internet sosyali | YAZAR TIKANMASI
Bu gönderiyi yazdır

internet sosyali

16 May
2009

internet sosyalliği kavramının kaçınılmazlığını kabul etmek gerekli, evet. yepyeni bir yaşam formu, belki de varoluşu anlamlandıran bir durum… internet’in en şahının 2.4k olduğu zamandan beri ben de benzer bir neslin üyesiyim. internet’te sosyalleştik ve hatta internet harici hayatımızdaki eşimizi dostumuzu oradan bulduk. o zamanlar herkes internet’e patır patır akmadığı için, insanlara “lan siz internet’i bile bilmiyosunuz hödükler, orda bizim ne biçim kral ortamımız var” diye yukarıdan bakıyorduk.

neticede internet sosyalliği bana ve halen buralarda olan birçok insana yabancı değil. ama şu bir gerçek ki ne ben, ne de o zamanlar birlikte “sosyal sosyal” takıldığımız arkadaşlar, internet’in neredeyse tüm enstrümanlarının nasıl kullanılacağını bilirken bile internet’te eskisi kadar sosyal değiller. muhtemelen o eski heyecanımızı yitirdik, yorulduk, sokağa çıktık, organik sosyal mevzulardan keyif almaya başladık ve şimdi internet’te kendimizi o kadar sosyal, o kadar ötekilerden farklı hissetmiyoruz. zira artık yeni doğan çocuklar internet’e doğuruluyor. hani bir zamanlar “havuzda suya doğurulan çocuk anında yüzmeye başlıyormuş” diye bir geyik vardı; bu da böyle, internet’e doğan çocuk tabii ki orada yüzüyor.

JUNK-SLEEPaslında artık biz de, mantık olarak idrak edebilsek, yetkinlik noktasında katmerli olsak da, eylem olarak ‘internet’e doğan’ neslinden değiliz, o yüzden başka şekil bir sosyalliğin daha tatmin edici olduğu bir kıvamda olabiliriz. bizim zamanımızdaki ‘internet’te sosyalleşme’ halinin bu zamandakinden farklı olması nedeniyle artık bu zamanın kodlarını, şifrelerini çözemiyor, gereklerini yerine getiremiyor, ereklerimize internet’ten ulaşamıyor, yeni kurallara hemen adapte olamıyoruz. babam internet’te benimle chat yaparken bana nasıl anlaşması zor geliyorsa, muhtemelen biz de bu yeni nesle göre öyleyiz.

-ukalalık olarak algılanmasın ama sanırım böyle ifade ediliyor- geçenlerde okuduğum bir makalede, bir nöropsikoloğun araştırmasından bahsediliyordu. araştırmaya göre, internet’te ‘arama’ yapmak ve dolayısıyla gezinmek beynin çalışma şeklini değiştiriyor. dolayısıyla surf yapmanın doğasında var olan “data flow” mevzusu, çok erken yaşlarda internet’te varolan bir birey tarafından çok daha kolay tolere edilebiliyor. oysa, idrakı ve algısı internet’le değil de manüel hayatla gelişmiş olan biz veya daha önceki nesil, internet’teki yoğun veri akışından çabuk yorulabiliyor. neticede de çok daha fokus (ya da kısıtlı bir bakışla) geçiriyor internet’teki vaktini. oysa internet’e çok daha erken girmiş beyin çok sayıdaki veri uyaranlarını daha geniş bir bakışla, çok daha hızlı işleyebiliyor.

şahsen, zaten sınırlı kullanabildiğimiz beynin belli bir yaştan sonra dolduğuna inanıyorum. aslında tam dolmak değil de, içerdeki veri işleme ve korelasyon sistemi belli bir yaştan sonra bilgiyi artık dışarıda değil, önce kendi içerisinde arıyor. yani internet’te gördüğü bütün verileri emmek ve arşivlemek yerine, sadece sahip olmadığı bilgiyi alıyor. karşılaştığı veriyi direkt belleğe aktarmıyor da, önce bellekteki sorgulamayı yapıp, yeni veriyle sahip olduğu bilgiler arasında bir bağlantı kuruyor. tabii ki beynin ulaşılabilir kısımlarına daha evvelce “manüel” varoluş ya da öğrenme verileri yazıldığı için beynin bu yeni evrimi gerçekleştirmesi (ayak uydurması) zor.

yani neticede, internet sosyalliğini daha kontrol edilebilir bulduğu, daha rahat filtreleyebildiği ve daha hızlı iletişim kurabildiği için, sokağa çıkmak ve orada sosyalleşmekten çok daha yeğ tutan bir birey verileri de, sosyalliği de benimle aynı şekilde algılamıyor. teknolojinin nimetlerinden faydalanarak zaman kazanıyor, seçerek öğreniyor, daha seçerek iletişim kuruyor. ve bu yüzden o internet’teki sosyalliğiyle mutluyken, bu durum bana garip geliyor. benim chat’te ya da internet başında geçirdiğim vaktin anneme, abime garip, dedeme kavranılmaz gelmesi gibi.

maalesef varoluşun üzücü bir tarafı her neslin aslında ara nesil olması. yani birey 0′dan 35′e geldiğinde, artık ne kendinden öncekine, ne sonrakine ait bir neslin üyesi. kendinden genç olan nesile daha yakın olabilen insanlar var, ben de şahit oldum, hatta dışardan da bu kişileri “onun ruhu genç” diye hazırdan etiketlerler bile; ama öncesine aşinanın varolanla ya da daha doğrusu cismen benzerleriyle olan uyumsuzluğu çoğu zaman onu ucubeleştirir. yani önceki nesle aşina olanı kendi nesli basitçe “çatlak” diye nitelerken, kendisini arasına kattığı daha genç nesil de eğlenceli bir unsur olarak görür. olduğu gibi kabul edildiği nadirdir. lakin şahıs iki tarafa da ait değildir aslen. burada onu “kıskanılan” yapan şey uyum sağlayabilmekteki yeteneği ve varoluşunun dogması olan yaşlanmayı kabul etmemesidir. beyninin ve doğasının diktesini kabul etmeyen bu ‘ruhu genç’ şahsın kendisini ara nesil olarak kabul etmesi kaçınılmazdır, ama bir yandan da ara bilinçtir kendisi.

ara nesil kavramı hiç ortadan kalkmayacakmış gibi görünüyor. ama (dis)ütopik kurgumda çocukların gerçekten bir network’e, düpedüz internet’e doğulacağı bir gelecek hayal ediyorum. orada yetişecek, orada beslenecek, orada öğrenecek, gelişecek, büyüyecek, orada dolaşacak. çok çok zevkli olsa gerek. ama internet üzerinden herşeyi yaşayabilecek olan bu iradenin buradan bakınca kaçıracağı şeyler de olacak sanki.

internet’te herşeyi bulmak mümkün; bizim çocukluğumuzda varlığını bile bilmediğimiz ülkelerin resimlerine bakabilirsin, 4096 x 2130 çözünürlükte vr ile o ülkenin manzaralarında dolaşabilir, çinli, japon, finlandiyalı ile konuşup, tartışıp, öğrenebilir, deneyimler edinebilir, sevişebilirsin; öğrenmek istediğini seçebilir birşeyleri değiştirebilir, kendin için çok daha kolay bir biçimde “özel” alanlar yaratabilirsin. yani internet’te dışarıyı dışarıda bırakarak istediğin kadar ’sen’ ama istediğin kadar da bir başkası olabilirsin. herşey ve herkes olabilirsin (ya da öyle hissedebilirsin). bir kişi, üç kişi, beş kişi veya tek başına 20 farklı kişi bile olabilirsin. ben sözlükte denedim mesela, oldu. mükemmel bir imkân, yepyeni bir varoluş biçimi internet, yepyeni bir sosyalleşme biçimi olduğunu da kabul ediyorum.

