tam da başladım, yazıyorum derken…
Bu ara en fazla peşine düştüğüm insan Kaygusuz Abdal. Birkaç farklı biyografisini okudum, kimi diyor Alevi, kimi diyor Bektaşi, kimi ikisi de değil diyor. Anlatılan hikayelerinde, resimlerinde buna niyet edenin inancı neyse, dili ne yana dönükse Kaygusuz da o yana döndürülüyor. Biyografisini içeren birkaç kitap buldum ama şimdilik yazanların pusulası ne onu araştırıyorum, henüz okumaya başlamadım. Merak ettiğim bir de camiada pek iyi referansları bulunmayan araştırmacı-yazar İsmet Zeki Eyüboğlu’nun Türk Şiirinde Tanrıya Kafa Tutanlar isimli çalışması var. Yine de şuncağız okumayla 14. yüzyılda yaşamış ve fakat bugünlere taşınmış; hem nüktedan hem ruhundaki keşmekeşi yazıya döküp adeta aynalar yazan bu insana, hele ki şu zamanda bile telaffuz edilse tartışma çıkaracak mısralarından dolayı ayrı bir hayranlık besledim. Cehaletimi mazur göremesem ve bu cehaletten sorumlu tutacak birini bulamamaktan dolayı biraz boşluğa düşsem de kendisi hakkındaki merakımı cezbeden benim şu yaşımda tesadüfen rastladığım ama birçok insanın çok iyi bildiği şu şathiyesi oldu:
| Yücelerden yüce gördüm Erbabsın sen koca Tanrı Alem okur kelâm ile Sen okursun hece Tanrı Asi kullar yaratmıșsin Kıldan köprü yaratmıșsın Kaygusuz Abdal yaradan Kaygusuz Abdal |
Şurada da gayet kısa bir biyografisi ve şiirleri var. Yukarıdaki şiirde geçen bazı mısralar ilk şiirde de yer alıyor, maalesef hangisi önce, hangisi asıl şimdilik bulamadım, bilemedim.
Lâkin okuyacağım araştıracağım da ne olacak? Hiç bir şey. E, kendisi de ‘umma benden bir şey’ diyor zati.
“Kaygusuz’un hüneri, Helva vü biryan yemek
Andan özge hüneri, Umma bu biçareden”
Son Yorumlar