﻿﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>YAZAR TIKANMASI</title>
	<atom:link href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.yazartikanmasi.com</link>
	<description>tam da başladım, yazıyorum derken...</description>
	<lastBuildDate>Wed, 23 Jun 2010 14:11:39 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Savrulmanın Hilafeti</title>
		<link>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/savrulmanin-hilafeti.htm</link>
		<comments>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/savrulmanin-hilafeti.htm#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Jun 2010 12:17:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cyrettin Yüreklikatır</dc:creator>
				<category><![CDATA[anladıM]]></category>
		<category><![CDATA[anlatılmaz]]></category>
		<category><![CDATA[ara konar]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[bir ara]]></category>
		<category><![CDATA[bir dert]]></category>
		<category><![CDATA[bir hal]]></category>
		<category><![CDATA[bu]]></category>
		<category><![CDATA[derilmez]]></category>
		<category><![CDATA[dile dökülmez]]></category>
		<category><![CDATA[dille]]></category>
		<category><![CDATA[düm ki]]></category>
		<category><![CDATA[g]]></category>
		<category><![CDATA[gasyan]]></category>
		<category><![CDATA[günden]]></category>
		<category><![CDATA[hal gör]]></category>
		<category><![CDATA[halden]]></category>
		<category><![CDATA[hükümdar]]></category>
		<category><![CDATA[imiş benim]]></category>
		<category><![CDATA[imiş benimki]]></category>
		<category><![CDATA[isyan]]></category>
		<category><![CDATA[kendimde]]></category>
		<category><![CDATA[ki]]></category>
		<category><![CDATA[nisyan]]></category>
		<category><![CDATA[savrulmak]]></category>
		<category><![CDATA[uçar]]></category>
		<category><![CDATA[üne]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazartikanmasi.com/?p=631</guid>
		<description><![CDATA[Bugün, ne ben, ne sen, ne de onlar varlığı kesinleşmiş bir hedeften bahsedebiliriz. Bilinci olduğu okullarda öğretilmiş; arada sırada yaptığı şimdiden un ufak olmuş saptamalardan, üç beş akıllıca hareketten dolayı bilinci olduğuna inanmış ama bilincine henüz vakıf olmamış, sürüden ayrıldığına kendini inandırarak varoluşunu sindirilebilir bir kıvama dönüştürebilmiş biz zavallı serseri elektronlar, bir yol, bir yön, [...]<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/savrulmanin-hilafeti.htm">Savrulmanın Hilafeti</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/rebellion.jpg"  rel="lightbox-631"><img class="alignleft size-medium wp-image-749" style="border: 4px solid black; margin: 4px;" title="rebellion" src="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/rebellion.jpg" alt="" width="209" height="240" /></a>Bugün, ne ben, ne sen, ne de onlar varlığı kesinleşmiş bir hedeften bahsedebiliriz. Bilinci olduğu okullarda öğretilmiş; arada sırada yaptığı şimdiden un ufak olmuş saptamalardan, üç beş akıllıca hareketten dolayı bilinci olduğuna inanmış ama bilincine henüz vakıf olmamış, sürüden ayrıldığına kendini inandırarak varoluşunu sindirilebilir bir kıvama dönüştürebilmiş biz zavallı serseri elektronlar, bir yol, bir yön, bir hedef ararken geride bıraktığımız tüm o enerjiden, tüm düşüncelerden, yaşadığımız bütün anlardan anbean soyutlanarak ve uzaklaşarak kör bir talihe küskünlüğe, yokluğa, kaybolmaya, hiç ummadığımız şeyler olmaya; sandığımız her şeyin sandığımız gibi olmama ihtimalini bilmemize rağmen sanmayı inanmak olarak kabul edip yok içinde bizden başka kimsenin görmediği duru bir gerçeklik yaratarak kendi yarattığımız ve ancak tarafımızdan algılanabilir gerçeklikte &#8220;kendim&#8221; denilen şeyi bulamayacak kadar körleşmeye ve aslında düpedüz bir bilinçsizliğe sürükleniyoruz. Yarattığımız her ben, hissedilebilir kabul ettiğimiz her his, duyumsadığımız, deneyimlediğimiz her şey bir yanılsamadan ibaret olma ihtimali taşırken bile asıl gerçeği bilemeyecek olmanın karşısında başardığımız, bildiğimiz, bulduğumuz, öğrendiğimiz her şeye rağmen ufacık kalacak olduğumuzu kabul etmesek bile derinlerde bir yerde idrak ettiğimizden, kendimizi sandığımızın mutlak doğru, yaşadığımızın gerçekten yaşanan, hissettiğimizin aslında olması gereken olduğuna inandırarak varlığımızı sürdürebiliyoruz.</p>
<p>Birilerinin olasılık ve tabii ki salık verdiği hedeflerimiz var ve bunların geneli sahip olmakla ilgili. Bir iş, para, ev, eş, çocuk, araba, se(k)s sistemi, daha fazla para, sonra rahatlık, huzur, sağlık -evcil hayvanlar, yazlık, bahçede domatesler, gemicikler, kitaplıkta kitaplar, filmler, alkollü içecekler; dostlar, mutluluk, olgunluk; önemli olmak, değer bulunmak, bir şeyler yaptığı görülen bir olmak veya yapılanları görebilecek kadar ayılabilmek ve hatta bilgi de sahip olabilmek düşümüzün içinde konumlanıyor. Bilgi ve hatta aşk da dâhil her biri materyale dönüştürülmüş, tanımlanmış ve ölçülmüş tüm bu &#8216;şey&#8217;ler deryasında sahip olduğumuz ve olacağımız her şeyin ölçeklenebilirlik denen matematik ifade marifetiyle hiçe dönüştürülmesi ise an meselesi. Hem buna gerek bile yok; bugün, biraz sonra alacağımız bir haberle, fark edeceğimiz bir şeyle, başımıza gelecek bir olayla; ve hatta iyi şeylerle de yürüdüğümüz yola tesadüfen de olsa girip bize dokunan, bizden başka herhangi bir etkenin etkisiyle sahip olduğumuz her şey bizim ona yüklediğimiz anlamı yitirebilir, paradigmamız kayabilir. Yine de kendimizi tanımlayabilmek için; bazen ötekilerden ayırabilmek, ötekilerden sıyırabilmek için sahip olmaktan vazgeçemiyoruz. Nasıl bir yazar, bir kitap yayımladıktan sonra kendisi için değil, sahip olduğu &#8220;yazarlığı&#8221; için yazmak zorunda kalıyorsa ve yazarlığının devamlılığına dair bir endişe de üretim sürecinin etkeni oluyorsa aklında; sahip olduğumuz her şey, basbayağı gün yüzüne çıkarmasak da, onların devamlılığını sürdürmek ekseninde bir bağımlılık. İşin kötüsü, sahip olmayı hedeflediğimiz her şeyin sahip olunduktan sonra yeni bir hedef doğurması. Hiçbir davranış yoktur ki bir hedef taşımasın ve hiçbir hedef yoktur ki, iyi ya da kötü doğurduğu yeni hedefle aslında bizi hedef haline getirmesin. Maalesef işte tam da burada, &#8220;varlığı kesinleşmiş bir hedeften bahsedememe&#8221; noktasına geliyoruz. Bu düşünceyle bakarsak biliyoruz ki ömrümüzün sonuna kadar tatmin yaratacak herhangi bir hedef olması mümkün değil. Çünkü ulaşılan her hedef kişiyi kendisinden uzaklaştırır ve kendisine ulaşma hedefini yeniden doğurur. Dolayısıyla tatmin muğlâklaşır.<br />
<span id="more-631"></span></p>
<p>Endüstriyel toplumun pilleri olan biz zavallı insanlar, modern koyunlar, her şeyin ve hatta isyankârlığımızın da ötesinde mutlaka bize söylenen bir şeyleri yapıyoruz. Tüketim çağı derlerse tüketiyor, bilgi çağı derlerse bilgiye methiye düzüyor, mevlana çağı derlerse, hatırlıyorum, akın akın konya&#8217;ya mevlana&#8217;yı anmaya gidiyor; hemen onun da felsefesini benimsiyoruz. Kanaat önderlerine tabi oluyor, bilgelere hayran oluşumuzla öğünüyor, liderler istiyoruz. Bizim böyle olmamız, bize çok ağır geldiğinden olsa gerek, mutlaka bir suçlu/suçlular arıyor, medya derlerse onu, din derlerse onu, ergenekon derlerse hemen onu; ismini tahammülsüzlük, hoşgörüsüzlük koyarlarsa onu; neyi işaret ederlerse suçlu görüyoruz. Yeter ki suçlu biz olmayalım, yeter ki tatmin yaratsın. çünkü hayatımızı böyle yok etmekle, böyle kul etmekle yeterince suçluyoruz zaten kendimizi. ve zaten tüm bu yaptıklarımızın nihai hayat ekstresinde bizi tatmin etmeyeceğini de biliyoruz. Tam olarak bu yüzden, kendimize-vicdanımıza teslim olmanın acısıyla karşılaşmayalım diye, bizden teslimiyet isteyen her şeye kendimizi bırakabiliriz. Çünkü artık direksiyon ondadır, artık ne olursa onun yüzündendir. aşk, din, devlet, her türlü ideoloji, bayramlar, taraftarlık, hatta bir evlat olmayı kabul etmek bile aidiyet/teslimiyet kulluğunun bir türevidir. Bu kulluktan dolayı nasıl -varsa- tanrıya &#8220;senin yüzündendi&#8221; demeyi sığınılacak bir biçarelik olarak görüyorsak, ömür sonunda da &#8220;onların yüzündendi&#8221; diyebilecek mağdurlukta olmayı kendimize yakıştırıyoruz. Neredeyse her insanın düşlerinde var olan özgürlük ise işte bu aidiyet/teslimiyet konusu yüzünden imkânsız. Bunu şöyle de söyleyebilirim: herhangi bir kişi ya da şey, kişinin üzerinde bir güce/yaptırıma sahipse, niyet ne olursa olsun, ne kadar müsamaha barındırırsa barındırsın kişi özgür olamaz. Kendisine etki etmesini seçtiği şeylerin herhangi birinden dolayı özgür olmayan insana da ancak sınırlar dâhilindeki hayaller kalır. Oysaki hayal kelimesinin anlamını biliyorsak hayalin sınırsızlık olduğunu biliriz. Bu anlamda sıkıştığımız döngüde sınırlandırılmış hayallerimiz özgürlüğümüz olamaz.</p>
<p>Buna karşı çıkmayı denediğimizde üzerimizde etkisi olan &#8220;her şey&#8221;; her biri, teslimiyetimize karşı koyduğumuz andan itibaren bizden ellerini çekerler ve bunun uzantısı olarak onlarla aramız bozulur ki bu da bir depresyon yaratacaktır. en basitinden, umursamadığımız bayramlardan dolayı bir süre sonra bayramda kimsenin bizi aramamasına üzülürüz. Yani, kendimizi teslimiyetinden azat ettiğimiz &#8220;her şey&#8221; bizi terk eder.</p>
<p>Tek bir şey vardır&#8230; ona ne kadar karşı koyarsak koyalım, &#8220;teslim olmayacağım&#8221; diye diretsek bile bizi alır o: doğa. köklerimize hayat veren ve milyonlarca canlı türünü yaşatan ve çürüten ve yeniden doğuran doğa ya da parselden azade kaldıysa bir yerlerde aşık veysel&#8217;in yari toprak, her ne olursa olsun, kabul etmesek bile varlığı kesinleşmiş (ve tabii ki en doğurgan olan) tek hedefimizdir. Bundan ötesinin olduğuna, toprakta sonlanmadığımıza, başka bir şeye dönüştüğümüze dair çeşitli teoriler/inançlar olsa da en azından bu gerçeklikteki bedensel varlığımız sonlanmış olduğundan ve ilk evvela insan olmak üzere etkileşimde olduğumuz her şeyden soyutlanacağımızdan dolayı bunlar bir anlam taşımıyor. Yani her şeyden soyutlanmaya kalkışarak özgürlüğü aramaya kalktığımızda her türlü kulluktan vazgeçsek ve bağlardan kurtulursak, bizi tanımlayan her şeyden kopacağımız için onların eksikliğini hissedecek ve ancak ve ancak bizi tekrar doğurabilecek olana sığınacağız. Doğaya. O zaman, ilk başlarda heyecanını duyacağımız, en derinde hissedeceğimiz keşfetme/doğada yeniden doğduğunu hissetme duygulanımları yerlerini barınma, yeme-içme ve bir amaç taşıma ihtiyaçlarının sınırlılığına bırakınca gerçek özgürlüğün sadece insan olmaktan kurtulunca olabileceğine dair bir umut taşıyabiliriz. Eğer kendimizi öldürmüyorsak kuluz, köleyiz, bağımlıyız. Öldürmüyorsak korkuyoruz, koyun olmaya itiraz etmiyoruz. Lâkin yine de özgürce bir karar veriyoruz: insan olmakta kalmak.</p>
<p>Tüm bunlara rağmen her ne yaparsak yapalım dişlilerinden biri olduğumuz iktidar var diğer tarafta. anlamsızca yeni rütbe misali bize sıfatlar türetecek, modern insan, yeni insan diyecek, bizim için yeni standartlar belirleyecek, yeni sınıflar yaratacak, yaşadığımız çağa yeni isimler verecek, neyi anacağımızı, neyin değerini bilmemiz gerektiğini, bizim çapımızdaki insanların neleri isteyebileceğini ve yapabileceğini, hangi ahlâki kurallara uyacağımızı, eğer kurallara uygun oynarsak bizi ne gibi ihtimaller beklediğini ve asla olamayacağımız, olsak bile sıradanlaşacağımız &#8220;kendimizi gerçekleştirebilme&#8221; ihtimallerini bize pompalayıp duracak olan iktidar. arada sırada, haberler arasına sokuşturulan acayip başarı ya da hayat hikâyeleriyle umutlar doğuracağımızı bilen o erk. eğer fark edebilirsek; çok büyük çalışmanın, yerine göre umutların neticesinde olsa bile edindiği &#8216;başarı&#8217;nın, kendini gerçekleştirme düşünün kölesi olmuş, kendine biçtiği rol bir süre sonra cehennemine dönmüş tüm medya karikatürlerini, zoraki kahkahaları, yapmacık caka satışları, düpedüz sahte özgüvenleri ve cevval kalabalık ortasında samsa yalnızlıklarıyla izlerken eğer fark edebilirsek kaybolmuşluklarına üzülebiliriz ama hiç bir şeyin farkında olmadığımız gibi bunu da göremiyorsak, gözümüz yalnızlıklarına değil de ayakkabılarına, çaresiz kahkahalarına değil de evlerinin dekoruna, kendi cehennemlerine delirmelerine değil de ellerindeki telefona, gezdikleri sokaklara takılıyorsa yapacak bir şey yok. demek ki biz, hayal dünyasında, hayallerimizden çok uzakta, ağız kokusu karşılığı köle gibi çalışırken, eve pizza götürebilelim; sevgilimizle sinemaya gidebilelim, yaz gelsin de tatilde biraz dinlenebilelim, belki bir oyuncak, belki bir ev alabilelim diye parası olan ve para ya da kazanma hırsı vicdanını çoktan boğmuş olan birilerinin hükümranlıklarına seyirci kalıyor, kimi zaman övgü bile düzüyoruz: &#8220;bizim şirket iyi para veriyor&#8221;, &#8220;valla yemekhanesi süper&#8221;, &#8220;benzinimi koyuyor, toplantıya gidiyorum kafam rahat&#8221;, &#8220;büyük hedefleri var&#8230;&#8221;</p>
<p>içinde yaşadığımız bu &#8220;çağdaş&#8221; ya da an itibariyle post-mortem toplumda varoluşumuz artık bir mağara adamınkinden pek de renkli değil. sadece bir fark var: daha fazla itaat ediyoruz. şu an fiziksel olarak gerek duyduğumuz şeyleri (barınma, yeme, vs.) karşılamak için asgari bir çaba göstermemiz yeterli: bir eğitimden geç, bir beceri edin, herhangi bir işe gir, işe zamanında git, verilen işi yap, kafanı çalıştır ve daima itaat et. kişi bu süreci yerine getirebiliyorsa toplum onu yadsımadan içinde barındırıyor. insanın evrimi başa dönüyor: güce itaat et ve mamanı al. çapına göre, aldığın para karşılığında, senin sınıfındaki insanların her birinin gayri ihtiyarı azdan seçtiği hedeflerden birini hayal eder ve sürüklenir gidersin. aslında &#8220;sürü olmak&#8221; tabir edilen şey bu ve bu yüzden pek de yeni değil; yeni olan artık itaat ettiğinin farkında olan koyunlar olmamıza ve birçoğumuzun çoban köpeği olma hayaliyle yaşamasına rağmen isyanın unutulmuş olması. Üstelik sınıflar arasında uçurumun hiç kapanmadığını, köleliğin aslında hiç kalkmadığını, devrim diye nitelendirilen başkaldırıların aslında menfaat düşkünlerinin ekmeğine yağ sürdüğünü, iktidarın devrimden hep birkaç adım önde olduğunu, değişimin, gelişimin kontrol edildiğini, “insanlık için” gösterilen çabaların çobanların statüsünü koruduğunu kabul etmiş gibiyiz. dilediğimiz özgürlük, özgürlük uğruna gösterdiğimiz çaba havuç için. İnsan olmakta böyle kalınamaz zira isyandır bizi insanlaştıran, yaşayıp gitmek değil.</p>
<p>bir gün; hiçbir zaman son bulmayacak hedefler döngüsünde yaşayıp bir hedefe heyecan duyamayacak yaşı görebilenler, zamanı geldiğinde mutlu olsa bile buruk, sahip olsa bile pişman, iktidar görünse bile pseudo kâmil olduklarının elbette farkında olacaklar. ve bu da, hiçbir kalabalıkla, hiçbir tatminle, hiçbir oyuncakla, hiçbir inançla, sarılınan hiçbir şeyle akıldan silinemeyecek oldukça acılı bir yalnızlık. Kimilerinin can simidi niyetine sarıldığı din ise bu yalnızlığın uyuşturucusu şüphesiz.</p>
<p>&#8220;kimsesizlik üşümesi&#8221; dediğim bir gözlemim var. birkaç yıldır düşünüyorum bu üşümenin etkilerini, nasıl olabildiğini, o üşümenin nasıl ayırt edebileceğini. artık anlıyorum ki bu üşümenin sebebi aslında kendinden başka sarılacak kimsenin kalmaması. seni tanımlayan şeylerden, seni sen yapan şeylerden sıyrılmaya ve birçoğunu bizzat yaratmadığını fark ettiğin hayallerinden arınmaya başladıktan bir süre sonra, hayatı, dünyayı, olayları ve şeyleri ne derece kendinin etrafında kabullendiğini fark ediyorsun. insanlara farklı bir gözle bakmayı deniyorsun sonra, o olmayı, onun gibi düşünebilmeyi, onun gibi hissedebilmeyi öğrenmek de bu sürece dair. eğer amacın bu dünyada kendi varlığını kabul ettirmek, onaylatmak ve kim bilir etrafındaki insanların başarı olarak tanımladığı şeyleri gerçekleştirerek hayatının altına imza atmaksa, hissetmenin çok da uğraşmaya değmez bir durum olduğunu fark edebilirsin. çünkü hissetmeye başladığın andan itibaren içindeki iyi ve kötü ile karşılaşırsın. çabaladıkta bocaladığın, dengelemeye çalıştıkça dengeni kaybettiğin bir dönemdir bu. zira içindeki iyi ve kötü zaten dengelidir, sen onu daha dengeli bir hale getiremezsin. sadece kabul edebilirsin. kabul etmen gereken sorun iyi ve kötüyü, hümanist ve vandalı, alçak gönüllüğü ve kibri, ying-yang’i birbirine bağlı bir biçimde senin içine yerleştirende. kendini bu şekilde kabul ettiğin andan itibaren tüm insanların içindeki iyi ve kötüyü idrak etmen an meselesi. bazılarının içindeki dengenin bizzat kendileri tarafından, bazılarının içindeki dengeninse dış etkenler tarafından bozulduğunu o zaman görebilirsin. bu onları suçlu yapar mı? Onu sen düşüneceksin…</p>
<p>mevcudiyetin diyalektik idraki anından itibaren hem kendinin hem de insanların içlerinde yaşamaya başlayabilirsin. onların içindeki iyi ve kötüyle tanışırsın. bu bilmek, bu hissetmek, böyle görmek tabii ki yanında bu dünyanın yaşanamaz bir hâl almasını da sağlar. Zira bilinçli ya da bilinçsiz acı çeken, çektirilen insanları; içindeki iyi ve kötü, ego ve süperego birbirlerini boğazlarken var olma çabasında derbeder olan insanları gördüğünde, yoruldum mna koym.</p>
<p>bilinçsizce oradan oraya savrulduğumuzu görüyorum. hayalgücümüzü, hayatımızı ve varoluşumuzu sınırlandıran tüm bu köleliğe, bu köleliğin kabullenmişliğin yalnızlığıyla kimsesizlik üşümesinden donarken bile, neler gördüm siz insanlar inanamazdınız&#8221; diyebilecek kadar burnumuz kalkık, &#8220;neler gördüm siz insanlar inanamazdınız&#8221; diyebilmeye hakkı olanları kimin belirlediği belli olmayan toplumsal kurallarla tornalanan kişisel önyargımıza sığınarak yargılamaya kalkacak kadar aymaz, her kişinin kendi narsisizmini göremeyecek kadar körleştiği, öteki adına düşünme, öteki adına hissetme, öteki için isteme gibi insani hissiyatları geçtim; ötekinin -herhangi bir anlamda- yanında olmayı kendi zamanından azaltılmış bir ekstra maliyet olarak görmeye varabilecek kadar içinden çıktığımız insanlık kavramı, artık gençliğimizle kıyasladığımızda ivmesinin artışını ve kişi başına düşen kısmının gün geçtikçe azaldığını net olarak fark ettiğimiz zamana yenik düşüyor. artık zamanı, bir şeylere yetsin diye çok daha küçük parçalara bölmek zorundayız. pek de fazla olmadığı için ancak yetinebildiğimiz kadar kendimize bölebildiğimiz kısmıyla birlikte, zaman parçaları arasında savrulup duruyoruz. artık hayatta kalabilmek için geçer akçe paranın da ötesinde zaman, hepimiz biliyoruz. anlamı ve çağrışımı bile satın alınmış ve birilerine hitap eden, dünyanın hükümdarı ve dâhi ilacı zaman içinde evden işe, işten eve, internet sitelerine, okullara, ailelere, halden hale, düşünceden düşünceye, rüyadan rüyaya yaptığımız yolculuklar zamanda yolculuğun ta kendisi. bilinç denen ve halen -şimdilik materyalleştirilememiş- ona sahip olmaktansa başka şeylere sahip olmayı yeğleyebildiğimizden dolayı pek fazla rastlayamadığımız o uçucu varlık ise, biz onu halden hale, bir yerden başka bir yere koştururken, maruz kaldığı savrulmanın neticesinde iyice ortalıktan kaybolmuş gibi.</p>
