akademik makalelerdeki konuyla ilgisiz alıntı problemi | YAZAR TIKANMASI
Bu gönderiyi yazdır

akademik makalelerdeki konuyla ilgisiz alıntı problemi

4 Tem
2009

tartan bakkallık yaptığım için günde en az 5 yerli 7 yabancı akademik makale okumak zorunda kalıyordum. bundan dolayı algımdaki milletsel kıyaslamacı böcük de kendince bu makale okuduğum süreçten birşeyler çıkarmaya çalışıyordu. böcük bir süre sonra bir majör ayrım fark edince artık beni dürtüklemeye başladı, ona göre yerli ve yabancı makaleler arasında çok ciddi bir fark vardı. o da akademik makalecilerimizin, makale yazarken bir şeyi düşünmek, anlatmaya çalışırken anlamaktan çok vermek istedikleri mesajları ya da aradıkları anlamı alıntılarla vermeye çalışmalarıydı.

yabancı makalelerde genellikle “alıntı”nın üzerine düşünülen bir öğe olarak kullanıldığını gördüm. bizim makalecilerde3229053852_3f3cacc249 ise sıklıkla alıntılar, “bak adam da böyle demiş zaten” amaçlı yerleştiriliyordu. makale yazarı alıntıladığı söylemin sahibini pek tartışmıyor, onun düşüncesi üzerinden veya düşüncesine karşı bir muhakeme yapmıyordu.

daha sonra bunun daha kötüsüyle karşılaştım. akademik kariyerine yol açmanın yazdığı/yayımlanan akademik makale sayısı ile doğru orantılı olduğunu çözen birkaç uyanık, çılgınlar gibi bir seri makale üretimine geçmişlerdi.

bizzat kendim yaptığım için sipariş yazının ne denli kolay formüle edilebildiğini biliyordum. bu formülasyonu oluşturmak zorundalılığının sebebi, sipariş yazılarda gayri ihtiyari her konuyla karşılaşabilme olasılığıydı. ya her konuda bir basılı yayın yazısı yazabilmenin bir formülünü bulacaktım ya da her konuyu derinlemesine araştırıp öğrenip sonra yazacaktım. buysa zaman problemini doğuruyordu. ilgimi çekmeyen bir konuda yazacağım yazı için saatlerce araştırma yapmaktansa, önce formülüme uygun bir şekilde yazıyı yazıp, sonra canımın istediği şeyi araştırıyordum. sonra bu canımın istediği şeyle ilgili yazdığım yazıları hem ben hem de ‘obiri’ daha çok seviyordu.

türkiye’de akademik makale üreticilerinin amacı en az eforla, şablona en uygun makaleyi üretmek olup çıkmıştı. bu sayede makale hızlı üretiliyor, fazla düşünmeye gerek kalmıyor, zamandan tasarruf ediliyor, kişi ‘üretken’ sıfatı kazanıyor, öte yol’a geçiş hızlandırılıyor ve işler durumdaki “makale formatı” hiç zorlanmıyor, bozulmuyordu. bu hoşgörülebilir bir durum, herkesin doçent etiketi takacaklar diye kıçını yırtması, beyninde fosfor bırakmaması anlamsız olurdu.

fakat bu formülize makalelerde rahatsız eden iki öğe var. birincisi makale yazarlarının alıntıları içeriğin/düşüncenin uyumundan entelektüel sunum kazandırması için seçmeye çalışmaları. bu durumda, çoğu zaman makale yazarının diline ve alıntının diline bakınca ortada kabak gibi bir “yav sen eğer bunu okuyan, anlayan bir şahıssan, makalede kullandığın dil neden bu kadar yavan?” farkedişi oluyor. bir yandan da “entelektüel” olarak tanımlanan şeyin “ne kadar anlaşılmazsa o kadar entelektüeldir” olarak betimlenmesi. kendine ‘aydın’ diyebilmek isteyenlerin aslında toplum için çabalayacakken toplumun sorunlarını görmezden gelmesine benzer bir şekilde, alıntıyı yapan da, makalenin anlaşılabilir ve düşünceyi net ortaya koyabilirliğinden çok, ne kadar anlaşılmazsa, o kadar yukarıda konumlanırım düşüncesi içindeydiler.

ikinci bir sorunsa yine aynı sorunla bağdaşık olarak alıntının alakasızlığı sorunu. çoğu zaman türkçe makalelerde öyle alıntılara rastlıyorum ki bağlamla en ufak bir korelasyonu yok desem yeridir. nasıl kaynaklar araştırıyor, bu alıntıları nereden yapıyorlarsa (ki genellikle direkt kaynağa gitmektense daha önceden benzer bir konuda alıntı yapan birinin alıntısı alıntılanıyor) okuyorsun, okuyorsun, birden karşına -belki alt başlığın isminin geçtiği- neredeyse tamamen alakasız bir alıntı çıkıyor. yav kardeşim konumuz bu değildi ki? yani google’a yazmak istediğin konu başlığını yazıp karşına çıkan ilk kitaptan alıntı yapamazsın. zaten alıntılar anlık yapılan şeyler de değildir. kafanda bir kurgun vardır bir de bildiğin, okuduğun şeyler vardır. bir konuda düşünürken, yazarken, benzer bir değininin, kafa yormanın, söylemin bir yerde geçtiğini hatırlar, oradan alırsın. bir ara kapitali(zmi) daha iyi tanıyan post foucault gibi bir rolle birden dünyada parlayan chomsky’i herkes bilir. o ara nerde makale okusan, nerede tez okusan karşında chomksy alıntısı. chomksy yanlış anlayıp alınmasın ama, hocam senin kablosuz teknolojinin geleceğiyle ilgili yazdığın makalede allahın dilbilimcisinin alıntısının ne işi var? adama ipod versen nereye basacağını sana sorar. makaleyi okuyorsun, okuyorsun, “yok kablosuz şöyle böyle” derken” chomsky diyor ki ’semantik dümentik.’” alıntı bitiyor, “abimlere airties wav-140 router taktırdık” diye devam ediyor. n’oluyo lan? bi bak ne yaptığına be.

neyse hocam, bu alıntıyla kimlik yaratma çabasının, otomatik döşenişin arasına alıntı serpiştirerek makale formatlama gibi tilkiliklerin bitmesi lazım. düşünce basarlarının, yayımcıların bu tür formülizasyon insanlarına şablon makalelerini yayımlatabilme şansının verilmemesi lâzım. böyle lâzım ki bunlar harbiden düşünsünler, alıntıyı doğru, yerinde, anlamında, kıvamında yapabilmek, alıntıyı tartışabilmek veya onaylayabilmek için okumak, araştırmak zorunda kalsınlar.

ama işte ortam cins.
kaç kişi düşünüyor, bunlardan kaçı makale yazıyor ki, seçim yapacaksın da yayımlamayacaksın.
senin işin de zor.
ama anla ki, böyle yaparsen benimki daha zor.

Paylaşabil diye:
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • email
  • MySpace
  • StumbleUpon
  • Tumblr
  • FriendFeed
  • Live
  • PDF
  • Print
  • Twitter
  • Yahoo! Bookmarks
  • Add to favorites
  • Posterous

This website uses IntenseDebate comments, but they are not currently loaded because either your browser doesn't support JavaScript, or they didn't load fast enough.

Yorumunuzu yapın: