tam da başladım, yazıyorum derken…
türkiye’de magazin programlarının atası televole bütün mevzuunu futbola dayamıştı o günlerde. futbolcu ne yer, ne içer, kimle sevişir falan. bir de bu televolelerin ağır topları vardı. “başkanlar ne yapıyor?” temalı bu önemli görüntülerde galatasaray başkanı alp yalman elinde purosu, viskisi takılıyordu. o zamanlar televizyonda sigara, içki yasak değil tabii. bir de ali şen tarafı var tabii ağır toplar arasında, daha doğrusu ali şen – vefa küçük ikilisi.
bu ikili sürekli eğlencede, dalgada, rakı kadehleriyle görüntüye gelirlerdi. dıştan bakınca tam bir patronculuk oyunu havası hakim etrafa, vefa küçük yaramaz bir çocuk gibi etrafta olana bitene ve ali şen gibi cüsseli bir adamın dalgalarına, havasına cıvasına bakıp eğleniyordu. mikrofon vefa küçük’e gelince hep müstehzi bir sırıtma olurdu yüzünde. gerçi hakeme sinirlendiğinde de sağolsun gollumcasına ürkütürdü.
ali şen – vefa küçük ikilisi kişisel futbol ilgisi tarihimin en acayip ilişkilerinden birine sahipti. fareler ve insanlar‘ı o aralar okuyordum ve bu ikiliden ali şen iri yarı lennie’ye, vefa küçük ise ikilinin beyni olan george karakterine benziyorlardı. ali şen fenerbahçe promosyonu yaparken, demeç verirken, basınla ilişkileri yürütüp, laf dalaşı akınlarla güreşirken, vefa küçük transfer kovalar, proje yapar, para getirirdi. tabii transfer edilen futbolcuyu bağlamaya en son cüsseli ali şen, kimi zaman kendi özel uçağıyla gider, alır gelir, havaalanında taraftara emanet ederdi.
türkiye wingman mevzusunun ne demek olduğunu o günlerde daha iyi kavrıyordu aslında. ufak tefek vefa küçük, ali şen’e bağlılığı ve hep yanında oturuşuyla daima ali şen’in dev gibi görünmesini sağlıyordu. vefa küçük’te komik duran puro, hemen yanıbaşındaki ali şen’in elinde pek karizmatik görünüyor, tabii bir yandan da eski leman tarzı fabrikatör çizimlerini anımsatıyordu. yani kısaca vefa küçük, ali şen’e yanında durduğu müddetçe +15 karizma ve +9 zekâ puanı ekliyordu. ekol oturmuştu. türkiye eküri mevzuunun sadece atlarda olmadığını anlıyordu. ekrana kankalı çıkmalar, ekranda kankaya giydirmeler falan filan aldı yürüdü. aslında ali şen – vefa küçük ikilisine öyle alışmıştık ki, ninja kaplumbağalar‘daki o vücudu iri yarı, kafa bölümündeki camlı bölmede beyin diye bir herifin oturduğu ismini hatırlayamadığım o karakterle neredeyse çok benziyorlardı. keşke ali şen vefa küçük’ü bir omzuna alsaydı da şı benzetme daha rasyonel olsaydı.
günler geçti paso eğlence, dalya, bu ikili her taraftan futbolcu topluyorlar, kendilerine kim gol atıyor, arabayla kaçırıp dağda iki tokat, beş tehdit fenerbahçe’li yapıyorlar falan. ortamlar acayip. gazetelerde doğal bir şeymiş gibi “kim hangi futbolcuyu nasıl kaçırdı?” haberleri yapılıyor. zaten üstadı ali şen’den öğrenerek yetişen aziz yıldırım hemen bu sezon başında mehmet topuz kaçırmasıyla o eski günleri pek güzel hatırlattı bizlere. o da güzel detaydı. her neyse, zamanla ali şen’in işler biraz kötü gitti, bir yandan da silah tüccarı olduğu haberleri medya tarafından arada sızdırılıyor. atadan dededen soylu gibi gezinen galatasaray camiasının contiliği karşısında fener tayfasında bir gariplik var. o da ali şen’i sonradan görmeymiş gibi gösteren eğlence anlayışı, tavırları vesaire. biraz nezâket diyor birileri, ali şen nerde kabalık yapıyor hemen haber yapılıyor. bir yandan da aziz yıldırım sıkıştırıyor tabii. ali şen daraldı. ortamdan uzaklaşmaya karar verdi. hem ne de olsa fener camiası için yarı tanrı gibi bir şey olmuştu.
tam da o sıralarda silah satan yeni bir isim, aziz yıldırım, ağa oturum açtı. aziz yıldırım ali şen için büyük tehdit. fenerbahçe başkanı olmanın bir sürü artısı var.devlet başkanlarıyla görüşürsün en azından. dünyanın en zenginleri kulüp sahibidir aynı zamanda, onlarla görüşürsün, onlar sana gelir, sen onlara gidersin, iş bağlarsın falan. sonra o iş bağlamalar piyasayı bozar, ali şen çocuklarına “ha o tayfa eskiden bizden silah alırdı ama sonra aziz yıldırım’la anlaştılar” diye buruk hikâyeler anlatmak zorunda kalabilir.
yeri geldi iş vefa küçük’e düştü. küçük’ün büyümesinin zamanı gelmişti. aday olacak, hem ali şen’in fenerbahçe’deki ağırlığını koruyacak, hem zengin parası var, kulübü besleyecek, hem de o kadar zaman beklemiş, e artık sınıf başkanı olsun tabii.
işte tam da bu sıralarda, bir kutlama gecesi, neyin kutlaması olduğunu hatırlamıyorum, yine televole benzeri bir programda bir akşam fenerbahçe için ali şen’in bitişini izledik. fakat daha kötü bir şey vardı! aynı akşam, aynı görüntülerle vefa küçük neredeyse tüm türkiye için bitiyor, az biraz cepte duran karizmasını da kaybediyordu.
bir kutlama gecesi, ali şen fenerbahçe başkanlığından çekilecek, belli, ali şen konuşma yapıyor, eğleniyor. vefa küçük yanıbaşında oturuyor. gazeteler daha o gün vefa küçük’ün başkan olacağını yazmışlar. vefa küçük’e başkanlıkla ilgili konuşması için bir mikrofon geliyor. ali şen ise ayakta rakı içiyor. vefa küçük tam en bomba konuşmasını yapacakken, ali şen dalga geçer gibi kafasına rakı bardağı koyup göbek atıyor, hatta vefa küçük’ün de göbek atmasını istiyor. buna hangi karizma dayanır, hangi yürek dayanır, şu görüntüyü tüm türkiye gördükten sonra kimin karizmatik olduğu düşünülebilir? adam zaten zor bela bir açıklama yapacak, sıkıntı içinde, gözlükler dev gibi, ceket ekose, saçlar yandan çıkıyor orta açık, bir de kafada rakı bardağı. kim dayanır ağalar, kim dayanır dostlar.
vefa küçük dayandı. aziz yıldırım‘a karşı seçimi “1″ oyla kaybettiği söylendi. ali şen yılmadı, yıllar sonra bile vefa küçük’ü sanki aşağılar gibi, “benim 2 oğlan da tatildeydi ama kongre üyesi ikisi de, bilseydim çağırırdım vefa küçük kazanırdı.” dedi.
aslında soyadları, bu tür tiplerin anahtarıdır… ya da şöyle düşünebilirsiniz. “bu olayda ali’nin şen’liği küçük vefa’nın daha da küçülmesinin sebebidir!”. sanki isimler, soyadlar, olaylar, özellikle kurgulanmış gibi. güzel bence. ama o bambaşka bir konu.
işte o rakı bardağı, o eğlence anlayışı; etrafı, şartları, estetiği, imajı önemsemeyen o dalgacılık, keyifçilik, yanındaki insanı eğlenirken madara etme arzusu, işte o küçümseyerek eğlenme, “ben sizin babanızım” halleri, etrafındaki insanlara çocuk muamelesi yapan o tavır türkiye’de neleri değiştirdi bir bilseniz. küçücük bir olay, 10 saniyelik bir görüntüdür akılda, gülüp geçersin amma detayıyla, berisiyle ötesiyle bambaşka mevzular doğuran bir an. kelebeğin kanat çırpması falan… misal, tayyip erdoğan’ın sonradan uyduruk bir gazetenin muhabirine “ya yanlış anlaşıldı” dediği ama tüm türkiye’ye karşı söylediği acayip sözler. gaflar. neleri değiştirdi, değiştiriyor? eski düdük solcuları reklamcı yaparlar gizli gizli, eski faşistleri ülkenin en saygı duyulacak insanı konumuna taşırlar yavaş
yavaş, hapse atıp hapisten çıkarıp uyduruk bir seçim düzenleyip milletvekili yapar, sonra başbakana dönüştürürler 15 günde, biz bakarız. neler neleri değiştirir, haber neleri değiştirir, haberin anlatımı, içeriği neleri değiştirir bilemeyiz. kim bizden habersiz neyi planlar? kim bizden habersiz bunlara başkaldırır haberimiz olmaz.
kalabalık der geçeriz, eylemcinin neye başkaldırdığını bilmeyiz. üniversiteli gençler okuyalım diye haykırırken sokakta, polisten dayak yerken, biz “lan birine çarpıp on tane köy yumurtasını kırmayalım şimdi” diye düşünerek sinsi sinsi eve yollanırız, haksızlığı saçmalığı bağıranı deliye dönüştürürler ve bir süre sonra kanıt bile gösterirler, “deliymiş” der geçeriz.
biz burada nefilim gibi, observer gibi gözleyip dururken, bu saçmalaşmış, bu antin kuntin tarihin yazılışına tanıklık ederken; bir şeye, yepyeni duyarsız bir canlıya, yepyeni hissetmeyen bir yaratığa, robotik ve ekranlarla uyuşturulmuş bir topluma dönüşürken aslında ne yapmalıyız?
bir rakı kadehi bir insanı nasıl bitiriyor gördün mü?
hah işte, bir şeyleri değiştirmek isteyene bir hareket yeter. iş ki düşün de yap, planla da yap.
bugün berlusconi’ye soruyorum o villadaki fotoğraflarda neden tayyip yok? zirvelerde neden kadehini tayyibin kafasına koyup dansa kaldırmıyorsun? reddedecek değil ya, koca devlet başkanısın. neyse mevzu o değil.
yıl 2000′lerin sonu, etrafta bir olaylar oluyor, takip ediyor musunuz? hani biz yıllar sonra anladık aslında neler olduğunu, siz uyumayın, erken anlayın ya da birilerini uyandırın demek isterdim.
oysa sorduğum şu: şovu yapan kim, onun şovunu coşturan kim?
bugün bülent arınç tayyip erdoğan’ın bir konuşmasına ağladı. o kitleye konuşan deniz baykal olsaydım ve ağlayan da yine chp’li biri olsaydı ne değişecekti? hiçbir şey. insanlar hissedecekti ki “bunlar vatan duygusu taşıyorlar falan filan”.
şevki yılmaz vardı bir ara, kimse ağlamazsa destekçilerden kendi ağlardı.
ekürili karizma adamlarına dikkat edin demek diyorum. kaçırmayın, kim beyin, kim cüsse…
Son Yorumlar