir yerlere sığdırmak veya oralarda kendilerini göstermelerini sağlamak gerekiyordu. sanki sirk gibi bir şey olmuştu ekran: &#8220;hadi bakalım, hem basket atmaya çalış hem de kitabını anlat&#8230; hadi ben yemek yaparken sen hem ye, hem albümünü anlat, hem de şurdan tuzu uzatır mısın, resim de çizebiliorsun değil mi? tavayı tutar mısın? tavayı tutarken hem albümünü anlatıp tuzu verip hem de sırtımı kaşır mısın?&#8221; bir süre sonra ünlü olmak için bir cambazdan çok daha fazlası olmak gerekiyordu. hem yemek yapabilmek, hem kitap yazabilmek, hem şarkı söyleyebilmek, hem ilginç giyinebilmek, hem enstrüman çalabilmek falan. overload! ünlülük yolu tıkalı. ve ardı sıra tipe yüklenip enteresan görünme/giyinme ile ilgi çekme arayışları. (bkz: <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=seden+g%c3%bcrel+-+neslihan+yarg%c4%b1c%c4%b1">seden gürel &#8211; neslihan yargıcı</a>), (bkz: <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=s%c3%bcpermen+k%c4%b1l%c4%b1%c4%9f%c4%b1ndaki+y%c4%b1ldo">süpermen kılığındaki yıldo</a>), (bkz: <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=medyum+memi%c5%9f">medyum memiş</a>), (bkz: <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=saadettin+teksoy+ve+pardes%c3%bcs%c3%bc">saadettin teksoy ve pardesüsü</a>)</p>
<p>tabii bu sırada tipler artıyordu. siyaset veya tartışma programlarında da acayip olaylar görüyorduk. &#8220;kuran&#8217;ın şifresini çözen adam&#8221; mesela. halen arada bir ekranda görüyorum. ama varlığını ilk ispatladığı programlardan biri <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=ceviz+kabu%c4%9fu">ceviz kabuğu</a>&#8216;ydu. kendini bilime adamış keçi sakallı bir tip; <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=hulki+cevizo%c4%9flu">hulki cevizoğlu</a> ve karşısında her hafta acayip bir mevzuda konuşmak üzere gelmiş bir başka tip(ler). hulki abiyi program metinleri kesecek gibi değildi. bu tür programlarda kocaman bir masa üzerinde devasa kitaplar görmeye alıştık. yani hele hele üç beş konuk aldıysan programa hepsine soru soracak bilgiye nasıl sahip olacaksın? ceviz kabuğunu doldurmayacak tartışmaların yaşandığı ceviz kabuğu programında ara sıra &#8220;bakın şu kitapta var&#8221; sözüyle kitap karıştırmaya başlayan bir sürü tip görüyorduk. kafası çalışanlar nereye ayraç koyduğunu bir yere yazar, konu oraya geldiğinde o kitaptan o sayfayı açar konuşurdu. ama tabii ki, 5 dakika sayfaları çevirip, kitapta mevzuyu bulamayan ve konuyu anında çark ettiren tipler de az değildi.</p>
<p>sadede gelmek daha iyi&#8230; geçmişe bakarsak, tüm bu garipliklere rağmen yine de durum şimdiki kadar vahim değildi. en azından sunucular, programa gelen kişinin ne olduğu, ne yaptığı, ne yüzünden programa geldiğine dair bir bilgiye sahip olurlardı ve birşeylere bağlı kalmadan da konuklarla konuşabiliyorlardı.</p>
<p>artık televizyondaki konuklu programlarda, sunucuların bir bilgi birikimi yok. tabii onların da işi zor. o kadar çok tip var, o kadar çok çeşit var, takip edilmesi gereken şey var ki, hangisini bileceksin? <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=rss">rss</a> aboneliği mefhumunu da bilmiyorlardır muhtemelen, muhtemelen dil de bilmiyorlardır. böyle olduğunda yapılacak tek şey kalıyor, soruları izleyiciye sordurmak ve izleyiciden gelen soruları seslendirmek ve bu sıradada da bir rol canlandırmak. yani artık sunucuların artık sadece bir kesime ait olma ya da bir şekle ait olma durumları var.</p>
<p>şimdi mesela ruhat mengi var. eski gazeteci olduğundan bilgisayara gereksinim duymuyor şimdilik. ama önünde -tanıdığım için biliyorum- çalışan ekip tarafından tüm konuklar hakkında hazırlanmış bilgilerin ve program boyunca nelerin sorulacağının yer aldığı kağıtlar var. konuklarını, yüzlerine bile bakmadan kağıttan okuyarak tanıtıyor, programı kağıtlara bakarak sunuyor ve ateşli tartışmalarda geriye çekilip seyrediyor. arada sırada kendisinin ne kadar &#8220;stil&#8221; olduğunu gösteren moda çekimleri görüyoruz. ruhat mengi ve fotoğraf makinesi, ruhat mengi ve hayvanlar, ruhat mengi ve paris. tartışma programında bu ne alaka, yine kafamız almıyor. sanırım tam bir araştırmacı gazeteci duruşu onunkisi.</p>
<p>ama daha mühimi ve ilginci. <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=laptoplu+sunucular">laptoplu sunucular</a>.</p>
<p>bu laptoplu ekolden program götürmeyi deneyen <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=harun+tekin">harun tekin</a>, <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=pelin+batu">pelin batu</a>, <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=cem+mumcu">cem mumcu</a> üçlüsünün programı vardı. genellikle medyanın ve insanların en çok dalga geçtiği isimleri programa çağırarak, onlara birkaç laf sokmak, onları sıkıştırmak maksadıyla kendilerinden söz ettirmeyi uman bu üçlü, aktivist(!) sanatçı harun tekin laptop&#8217;ından soru çıkarabildiği oranda konuşabiliyordu. ki çağırdıkları konuklar kendilerine biraz fazla geldiği için, konuşulanı dinleyen üç yaramaz çocuk gibi ekranda kalakalıyorlardı. tabii bir de arada sırada cem mumcu&#8217;nun gevezeliğine teslim ediliyordu program. ekranda en kendilerini &#8220;halletmiş&#8221; gibi duran üç kişinin bir arada &#8220;ben konuşayım, ben sorayım, benden söz edilsin&#8221; çatışmaları da ayrıca görülmeye değerdi.</p>
<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/09/yigit_bulut.jpg"  rel="lightbox-386"><img class="alignright size-full wp-image-388" style="border: 3px solid black; margin: 3px;" title="yigit_bulut, computer, oktar" src="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/09/yigit_bulut-300x223.jpg" alt="yigit_bulut-300x223" width="300" height="223" /></a>diğer tarafta yeni ekol temsilcisi <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=yi%c4%9fit+bulut">yiğit bulut</a>. yiğit bulut konuk ve konu seçimiyle, hulki cevizoğlu&#8217;nun yeni versiyonu olmaya oynuyor. ama elbette ki daha ülkeci, dine laf söyletmeyecek kadar hassas, &#8220;halkımız&#8221;ı her şeyin üzerinde tutacak kadar uyanık. lakin herhangi bir konuda konuşamayacak kadar boş.</p>
<p>yiğit bulut&#8217;un programında sunucunun önünde artık kitaplar yok, kağıtlar da. sadece açık bir laptop ve onda da bir mail/chat programı. konuklar geliyor, konuşuyorlar, yiğit bulut, programı izleyenlerin gönderdiği mail&#8217;leri, sanki kendi sorularıymış, kendi bilgisiymiş gibi konuklara soruyor, eğer bilgisayara çok kaptırıp anlatılanı anlayamazsa, ya da zaten boş kafa olduğu için, hiç çalışmadığı için, okumadığı için, gelen konuk bilimsel/bilgi gerektiren bir şeyden bahsediyorsa &#8220;lütfen daha basit anlatalım halkımız anlamıyor&#8221; gibi laflar ediyor. bu, &#8220;ya&#8230; bu konular biraz ağır geldi, millet soru gönderemiyor&#8221; demek. yiğit bulut&#8217;un yaptığı, bilgisi olmadığı bir konuda (ki genelde hiçbir konuda bilgisi yok) bilgisizliğini halkın bilgisizliğine havale etmek ve kendini halktanlaştırmak: &#8220;efendim halkımız anlamıyor lütfen daha basit.&#8221; ve arada sırada karşı çıkmak: &#8220;türkiye&#8217;de böyle şeyler söyleyemezsiniz&#8221;, ama bilgi gerektiren karşı çıkışları, soru dönüşü bilgi gerektireceği için kendisi üzerinden sormuyor: &#8220;mesajlar geliyor, arif bey diyor ki, &#8216;proteinler katalitik yetenek açısından ribozimlerle rekabet ederek geçmişlerdir ve dolayısıyla dominant biopolimer olmuşlardır. evrim bunu gerçekten açıklayabiliyor mu?&#8217; yani evet, proteinlere ne diyeceksiniz?&#8221;</p>
<p>programı izleyince bu kadar kof bir insan, nasıl halkı bilgilendirecek program yapmaya kalkışabilir anlamak mümkünsüz geliyor. veya bu adam, nasıl türkiye&#8217;nin en büyük kanallarından birinde neredeyse hergün bir tartışma programı yapabiliyor? cevap belli: laptop.</p>
<p>işin eğlence tarafında da durum farklı değil. <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=saba+t%c3%bcmer">saba tümer</a> yine laptop&#8217;lu sunucularımızdan. oynadığı rol, paris hilton&#8217;un yandan yemişi. tikicanlığı bedeninin her zerresinde hissetmeye adadığı varoluşu, incikle, boncukla, &#8220;ay ay ay yerim seni, çok tatlı ya&#8221; gibi tepkilerle herşeyi şirin ve eğlenceli bulmak sosuyla süsleniyor. ve tabii ki şen kahkahalarla. saba tümer, laptop&#8217;ına ve mail programına yiğit bulut&#8217;tan çok daha bağlı.</p>