<p>bizler, hem bilimsel hem de pratik olarak zaman içinde savrulan köleler, onun bunun kulları, unuttuğu ya da unutmak/peşini bırakmak zorunda kaldığı öz hayallerinin bizzat cellatları; her ne kadar parayla, vaatlerle, subliminal mesajlarla, yeni inanç modelleriyle uyuşturulmuş aklımızın artık kimler ve ne için çalıştığını pek önemsemesek de bir gün bu savrulmanın yok edici yorgunluğunu fark edeceğiz.  bir gün kontrol atlındaki iletişim mekanizmasına, denetleme kameralarına, kişisel tarihimizin bir kimlik numarası altında izlenebilmesine, işlerliğine yaşadığımız herhangi bir olay sonrası rastlayamadığımız vatandaşlık haklarımızın sözdeliğine, sistemle bütünleşmiş; paranın ve iktidarın taparı olmuş &#8220;özgür medya&#8221;ya, &#8216;makinelerin yükselişi&#8217; dolayısıyla dünya çapında artan işsizliğe, para sahiplerinin &#8220;iş&#8221; verirken artık daha fazla şey (daha fazla eğitim, yetenek, sağlık, zaman ve itaat) talep etmelerine karşı isyan edeceğiz. hayatta kalabilmek için yeterince yalakalık ve köpeklik yapamayacak hale geldiğimizde, bizi uyuşturacak bir hedef olmadığını gördüğümüzde, gözümüzün önündekine saldıracacağız. güvenlikli sitesindeki evine fare misali sığınmış, televizyondan sokaktaki kaosu izleyen bizler şimdi sokaktakileri boğan ve kudurtan, bağırtan, eylem yaptıran bu hedefsizlik ve hayalsizlik ve çaresizlik virüsünün bir gün bizi de yakalayacağını o gün anlayacağız.</p>
<p>bir gün, artık kendimizi dindiremez hale geldiğimizde ya birileri gibi, savrulmanın o büyüleyici lunapark etkisine -yine ihtiyaçtan- teslim edeceğiz kendimizi, ya içten yananlar gibi eriyip gideceğiz, ya &#8216;dursun artık&#8217; diye oracıkta bitireceğiz ömrümüzü; belki bu yeni imparatorun kölesi olup fır döneceğiz, belki de isyanımız tunç olacak, bir olacak, coşacak -kim bilir belki birileri daha önce davranacak- bu düzeni yıkacağız. son sürat etrafımızı saran bilinçsizlik, artık gözlerimizi kapattığımızda bomboş bir karanlıktan başka bir şey göremememizin aynısı, hayalsizlik; ve daha başka bir olasılık olmadığını iyice idrak ettiğimizden ötürü içinden bir türlü çıkamadığımız hedefsizlik, hızıyla hiçbir insanın yarışamayacağı zamanın balyoz etkisinde dövüldükten sonra halsizliğimiz çaresizliğimiz olduğunda bu bilinçsiz savrulma sonumuz olacak.</p>
<p>o zaman, şimdiki dünyadan geriye kalan birkaç destandan birinde, bizden sonrakiler eğer okuyup anlayabilirlerse şunlar yazacak:</p>
<blockquote><p>&#8220;Şunu bilin ki Prensim, Kabaran okyanusların Atlantis’i<br />
ve onun görkemli kentlerini yutmasından hemen sonra,<br />
Dünya’da o güne kadar görülmemiş bir çağ başlamıştı&#8230;&#8221;</p></blockquote>
<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/savrulmanin-hilafeti.htm">Savrulmanın Hilafeti</a></p>
        <p><center>&copy; %FIRST Yüreklikatır - visit the <a href="http://www.yazartikanmasi.com">author</a> for more great content.</center></p>      ]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/savrulmanin-hilafeti.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kaygusuz</title>
		<link>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/ogrendim/kaygusuz.htm</link>
		<comments>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/ogrendim/kaygusuz.htm#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Jun 2010 11:32:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cyrettin Yüreklikatır</dc:creator>
				<category><![CDATA[öğrendiM]]></category>
		<category><![CDATA[kaygusuz abdal]]></category>
		<category><![CDATA[yiğit isen geç e tanrı]]></category>
		<category><![CDATA[yüceler]]></category>
		<category><![CDATA[yücelerden yüce]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazartikanmasi.com/?p=739</guid>
		<description><![CDATA[Bu ara en fazla peşine düştüğüm insan Kaygusuz Abdal. Birkaç farklı biyografisini okudum, kimi diyor Alevi, kimi diyor Bektaşi, kimi ikisi de değil diyor. Anlatılan hikayelerinde, resimlerinde buna niyet edenin inancı neyse, dili ne yana dönükse Kaygusuz da o yana döndürülüyor. Biyografisini içeren birkaç kitap buldum ama şimdilik yazanların pusulası ne onu araştırıyorum, henüz okumaya [...]<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/ogrendim/kaygusuz.htm">Kaygusuz</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/kaygusuz_.jpg"  rel="lightbox-739"><img class="alignright size-medium wp-image-740" title="kaygusuz_" src="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/kaygusuz_.jpg" alt="" width="136" height="239" /></a>Bu ara en fazla peşine düştüğüm insan Kaygusuz Abdal. Birkaç farklı biyografisini okudum, kimi diyor Alevi, kimi diyor Bektaşi, kimi ikisi de değil diyor. Anlatılan hikayelerinde, resimlerinde buna niyet edenin inancı neyse, dili ne yana dönükse Kaygusuz da o yana döndürülüyor. Biyografisini içeren birkaç kitap buldum ama şimdilik yazanların pusulası ne onu araştırıyorum, henüz okumaya başlamadım. Merak ettiğim bir de camiada pek iyi referansları bulunmayan araştırmacı-yazar İsmet Zeki Eyüboğlu&#8217;nun <a href="http://www.idefix.com/kitap/turk-siirinde-tanriya-kafa-tutanlar-ismet-zeki-eyuboglu/tanim.asp?sid=HSMJT4LOTT2IBES2YSCJ" target="_blank">Türk Şiirinde Tanrıya Kafa Tutanlar</a> isimli çalışması var. Yine de şuncağız okumayla 14. yüzyılda yaşamış ve fakat bugünlere taşınmış; hem nüktedan hem ruhundaki keşmekeşi yazıya döküp adeta aynalar yazan bu insana, hele ki şu zamanda bile telaffuz edilse tartışma çıkaracak mısralarından dolayı ayrı bir hayranlık besledim. Cehaletimi mazur göremesem ve bu cehaletten sorumlu tutacak birini bulamamaktan dolayı biraz boşluğa düşsem de kendisi hakkındaki merakımı cezbeden benim şu yaşımda tesadüfen rastladığım ama birçok insanın çok iyi bildiği şu <a href="http://www.bilgicik.com/yazi/sathiye-nazim-bicimleri/" target="_blank">şathiye</a>si oldu:</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bordercolor="#111111">
<tbody>
<tr>
<td width="86%"></td>
<td width="7%" align="right"></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bordercolor="#111111">
<tbody>
<tr>
<td width="7%" valign="top"></td>
<td width="63%" valign="top"><em>Yücelerden yüce gördüm<br />
Erbabsın sen koca Tanrı<br />
Alem okur kelâm ile<br />
Sen okursun hece Tanrı</em></p>
<p><em>Asi kullar yaratmıșsin<br />
Varsın șöyle dursun deyü<br />
Onları koymuș  orada<br />
Sen çıkmıșsin uca Tanrı</em></p>
<p><em>Kıldan köprü yaratmıșsın<br />
Gelsin kullar geçsin deyü<br />
Hele biz șöyle duralım<br />
Yiğit isen geç a Tanrı</em></p>
<p><em>Kaygusuz Abdal yaradan<br />
Gel içegör șu cür’adan<br />
Kaldır perdeyi aradan<br />
Gezelim bilece Tanrı</em></p>
<p><strong>Kaygusuz Abdal</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong><a href="http://www.alevi-fuaf.com/alevilik-ogretisi/1/1/40/kaygusuz-abdal/&amp;print=1" target="_blank">Şurada</a></strong> da gayet kısa bir biyografisi ve şiirleri var. Yukarıdaki şiirde geçen bazı mısralar ilk şiirde de yer alıyor, maalesef hangisi önce, hangisi asıl şimdilik bulamadım, bilemedim.</p>
<p>Lâkin okuyacağım araştıracağım da ne olacak? Hiç bir şey. E, kendisi de &#8216;umma benden bir şey&#8217; diyor zati.</p>
<blockquote><p><em>&#8220;Kaygusuz’un hüneri, Helva vü biryan  yemek<br />
Andan özge hüneri, Umma bu biçareden&#8221;</em></p></blockquote>
<div class='wp_likes' id='wp_likes_post-739'><a class='like' href="javascript:wp_likes.like(739);" title='' ><img src="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/plugins/wp-likes/images/like.png" alt='' border='0'/>Okşa</a><span class='text'></span>
<div class='unlike'><a href="javascript:wp_likes.unlike(739);">Kakşa</a></div>
</div>
<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/ogrendim/kaygusuz.htm">Kaygusuz</a></p>
        <p><center>&copy; %FIRST Yüreklikatır - visit the <a href="http://www.yazartikanmasi.com">author</a> for more great content.</center></p>      ]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/ogrendim/kaygusuz.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Michelangelo&#8217;nun Esareti</title>
		<link>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/hatirladim/michelangelonun-esareti.htm</link>
		<comments>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/hatirladim/michelangelonun-esareti.htm#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Jun 2010 15:51:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cyrettin Yüreklikatır</dc:creator>
				<category><![CDATA[hatırladıM]]></category>
		<category><![CDATA[öğrendiM]]></category>
		<category><![CDATA[ap]]></category>
		<category><![CDATA[aş]]></category>
		<category><![CDATA[ayd]]></category>
		<category><![CDATA[che]]></category>
		<category><![CDATA[e]]></category>
		<category><![CDATA[e hey]]></category>
		<category><![CDATA[elo]]></category>
		<category><![CDATA[eş]]></category>
		<category><![CDATA[ge]]></category>
		<category><![CDATA[gel]]></category>
		<category><![CDATA[helan]]></category>
		<category><![CDATA[ich]]></category>
		<category><![CDATA[im]]></category>
		<category><![CDATA[k]]></category>
		<category><![CDATA[ke]]></category>
		<category><![CDATA[ki]]></category>
		<category><![CDATA[kit]]></category>
		<category><![CDATA[l]]></category>
		<category><![CDATA[lan]]></category>
		<category><![CDATA[lang]]></category>
		<category><![CDATA[lo]]></category>
		<category><![CDATA[m]]></category>
		<category><![CDATA[mdi]]></category>
		<category><![CDATA[mi]]></category>
		<category><![CDATA[mic]]></category>
		<category><![CDATA[ö]]></category>
		<category><![CDATA[ol]]></category>
		<category><![CDATA[r]]></category>
		<category><![CDATA[t]]></category>
		<category><![CDATA[yky]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazartikanmasi.com/?p=726</guid>
		<description><![CDATA[Şu anki aklımla bir şeyi öğrenmeyi seçebileceğim bir zamana geri dönsem sadece heykelle uğraşmak isterim. Uzun zamandır içimde var olan bu hissiyat için hiç bir adım atmayışım, bırak heykeli elime bir oyun hamuru alıp ona bile şekil vermeye çalışmayışım ise basiretsizliğin en çıplak göstergesi. Ne yapmak istediğimin bu kadar bilincindeyken bile o yöne doğru kımıldamayışımın [...]<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/hatirladim/michelangelonun-esareti.htm">Michelangelo&#8217;nun Esareti</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/schiavo.jpg"  rel="lightbox-726"><img class="alignright size-medium wp-image-728" title="Köle Atlas" src="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/schiavo.jpg" alt="Köle Atlas" width="219" height="300" /></a>Şu anki aklımla bir şeyi öğrenmeyi seçebileceğim bir zamana geri dönsem sadece heykelle uğraşmak isterim. Uzun zamandır içimde var olan bu hissiyat için hiç bir adım atmayışım, bırak heykeli elime bir oyun hamuru alıp ona bile şekil vermeye çalışmayışım ise basiretsizliğin en çıplak göstergesi. Ne yapmak istediğimin bu kadar bilincindeyken bile o yöne doğru kımıldamayışımın önündeki engelse şüphesiz ki benim, varoluşsal nefretim.</p>
<p>Heykel sanatına dair tutku seviyesindeki ilgimin özünde Türk’lerin ve doğunun İslamla bağlantılı olarak heykeli puttan saymaları, heykeli bir sanat olarak hiç bir zaman yüceltmemeleri ve gelişmesine müsaade etmemeleri ile birlikte elbette ki Michelangelo&#8217;nun eserleri yatıyor. Aslında Michelangelo, ara sıra gırtlağıma yapışsa da haddini bilmekle sadeleştirebildiğim ataletimin de sebebi. Kim, hangi cüretle roma, Vincoli&#8217;de San Pietro Kilisesi&#8217;ndeki Papa II. Julius&#8217;un bazilikasının merkezinde bulunan Musa heykelini gördükten sonra bir eser üretmeye kalkışabilir ki zira? Kim ürettiği bir şeyin mükemmeliyetinden onun kadar emin olabilir ve bu derece sahip çıkabilir? (bkz: konuş musa konuş)</p>
<p>Çok şükür gidip de yerinde görmedim, bu hayranlıkla eminim gördükten hemen sonra stendhal sendromu hasebiyle roma hastanelerinde derbeder olurdum.<br />
<span id="more-726"></span></p>
<p>Çocukluğu ve gençliği, her buluşması Atatürk Heykeli merkezli bir şehirde geçmiş biri olarak bu ülkenin heykeli sadece militer kökenli kahramanların anıtları için tercih etmesini ve heykel sanatının gücünün sadece ordunun kahramanlık öykülerine hizmet etmesini manidar buluyorum. Maalesef Türkiye&#8217;de Tamer Başoğlu&#8217;da olsan Atatürk anıtı yapacaksın, Seyit Onbaşı yontacaksın başka çare yok. Lâkin Michelangelo&#8217;nun durumu da farklı değildi; her ne kadar bunun acısını çektiğini dillendirse de Vatikan&#8217;a hizmet etmek, Papa&#8217;lara anıt mezar yapmak, Medici&#8217;lere sipariş yetiştirmek, katedralleri süslemek zorunda kalmıştı.</p>
<p>Aslen Platon öğretisini benimsemiş bir hümanist olduğu bilinen ve Katolik inancındansa Paganizm&#8217;e yakın olan Michelangelo, dine hizmet eden ve Vatikan&#8217;ı bu derece güçlü hale getiren sanat eserleri yapmak zorunda kalışının ruhunda yarattığı gerginliği şu sözlerle anlatıyor:</p>
<blockquote><p>&#8220;Böyle bir kölelik ve böyle bir kaygı<br />
Böyle bir önyargı ve böyle bir tehlikedir<br />
Ruhum için, burada ilahi heykeller yontmak.&#8221;</p></blockquote>