ama şu anda “biz internet sosyaliyiz ve bu harika”nın ayrıcalık yaratacak ve hayran olunacak bir hal olduğu konusunda emin değilim. zira internet’e doğan nesil; muhtemelen -belki hissi yüzde 99 aynı olsa da- girdiğimiz denizin sanalına girecek, yediğimiz çördüğün sanalını yiyecek, gördüğümüz yerin sanalını görüp, yaptığımız 8′in sanalını yapacak. bugünün internet sosyalinin durumu da aslında çok farklı bir durumda değil. bir şeyler yaşayacak ama onu kendisi olarak yaşayıp yaşamayacağı meçhul, birlikte sosyalleştiği kişinin de aslında “o” olup olmadığı belli değil. zira ikisi de herhangi biriymiş gibi olabiliyorlar. eğer ‘haz‘ insana keyif veren ve hayatı bir süreliğine de olsa güzelleştiren bir şeyse bu uğrunda yaşanılabilir bir şeydir demek. aynı zamanda bir başka insana haz vermek de, uğrunda yaşanılabilirdir. internet’te sosyalleşirken haz aldığını nasıl gösterirsin, başka birinin keyfini nasıl anlar, ne derece hissedebilirsin şu an? işte o kadar.

ne kadar gerçek olduğunu maalesef biz de bilmiyoruz ama muhtemelen internet’tekine göre çok daha gerçek olan “dışarı” sosyalliği, dışarı keyfi, hazzı giderek azalıyor. 10 yılda değil, belki 50 yılda da değil ama zamanla -görece- daha gerçek bir varoluş olan “bu”nun tadı kalmayacak. bu tat alınamayacak. istesen de dışarıda sosyalleşemeyecek, dışarıyı algılayamayacak, dışarının uyaranları ve internet’tin uyaranları arasında, internet uyaranların/nesneleari/kişilerine daha çok alıştığın için, “dışarı”dan rahatsız olacak, korkacaksın. kanımca insan yorgunluğuna evrilip internet imkânının büyüleyiciliğiyle internet bireyi ve internet sosyalliği ile yetinmek, insan içine karışmanın canlılığıyla karşılaştılınca pek yavan kalıyor. hani, yaşıyorum ve hissediyorum diye söylüyorum; internet’te bir insanla konuşmak, internet’ten bir insanla tanışıp onunla bir şeyler paylaşmak ya da internet’te bir resim görmekle gerçekte bir insanla konuşmak, rastgele bir insanla tanışıp onunla kademe kademe birbirini tanıyarak bir şeyler paylaşmak ya da resmin tam da çekildiği yerde bulunmak arasında derya deniz farklar var. bunlar öyle farklar ki, insana “lan sevgilime sarılsaydım da çıkıp kokoreç yesek, kokoreççinin ortam da ne ballıdır ha, salak gibi oturduk buraya iki saattir tıkır tıkır yazıyoruz, vay salak, gerçekten bir hayatı kaçırıyorsun lan” dedirtiyor.

ama ne demişler, internet’e yolla da, sen yine keyfine bak, halik bilmezse malik bilir.
ha bi de şu an kokoreççideyim zaten.
daha doğrusu kokoreççi benim, müşteri yok, öyle sözlüğe takılayım dedim,
kriz bizi de vurdu. tam da temmuz için oslo gezisi planları yaparken.
aha müşteri…

Paylaşabil diye:
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • email
  • MySpace
  • StumbleUpon
  • Tumblr
  • FriendFeed
  • Live
  • PDF
  • Print
  • Twitter
  • Yahoo! Bookmarks
  • Add to favorites
  • Posterous

This website uses IntenseDebate comments, but they are not currently loaded because either your browser doesn't support JavaScript, or they didn't load fast enough.

Yorumunuzu yapın: