﻿﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>YAZAR TIKANMASI &#187; bir</title>
	<atom:link href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/tag/bir/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.yazartikanmasi.com</link>
	<description>tam da başladım, yazıyorum derken...</description>
	<lastBuildDate>Wed, 23 Jun 2010 14:11:39 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Savrulmanın Hilafeti</title>
		<link>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/savrulmanin-hilafeti.htm</link>
		<comments>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/savrulmanin-hilafeti.htm#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Jun 2010 12:17:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cyrettin Yüreklikatır</dc:creator>
				<category><![CDATA[anladıM]]></category>
		<category><![CDATA[anlatılmaz]]></category>
		<category><![CDATA[ara konar]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[bir ara]]></category>
		<category><![CDATA[bir dert]]></category>
		<category><![CDATA[bir hal]]></category>
		<category><![CDATA[bu]]></category>
		<category><![CDATA[derilmez]]></category>
		<category><![CDATA[dile dökülmez]]></category>
		<category><![CDATA[dille]]></category>
		<category><![CDATA[düm ki]]></category>
		<category><![CDATA[g]]></category>
		<category><![CDATA[gasyan]]></category>
		<category><![CDATA[günden]]></category>
		<category><![CDATA[hal gör]]></category>
		<category><![CDATA[halden]]></category>
		<category><![CDATA[hükümdar]]></category>
		<category><![CDATA[imiş benim]]></category>
		<category><![CDATA[imiş benimki]]></category>
		<category><![CDATA[isyan]]></category>
		<category><![CDATA[kendimde]]></category>
		<category><![CDATA[ki]]></category>
		<category><![CDATA[nisyan]]></category>
		<category><![CDATA[savrulmak]]></category>
		<category><![CDATA[uçar]]></category>
		<category><![CDATA[üne]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazartikanmasi.com/?p=631</guid>
		<description><![CDATA[Bugün, ne ben, ne sen, ne de onlar varlığı kesinleşmiş bir hedeften bahsedebiliriz. Bilinci olduğu okullarda öğretilmiş; arada sırada yaptığı şimdiden un ufak olmuş saptamalardan, üç beş akıllıca hareketten dolayı bilinci olduğuna inanmış ama bilincine henüz vakıf olmamış, sürüden ayrıldığına kendini inandırarak varoluşunu sindirilebilir bir kıvama dönüştürebilmiş biz zavallı serseri elektronlar, bir yol, bir yön, [...]<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/savrulmanin-hilafeti.htm">Savrulmanın Hilafeti</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/rebellion.jpg"  rel="lightbox-631"><img class="alignleft size-medium wp-image-749" style="border: 4px solid black; margin: 4px;" title="rebellion" src="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/rebellion.jpg" alt="" width="209" height="240" /></a>Bugün, ne ben, ne sen, ne de onlar varlığı kesinleşmiş bir hedeften bahsedebiliriz. Bilinci olduğu okullarda öğretilmiş; arada sırada yaptığı şimdiden un ufak olmuş saptamalardan, üç beş akıllıca hareketten dolayı bilinci olduğuna inanmış ama bilincine henüz vakıf olmamış, sürüden ayrıldığına kendini inandırarak varoluşunu sindirilebilir bir kıvama dönüştürebilmiş biz zavallı serseri elektronlar, bir yol, bir yön, bir hedef ararken geride bıraktığımız tüm o enerjiden, tüm düşüncelerden, yaşadığımız bütün anlardan anbean soyutlanarak ve uzaklaşarak kör bir talihe küskünlüğe, yokluğa, kaybolmaya, hiç ummadığımız şeyler olmaya; sandığımız her şeyin sandığımız gibi olmama ihtimalini bilmemize rağmen sanmayı inanmak olarak kabul edip yok içinde bizden başka kimsenin görmediği duru bir gerçeklik yaratarak kendi yarattığımız ve ancak tarafımızdan algılanabilir gerçeklikte &#8220;kendim&#8221; denilen şeyi bulamayacak kadar körleşmeye ve aslında düpedüz bir bilinçsizliğe sürükleniyoruz. Yarattığımız her ben, hissedilebilir kabul ettiğimiz her his, duyumsadığımız, deneyimlediğimiz her şey bir yanılsamadan ibaret olma ihtimali taşırken bile asıl gerçeği bilemeyecek olmanın karşısında başardığımız, bildiğimiz, bulduğumuz, öğrendiğimiz her şeye rağmen ufacık kalacak olduğumuzu kabul etmesek bile derinlerde bir yerde idrak ettiğimizden, kendimizi sandığımızın mutlak doğru, yaşadığımızın gerçekten yaşanan, hissettiğimizin aslında olması gereken olduğuna inandırarak varlığımızı sürdürebiliyoruz.</p>
<p>Birilerinin olasılık ve tabii ki salık verdiği hedeflerimiz var ve bunların geneli sahip olmakla ilgili. Bir iş, para, ev, eş, çocuk, araba, se(k)s sistemi, daha fazla para, sonra rahatlık, huzur, sağlık -evcil hayvanlar, yazlık, bahçede domatesler, gemicikler, kitaplıkta kitaplar, filmler, alkollü içecekler; dostlar, mutluluk, olgunluk; önemli olmak, değer bulunmak, bir şeyler yaptığı görülen bir olmak veya yapılanları görebilecek kadar ayılabilmek ve hatta bilgi de sahip olabilmek düşümüzün içinde konumlanıyor. Bilgi ve hatta aşk da dâhil her biri materyale dönüştürülmüş, tanımlanmış ve ölçülmüş tüm bu &#8216;şey&#8217;ler deryasında sahip olduğumuz ve olacağımız her şeyin ölçeklenebilirlik denen matematik ifade marifetiyle hiçe dönüştürülmesi ise an meselesi. Hem buna gerek bile yok; bugün, biraz sonra alacağımız bir haberle, fark edeceğimiz bir şeyle, başımıza gelecek bir olayla; ve hatta iyi şeylerle de yürüdüğümüz yola tesadüfen de olsa girip bize dokunan, bizden başka herhangi bir etkenin etkisiyle sahip olduğumuz her şey bizim ona yüklediğimiz anlamı yitirebilir, paradigmamız kayabilir. Yine de kendimizi tanımlayabilmek için; bazen ötekilerden ayırabilmek, ötekilerden sıyırabilmek için sahip olmaktan vazgeçemiyoruz. Nasıl bir yazar, bir kitap yayımladıktan sonra kendisi için değil, sahip olduğu &#8220;yazarlığı&#8221; için yazmak zorunda kalıyorsa ve yazarlığının devamlılığına dair bir endişe de üretim sürecinin etkeni oluyorsa aklında; sahip olduğumuz her şey, basbayağı gün yüzüne çıkarmasak da, onların devamlılığını sürdürmek ekseninde bir bağımlılık. İşin kötüsü, sahip olmayı hedeflediğimiz her şeyin sahip olunduktan sonra yeni bir hedef doğurması. Hiçbir davranış yoktur ki bir hedef taşımasın ve hiçbir hedef yoktur ki, iyi ya da kötü doğurduğu yeni hedefle aslında bizi hedef haline getirmesin. Maalesef işte tam da burada, &#8220;varlığı kesinleşmiş bir hedeften bahsedememe&#8221; noktasına geliyoruz. Bu düşünceyle bakarsak biliyoruz ki ömrümüzün sonuna kadar tatmin yaratacak herhangi bir hedef olması mümkün değil. Çünkü ulaşılan her hedef kişiyi kendisinden uzaklaştırır ve kendisine ulaşma hedefini yeniden doğurur. Dolayısıyla tatmin muğlâklaşır.<br />
<span id="more-631"></span></p>
<p>Endüstriyel toplumun pilleri olan biz zavallı insanlar, modern koyunlar, her şeyin ve hatta isyankârlığımızın da ötesinde mutlaka bize söylenen bir şeyleri yapıyoruz. Tüketim çağı derlerse tüketiyor, bilgi çağı derlerse bilgiye methiye düzüyor, mevlana çağı derlerse, hatırlıyorum, akın akın konya&#8217;ya mevlana&#8217;yı anmaya gidiyor; hemen onun da felsefesini benimsiyoruz. Kanaat önderlerine tabi oluyor, bilgelere hayran oluşumuzla öğünüyor, liderler istiyoruz. Bizim böyle olmamız, bize çok ağır geldiğinden olsa gerek, mutlaka bir suçlu/suçlular arıyor, medya derlerse onu, din derlerse onu, ergenekon derlerse hemen onu; ismini tahammülsüzlük, hoşgörüsüzlük koyarlarsa onu; neyi işaret ederlerse suçlu görüyoruz. Yeter ki suçlu biz olmayalım, yeter ki tatmin yaratsın. çünkü hayatımızı böyle yok etmekle, böyle kul etmekle yeterince suçluyoruz zaten kendimizi. ve zaten tüm bu yaptıklarımızın nihai hayat ekstresinde bizi tatmin etmeyeceğini de biliyoruz. Tam olarak bu yüzden, kendimize-vicdanımıza teslim olmanın acısıyla karşılaşmayalım diye, bizden teslimiyet isteyen her şeye kendimizi bırakabiliriz. Çünkü artık direksiyon ondadır, artık ne olursa onun yüzündendir. aşk, din, devlet, her türlü ideoloji, bayramlar, taraftarlık, hatta bir evlat olmayı kabul etmek bile aidiyet/teslimiyet kulluğunun bir türevidir. Bu kulluktan dolayı nasıl -varsa- tanrıya &#8220;senin yüzündendi&#8221; demeyi sığınılacak bir biçarelik olarak görüyorsak, ömür sonunda da &#8220;onların yüzündendi&#8221; diyebilecek mağdurlukta olmayı kendimize yakıştırıyoruz. Neredeyse her insanın düşlerinde var olan özgürlük ise işte bu aidiyet/teslimiyet konusu yüzünden imkânsız. Bunu şöyle de söyleyebilirim: herhangi bir kişi ya da şey, kişinin üzerinde bir güce/yaptırıma sahipse, niyet ne olursa olsun, ne kadar müsamaha barındırırsa barındırsın kişi özgür olamaz. Kendisine etki etmesini seçtiği şeylerin herhangi birinden dolayı özgür olmayan insana da ancak sınırlar dâhilindeki hayaller kalır. Oysaki hayal kelimesinin anlamını biliyorsak hayalin sınırsızlık olduğunu biliriz. Bu anlamda sıkıştığımız döngüde sınırlandırılmış hayallerimiz özgürlüğümüz olamaz.</p>
<p>Buna karşı çıkmayı denediğimizde üzerimizde etkisi olan &#8220;her şey&#8221;; her biri, teslimiyetimize karşı koyduğumuz andan itibaren bizden ellerini çekerler ve bunun uzantısı olarak onlarla aramız bozulur ki bu da bir depresyon yaratacaktır. en basitinden, umursamadığımız bayramlardan dolayı bir süre sonra bayramda kimsenin bizi aramamasına üzülürüz. Yani, kendimizi teslimiyetinden azat ettiğimiz &#8220;her şey&#8221; bizi terk eder.</p>
<p>Tek bir şey vardır&#8230; ona ne kadar karşı koyarsak koyalım, &#8220;teslim olmayacağım&#8221; diye diretsek bile bizi alır o: doğa. köklerimize hayat veren ve milyonlarca canlı türünü yaşatan ve çürüten ve yeniden doğuran doğa ya da parselden azade kaldıysa bir yerlerde aşık veysel&#8217;in yari toprak, her ne olursa olsun, kabul etmesek bile varlığı kesinleşmiş (ve tabii ki en doğurgan olan) tek hedefimizdir. Bundan ötesinin olduğuna, toprakta sonlanmadığımıza, başka bir şeye dönüştüğümüze dair çeşitli teoriler/inançlar olsa da en azından bu gerçeklikteki bedensel varlığımız sonlanmış olduğundan ve ilk evvela insan olmak üzere etkileşimde olduğumuz her şeyden soyutlanacağımızdan dolayı bunlar bir anlam taşımıyor. Yani her şeyden soyutlanmaya kalkışarak özgürlüğü aramaya kalktığımızda her türlü kulluktan vazgeçsek ve bağlardan kurtulursak, bizi tanımlayan her şeyden kopacağımız için onların eksikliğini hissedecek ve ancak ve ancak bizi tekrar doğurabilecek olana sığınacağız. Doğaya. O zaman, ilk başlarda heyecanını duyacağımız, en derinde hissedeceğimiz keşfetme/doğada yeniden doğduğunu hissetme duygulanımları yerlerini barınma, yeme-içme ve bir amaç taşıma ihtiyaçlarının sınırlılığına bırakınca gerçek özgürlüğün sadece insan olmaktan kurtulunca olabileceğine dair bir umut taşıyabiliriz. Eğer kendimizi öldürmüyorsak kuluz, köleyiz, bağımlıyız. Öldürmüyorsak korkuyoruz, koyun olmaya itiraz etmiyoruz. Lâkin yine de özgürce bir karar veriyoruz: insan olmakta kalmak.</p>
<p>Tüm bunlara rağmen her ne yaparsak yapalım dişlilerinden biri olduğumuz iktidar var diğer tarafta. anlamsızca yeni rütbe misali bize sıfatlar türetecek, modern insan, yeni insan diyecek, bizim için yeni standartlar belirleyecek, yeni sınıflar yaratacak, yaşadığımız çağa yeni isimler verecek, neyi anacağımızı, neyin değerini bilmemiz gerektiğini, bizim çapımızdaki insanların neleri isteyebileceğini ve yapabileceğini, hangi ahlâki kurallara uyacağımızı, eğer kurallara uygun oynarsak bizi ne gibi ihtimaller beklediğini ve asla olamayacağımız, olsak bile sıradanlaşacağımız &#8220;kendimizi gerçekleştirebilme&#8221; ihtimallerini bize pompalayıp duracak olan iktidar. arada sırada, haberler arasına sokuşturulan acayip başarı ya da hayat hikâyeleriyle umutlar doğuracağımızı bilen o erk. eğer fark edebilirsek; çok büyük çalışmanın, yerine göre umutların neticesinde olsa bile edindiği &#8216;başarı&#8217;nın, kendini gerçekleştirme düşünün kölesi olmuş, kendine biçtiği rol bir süre sonra cehennemine dönmüş tüm medya karikatürlerini, zoraki kahkahaları, yapmacık caka satışları, düpedüz sahte özgüvenleri ve cevval kalabalık ortasında samsa yalnızlıklarıyla izlerken eğer fark edebilirsek kaybolmuşluklarına üzülebiliriz ama hiç bir şeyin farkında olmadığımız gibi bunu da göremiyorsak, gözümüz yalnızlıklarına değil de ayakkabılarına, çaresiz kahkahalarına değil de evlerinin dekoruna, kendi cehennemlerine delirmelerine değil de ellerindeki telefona, gezdikleri sokaklara takılıyorsa yapacak bir şey yok. demek ki biz, hayal dünyasında, hayallerimizden çok uzakta, ağız kokusu karşılığı köle gibi çalışırken, eve pizza götürebilelim; sevgilimizle sinemaya gidebilelim, yaz gelsin de tatilde biraz dinlenebilelim, belki bir oyuncak, belki bir ev alabilelim diye parası olan ve para ya da kazanma hırsı vicdanını çoktan boğmuş olan birilerinin hükümranlıklarına seyirci kalıyor, kimi zaman övgü bile düzüyoruz: &#8220;bizim şirket iyi para veriyor&#8221;, &#8220;valla yemekhanesi süper&#8221;, &#8220;benzinimi koyuyor, toplantıya gidiyorum kafam rahat&#8221;, &#8220;büyük hedefleri var&#8230;&#8221;</p>
<p>içinde yaşadığımız bu &#8220;çağdaş&#8221; ya da an itibariyle post-mortem toplumda varoluşumuz artık bir mağara adamınkinden pek de renkli değil. sadece bir fark var: daha fazla itaat ediyoruz. şu an fiziksel olarak gerek duyduğumuz şeyleri (barınma, yeme, vs.) karşılamak için asgari bir çaba göstermemiz yeterli: bir eğitimden geç, bir beceri edin, herhangi bir işe gir, işe zamanında git, verilen işi yap, kafanı çalıştır ve daima itaat et. kişi bu süreci yerine getirebiliyorsa toplum onu yadsımadan içinde barındırıyor. insanın evrimi başa dönüyor: güce itaat et ve mamanı al. çapına göre, aldığın para karşılığında, senin sınıfındaki insanların her birinin gayri ihtiyarı azdan seçtiği hedeflerden birini hayal eder ve sürüklenir gidersin. aslında &#8220;sürü olmak&#8221; tabir edilen şey bu ve bu yüzden pek de yeni değil; yeni olan artık itaat ettiğinin farkında olan koyunlar olmamıza ve birçoğumuzun çoban köpeği olma hayaliyle yaşamasına rağmen isyanın unutulmuş olması. Üstelik sınıflar arasında uçurumun hiç kapanmadığını, köleliğin aslında hiç kalkmadığını, devrim diye nitelendirilen başkaldırıların aslında menfaat düşkünlerinin ekmeğine yağ sürdüğünü, iktidarın devrimden hep birkaç adım önde olduğunu, değişimin, gelişimin kontrol edildiğini, “insanlık için” gösterilen çabaların çobanların statüsünü koruduğunu kabul etmiş gibiyiz. dilediğimiz özgürlük, özgürlük uğruna gösterdiğimiz çaba havuç için. İnsan olmakta böyle kalınamaz zira isyandır bizi insanlaştıran, yaşayıp gitmek değil.</p>
<p>bir gün; hiçbir zaman son bulmayacak hedefler döngüsünde yaşayıp bir hedefe heyecan duyamayacak yaşı görebilenler, zamanı geldiğinde mutlu olsa bile buruk, sahip olsa bile pişman, iktidar görünse bile pseudo kâmil olduklarının elbette farkında olacaklar. ve bu da, hiçbir kalabalıkla, hiçbir tatminle, hiçbir oyuncakla, hiçbir inançla, sarılınan hiçbir şeyle akıldan silinemeyecek oldukça acılı bir yalnızlık. Kimilerinin can simidi niyetine sarıldığı din ise bu yalnızlığın uyuşturucusu şüphesiz.</p>
<p>&#8220;kimsesizlik üşümesi&#8221; dediğim bir gözlemim var. birkaç yıldır düşünüyorum bu üşümenin etkilerini, nasıl olabildiğini, o üşümenin nasıl ayırt edebileceğini. artık anlıyorum ki bu üşümenin sebebi aslında kendinden başka sarılacak kimsenin kalmaması. seni tanımlayan şeylerden, seni sen yapan şeylerden sıyrılmaya ve birçoğunu bizzat yaratmadığını fark ettiğin hayallerinden arınmaya başladıktan bir süre sonra, hayatı, dünyayı, olayları ve şeyleri ne derece kendinin etrafında kabullendiğini fark ediyorsun. insanlara farklı bir gözle bakmayı deniyorsun sonra, o olmayı, onun gibi düşünebilmeyi, onun gibi hissedebilmeyi öğrenmek de bu sürece dair. eğer amacın bu dünyada kendi varlığını kabul ettirmek, onaylatmak ve kim bilir etrafındaki insanların başarı olarak tanımladığı şeyleri gerçekleştirerek hayatının altına imza atmaksa, hissetmenin çok da uğraşmaya değmez bir durum olduğunu fark edebilirsin. çünkü hissetmeye başladığın andan itibaren içindeki iyi ve kötü ile karşılaşırsın. çabaladıkta bocaladığın, dengelemeye çalıştıkça dengeni kaybettiğin bir dönemdir bu. zira içindeki iyi ve kötü zaten dengelidir, sen onu daha dengeli bir hale getiremezsin. sadece kabul edebilirsin. kabul etmen gereken sorun iyi ve kötüyü, hümanist ve vandalı, alçak gönüllüğü ve kibri, ying-yang’i birbirine bağlı bir biçimde senin içine yerleştirende. kendini bu şekilde kabul ettiğin andan itibaren tüm insanların içindeki iyi ve kötüyü idrak etmen an meselesi. bazılarının içindeki dengenin bizzat kendileri tarafından, bazılarının içindeki dengeninse dış etkenler tarafından bozulduğunu o zaman görebilirsin. bu onları suçlu yapar mı? Onu sen düşüneceksin…</p>
<p>mevcudiyetin diyalektik idraki anından itibaren hem kendinin hem de insanların içlerinde yaşamaya başlayabilirsin. onların içindeki iyi ve kötüyle tanışırsın. bu bilmek, bu hissetmek, böyle görmek tabii ki yanında bu dünyanın yaşanamaz bir hâl almasını da sağlar. Zira bilinçli ya da bilinçsiz acı çeken, çektirilen insanları; içindeki iyi ve kötü, ego ve süperego birbirlerini boğazlarken var olma çabasında derbeder olan insanları gördüğünde, yoruldum mna koym.</p>
<p>bilinçsizce oradan oraya savrulduğumuzu görüyorum. hayalgücümüzü, hayatımızı ve varoluşumuzu sınırlandıran tüm bu köleliğe, bu köleliğin kabullenmişliğin yalnızlığıyla kimsesizlik üşümesinden donarken bile, neler gördüm siz insanlar inanamazdınız&#8221; diyebilecek kadar burnumuz kalkık, &#8220;neler gördüm siz insanlar inanamazdınız&#8221; diyebilmeye hakkı olanları kimin belirlediği belli olmayan toplumsal kurallarla tornalanan kişisel önyargımıza sığınarak yargılamaya kalkacak kadar aymaz, her kişinin kendi narsisizmini göremeyecek kadar körleştiği, öteki adına düşünme, öteki adına hissetme, öteki için isteme gibi insani hissiyatları geçtim; ötekinin -herhangi bir anlamda- yanında olmayı kendi zamanından azaltılmış bir ekstra maliyet olarak görmeye varabilecek kadar içinden çıktığımız insanlık kavramı, artık gençliğimizle kıyasladığımızda ivmesinin artışını ve kişi başına düşen kısmının gün geçtikçe azaldığını net olarak fark ettiğimiz zamana yenik düşüyor. artık zamanı, bir şeylere yetsin diye çok daha küçük parçalara bölmek zorundayız. pek de fazla olmadığı için ancak yetinebildiğimiz kadar kendimize bölebildiğimiz kısmıyla birlikte, zaman parçaları arasında savrulup duruyoruz. artık hayatta kalabilmek için geçer akçe paranın da ötesinde zaman, hepimiz biliyoruz. anlamı ve çağrışımı bile satın alınmış ve birilerine hitap eden, dünyanın hükümdarı ve dâhi ilacı zaman içinde evden işe, işten eve, internet sitelerine, okullara, ailelere, halden hale, düşünceden düşünceye, rüyadan rüyaya yaptığımız yolculuklar zamanda yolculuğun ta kendisi. bilinç denen ve halen -şimdilik materyalleştirilememiş- ona sahip olmaktansa başka şeylere sahip olmayı yeğleyebildiğimizden dolayı pek fazla rastlayamadığımız o uçucu varlık ise, biz onu halden hale, bir yerden başka bir yere koştururken, maruz kaldığı savrulmanın neticesinde iyice ortalıktan kaybolmuş gibi.</p>
<p>bizler, hem bilimsel hem de pratik olarak zaman içinde savrulan köleler, onun bunun kulları, unuttuğu ya da unutmak/peşini bırakmak zorunda kaldığı öz hayallerinin bizzat cellatları; her ne kadar parayla, vaatlerle, subliminal mesajlarla, yeni inanç modelleriyle uyuşturulmuş aklımızın artık kimler ve ne için çalıştığını pek önemsemesek de bir gün bu savrulmanın yok edici yorgunluğunu fark edeceğiz.  bir gün kontrol atlındaki iletişim mekanizmasına, denetleme kameralarına, kişisel tarihimizin bir kimlik numarası altında izlenebilmesine, işlerliğine yaşadığımız herhangi bir olay sonrası rastlayamadığımız vatandaşlık haklarımızın sözdeliğine, sistemle bütünleşmiş; paranın ve iktidarın taparı olmuş &#8220;özgür medya&#8221;ya, &#8216;makinelerin yükselişi&#8217; dolayısıyla dünya çapında artan işsizliğe, para sahiplerinin &#8220;iş&#8221; verirken artık daha fazla şey (daha fazla eğitim, yetenek, sağlık, zaman ve itaat) talep etmelerine karşı isyan edeceğiz. hayatta kalabilmek için yeterince yalakalık ve köpeklik yapamayacak hale geldiğimizde, bizi uyuşturacak bir hedef olmadığını gördüğümüzde, gözümüzün önündekine saldıracacağız. güvenlikli sitesindeki evine fare misali sığınmış, televizyondan sokaktaki kaosu izleyen bizler şimdi sokaktakileri boğan ve kudurtan, bağırtan, eylem yaptıran bu hedefsizlik ve hayalsizlik ve çaresizlik virüsünün bir gün bizi de yakalayacağını o gün anlayacağız.</p>