<p style="text-align: left;">Bizim tarihimizde iktidarın ve dinin icazet verdiği sanatlardan başkasını yapanlar, arayışta olanlar, toplumda hayranlık yaratan sanatçılar kınanır, sürgüne gönderilir; sesi biraz çok çıkan susturulur, kellesi vurulur. Ancak belli kurallar içerisinde reformist olunabilir. Toplumda coşku yaratan yenilikçi sanatsal girişimlerse hemen sansürlenir. Osmanlı&#8217;da sanatçı yaptığı eseri şansı yaver giderse padişaha sunar, padişah beğenirse üç tane, beş tane, bir kese altın verir gönderir. Oysa Roma disiplini sanatçıya sahip çıkar, onu besler, eserlerini sergiler, sanatçıyı kendisi için üretmeye yönlendirir zira onun bir tarih ürettiğinin, hayranlık yaratacak, insanları büyüleyecek meyveler verdiğinin bilincindedir. Bugün Michelangelo&#8217;nun ya da dönemdaşlarının eserlerinin dinsel motifleriyle Hrıstiyanlığa mal olması, Vatikan&#8217;ın onları kimselere bırakmayışı, papaların emirleriyle sergilenmeleri, temizlenmeleri bundandır. Oysa bizim tarihimizdeki; dönemin sanat ve mimari anlayışını değiştirmiş eserler restorasyon adı altında kireçle, alçıyla, uyduruk demirler ve pimapen plastikleriyle anlamsızlaştırılırlar; &#8216;girişimci&#8217;lere 50 yıllığına kiralanır, depolarda çürür ya da kaybolurlar.</p>
<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/Rome-Basilique_San_Pietro_in_Vincoli-Moise_MichelAnge.jpg"  rel="lightbox-726"><img class="size-full wp-image-730 aligncenter" title="Rome-Basilique_San_Pietro_in_Vincoli-Moise_MichelAnge" src="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/Rome-Basilique_San_Pietro_in_Vincoli-Moise_MichelAnge.jpg" alt="" width="527" height="703" /></a></p>
<p>Michelangelo&#8217;nun boyunduruk altında;  farkında olmakla birlikte acısını çekse de dine hizmet etmesi rahatsız edici olsa bile böylesine bir sanatçının eserlerinin nesillere ve nesillere ilham kaynağı olması açısından önemlidir. Oysa biz sahip çıkmadığımızdan nesillerin eli boştur, bir yeni sanatçıya esin kaynağı olacak, bugüne gururla, el üstünde taşınmış eserler yoktur, mitolojik referanslar, dönemleri birbirine bağlayan geleceğe taşınan ilham kaynakları belirsizleşmiş, eriyip gitmiştir. Zaten gerek de yoktur türbelerin anlamı yeter.</p>
<p>Bu anlamda 15. yüzyıldan günümüze kadar taşınan eserleriyle sanatsal yaratıcılığı körüklemiş; dışavurumculuğun, sanatsal estetik arayışının ve tabii ki sanattaki rönesansın simgesi olan Michelangelo maalesef ifşa edilmiş yeteneğin boyunduruk altına alınıp sömürülürcesine tüketilişinin de önemli bir örneği. Alternatifinin &#8220;keşke bizim tarihimizde de böyle sömürselerdi sanatçıları&#8221; olması ise acıklı. Lâkin sanat eserine sahip çıkmayı kültürel değer olarak kavrayamamış insanoğlunun her şeyi yağmalayan ve yok eden yamyamlığına başka şekilde dur demek imkânsız.</p>
<p>Michelangelo papaların sipariş ettiği eserlerine kimi zaman kurnazca kimi zaman açıktan baş döndürücü içselleştirme ve ifade etme gücüyle kendisini, kendi görüşünü katmış, insani zayıflıkları ön plana çıkarmış; kilisenin hoşuna gidecek basit kahramanlık anlarındansa gelenekselden sıyrılıp insanın kendi iç buhranını yansıtan, baktığınızda duygusuyla bütünleşebildiğiniz temsiller yaratmıştır.</p>
<p>Dört senede Sistine Kilisesi’nin tavanına çizdiği Yaratılış Kitabı&#8217;ndan dokuz sahne içeren üçyüz figürün ardından bu sürece dair sözleri eserine kendisini ne kadar kaptırdığının göstergesi:</p>
<blockquote><p>&#8220;Dört işkence senesinden, dört yüzden fazla gerçeğinden büyük figürden sonra kendimi Jeremiah kadar yorgun ve yaşlı hissediyordum. Sadece otuz yedi yaşındaydım ama arkadaşlarım yaşlı bir adama döndüğümden beni tanıyamıyorlardı.&#8221;</p></blockquote>
<p>Michelangelo&#8217;nun eserleri öyledir ki; anatomik detaylarıyla taştan yontulduğuna inanmayı neredeyse imkânsızlaştıran insan vücutları ve zamanı durduran kumaş kıvrımlarına verdiği emek nasıl bu eserleri gerçekleştirme sürecinde kendisini esir aldıysa, kendisine ve hayatına dair biraz bilginiz varsa sizi de aynı şekilde esir alırlar. Hatta yapıldığı günden bu yana sanatçıları, akımları, kültürleri ve dinleri de esir almışlardır. Yapıldığından beri tartışılan, replikasına sahip olmanın bile bir müze için onur kaynağı olduğu Davut heykeli, Freud&#8217;un hakkında yıllarca araştırma yaptıktan sonra yazdığı, son büyük yapıtı olan ve ardında büyük tartışmalar bırakan <em>Musa Denen Adam ve Tektanrıcılık</em> kitabının merkezindeki Musa heykeli ve çok direkt olsa da benim için Musa ile birlikte en dokunaklı eseri olan Köle Atlas (Schiavo Atlante) kendisi hakkında biraz fikir sahibi olmak adına ilk bakışta hayranlık uyandıracak eserleri.</p>
<p>Bugün bunları yazmamın sebebiyse, sanki koşullaşmış gibi yataktan kalkar kalkmaz elime alıp okumaya başladığım ve bir solukta içtiğim; beni Michelangelo&#8217;nun dünyasına sokarak dengemi alt üst eden YKY&#8221;nin Sanat/Ressamlar serisinden Begüm Kovulmaz&#8217;ın çevirisiyle çıkan Michelangelo kitabı.</p>
<p>Çok sanatsal incelemelerin bulunduğu bir kitap değil aslında, bir biyografi. Gayet de kısa. Fakat içerisinde tarihsel süreci ve yapım öyküleriyle birlikte neredeyse Michelangelo&#8217;nun bütün çalışmalarından görseller yer alıyor. Üstelik heykellerinin yanı sıra Michelangelo&#8217;nun ağır bir işçilikle ördüğü göreni hayrete düşüren fresklerini ve benim pek bilmediğim mimari çalışmalarından örnekler içeriyor.</p>
<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/Michelangelo.jpg"  rel="lightbox-726"><img class="size-medium wp-image-727 alignright" title="Michelangelo - YKY" src="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/Michelangelo.jpg" alt="Michelangelo - YKY" width="266" height="300" /></a>Kitap, &#8220;<em>Yaşamımın rotası fırtınalı denizlerden geçerek, hepimizin geçmiş eylemlerimiz için hesap vermek zorunda kalacağı ana limana, kırılgan botuyla ulaştı. Beni kucaklamak için kollarını açmış olan Kutsal Aşk’a yüzünü dönmüş ruhumu artık ne bir resim ne de bir heykel, sakinleştirebilir.</em>&#8221; diyen Michelangelo&#8217;yu tanımaya başlamak için birebir. Ama kitap zor geliyorsa Mehmet İlgürel&#8217;in Yeni Yüksektepe Dergisi&#8217;nde yayınlanan <a href="http://bakirkoy.aktiffelsefe.org/index.php?q=content/m%C4%B1chelangelo" target="_blank">şu yazıs</a>ı, şiirlerinin de yer aldığı resmi <a href="http://www.michelangelo.com" target="_blank">Michelangelo sites</a>i, Kutsal Aile tablosunun çözümlemesini de içeren şu <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=1594008" target="_blank">entry</a> ve tabii ki <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Michelangelo" target="_blank">Wikipedia</a> da faydalı içerikler sunuyorlar. Tabii ki ben kitabı ve serinin diğer kitaplarını tavsiye ediyorum.</p>
<p>Esaretinin farkında olan, köleliği süresince yaptıklarıyla kendisini köleleştiren şeylerin ve düzenin ötesine geçebilen, içinde bulunduğu zamanın şematik kabullerini yıkarak sınırlardan taşan, taşın içindekini gören bu insan hakkında ne zaman bir şeyler okusam değil taşın içini, aynada kendini, bir canlının gözlerindeki naif kırılganlığı, muhtaçlığı ve çaresizliği gizlemeye çalışan yapay özgüveni, gözünün önündeki sahteliği ve sahipsizlik korkusuna değişilen gurursuz kulluğu göremeyen kendime ve herkese daha fazla kızıyorum. &#8216;Yontabilseydim&#8217; diyorum işte o zaman.</p>
<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/hatirladim/michelangelonun-esareti.htm">Michelangelo&#8217;nun Esareti</a></p>
        <p><center>&copy; %FIRST Yüreklikatır - visit the <a href="http://www.yazartikanmasi.com">author</a> for more great content.</center></p>      ]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/hatirladim/michelangelonun-esareti.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Back to the Roots &#8211; Kara Kader Köpeği (Mixed by Kri5)</title>
		<link>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/back-to-the-roots-kara-kader-kopegi-mixed-by-kri5.htm</link>
		<comments>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/back-to-the-roots-kara-kader-kopegi-mixed-by-kri5.htm#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Mar 2010 12:01:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cyrettin Yüreklikatır</dc:creator>
				<category><![CDATA[anladıM]]></category>
		<category><![CDATA[dinlediM]]></category>
		<category><![CDATA[a]]></category>
		<category><![CDATA[ald]]></category>
		<category><![CDATA[ama]]></category>
		<category><![CDATA[ana]]></category>
		<category><![CDATA[back to the roots]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[bu]]></category>
		<category><![CDATA[c]]></category>
		<category><![CDATA[ciğer]]></category>
		<category><![CDATA[dağ]]></category>
		<category><![CDATA[dahi]]></category>
		<category><![CDATA[dım]]></category>
		<category><![CDATA[dö]]></category>
		<category><![CDATA[e]]></category>
		<category><![CDATA[fe]]></category>
		<category><![CDATA[ge]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[h]]></category>
		<category><![CDATA[ı]]></category>
		<category><![CDATA[il]]></category>
		<category><![CDATA[im]]></category>
		<category><![CDATA[kri5]]></category>
		<category><![CDATA[kris mix]]></category>
		<category><![CDATA[krisimov]]></category>
		<category><![CDATA[ledi]]></category>
		<category><![CDATA[lir]]></category>
		<category><![CDATA[m]]></category>
		<category><![CDATA[n]]></category>
		<category><![CDATA[na]]></category>
		<category><![CDATA[ner]]></category>
		<category><![CDATA[pa]]></category>
		<category><![CDATA[po]]></category>
		<category><![CDATA[re]]></category>
		<category><![CDATA[ş]]></category>
		<category><![CDATA[u]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazartikanmasi.com/?p=718</guid>
		<description><![CDATA[
Kris&#8216;in hazırladığı bu mix&#8217;e kendimi kaptırıp duygudan duyguya savruldum gittim. Kendinizi akışa bıraktığınız anda tahmine gelmeyecek ses/müziklerin birden &#8220;n&#8217;oluyo ya&#8221; dedirtebildiği, kimi zaman sarstığı, kimi zaman neşelendirdiği  haliyle aslen baştan sona bir hayat hikayesi gibi bu mix. Karamsar, kızgın ve tamahkâr belki de biraz. Artık sona ulaştığında gözlerimi yaşartan hissiyatından dolayı ruhundaki endişeyi hissettiğim kardeşime, [...]<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/back-to-the-roots-kara-kader-kopegi-mixed-by-kri5.htm">Back to the Roots &#8211; Kara Kader Köpeği (Mixed by Kri5)</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/backtotheroots_front.jpg"  rel="lightbox-718"><img class="size-medium wp-image-717 aligncenter" title="backtotheroots_front" src="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/backtotheroots_front.jpg" alt="" width="300" height="281" /></a></p>
<p><a href="http://twitter.com/krisimov" target="_blank"><strong>Kris</strong></a>&#8216;in hazırladığı bu mix&#8217;e kendimi kaptırıp duygudan duyguya savruldum gittim. Kendinizi akışa bıraktığınız anda tahmine gelmeyecek ses/müziklerin birden &#8220;n&#8217;oluyo ya&#8221; dedirtebildiği, kimi zaman sarstığı, kimi zaman neşelendirdiği  haliyle aslen baştan sona bir hayat hikayesi gibi bu mix. Karamsar, kızgın ve tamahkâr belki de biraz. Artık sona ulaştığında gözlerimi yaşartan hissiyatından dolayı ruhundaki endişeyi hissettiğim kardeşime, kara kadere köpekleşmek yerine müzikle özgürleştiği ve hayatın müzikle de anlatılabileceğini &#8211; algılatılabileceğini bu derece unutmuşken tekrardan gösterdiği için minnettarım.</p>
<p>İsteyen şuradan indirip dinleyebilir:<br />
<a href="http://bit.ly/951cT6 " target="_blank">http://bit.ly/951cT6</a></p>
<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/back-to-the-roots-kara-kader-kopegi-mixed-by-kri5.htm">Back to the Roots &#8211; Kara Kader Köpeği (Mixed by Kri5)</a></p>
        <p><center>&copy; %FIRST Yüreklikatır - visit the <a href="http://www.yazartikanmasi.com">author</a> for more great content.</center></p>      ]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/back-to-the-roots-kara-kader-kopegi-mixed-by-kri5.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sorma Neden&#8230;</title>
		<link>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/gordum/sorma-neden.htm</link>
		<comments>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/gordum/sorma-neden.htm#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Mar 2010 07:39:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cyrettin Yüreklikatır</dc:creator>
				<category><![CDATA[gördüM]]></category>
		<category><![CDATA[burçlar]]></category>
		<category><![CDATA[fal]]></category>
		<category><![CDATA[harun kolçak]]></category>
		<category><![CDATA[saba tümer]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazartikanmasi.com/?p=703</guid>
