tam da başladım, yazıyorum derken…
Call Of Duty:
Modern Warfare 2 ile ilgili haberleri gazetelerde görmüşsünüzdür. Hani, Rusya’da yasaklanan oyun. Tabii oturup oynamasam, şöyle ayarın kralını almasam benim için de daha fazlası olmayacaktı…
Dün gece Modern Warfare 2′yi bitirdim. Bayramın ilk günüydü, çok şey beklediğim bir tatil günüydü, umduğumdan çok daha fazlasını bulduğum bir tatil günü oldu.
Call Of Duty yıllardır devam eden ve şimdiye denk hep İkinci Dünya Savaşı’nı arkaplan olarak kullanmış olan bir savaş oyunu serisi.
Call Of Duty başından beri popüler bir oyun oldu. Oyun o kadar özenle yapılıyordu ki ve gerçekçiydi ki, oyunseverler yeni bir Call Of Duty çıktığında oynayabilmek için bilgisayarlarını yeniliyorlar, arkadaşlarının bilgisayarlarını koltuk altında evlerine taşıyor, internet cafe’lerde sabahlıyorlardı.Aslında bu oyunun ne şekil bir ortamı olduğunu daha iyi görmek için, Call Of Duty 3‘ü Wii‘de oynayan bir insanın mimiklerine bakmak yeterli.
Oyun yapan insanların da figürandı, tesisattı vesaire dertleri olmadığı için binlerce insan, binlerce araç, sağolsunlar ne var ne yok oyunlara koyuyorlar. Buna rağmen ben 4′ten sonraki bir Call Of Duty oyununu oynamadım. İşti, güçtü, makine kaldırmıyordu ıvır zıvır kaldı öyle.
Aradan yıllar geçti, Call Of Duty: Modern Warfare 2 çıktı, çıkacak diye haberler duyuyorum… Hali hazırda az biraz oyun haberlerini takip etmeye çalıştığımdan, biliyorum ki, bu oyun günümüzde geçecek. Ben de bi heyecanlandım tabii. Videolara falan baktıkça heyecanım daha da arttı. Acayip, uçuk bir şey. Bizim gibi, River Raid, Super Zaxxon, International Karate, hatta, al geriye, Tetris gibi oyunlarla büyüyen insanlar için acayip bir şey böyle bir oyunun yapıldığını görmek.
Tetris’te (ki halen arada dolmuşta eve dönerken patlatırım bi tur) kutularla boğuşurken, yıllar sonra bi oyun çıkıyor, İkinci Dünya Savaşı’nın ortasındasın, Wembley’de Servet’le -olacak şey değil- İngiltere’ye rövaşata atıyorsun, sokakta serseri gibi takılıyor, gönlünden geçen arabayı çalıyorsun falan… Olan biteni hayranlıkla izlememek, takip etmek, arada kendini bir oyuna kaptırmak mümkün mü be anaksimenes hoca?
Herneyse, ben böyle oyunlara bakınırken; miskin miskin FM2010 coşkusuna dalmış, Galatasaray’ı kapmış, Rijkaard’a “o takım öyle oynatılmaz kaptan” diye ders verircesine galibiyet kovalarken; bir arkadaş sağolsun Modern Warfare 2′yi getirdi verdi.
Oyunu kurdum ve oynamaya başladım. Zaten oyun başladı, ben tuttum direkt eğitimi aldım (oyun alıştırmalı başlıyor) sonra da Ukrayna mı dersin, Afganistan mı, Rusya’daki bir petrol istasyonu mu dersin dünyanın her tarafında özel operasyonlara katılan bir delüğanlı oldum çıktım. Arkadaş oyun bir güzel ki, bırakamıyorsun. Vermişler aksiyonu, vermişler gazı; her şey son derece gerçekçi. Kar motoruyla James Bond misali obalarda fink atmadığım mı kaldı, Cliffhanger misali körolası yüce dağlara tırmanmadığım mı… öleyazdım; sağolsun ekiptan ghost denilen eleman tam kayalara kafamı vura vura düşecekken bir el uzattı beni kurtardı, Brezilya sokaklarında çatışmalara girdim, ajan eskisi bir tutuklu amcayı hapishanenin birinden kurtardım, artık bazı sahneler oldu ki keyiften “uuuuuuuuuuuu”, “yiiiiiiipppeeeeaah”, “haymınaskiymmm” diye höykürdüğüm bile oldu.
Tabii daha fazla duramadım, zart diye, bitirdim oyunu. Öyle kolay değildi; hard’da oynadım birkaç gün sürdü kanka. Oynadığım sürede baktım ki, bu oyun değil kardeşim, basbayağı savaşın içindeyim. En ufak hatada ölüyorsun, kafayı çalıştırmazsan patlıyorsun, hızlı olmazsan kurda puşta yem oluyorsun. Laf, söz dinlemezsen direkt niyazisin.
Oyun o kadar ince düşünülmüş ki, verdiğin kararlar oyunun ilerleyişini direkt etkiliyor. Misal oyunun en sonu, yeterince hızlı “F” tuşuna basmazsan ölür gider, oturur ağlarsın… gaza gelmemek mümkün değil. Oyunu bitirenler bilir.
Hemen neden bahsettiğimi biraz bildirsin diye tabii ki yine yütübe bağlanıyoruz. Bu videoda gördüğünüz herşey sizin kontrolünüzle oluyor, tırmanma bile sizin farenin tuşlarına senkron bir biçimde basmanıza bağlı:
Oyunda tempo hiç düşmüyor; sonlarına geldiğinizde artık gerçekten bir filmin başrolünde olduğunuzu anlıyorsunuz. Hele o sürat motoru ile kovalama sekansı nedir kardeşim? Keyiften artık dört köşe mi olsam, kök kareye mi dönüşem bilemedim.
Oyunu bitirdikten sonra bile oyunu yapanların sürprizi bitmiyor. Sadece şunu söyleyebilirim ki, yıllardır oyun oynarım, herhalde bitirdiğimde bitiş demosuna en memnun olduğum, en “harbiden değdi be” dediğim 3 oyundan biri MW2.
Bunu haybeye söylemiyorum; çığır açacak oyun derler ya tam da o işte… Zaten oyunun bitiş demosunda da görüyoruz ki, sinema artık yerini oyunlara teslim etmek zorunda zira ne yapsa olacak gibi değil. Evet, çok büyüleyici filmler var, çeşitli duyguları, olayları vs. güzel güzel işliyor anlatıyorlar ama para kazanamıyorlar. Hollywood insanları tekrar sinemaya çekmek için varını yoğunu 3D teknolojilerine harcıyor, habire 3D filmler çıkıyor, yeni 3D teknolojileri ile çekilmiş filmleri duyuyoruz. Ama ne olursa olsun, hiçbir 3D film değil sizi filmin kahramanı, figüranı bile yapmıyor. Teknik olarak buna yetersiz olmasını geçtim, 200-300 milyon dolar harcıyorlar ve çoğu zaman ortaya 2012 ayarında, tormak gibi, içinde özel efektten başka bir cücük olmayan mantar filmler ortaya çıkıyor. Bunlar da çoğu zaman harcanan parayı kazanamıyor, kazansa bile bunu DVD, Bluray satışından falan 3-4 yılda anca topluyor.
Ya da en iyisi size, şu haline gelene kadar birçok filmde göreceğinizden çok daha fazla insanın emeğinin geçtiği Modern Warfare 2′nin çıktığı ilk gündeki hasılatını söyleyeyim… Oyun çıktığı ilk gün ABD ve İngiltere’de 5 milyondan fazla satıldı. İlk haftasında ulaştığı satış rakamı 550 milyon dolar. Yani 1 senede çok rahat 1 milyar dolar kazanacak. Bu para birçok devletin kasasında yok. Peki şimdi, şu an hangi film 550 milyon dolar kazanabilir? Sinema tarihinin Box Office’i en yüksek filmi 97 yapımı Titanic’in, kazancı 1.8 milyar dolar, ikincisi Lord Of The Rings: The Return Of The King, onun kazancı da 1.2 milyar dolar.
Bir de şöyle düşünün; bir sinema filmini izlemek 15 milyon lira, DVD’si 15 lira, hadi HD görüntü küsküsünü yersek Blu-ray’i 150 milyon lira. Bir kez izleyeceksin bitecek. 800 milyon lira verip sahip olduğun oyun konsolu veya bilgisayarla üstüne 80 lira verip Modern Warfare 2′yi de alabilirsin tabii. Yaşayacağın en güzel deneyimlerden birini yaşar, aradan zaman geçince bir daha oynar, sonra internet’te eşle dostla, türlü türlü ülkelerden çeşitli insanlarla maceradan maceraya koşarsın. Seçim senin.
Sadede gelebilecek olursam; oyun endüstrisi büyüyor ve müthiş fikirlerle, müthiş efektlerle, gerçekçiliği doruğa taşıyan şahane oyunlar yapılıyor. Sinemadan çok daha fazla keyif vaat eden şu oyun piyasasının bugünü beni ilerisi için ürkütse ve Strange Days ya da Existenz gibi ihtimallerin çok uzak olmadığını düşündürse dahi, Modern Warfare 2′yi herkese ‘şiddetle‘ tavsiye ederim. Emin olun, yaşayacağınız en benzersiz ve eğlenceli deneyimlerden biri.
Hele ki kar motoru, hele ki sürat teknesi kullanırken bir yandan da ateş etme tripleri; son anlar ve final.
“vallahi jest oldum” be.
Son Yorumlar