<p>bir gün, artık kendimizi dindiremez hale geldiğimizde ya birileri gibi, savrulmanın o büyüleyici lunapark etkisine -yine ihtiyaçtan- teslim edeceğiz kendimizi, ya içten yananlar gibi eriyip gideceğiz, ya &#8216;dursun artık&#8217; diye oracıkta bitireceğiz ömrümüzü; belki bu yeni imparatorun kölesi olup fır döneceğiz, belki de isyanımız tunç olacak, bir olacak, coşacak -kim bilir belki birileri daha önce davranacak- bu düzeni yıkacağız. son sürat etrafımızı saran bilinçsizlik, artık gözlerimizi kapattığımızda bomboş bir karanlıktan başka bir şey göremememizin aynısı, hayalsizlik; ve daha başka bir olasılık olmadığını iyice idrak ettiğimizden ötürü içinden bir türlü çıkamadığımız hedefsizlik, hızıyla hiçbir insanın yarışamayacağı zamanın balyoz etkisinde dövüldükten sonra halsizliğimiz çaresizliğimiz olduğunda bu bilinçsiz savrulma sonumuz olacak.</p>
<p>o zaman, şimdiki dünyadan geriye kalan birkaç destandan birinde, bizden sonrakiler eğer okuyup anlayabilirlerse şunlar yazacak:</p>
<blockquote><p>&#8220;Şunu bilin ki Prensim, Kabaran okyanusların Atlantis’i<br />
ve onun görkemli kentlerini yutmasından hemen sonra,<br />
Dünya’da o güne kadar görülmemiş bir çağ başlamıştı&#8230;&#8221;</p></blockquote>
<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/savrulmanin-hilafeti.htm">Savrulmanın Hilafeti</a></p>
        <p><center>&copy; %FIRST Yüreklikatır - visit the <a href="http://www.yazartikanmasi.com">author</a> for more great content.</center></p>      ]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/savrulmanin-hilafeti.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Back to the Roots &#8211; Kara Kader Köpeği (Mixed by Kri5)</title>
		<link>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/back-to-the-roots-kara-kader-kopegi-mixed-by-kri5.htm</link>
		<comments>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/back-to-the-roots-kara-kader-kopegi-mixed-by-kri5.htm#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Mar 2010 12:01:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cyrettin Yüreklikatır</dc:creator>
				<category><![CDATA[anladıM]]></category>
		<category><![CDATA[dinlediM]]></category>
		<category><![CDATA[a]]></category>
		<category><![CDATA[ald]]></category>
		<category><![CDATA[ama]]></category>
		<category><![CDATA[ana]]></category>
		<category><![CDATA[back to the roots]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[bu]]></category>
		<category><![CDATA[c]]></category>
		<category><![CDATA[ciğer]]></category>
		<category><![CDATA[dağ]]></category>
		<category><![CDATA[dahi]]></category>
		<category><![CDATA[dım]]></category>
		<category><![CDATA[dö]]></category>
		<category><![CDATA[e]]></category>
		<category><![CDATA[fe]]></category>
		<category><![CDATA[ge]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[h]]></category>
		<category><![CDATA[ı]]></category>
		<category><![CDATA[il]]></category>
		<category><![CDATA[im]]></category>
		<category><![CDATA[kri5]]></category>
		<category><![CDATA[kris mix]]></category>
		<category><![CDATA[krisimov]]></category>
		<category><![CDATA[ledi]]></category>
		<category><![CDATA[lir]]></category>
		<category><![CDATA[m]]></category>
		<category><![CDATA[n]]></category>
		<category><![CDATA[na]]></category>
		<category><![CDATA[ner]]></category>
		<category><![CDATA[pa]]></category>
		<category><![CDATA[po]]></category>
		<category><![CDATA[re]]></category>
		<category><![CDATA[ş]]></category>
		<category><![CDATA[u]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazartikanmasi.com/?p=718</guid>
		<description><![CDATA[
Kris&#8216;in hazırladığı bu mix&#8217;e kendimi kaptırıp duygudan duyguya savruldum gittim. Kendinizi akışa bıraktığınız anda tahmine gelmeyecek ses/müziklerin birden &#8220;n&#8217;oluyo ya&#8221; dedirtebildiği, kimi zaman sarstığı, kimi zaman neşelendirdiği  haliyle aslen baştan sona bir hayat hikayesi gibi bu mix. Karamsar, kızgın ve tamahkâr belki de biraz. Artık sona ulaştığında gözlerimi yaşartan hissiyatından dolayı ruhundaki endişeyi hissettiğim kardeşime, [...]<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/back-to-the-roots-kara-kader-kopegi-mixed-by-kri5.htm">Back to the Roots &#8211; Kara Kader Köpeği (Mixed by Kri5)</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/backtotheroots_front.jpg"  rel="lightbox-718"><img class="size-medium wp-image-717 aligncenter" title="backtotheroots_front" src="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/backtotheroots_front.jpg" alt="" width="300" height="281" /></a></p>
<p><a href="http://twitter.com/krisimov" target="_blank"><strong>Kris</strong></a>&#8216;in hazırladığı bu mix&#8217;e kendimi kaptırıp duygudan duyguya savruldum gittim. Kendinizi akışa bıraktığınız anda tahmine gelmeyecek ses/müziklerin birden &#8220;n&#8217;oluyo ya&#8221; dedirtebildiği, kimi zaman sarstığı, kimi zaman neşelendirdiği  haliyle aslen baştan sona bir hayat hikayesi gibi bu mix. Karamsar, kızgın ve tamahkâr belki de biraz. Artık sona ulaştığında gözlerimi yaşartan hissiyatından dolayı ruhundaki endişeyi hissettiğim kardeşime, kara kadere köpekleşmek yerine müzikle özgürleştiği ve hayatın müzikle de anlatılabileceğini &#8211; algılatılabileceğini bu derece unutmuşken tekrardan gösterdiği için minnettarım.</p>
<p>İsteyen şuradan indirip dinleyebilir:<br />
<a href="http://bit.ly/951cT6 " target="_blank">http://bit.ly/951cT6</a></p>
<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/back-to-the-roots-kara-kader-kopegi-mixed-by-kri5.htm">Back to the Roots &#8211; Kara Kader Köpeği (Mixed by Kri5)</a></p>
        <p><center>&copy; %FIRST Yüreklikatır - visit the <a href="http://www.yazartikanmasi.com">author</a> for more great content.</center></p>      ]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/back-to-the-roots-kara-kader-kopegi-mixed-by-kri5.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Keşf-iKeyif</title>
		<link>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/ogrendim/kesf-ikeyif.htm</link>
		<comments>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/ogrendim/kesf-ikeyif.htm#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Feb 2010 23:16:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cyrettin Yüreklikatır</dc:creator>
				<category><![CDATA[dinlediM]]></category>
		<category><![CDATA[sevdiM]]></category>
		<category><![CDATA[öğrendiM]]></category>
		<category><![CDATA[anltamam]]></category>
		<category><![CDATA[aurgasm]]></category>
		<category><![CDATA[be]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[güzel]]></category>
		<category><![CDATA[oh]]></category>
		<category><![CDATA[oldu]]></category>
		<category><![CDATA[sitesi]]></category>
		<category><![CDATA[su]]></category>
		<category><![CDATA[vakti]]></category>
		<category><![CDATA[valla]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazartikanmasi.com/?p=632</guid>
		<description><![CDATA[oturmuş internette dolaşırken, kris&#8217;in taze stumbleupon avatar&#8217;ıyla kendimizden geçtik çok şükür. şeyda bi de baktı ki kris güzel bi site bulmuş, cümle cemaatle paylaşmış bize hiç göndermemiş. (yazdım bunu bi kenara-tam da bu kenara)
site bi güzel çıktı kardeşim, ooo, harbiden adıyla müsemma: aurgasm.
aurgasm.us, daha bugün haberimiz olmasına rağmen, bayağı ciddi takipçisi olan, caz, elektro, soul [...]<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/ogrendim/kesf-ikeyif.htm">Keşf-iKeyif</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>oturmuş internette dolaşırken, kris&#8217;in taze stumbleupon avatar&#8217;ıyla kendimizden geçtik çok şükür. şeyda bi de baktı ki kris güzel bi site bulmuş, cümle cemaatle paylaşmış bize hiç göndermemiş. (yazdım bunu bi kenara-tam da bu kenara)</p>
<p>site bi güzel çıktı kardeşim, ooo, harbiden adıyla müsemma: aurgasm.</p>
<p>aurgasm.us, daha bugün haberimiz olmasına rağmen, bayağı ciddi takipçisi olan, caz, elektro, soul vesayire gibi tarzda müzik yapan ama çok da bilinmeyen grupların tanıtıldığı, paylaşıldığı bir blog. kazdıkça neler çıkıyor bir bilsen. türkiye&#8217;den de bayağı takipçisi varmış üstelik. öyle de bir playlist aparatı var ki sitenin, mesaiyi erit gitsin.</p>
<p>hemen bi de parça bağlayalım arkasına; valla şahane klip. (nerden biliyorum lan ben bu vj havalarını)</p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="600" height="338" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowfullscreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=2926432&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=1&amp;show_byline=1&amp;show_portrait=0&amp;color=00ADEF&amp;fullscreen=1" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="600" height="338" src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=2926432&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=1&amp;show_byline=1&amp;show_portrait=0&amp;color=00ADEF&amp;fullscreen=1" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
<p>swing-jazz/balkan/swedish hiphop tarzlarında müzik yapan grubun sayfası da şurda:<br />
<a href="swing-jazz // balkan // swedish hiphop" target="_blank">http://aurgasm.us/2009/04/movits/</a></p>
<p>bunu beğenenlere yanında bir de tribal <a href="http://aurgasm.us/2008/06/sporto-kantes/" target="_blank">Sporto Kantes</a> veriyoruz.<br />
artık gerisi seç, beğen, şenlen.<br />
hadi, yarasın.</p>
<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/ogrendim/kesf-ikeyif.htm">Keşf-iKeyif</a></p>
        <p><center>&copy; %FIRST Yüreklikatır - visit the <a href="http://www.yazartikanmasi.com">author</a> for more great content.</center></p>      ]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/ogrendim/kesf-ikeyif.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yollardan Geçerken Duyulan Bir Zenci Müziği</title>
		<link>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/yollardan-gecerken-duyulan-bir-zenci-muzigi.htm</link>
		<comments>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/yollardan-gecerken-duyulan-bir-zenci-muzigi.htm#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 07 Jan 2010 02:18:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cyrettin Yüreklikatır</dc:creator>
				<category><![CDATA[alıştıM]]></category>
		<category><![CDATA[anladıM]]></category>
		<category><![CDATA[denediM]]></category>
		<category><![CDATA[dinlediM]]></category>
		<category><![CDATA[duyduM]]></category>
		<category><![CDATA[düşündüM]]></category>
		<category><![CDATA[gördüM]]></category>
		<category><![CDATA[güldüM]]></category>
		<category><![CDATA[hatırladıM]]></category>
		<category><![CDATA[oyalandıM]]></category>
		<category><![CDATA[sevdiM]]></category>
		<category><![CDATA[süzdüM]]></category>
		<category><![CDATA[tiksindiM]]></category>
		<category><![CDATA[öğrendiM]]></category>
		<category><![CDATA[şaştıM]]></category>
		<category><![CDATA[b]]></category>
		<category><![CDATA[beğendim]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[çok]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[döndüm]]></category>
		<category><![CDATA[evime]]></category>
		<category><![CDATA[giderken]]></category>
		<category><![CDATA[ir]]></category>
		<category><![CDATA[kafayı]]></category>
		<category><![CDATA[keşfe]]></category>
		<category><![CDATA[kürtçe]]></category>
		<category><![CDATA[minibüste]]></category>
		<category><![CDATA[şarkı]]></category>
		<category><![CDATA[sonra]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[uzaklaştım]]></category>
		<category><![CDATA[üzerine]]></category>
		<category><![CDATA[ve]]></category>
		<category><![CDATA[yakınlaştım]]></category>
		<category><![CDATA[yazıp]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazartikanmasi.com/?p=476</guid>
		<description><![CDATA[Son zamanlarda o kadar kendi içimdeyim ki, dışarıda ne olup bitiyor haberim yok. İşe giderken, işten dönerken, hatta iş yerindeyken de etrafta olan biten hiçbir şeyi görmüyorum desem yeridir. Üstelik benim kadar detay kovalayan, watcher etiketli bir insan böyle kapatsın herşeye gözünü; olacak şey değil&#8230; Bu içte kalmanın sebebi aslında biraz kafa dinlemekti. Malumunuz, kozmopolit insanı [...]<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/yollardan-gecerken-duyulan-bir-zenci-muzigi.htm">Yollardan Geçerken Duyulan Bir Zenci Müziği</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/11/br0125bs.jpg"  rel="lightbox-476"><img class="alignright size-full wp-image-619" style="margin: 3px 4px; border: black 3px solid;" title="•School Dilemma: Charlotte, N.C. (1957)" src="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/11/br0125bs.jpg" alt="•School Dilemma: Charlotte, N.C. (1957)" width="253" height="299" /></a>Son zamanlarda o kadar kendi içimdeyim ki, dışarıda ne olup bitiyor haberim yok. İşe giderken, işten dönerken, hatta iş yerindeyken de etrafta olan biten hiçbir şeyi görmüyorum desem yeridir. Üstelik benim kadar detay kovalayan, watcher etiketli bir insan böyle kapatsın herşeye gözünü; olacak şey değil&#8230; Bu içte kalmanın sebebi aslında biraz kafa dinlemekti. Malumunuz, kozmopolit insanı kafa dinlemeye pek zaman bulamıyor. Her taraftan paldır yardır bilgiler, kaynak bağımsız günde 50 kere değişen gündem (birkaç farklı kaynağı takip ediyorsan daha beter), dev ekranlar, monitörler; yaptığınız sohbeti, deneyimlediğiniz anı yok etmek istercesine dışarıdan gelen gürültüler; herbiri bambaşka şeylerden bahseden, farklı hassasiyetlere, ideolojilere, ideal kurgulara sahip, farklı dertlerini ya da mutluluklarını paylaşmak isteyen insanlar falan&#8230; e herkes de anlatmak istiyor tabii, hangi birini dinleyeceksin, yoruyor bir yerden sonra. Bu curcunaya kapılıp gitmektense, biraz kendimi dinleyesim, acaba o ne yapıyor, ne arıyor diye seyre dalasım vardı&#8230;</p>