<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/09/30ubvjr.jpg"  rel="lightbox-386"><img class="alignright size-full wp-image-387" style="border: 3px solid black; margin: 3px;" title="sabah tümer vs computer" src="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/09/30ubvjr.jpg" alt="30ubvjr" width="293" height="240" /></a>hatta izleyiciye o kadar bağlı ki, programına kimin geleceği umrunda bile değil, haberi bile yok bazen. muhtemelen gündüz sürekli yatıp kıçını büyüttüğü için, geceyi kakara kikiriyle geçirmek onun için oldukça kolay. ama kakara kikiri her zaman durumu kurtaramıyor. &#8220;halk beni çok sevdi gazıyla&#8221; erken bir &#8220;kendi fiyatını artırma&#8221; girşimi görevine son verilmesiyle sonlandıktan sonra, &#8220;işsiz kalan ünlü, jüri üyesi olur&#8221; önermesini doğrulayan saba tümer, jüri üyesi olduğu programdaki garipliklere dayanamayıp programdan ayrılan tüm jüri üyelerine rağmen programda kalan tek jüri olmuştu. sonra program bitirilince yine ortada kaldı ve bir süre sonra cnn&#8217;de gece sohbeti programıyla tekrar ait olduğu yeri buldu. fakat ilk programı, saba tümer&#8217;in de fiyaskosuydu. bilgisayarı bir türlü çalışmayınca, kanal çalışanlarına kızan, köpüren, soracak hiç bir şey bulamayan, neredeyse sinir krizi geçiren, program bitsin diye dua eden saba tümer, herhalde başına gelen en acayip televizyon programı deneyimini yaşayan hayko cepkin&#8217;i bir müddet, paris hilton&#8217;un acayip görünen her şeye yaptığı gibi &#8220;saçlar ne böyle, ay çok şeker ya&#8221;larla idare etmeye çalıştı, sonra hayko cepkin sanki davut güloğluymuş gibi, &#8220;bir şarkı daha alabilir miyiz?&#8221;lerle programı idare etmeyi denedi. iki şarkıyla kredisi dolunca da ne yapacağını bilemedi. diğer konuğu geldiğinde, konuğunun ne iş yaptığını bile bilmemesi acayipliğinin ardından ikisine de gitmiş olmasına rağmen henüz psikolog, psikiyatr ayrımı nedir idrak edemediği ortaya çıkınca kalakaldı. peak noktası ise, çağırdığı konuğunun (<a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=cem+mumcu">cem mumcu</a>) yeni yazdığı kitaba dairdi. konuğunun kitabı hakkında şöyle diyordu: &#8220;valla 10 sayfa okuyabildim hemen uyudum. bugün de sizin kitabınızı teyzem okuyup bana söyleyecekti, onun da işi çıkmış bitirememiş, kitabı tam bilmiyorum o yüzden&#8221;. yani ailecek saba tümer için çalışıldığı gerçeği var ortada. fakat saba tümer, konuğu hakkında çalışmıyor bile. konuğunun yazdığı kitabı teyzesine okutup soru çıkarttıran ve diğer soruları için de izleyicinin mail atmasını bekleyen acayip bir sunucu. geçenlerde coşkun sabah katıldı programa, evet, saba tümer&#8217;in bilgisayarı tamir edilmiş, mail alabiliyor. coşkun sabah anlatıyor, saba tümer mail&#8217;lerden, internet&#8217;ten soru arıyor, adamın eski şarkılarının adlarını arıyor ve arada şöyle diyor &#8220;ama çok güzel mesajlar geliyor, halk sizi özlemiş&#8221;. allahtan coşkun sabah udunu eline aldı, üstüste şarkı çaldı da program bitebildi.</p>
<p>internet&#8217;te proxy diye bir kavram vardır. alıntı: &#8220;proxy servisi, internet üzerindeki yerel bir ağ (ya da internet’ e bağlı bir bilgisayar ile, dış dünya arasındaki ilişkiyi sağlayan bir yardımcı geçiş (gateway) sistemidir.</p>
<p>iki amaç için kullanılabilirler:</p>
<p>bir proxy servisi (sunucusu), sizin adınıza sizden aldığı bilgi alma isteklerini yürütür ve sonucu yine size iletir. ancak, aynı anda, bu bilgilerin bir kopyası da (cache),bu proxy sunucusu üzerinde tutulur ve bir dahaki erişimde kullanıcının istediği bilgiler doğrudan ilgili siteden değil de, proxy servisinden gelir; dolayısıyla, iletişim daha hızlı olur. &#8221;</p>
<p>neticede bu tür &#8220;sunuculara&#8221; proxy sunucusu diyebiliriz. izleyiciden gelen soruyu, konuğa sorup, cevabı tekrar soruyu sorana iletirler: &#8220;ahmet bey sanırım sorunuzun cevabını aldınız&#8230;&#8221;</p>
<p>burada bir de &#8220;transparan proxy&#8221;, &#8220;anonim proxy&#8221; ayrımı var. transparan proxy isteğin kimden geldiğini, bilginin kime gideceğini saklamaz. anonim ise saklar. televizyonda bazı laptop&#8217;lu sunucular vardır ki, yiğit bulut ve saba tümer bunların en gözde örnekleridir, sorunun kimden geldiğini söylemeden kendi soruları gibi sorarlar. belki biraz transparan proxy gibi davranmaya çalışsalar ve kendilerini öne çıkarmak için, soruları sahiplenmeye kalkışmadan, kim, ne zaman, kime, ne soruyor söyleseler bu kadar göze batmazlar. işin daha kötüsü proxy gibi davranmaya çalışırken proxy kadar zeki olmayışlarından dolayı sorun yaşamaları. yani bir izleyici soru soruyor, bunlar cevabı alıyorlar ama o arada yeni sorular aradıkları için cevabı dinlemiyor ve &#8220;cache&#8221;lemiyorlar. o yüzden benzer tipte bir konuk geldiğinde, haydi yine baştan soru ara, soru bekle&#8230;</p>
<p>televizyon çok acayip bir canlı. televizyon için didinen canlılar da öyle. bir zamanlar televizyon devlet tarafından yönetilen bir şeydi. sonra kişiler/gruplar tarafından yönetilen bir mecraya dönüştü. televizyona çıkanlar da genelde yöneticinin kurallarına uyuyorlardı. şimdi artık televizyon neredeyse tüm programlarda insanın nasıl garip, çoğu zaman zavallı bir canlı olduğunu gösteriyor. maçlarla adrenalin verirken, yemekteyiz gibi programlarda ülkemizde yaşayan insan türünün ne kadar ucubik olduğuna şahit olup, kâh gülüyor, kâh acıyoruz. tartışma/haber/show programlarında kendini anlatmaktan başka çaresi olmayan ama ekranda kendisini dinleyecek kişinin hiç umursamadığı insanların çırpınışlarına şahit oluyor, bilgisizliğin, içi boşluğun, cehaletin izleyicisi oluyoruz. haberlerin ilk anlarında veya felaket programlarında insanların pornografik acılarını izleyip buna kayıtsız kalmayı öğreniyor, herşeyin sıradanlaştığını görüyoruz.</p>
<p>bu noktada bilgisayarı bozulan sunucunun çöküşü kaydadeğer bir detay. çünkü artık kendimizi varsaymak için farklılaşmaktan ya da birilerine benzemekten başka bir yol olmadığını idrak ederken, bu sunucular üzerinden, aynı zamanda karşısındaki insana soracak bir şey bulamayan, açarsak, karşısındaki insanla iletişim kuramayan yeni bir insan türüne şahit oluyoruz. artık aynı dili konuşmuyor, aynı şeyleri takip edemiyor, aynı şekilde düşünemiyor, aynı şekilde iletişim kurmuyoruz. sunucu artık, konuğunu takip eden ya da onun ilgilendiğine benzer konularla/ifadelerle/dille/şekillerle hayatta varolan &#8220;izleyici&#8221;lerin sorularını konuğuna ileterek onların konuşmasını sağlıyor. burada kanımca gelen e-mail&#8217;ler arasından ekranda sorulabilecekleri filtreleyerek konuğa soran bir bilgisayar, saba tümer yiğit bulut, ruhat mengi veya daha birçok nicesi kadar program sunabilir. ama tatsız olur. neden? çünkü saba tümer&#8217;in anlamsız ve her dakika kahkahaları, cem yılmaz&#8217;ın şovunda kendi esprisine herkesten önce gülmesi gibi &#8220;boş izleyici&#8221;leri güldürüyor. yiğit bulut&#8217;un bir ilkokul çocuğuna dair saf ve öğrenilmiş çıkışları, programa bir tansiyon sağlıyor.</p>
<p>dileğim bu gibi boş insanlara ekranda prim verilmemesi; o gün bilgisayar çalışmayınca ekranda koskocaman sıçıveren saba tümer&#8217;in yönetmeninin program aralarındaki görüntüleri dışarı sızdırarak ya da bizzat ekranda göstererek onun &#8220;ne&#8221; olduğunu halka anlatması. ama bu yapılmıyor. burada bir süre sonra görev bize düşecek. biz hem sunucunun, hem konuğun ekrana laptop&#8217;la çıkacakları günü görmeden önce, mail&#8217;le, mesajlarla, gruplar oluşturup çeşitli şakalar yapmalıyız. öyle şakalar ki, hep birlikte mesela yiğit bulut&#8217;un içi boşluğunu ortaya çıkaracak mesajlar atarak, aynı soruyu yüz kere gönderip onu çaresiz bırakacak bir soruyu sormaya sevk ederek kendimiz bitirmeli, ekranda görmek istediğimiz şeyin kontrolünü ele almalıyız. alabiliriz. ve bu sayede daha aklı başında insanların televizyonda &#8216;halka&#8217; konuşmasını sağlayabiliriz.</p>
<p>aksi takdirde, bir süre sonra bu kişilerin hiçbir işe yaramadığı anlaşılacak ve ekranda futuristik bakışla ihtiyaç kalmadığı görülecek. &#8220;akıllı tv&#8221; gibi mesela. insana hiç ihtiyaç duymayan ve insanların garipliklerini insanlara izlettiren hatta başından kalkılamayan bir kanal. eminim izlenme oranı ya da en azından ziyaretçinin kanalda kalma oranı diğer kanallara göre oldukça yüksektir.</p>
<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/09/morph_neo_TV.jpg"  rel="lightbox-386"><img class="alignright size-full wp-image-389" style="border: 3px solid black; margin: 3px;" title="morph_neo_TV" src="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/09/morph_neo_TV.jpg" alt="morph_neo_TV" width="291" height="446" /></a>geçen gün televizyonu dolaşırken beşiktaş tv&#8217;de acayip bir olay gördüm. bu, &#8220;hangi sayıdan 2 tane var bil kazan&#8221; türü programlardan biri. ama program değil aslında. çünkü sunucu yok. ekranda bir tablo. &#8220;hangi sayıdan iki tane var, 6522&#8242;ye mesaj gönder kazan&#8221; yazıyor, arkada da bir müzik. buraya mesaj gönderen insanlar var. karşısında bir insan yok, sunucu yok, mesajın nereye gittiği, kimin, ne zaman, nasıl kazanacağı belli değil. fakat buna katılan insanlar mutlaka var. çünkü bir şeyi bildiğini, bulduğunu, keşfettiğini, kandırılamadığını kazanacağı ödülle ispatlamak isteyen bir dolu insan var. altta da başka bir mevzuya kilitlenmiş insanların mesajları akıyor: &#8220;adım seyfi, aşk doluyum ara&#8221;, &#8220;ben sevgi, dulum, maaşı iyi olan arasın&#8221;, &#8220;ben cüneyit, çifler arasın!&#8221;. kısa ve net mesajlarla, açık bir amaç için iletişim kuran insanlar.</p>
<p>karmaşıklık yok, çünkü dil kullanımı mümkün olduğu kadar sade ve net.</p>
<p>iletişim iyidir, geliştirir. televizyon bir iletişim aygıtıdır. dünya ile, hayat ile iletişimini televizyon üzerinden kuran birkaç milyar insan var ve dünyanın en çok televizyon izleyen ülkesi olarak biz de burada ciddi bir kalabalık oluşturuyoruz. eğer bugün, bize neyin izletileceğini, bizim adımıza soruları kimin soracağını, hangi konunun konuşulacağını veya televizyonda ne gösterileceğini seçmezsek; televizyonda karşısındaki insanın ne dediğini bile anlamayan ama bir karakteri canlandıran içi boş insanları izleyip onlara özenirsek, televizyonda ne gösterileceğine dair sadece &#8220;türk aile yapısına aykırı&#8221; diye bir yaşam görüşü olanların karar vermesine izin verirsek, ilginç bir şey yapmaya çalışan, &#8220;ben onlar gibi değilim&#8221; diyen insanlara destek olmaz da hayko cepkin gibi, aslı gibi, bedük gibi, mikdat kadıoğlu hatta belki sema çelebi gibi insanların televizyonda bilgisiz, rol oynayan, içi boş, ilgisiz insanların karşısında anlamsızlaştırılışına ve yok edilişine seyirci kalırsak, televizyonun şener üşümezsoy&#8217;a yaptığı gibi bilim adamını maskaralaştırmasına, ahmet mete ışıkara&#8217;yı şarkı söyletmesine, süreyya karabulut&#8217;u delirtmesine izin verirsek; bu duygusuz, amaçsız, içi boş karakter oyuncuları ve bu beyin yıkayan aptal kutusu, bize bir süre sonra kimsenin kimsenin dilinden anlamadığını, lafını dinlemediğini, acısını hissetmediğini, davasını anlamadığını, kimsenin birbiriyle iletişim kuramadığını gösterecek. ve bir süre sonra, herkes ve herşey bize çok acayip gelecek.</p>
<p>sonunda televizyon karşısında beşiktaş tv&#8217;deki bilmecelerden biraz daha komplike olanlarını çözmeye çalışırken kafasını kaşıyan ve portresi yapılırsa maymuna evrilen bir insana dönüşmeniz an meselesi. ya da düşünsenize çocuğunuzun akıllı.tv izleyerek büyüdüğünü.</p>
<p>demem o ki; ahmet&#8217;ten aldığımı mehmet&#8217;e satan bu bilgi tüccarlarına, bu proxy&#8217;lere, bunun iletişim ve sohbet sanılmasına izin vermeyiniz. zira televizyona çıkabilmeyi kişinin hayatındaki en önemli olay haline getiren medya, bir gün sizi de saba tümer&#8217;in karşısına çıkmaya mecbur bırakabilir; hatta bunu hayatınızın en büyük olayı/anı olarak görmenizi sağlayabilir. fakat saba tümer&#8217;in karşısına &#8220;televizyona çıkacağım umuduyla bbg evine kapatılan kız&#8221;, &#8220;film çekiyoruz diye kandırılıp seviştirilen ve şantaj gören çift&#8221;, &#8220;en büyük asker yarışmasında ırak&#8217;a canlı bomba olarak gönderilirken katıldığı yarışmanın düzmece olduğu anlaşılan adam&#8221; olarak çıkabilirsiniz. ve burada sizi insanlar dinlesin diye birden bire karşısınızdaki psikolog &#8220;ben halepte yetmiş arşın atlıyorum deyince &#8220;allah allah&#8221; diye bağırarak kendini yerden yere fırlatan bir canlıya dönüşebilirsiniz. ve daha kötüsü bunu, turing testinden geçmiş bir bilgisayar karşısında yapabilirsiniz.</p>
<p>insan olmaya, insanca davranmaya, insanca konuşmaya ve insanca yaşamaya çalışan, sizinle insanca sohbet etmeyi deneyen kişilerin çağrılarını, boş kahkahalara, mesnetsiz/temelsiz karşı koyuşlarla rol kesenlere ve tabii ki sizi ekranda bir bilmeceyle başbaşa bırakanlara yeğlemeniz dileğiyle.</p>
<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/alistim/laptoplu-sunucularin-tv-colunde-gercekle-imtihani.htm">laptoplu sunucuların tv çölünde gerçekle imtihanı</a></p>
        <p><center>&copy; %FIRST Yüreklikatır - visit the <a href="http://www.yazartikanmasi.com">author</a> for more great content.</center></p>      ]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/alistim/laptoplu-sunucularin-tv-colunde-gercekle-imtihani.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>müslim gönüllere giren olsa olsa Yusuf İslam</title>
		<link>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/tiksindim/muslim-gonullere-giren-olsa-olsa-yusuf-islam.htm</link>
		<comments>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/tiksindim/muslim-gonullere-giren-olsa-olsa-yusuf-islam.htm#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Jan 2008 20:12:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cyrettin Yüreklikatır</dc:creator>
				<category><![CDATA[tiksindiM]]></category>
		<category><![CDATA[şaştıM]]></category>
		<category><![CDATA[ideoloji]]></category>
		<category><![CDATA[konser]]></category>
		<category><![CDATA[medeniyet]]></category>
		<category><![CDATA[selametçi bıyığı]]></category>
		<category><![CDATA[tayyip]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazartikanmasi.com/index.php/genel/muslim-gonullere-giren-olsa-olsa-yusuf-islam.htm</guid>
		<description><![CDATA[Gayrı &#8220;ihtiyarı&#8221; öğrendiğim bir şey var. Medeniyetlar İttifakı. Zira ihtiyarlayınca bu tür şeyleri öğrenmek zorunda kalıyor insan niyeyse.
Şimdi kardeşim bu nedenle Türkiye, &#8220;Co-Sponsor&#8221; rolü üstlenmiş bir ülke olarak, Birleşmiş Milletler&#8217;in desteklediği ve katılım göstereceği bu Medeniyetler İttifakı ile ilgili çeşitli organizasyonlar tertip edecek.
Bunların biri de 19 Mayıs. 19 Mayıs 2008 günü, -tam sayısını hatırlamıyorum- 200&#8242;den [...]<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/tiksindim/muslim-gonullere-giren-olsa-olsa-yusuf-islam.htm">müslim gönüllere giren olsa olsa Yusuf İslam</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gayrı &#8220;ihtiyarı&#8221; öğrendiğim bir şey var. Medeniyetlar İttifakı. Zira ihtiyarlayınca bu tür şeyleri öğrenmek zorunda kalıyor insan niyeyse.</p>
<p>Şimdi kardeşim bu nedenle Türkiye, &#8220;Co-Sponsor&#8221; rolü üstlenmiş bir ülke olarak, Birleşmiş Milletler&#8217;in desteklediği ve katılım göstereceği bu Medeniyetler İttifakı ile ilgili çeşitli organizasyonlar tertip edecek.</p>
<p>Bunların biri de 19 Mayıs. 19 Mayıs 2008 günü, -tam sayısını hatırlamıyorum- 200&#8242;den fazla milletten gençler Türkiye&#8217;de toplanacaklarmış. Tarihi bir mekânda büyük bir konser verilecek ve dünya gençleri bir araya gelecek. O gün tabii Türkiye vitrine çıkacak; &#8220;islam karşıtlığı&#8221;na karşı modernliğini gösterecek, Avrupa Birliği&#8217;ne, her milleti bir araya getirebilecek ve bir arada eğlendirebilecek kadar medeni olduğunu gösterip &#8220;bir daha düşün&#8221; diyecek, reklam yapacak falan işte ve o kadar farklı milletten genci gerçekten eğlendirecek. Hatta Başbakan Erdoğan&#8217;ın sözleriyle bu şöyle olacak: &#8220;<em>Avrupa, Amerika, Orta Doğu, Afrika ve Uzak Doğu&#8217;dan; Müslüman, Hıristiyan, Yahudi; binlerce genç konserde aynı şarkıları söyleyecek.</em>&#8221; Ressam, yazar, müzisyen, film yapımcısı, kültür endüstrisinin liderleri hep bir arada olacak ve birçok ülkede canlı yayınlanacak gösteriler bilmemne ve tabii ki konser canlı yayınlanacak.</p>
<p>İyi, buraya kadar güzel. Harika falan. Ama konserde &#8220;medeni Türkiye&#8221;yi temsil edecek, dünyaya gösterecek üstelik gençleri coşturacak isim biraz garip: <strong>Yusuf İslam</strong>.</p>
<p><span id="more-139"></span></p>
<p><a href="http://3.bp.blogspot.com/_rhRhTAdR-2Y/R5pgxSrd7UI/AAAAAAAAAFQ/L-X9ywPn9ZA/s1600-h/yusuf_islam_aka_cat_stevens.jpg"  rel="lightbox-139"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5159542723050335554" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" src="http://3.bp.blogspot.com/_rhRhTAdR-2Y/R5pgxSrd7UI/AAAAAAAAAFQ/L-X9ywPn9ZA/s320/yusuf_islam_aka_cat_stevens.jpg" border="0" alt="" /></a>AKP&#8217;yi bir yerde anlamak mümkün. Hani Bülent Ersoy&#8217;un ya da Pink Flamingos&#8217;tan da bildiğimiz Divine&#8217;ın travestiler için drag queen olması gibi kendi yolunun doğru olduğunu ispatlamaya çalışan ve hatta belki kafalarındaki dogmatik islamı her ülke/dünya vatandaşına zerk etmek isteyen AKP kurmayları için de doğru yolu bulmuş olan Yusuf İslam biçilmiş kaftandır, neticede o da birşeyden başka bir şeye dönüşmüş, bir çeşit drag queen&#8217;dir. Örnek gösterilebilir, kabul görmüştür, halinden memnun gibi görünmektedir. Refah tabanından gelme bir AKP müslümanı için Yusuf İslam bir dünya starıdır.</p>
<p>Burada önyargının, vizyonsuzluğun, dar kafalılığının resmini görmemek mümkün değil. Zira bir ideolojiye saplanmış bir insan için, o ideolojinin en starı evrenseldir. Söz konusu müzikse, o ideolojinin müziğini yapan en ünlü kişi dünyanın en önemli sanatçısıdır. Dinleyebileceği en üst düzey, en mest edici, en kaliteli müzik, onun yaptığıdır. Onu dinlerken evrensel bir müzik dinlediğine ve popüler olana sahip olduğuna inanır. Ötesi yanlış yolda olandır ve hiç bir zaman hayatının kesişmemesini istediği ötekidir.</p>
<p>Lakin Yusuf İslam bana hiçbir zaman medeniyeti çağrıştırmadığı gibi, eğlenmek için bir kere bile dinlediğimi hatırlamam, ki zaten ilahiyle eğlenen bir insan değilim. Hem sanırım Erdoğan veya Yusuf İslam&#8217;cılar da ilahilerle eğlenilmesini istemezler. Onu da şurdan tahmin ediyorum, bi keresinde radyoda müzik dinlerken bir ilahi çıktı. Baktım &#8220;Leylim Ley&#8221; türküsüne söz yazılmış, &#8220;<em>Allah, illallah&#8230;&#8221;</em> derken ilahi olmuş, eğlenmeye çalıştım dalgamı geçecektim babam kızdı, &#8220;İlahi ile dalga geçilmez&#8221; dedi.</p>
<p>Peki Yusuf İslam bu kadar dünya milletinden genci nasıl eğlendirip coşturacak? &#8220;Talaal Bedru Aleyna&#8221;yı bütün gençler hep bir ağızdan söyleyecek mi? Bu Yusuf İslam&#8217;a &#8220;Salavat&#8221;ı söyletin arkasına da bir &#8220;Salli ala Muhammed&#8221; bağlatıp, bu sözleri tekrar eden dünya gençlerini onlar çakmadan müslüman yapma çabası mıdır? Nedir?</p>
<p>İşte bunu düşünüyorum bu haberi duyduğumdan beri. &#8220;19 Mayıs Atatürk&#8217;ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı&#8221;nda tüm dünyaya Atatürk&#8217;ü anarken, ulusal bir bayramı kutlarken ilahilerle seslenmenin nasıl bir şey olacağını merak ediyorum, garipsiyorum. Bunun bilinçsizce, akla gelen ilk ismi seçmekle geçiştirilebilecek bir şey olmadığını bilmeme rağmen kendi düşüncemle tartışıyorum: &#8220;Lan yoksa ben mi ırkıçıyım, ben mi islamofobik oldum çıktım&#8221; diye.</p>
<p><a href="http://1.bp.blogspot.com/_rhRhTAdR-2Y/R5phAyrd7VI/AAAAAAAAAFY/qRN9WUm64TE/s1600-h/bild6.jpg"  rel="lightbox-139"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5159542989338307922" class="alignleft" style="border: 1px solid black; margin: 5px; width: 323px; height: 243px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_rhRhTAdR-2Y/R5phAyrd7VI/AAAAAAAAAFY/qRN9WUm64TE/s320/bild6.jpg" border="1" alt="" width="313" height="239" /></a>Yusuf İslam tercihiyle Türkiye&#8217;nin dünyaya söylediği bir yandan da şudur: &#8220;Medenileşmek, ilerlemek, her milleti kucaklamak istiyorsan Yusuf İslam&#8217;laş. Onun gibi batıya değil doğuya dön. Beni ifade eden medeniyet figürü bu, sakal, takke, ilahi&#8230;&#8221;</p>
<p>Biliyorum ki bunu, bunları kabul eden, seçen ve ses çıkarmayan garip Türk insanı, &#8220;O filmde Türk&#8217;leri nasıl göstermişler öyle ya develer geçiyor, sarıklı, sakallı adamlar falan&#8230;&#8221; diye hayıflanacak. Bunun ülkesini yansıtmadığını söyleyecek. Aslında gayet medeni bir ülkede yaşadığını düşünüyor olacak. Özellikle de medeniyetin bütün cihazlarını kullandığına inandırıldığı için (oysa yütub&#8217;dan başla diğer sansürlere hiç girmiyorum). Oysa maalesef o filmlerde görünce karşı çıktığımız ülkeden hiç bir farkımız yok. Apron&#8217;da deve keselim, dünyaya hacılarla ilahilerle seslenelim, cumhurbaşkanımızın, başbakanımızın eşlerinin kafasınd garip şekilli örtüler hatta belki el bile sıkışmıyorlar , şablondan çıkmış mis gibi hacıyağı kokulu siyasi bıyıklar&#8230; Bundan fazlası değiliz aslında&#8230; Kendimi Yusuf İslam konseriyle birlikte, doğduğum, büyüdüğüm, ağladığım, anladığım bu ülkede azınlık olarak hissetmeye başlayacağım 19 Mayıs gününü sabırsızlıkla bekliyorum. Her neyse, en azından o gün, bana azınlık olmanın ne demek olduğunu öğretecek ve belki o zaman buraya bunu yazmaktan başka bir şey yapmam gerektiğini anlarım&#8230;</p>
<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/tiksindim/muslim-gonullere-giren-olsa-olsa-yusuf-islam.htm">müslim gönüllere giren olsa olsa Yusuf İslam</a></p>
        <p><center>&copy; %FIRST Yüreklikatır - visit the <a href="http://www.yazartikanmasi.com">author</a> for more great content.</center></p>      ]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/tiksindim/muslim-gonullere-giren-olsa-olsa-yusuf-islam.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>müziksiz bir MSN aşkı hatadır</title>
		<link>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/hatirladim/muziksiz-bir-msn-aski-hatadir.htm</link>
		<comments>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/hatirladim/muziksiz-bir-msn-aski-hatadir.htm#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Mar 2007 13:15:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cyrettin Yüreklikatır</dc:creator>
				<category><![CDATA[gördüM]]></category>
		<category><![CDATA[hatırladıM]]></category>
		<category><![CDATA[şaştıM]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazartikanmasi.com/index.php/genel/muziksiz-bir-msn-aski-hatadir.htm</guid>
		<description><![CDATA[Kaçınılmaz bir şey vardı ki o da &#8220;MSN Aşkım&#8221; diye bir şarkı yapılmasıydı. Eşsiz kişilik, internet starı Arif Altunkaya&#8216;nın bu şahane ve son derece duygusal eserini Grup Feryat cover&#8217;lamış. Bir duygu yükü, bir depdebe&#8230;

MSN Aşkım&#8217;ın orjinali ise şurda:http://www.youtube.com/watch?v=6tnZWMelfW0
Okşa
Kakşa

YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatirmüziksiz bir MSN aşkı hatadır
        &#169; %FIRST [...]<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/hatirladim/muziksiz-bir-msn-aski-hatadir.htm">müziksiz bir MSN aşkı hatadır</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kaçınılmaz bir şey vardı ki o da &#8220;MSN Aşkım&#8221; diye bir şarkı yapılmasıydı. Eşsiz kişilik, internet starı <span style="font-weight:bold;">Arif Altunkaya</span>&#8216;nın bu şahane ve son derece duygusal eserini <span style="font-weight: bold;">Grup Feryat</span> cover&#8217;lamış. Bir duygu yükü, bir depdebe&#8230;</p>
<p><object width="425" height="350"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/1PvF97wpV4M"></param><param name="wmode" value="transparent"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/1PvF97wpV4M" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="425" height="350"></embed></object></p>
<p>MSN Aşkım&#8217;ın orjinali ise şurda:<br /><a href="http://www.youtube.com/watch?v=6tnZWMelfW0">http://www.youtube.com/watch?v=6tnZWMelfW0</a></p>
<div class='wp_likes' id='wp_likes_post-95'><a class='like' href="javascript:wp_likes.like(95);" title='' ><img src="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/plugins/wp-likes/images/like.png" alt='' border='0'/>Okşa</a><span class='text'></span>
<div class='unlike'><a href="javascript:wp_likes.unlike(95);">Kakşa</a></div>
</div>
<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/hatirladim/muziksiz-bir-msn-aski-hatadir.htm">müziksiz bir MSN aşkı hatadır</a></p>
        <p><center>&copy; %FIRST Yüreklikatır - visit the <a href="http://www.yazartikanmasi.com">author</a> for more great content.</center></p>      ]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/hatirladim/muziksiz-bir-msn-aski-hatadir.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