		<description><![CDATA[Vejeteryanlıkla çıktığı sanat yolculuğunda binbir şekilden geçen Harun Kolçak geçen gün Saba Tümer&#8217;in programına Jabba The Hutt olarak konuk olmuştu. Bir vejeteryanda bu şekil bir göbeğe ilk defa şahit olduğum için 1,5 dakika dinledim. Fotoğrafta görünen anda &#8220;canım başak burcu çok farklı bir burç. Başaklar canlı, duygusal&#8230;&#8221; gibisinden bir şeyler diyor, izleyicilerin burçlara dair sorularını [...]<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/gordum/sorma-neden.htm">Sorma Neden&#8230;</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Vejeteryanlıkla çıktığı sanat yolculuğunda binbir şekilden geçen Harun Kolçak geçen gün Saba Tümer&#8217;in programına Jabba The Hutt olarak konuk olmuştu. Bir vejeteryanda bu şekil bir göbeğe ilk defa şahit olduğum için 1,5 dakika dinledim. Fotoğrafta görünen anda &#8220;<em>canım başak burcu çok farklı bir burç. Başaklar canlı, duygusal&#8230;</em>&#8221; gibisinden bir şeyler diyor, izleyicilerin burçlara dair sorularını cevaplıyordu.  Harun Kolçak, Jabba, burçlar, koltuğa örtü gibi serilme falan derken araya da bir şarkı patlatınca tam donanımlı duygu yüklü falcılığın mihmandarı olmaya aday bir görüntü çizdi. Ayrıca fotoğraftan anlaşılacağı gibi bir zamanlar yeşil olan Harun şu an mavi.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/IMG00004-20100319-23211.jpg"><img class="size-full wp-image-702 aligncenter" title="IMG00004-20100319-2321" src="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/IMG00004-20100319-23211.jpg"  alt="" width="716" height="419" /></a></p>
</p>
<div class='wp_likes' id='wp_likes_post-703'><a class='like' href="javascript:wp_likes.like(703);" title=''  rel="lightbox-703"><img src="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/plugins/wp-likes/images/like.png" alt='' border='0'/>Okşa</a><span class='text'></span>
<div class='unlike'><a href="javascript:wp_likes.unlike(703);">Kakşa</a></div>
</div>
<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/gordum/sorma-neden.htm">Sorma Neden&#8230;</a></p>
        <p><center>&copy; %FIRST Yüreklikatır - visit the <a href="http://www.yazartikanmasi.com">author</a> for more great content.</center></p>      ]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/gordum/sorma-neden.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şaşı Baktıran Manşetler: Habertürk 01.03.2010</title>
		<link>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/gordum/sasi-baktiran-mansetler-haberturk-01-03-2010.htm</link>
		<comments>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/gordum/sasi-baktiran-mansetler-haberturk-01-03-2010.htm#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Mar 2010 12:20:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cyrettin Yüreklikatır</dc:creator>
				<category><![CDATA[gördüM]]></category>
		<category><![CDATA[habertürk manşetleri]]></category>
		<category><![CDATA[harf oyunlu manşetler]]></category>
		<category><![CDATA[şaşırtan manşetler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazartikanmasi.com/?p=658</guid>
		<description><![CDATA[Harf oyunlu espri üzerinden ekmek yemiş biri olarak harf oyunlu esprilerin miyadını doldurduğunu fark ettiğimde karşımdaki insanlar &#8220;ne işim var burada&#8221; dercesine ufka bakıyorlardı. Çocukken birilerinin çok güldüğü Adnan Ersan esprilerinin ben ve yaşıtdaşlarım için pek de komik olmadığını farketmem ve harf oyunlu espriler arasında bir bağ var. Zira bir zamanlar komik olan Adnan Ersan [...]<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/gordum/sasi-baktiran-mansetler-haberturk-01-03-2010.htm">Şaşı Baktıran Manşetler: Habertürk 01.03.2010</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Harf oyunlu espri üzerinden ekmek yemiş biri olarak harf oyunlu esprilerin miyadını doldurduğunu fark ettiğimde karşımdaki insanlar &#8220;ne işim var burada&#8221; dercesine ufka bakıyorlardı. Çocukken birilerinin çok güldüğü Adnan Ersan esprilerinin ben ve yaşıtdaşlarım için pek de komik olmadığını farketmem ve harf oyunlu espriler arasında bir bağ var. Zira bir zamanlar komik olan Adnan Ersan esprileri zamanla espri olmaktan çıkmış; karşılaşılmak bile istenmeyen içi boş laflara dönüşmüşlerdi. Birisi böyle bir espri yaparsa ufka baktığım da oluyordu. Harf oyunlu esprilerin iyi &#8211; kötü popülarite sağlaması ve bunların manşet formuna dönüşmesi arada sırada yakalanan  manşetlerin İnternet&#8217;e taşınmasıyla başlar. Efsane Star Gazetesi harf oyunlu manşetleri sıkça kullanan ilk gazetedir. Fakat şu gün artık harf oyunlu manşet  &#8220;espri&#8221; olarak algılanmıyor. İnsanda sadece &#8220;ne işim var burada&#8221; hissi yaratıyor. Habertürk ise çeşitli medyaların daha önce denediği, yaptığı bir sürü şeyi, cilalı sayfalarda tekrar yapıyor. Bu resimleri buraya koymak aslında denedikleri şeyde başarıya ulaştıklarının göstergesi gibi. Ama aslında kanımca -ölçek umursamadan- tutmuş formüller üzerinden karındeşmeye çalışma çiğliğinin en açık ifadesi.</p>
<p>Sadece benim için bile şu paragrafın belki yarın, belki yarından da yakın, miyadının dolma ihtimali var. Yarın bakıp, &#8220;böyle düşünmek, böyle ifade etmek eskide kalmış&#8221; diyebilim. Yani ne kadar kaçarsak kaçalım, ne kadar ufka bakarsak bakalım kendimizi tekrar aynı paradoksun artık bayağılaşmış bir hali içinde bulmamız an meselesi.</p>

<a href="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/0301131901.jpg" title='Haberi anlamsızlaştıran manşet' rel="lightbox-658"><img width="150" height="150" src="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/0301131901-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Haberi anlamsızlaştıran manşet" title="Haberi anlamsızlaştıran manşet" /></a>
<a href="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/0301131501.jpg" title='İlaç niyetine manşet' rel="lightbox-658"><img width="150" height="150" src="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/0301131501-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="İlaç niyetine manşet" title="İlaç niyetine manşet" /></a>
<a href="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/0301131401.jpg" title='Şaşı baktıran manşet' rel="lightbox-658"><img width="150" height="150" src="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/0301131401-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Şaşı baktıran manşet" title="Şaşı baktıran manşet" /></a>
<a href="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/0301131201.jpg" title='Şifa dağıtan manşet' rel="lightbox-658"><img width="150" height="150" src="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/0301131201-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Şifa dağıtan manşet" title="Şifa dağıtan manşet" /></a>

<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/gordum/sasi-baktiran-mansetler-haberturk-01-03-2010.htm">Şaşı Baktıran Manşetler: Habertürk 01.03.2010</a></p>
        <p><center>&copy; %FIRST Yüreklikatır - visit the <a href="http://www.yazartikanmasi.com">author</a> for more great content.</center></p>      ]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/gordum/sasi-baktiran-mansetler-haberturk-01-03-2010.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