<p><span id="more-476"></span></p>
<p>Tüm bu hengame içinde, ben, psikolog karşısında kendimi dinlemeye başlamadan evvel son çare olarak kendimi dinlemeye nasıl vakit bulacağımı ararken, telefonuma bir güzel kulaklık aldım, başladım yolda serde, iş yerinde vesaire müzik dinlemeye. Sonra dedim ki, &#8220;<em>öyle saldın gidiyon emme memlekette neler oluyor acaba bro?</em>&#8220;. Bıraktım MP3&#8242;leri sardım radyolara. Herbiri başka dertte&#8230; Açık Radyo &#8220;dünya yokoluyor&#8221;u anlatırken, insanları bilinçlendirici ama daimi aynı yerden muhaliflik yapan yayınlarına devam ediyor, bir şekilde beni de etkiliyordu. Başka bir radyo açıyorum, tek dertleri &#8220;<em>maçlar n&#8217;olacak&#8230;</em>&#8221; herkes maaşallah simon kuper havasında, yorumculara bakıyorsun, sanırsın futbol kritiği yapan bir kendileri var dünyada&#8230; Başka bi kanalda kendilerini acayip komik sanan bir grup insan, kendi aralarında eğleniyorlar, beni güldürmese de, &#8220;<em>haa</em>&#8221; dedim &#8220;<em>bunlar da ayrı bi bkm mutfak kafası.&#8221; </em>Bir süre sonra baktım ki amaç kendimi dinlemekken, belli amaçlarla, belli belirsiz bir şeyleri anlatmak için &#8220;yayın&#8221; yapan vericiler arasında dolaşıp duruyorum. Benim gibi birileri var, o an o radyoyu dinleyen, arayıp konuşan, &#8220;<em>seviyorum anlar mısınız, istiyorum çalar mısınız?</em>&#8221; falan diyenler mesela, acayip. Elbette dinleyip işine gücüne devam eden de var aynı şekilde, tabii onlar da radyoda dinledikleri şeyleri anlatmak gereği duyuyorlar.</p>
<p>O sıralarda <strong>Lost</strong>&#8216;taki French Chick&#8217;in yaptığı radyo yayınını yakalayan kadro aklıma geldi. Bazıları çok takıldı bu yayına, peşinden koştu, bazısı sklemedi kendi &#8216;dalga&#8217;sına baktı. Ben hangilerindendim acaba?</p>
<p>Yapım gereği duyduğu, gördüğü, izlediği herşey üzerinde ister istemez düşünen bir insanım. Dolayısıyla kendimi hepsi üzerinde düşünüyor buldum&#8230; Açık Radyo&#8217;nun &#8220;<em>dengesiz bu ülke, bu millet ayarsız</em>&#8221; söylemlerini dert edinip, neyin nasıl olması gerektiğine dair fikirler yürütürken, futbol konuşan radyocuları dinledikten sonra etraftaki kimi insanlarla &#8220;<em>Dinledin di mi hoca, öyle diyor ama aslında Elano&#8217;yu yanlış pozisyonda oynatıyor, o yüzden&#8230;</em>&#8221; diye ahkâm kesme turlarında dolanıyordum. Bir süre sonra anladım ki, dinlemek üzerine bir seçim yapmış olsam bile, onların benim için seçtiklerini dinliyorum. Kendimi değil. İşin kötüsü, bir de edepsizce, onlardan dinlediğimi, bunlara anlatıyorum aynen şimdi olduğu gibi.</p>
<p>Uzun zaman kendini dışarıdan soyutlayınca ve radyo olsun, televizyon ya da sinema olsun, seçtiğin &#8220;yayın&#8221;larla sınırlandırınca dünyanı, dışarıdaki hayat, koşuşturma, belli belirsiz dertler, sıradan olaylar hep birden anlamsız gelmeye başlıyor. Sen başka bir ilgiler/bilgiler dünyasında geziniyorsun, başkaları daha başka mevzuların defterini tutuyor&#8230; Bu yüzden de senin ilgin dışındaki mecraları seyreden herşeye karşı duyarlılığını sıfır noktasına yaklaştırarak kendini yalıtıp, koruyorsun. İlgini çekmeyen bir şey varsa konuşulan &#8220;<em>Haaa. evet, yine şahit oldukları bir yayından (internet, tv, radyo, gazete, twitır, sözlük, vs&#8230;) bahsediyorlar. sigiym, boşver&#8230;</em>&#8221; deyip kendi yolunu tutuyorsun.</p>
<p>Herneyse, o dinleme aralıklarında fark ettim ki, işten eve dönerken radyoda o an kulak kesilmemi gerektiren bir sohbet varsa etrafta gördüğüm üstü başı yırtılmış bir insana &#8220;<em>yazık ula</em>&#8220;, sahibinin gezdirdiği hiperaktif bir köpeğe &#8220;<em>bak şunun şirinliğine hahaha</em>&#8220;, ayak üstü alışveriş yaptığım bakkala &#8220;<em>bunun işi de akşama kadar gelene sarma, gidene dolma, kuru muhabbet</em>&#8221; deyip devam ediyorum. Yani hissettiğim hiçbir şeyde 1 dakikadan fazla durmuyor, etraftaki hiçbir şeyi, o anda asıl olarak hayatla bağım olarak tanımladığım yayının kendisinden fazla önemsemiyor ve tekrar yayının kendisine dönüyordum. Çalan müziğe göre kimi zaman yürürken geçtiğim yollar &#8220;<em>evet ya, dünya böyle akıp giden bi yer, bak ben de aradan süzülüyorum</em>&#8221; dercesine keyifli, kimi zaman &#8220;<em>şu hayata bak, kirlilik, zehir, insanlar anlamsız anlamsız dolaşıyorlar, hepsi zombi, ben de soundtrack&#8217;ımı koymuş keyifle evime gidiyorum, ne mutlu bana</em>&#8221; diyecek kadar memnun edici, kimi zaman da canımı acıtacak kadar karamsar gelebiliyordu. Bir şeyler hissettiğim doğruydu ama hangi hissi ne kadar? Acaba &#8220;<em>yazık</em>&#8221; deyip geçtiğim bir insanı görünce yapmam gereken bu muydu? Sevimli köpeği eğilip sevsem olur muydu? Bakkalın yerine kendimi koymaktansa gülümsemesine karşılık versem, <em>&#8220;nassın amıca?&#8221;</em> diye sorsam daha iyi değil miydi? Şimdi öyle gibi geliyor. İçerisinde insan etkeni olan davranışların tepkileri her zaman planlandıkları gibi olmazlar. &#8220;Yazık&#8221; diye üzüldüğüm insana yemek ısmarlamaya kalksam dolandırıcı çıkabilir, eğilip köpeği sevsem sahibi emekli teyze &#8220;<em>gelirken gördüm taşşaklarını düzelttin, o pis ellerini çek köpeğimden</em>&#8221; diye çıngar çıkarabilir, bakkala nasılsın diye sorsam can sıkıntısından anlatmaya başlayıp kâr marjlarına girebilir ve beni programı dinlemekten alıkoyabilir. Daha birçok şey olabilir, zira bilindiği gibi insanda herşey mümkündür.</p>
<p>Çok şükür tam da o sıralarda kulaklığım bozuldu. Gürültünün tam ortasına tekrardan düştüm. Bu kadar uzun süre ya da en azından yukarıdaki paragraflar kadar kendi içinde yaşarsan, gerçekte varolan, görmediğin, duymadığın, umursamadığın dolayısıyla doğru düzgün hissedemediğin herşey seni dengeni bozacak kadar sarsabiliyormuş. Kulaklıkla ses sonda dolaşırken hiç sallamadığım araba kornaları, motor sesleri, duymadığım, görmezden geldiğim, insanlar, insanlar arası anlaşmazlıklar, yüzler, mimikler, ifadeler o kadar net ve dibimdeydi ki, benim dışımda hayatta-her gün gidip geldiğim yolda bunların yaşandığına alışmam acayip zor oldu.</p>
<p>O sıralarda bünyedeki hissiyatın üstüne Tim Robbins&#8217;in oynadığı <a href="http://www.apple.com/trailers/thinkfilm/noise/" target="_blank">Noise</a> filmini de keşfedince, gürültü tahammülsüzlüğümü ve bizzat kendimde de hissettiğim &#8220;ben! umursamazlığı&#8221;nı şiddet ile dışarıya vursam mı vurmasam mı diye kendimi cıncıklamaya başladım. Bir minibüs şoförüne &#8220;<em>doğru kullan lan arabayı artislik yapma</em>&#8221; diyerek ayar çekmeye kalkışmam da o zamana rastlar. Allahtan adam mantıklı çıktı, alttan aldı, konu uzamadı. Bir süre sonra fark ettim ki etrafa, &#8220;<em>adaletsiz, haysiyetsiz, cins bir hadise vuku bulsa da, direkt dalsam birine ense kökünden</em>&#8221; niyetiyle bakıyorum&#8230; Yani düpedüz kaşınıyorum&#8230;</p>
<p>Evet, ben belki kaşınıyordum, belki dayanamaz; fazladan hisseder olmuştum ama diğer taraftan onlar da hiçbir şeyi umursamıyorlardı ki kardeşim. Okuduğum ve dinlediğim ve izlediğim kadarıyla dünya yok olurken, devir değişirken, dünyada her gün birbirinden acayip olaylar yaşanırken, Türkiye&#8217;deki kaos, diktatorlük, sorunlar, empatisizlik, adaletsizlik, eşitsizlik, dayatmacılık bu kadar rahatsız ediciyken, dünyada ekonomi yeniden şekillenirken, insanlar delicesine intihar ederken, lise çağındaki çocuklar kafa keserken, pompalı silahla okula dalıp arkadaşlarını öldürürken, kıtalar yeniden şekillenirken, bir sürü canlı türü yok olurken ve en kötüsü herbirimiz layık görüldüğümüz; yetinmekle sevinmeye alıştırıldığımız, hakkımız olan şeylerin göstermelik, taviz gibi sunulmasıyla neredeyse mutlu olmaya çalıştığımız halde etraftaki tüm bu insanların neden halen hiçbir şey garip değilmiş gibi davrandıklarını anlayamıyordum. herkes yüzünde/ifadesizliğinde, bir günde ve etrafında insanlarla yaşıyor olmanın yorgunlukla karışık nefretini  taşırken tüm bunları değiştirmek adına bir ekstradan bir mimik bile kullanmayacak kadar hımbıl, duyarsız, ve tahammülsüz görünüyordu gözüme. kimilerinin &#8220;<em>ya bu hummer&#8217;ın yenisi var ya yola sığmıyor</em>&#8221; çimdiklemesi üzerine bir minibüs yolculuğu boyunca konuşmaları, halen &#8220;<em>omo&#8217;nun yeni reklamı güzel olmuş</em>&#8221; üzerinden sohbet işletebilmeleri de bir süre bana kabul edilebilir gelmedi. benim sırf şahsi seçimlerle biçimlendirip içine saklandığım dünyaya yabancı olan tüm bu gündelik sıradan olaylar, yüzler, tavırlar, haller ve insanlar bana yabancıydı. ben, moebius halkasının altyüzünde takılmış, asıl günün gördüğü üst yüzeyde ne olup bittiğinden habersiz ve durduk yere, kendimi tekrar içerisinde bulduğum dışarıya tahammülsüz; kanıksadığım şeylere yabancı herşeyden işkillenen bir yabancı korkusuyla moebius döngüsüne devam edip edemeyeceğim konusunda hiçbir fikrim olmadığı halde dımdızlak ortada kalmıştım.</p>
<p>Bunun üzerine gidip bir kulaklık almaktansa, insanların içinde yine observer moduna dönmeye karar verdim. İzleyecektim. Neler konuşuyorlar, neleri dert ediyorlar, nelerden medet umuyorlar, neyi takip ediyor, ne dinliyorlar&#8230;  Böylece ben de herkes gibi olabilecek, herkes gibi dertleri olan bir insana dönüşebilecek, dolayısıyla herkesin içinde yaşarken rahat bir hayat sürebilecektim. çünkü herkes, o kadar zattirizot mevzulara takılıyordu ki, etrafta bunca dert, keder, acı, gariplik vs. varken bu derece umursamaz ve hımbıl olmayı özler olmuştum. bir ulvi rahatlık gibi geliyordu bana, halen bir reklamı, bir klibi, bir maçı konuşabilen insanların boşvermişliği.. Bir süre bu tiyatroyu oynadım. Ama bildiğim gerçekleri unutamıyor olmamdan dolayı, herkes gibi davranmaya çalıştığım anlar pek de keyifli geçmiyordu. Zira en dutturikten mevzuda, dalgasına sarmak varken bile ben konuyu &#8220;<em>dünyada aslında neler oluyor?&#8221;</em>a bağlayabiliyordum. Hatta aslında şu cümleye kadar da bunu göstermeye çalıştım&#8230;</p>
<p>Şimdi. Elbette ki şu an değil, bir süredir. Burada, şimdide, bu ülkede, etrafımda bunlar oluyor ve bunlar yaşanıyorken yaşadığımı idrak etmiş durumdayım. Biliyorum ki çok keyif alsam da <em>Californication</em>&#8216;ı ya da <em>The Riches</em>&#8216;ı izlemek sonrası edindiğim bilgi, keyif, mutluluk, eğlence, herkes <em>Kapalı Çarşı</em>, <em>Kurtlar Vadisi</em> izlediği için kimselere bir anlam ifade etmiyor. Ben Ezel ve Canım Ailem izlesem berikiler <em>Ihlamurlar Altında Yaprak Dökümünden Aşk-ı Mevzu</em> havasında. konu, ben yabancı dizi izliyorum konusu değil. Ben <em>Californication</em> izliyorsam öbürü <em>Sopranos</em> izliyor, Ben <em>G.I. Joe</em> izlediysem beriki <em>The Hangover</em>&#8216;a takılmış, bir diğeri önden gidip filmleri sinemaya gelmeden, dayanamamış nasıl ettiyse dizileri televizyonda yayımlanmadan önce izlemiş, kimi daha o bölüme gelmemiş, kimi kendini belgesele vermiş. Kimi hürriyet&#8217;ten takip etmiş haberi, öbürü sözlükten çok daha önce öğrenmişmiş, berikisi ise zaten şu an işi yoğun olduğu için onlara ancak gelecek hafta sonu bakabilecekmişmiş. Lan&#8230; Ben ne kadar şimdide olursam olayım, benim zamanım, zamanı kurgulayışım, yaşayışım, bir başkasının zamanıyla eşlenik değil.</p>
<p>Artık eskisi gibi herkes <strong>He-Man</strong> izleyip sokağa koşup He-Man&#8217;den bahsetmiyor; <strong>Kara Şimşek</strong> ya da <strong>Çalıkuşu</strong> izlemiyor, aynı gazeteyi takip etmiyor, haberi aynı kaynaklardan, aynı haliyle (bir haberin metni gün içinde birkaç kez değişebiliyor) okumuyor, aynı filmleri izlemiyor, benzer müzikleri dinlemiyor, bir şeylerden benzer zaman aralıklarında haberdar olmuyor. Her biri kendi zaman evreninde yaşayan bir sürü insan etrafta, bir yerlerden bir yerlere gidiyor, arada olursa arabanın balatasını yaptırmak, lavabonun sızdıran borurusunu değiştirmek, akan çatıyı onartmak gibi şeyler yapmak için şimdiki zamana dönüyorlar. Ha, bir de herkes evine dönüyor. Evinde, aynı zaman algısıyla yaşayabildiği insanın/ların yanına. Birlikte evde, aynı şeyleri takip edip aynı şeylere kafa yorup, aynı şeylerden bahsedebiliyor, aynı şeylere üzülüp/sevinebiliyorlar. Tabii bir de yalnızlar var; sadece kendilerine dönebilenler&#8230; ki, ara sıra rahatlatıcı, çok zaman hüzünlü olabiliyor onların hali.</p>
<p>Neticede zamanın göreceliliği, herkesin &#8220;önce ben&#8221; olmak üzere maksimumda iki kişilik bir zaman kurgusu yaratması sebebiyle neredeyse bir kaosa dönüşüyor ve aynı anda, aynı ilgi/bilgilerle yaşamayan insanlar artık kendi zaman aralıklarına bölünüyorlar. buna artık miyoz ve mayozdan sonra, nasıl bir bölünme adını koyalar bilmem ama gerçek şu ki, hepimiz ayrı bir zaman algısına bölünüyoruz bir süredir. </p>
<p>Dediğim gibi tüm bunları kulaklarım tıkalıyken düşünüyordum. Oysa şimdi, şimdideyim&#8230; Memlekette demokratik açılım yapmışlar, duysam da üzerinde 5 dakika düşünmedim. Her taksici gibi benim de sorulsa söyleyecek fikrim vardı ama ne takip ettim, ne peşine düştüm.</p>
<p>Fakat bu sabah işe gelirken Türkiye&#8217;de yaşayan kürtlerin Türkiye&#8217;nin zencileri olduğunu bizzat gördüm. Türkiye&#8217;nin kurak yerde yaşayan, dışlanan, hor görülen, ikinci sınıf insan olarak sınıflandırılan, sevilirken acıma hissiyle, gelişmemiş bir çocuğu sever gibi sevilen, üstüne conti cila çekmeyi bilmeyen, dünyayı takip etmeyen, tarlalarda boğuşan, beyaz türk toplumbilimcilerimize göre bilinçsizce üreyip duran, batı kültürü, medeniyet görmemiş güzel konuşma ve yazma, toplum içinde nezakêt gibi kavramları idrak etmemiş oldukları düşünüldüğünden ikinci sınıf insan muamelesi yapılan bu vatandaşları Türkiye&#8217;nin zencileriydi.</p>
<p>Kendi dilleri, kendi müzikleri, kendi kültürleri, el işleri, ilişki kurma biçimleri, dertleri, arayışları vardı bu insanların. Ama bu insanların gelip de aramıza katılacağı, dağdan inip soframıza oturacakları, bizimle aynı iş yerinde, aynı haklarla (bunlara hak denirse) çalışacakları gerçeği henüz kimsenin aklında ucundan bile geçmiyordu. Onlar askerlimizi vuran katillerdi, elleri kanlıydı, her kürt pkk&#8217;lı, her kürt gelişmemiş canlı, her kürt açgözlü, içi düşmanlık hissiyle dolu bir yabancıydı. üstelik biz kendimizi &#8220;modern insan&#8221; olarak tanımlarken, onları tüm kibirimizle sanki bambaşka bir zamandan gelen, aramıza karışmalarından korktuğumuz, az gelişmiş insanlar olarak görmekten de imtina etmiyorduk.</p>
<p>demokratik açılım&#8230; yani, kutuplaştırma. Şimdi etrafta görüyorumki insanlar kürt kökenli vatandaşların kendi aralarına karışmaları olasılığından korkuyorlar. Yabancıdan, onun cesaretinden, onun sürüp giden bu saçmasapan düzende bir şeyleri değiştireceğinden, alışık oldukları kim kime dum duma hayatlarına müdahale edilmesinden, medeniyet diye sarıldıkları sosyal kodların onlar tarafından kavranamayacağından, adını saygı koyup benimsetmeye çalıştıkları o yalan ve bencil hoşgörü taklidini dağdan gelen, doğulu insanların anlayamayacak olmalarından ve aç olmaları, görmemiş olmaları vesaireden dolayı kendilerine saygı duymayacaklarından falan&#8230; Dün Devlet Bahçeli -ki onun konuşmasını neye benzeteceğimi siz daha iyi bilirsiniz- hatta Deniz Baykal bile &#8220;<em>Terörizmle mücadele terörizmle müzakereye dönüşmüştür</em>&#8221; diye konuşurlarken hiç utanmadan <em>uzlaşmama</em>yı bir çözüm onarak önerdiler. İnsanların laflarını dinlediği bu liderler topluma doğulu düşmanlığı aşıladıklarının bilincinde olarak ve daha kötüsü bunu hiç mi hiç umursamadan saçma sapan yargılarda bulundular. Sonuçta işte bu insanların kurduğu, anlattığı, varsaydığı düzene alışmış insanlar da dağdan inecek insanlardan, kürtçe&#8217;den, doğulu bir insanın görünüşünden korkacak, onları yabancılayacak ve paraları varsa aşağılayacaklar.</p>
<p>Şimdide bu ülkede bunu gördüm. Canım sıkıldı. Yine de artık silahsız, toprak kavgası yapmadan müzakereyi zorlamalarını umduğum Türkiye&#8217;nin zencilerinden umutluyum. Tüm Türkiye evvela insan olduklarını, hangi şartlarda yaşadıklarını, yaşamaya zorlandıklarını, nasıl bir kültürleri olduğunu, neleri dert ettiklerini gösterebileceklerini umuyorum. Fakat Amerika&#8217;daki zencilerin mücadelesini bilen biri bunun da zor olmayacağını bilir. Amerika&#8217;da kimi beyazlar, sarılar, morlar, düşünenler, üretenler, söyleyenler, toplum önünde konuşabilenler, insanları etkileme gücü olanlar destek olmasa, bütün zenciler insan olduklarını söylemeye çalışan diğer insanlarla bir hareket etmese, artık yapılan o saçmalıkların, deri renginden, doğum yerinden dolayı insan asmanın, yargılamanın, horlamanın artık &#8220;bu zaman&#8221;a ait olmadığını bas bas bağırmasalar, bugün Amerika&#8217;da barıştan bahseden bir siyahi başkan görmemiz mümkün değildi. (<em>tırışkadan tümevarım</em>)</p>
<p>İşin bir de arabesk tarafı var elbette. O da Amerika&#8217;daki fakir zencilerin halen beyaz olan diğerlerine &#8220;<em>sizin yüzünüzden, ne bakıyon pis beyaz, zenciyiz diye aşağılıyon di mi?</em>&#8221; edebiyatı yapmaları. Türkiye&#8217;nin zencileri bu kozu, &#8220;<em>bize bunları yaptınız, bizi böyle yargıladınız, böyle işkence ettiniz</em>&#8221; söylemleri üzerinden uzun süre devam ettireceklerdir. Ettirmeliler de. Herşey, yapılanlar, adaletsizlikler herkes tarafından bilinmeli. Ama yeni nesiller artık ayrımcılık dürtüsüyle, &#8220;<em>biz ve onlar</em>&#8221; diye, &#8220;<em>sen kürtsün o türk, siz başkasınız</em>&#8221; öğütleriyle yetiştirilmemeli. Maalesef kendini medeni sanan İstanbul&#8217;da yaşayan türk&#8217;ler her ne kadar metropol olduğu söylense de, Türkiye&#8217;nin medeni yaşayışının aynası gibi görünse de, türk insanının aristokratlığa düşkünlüğü nedeniyle son derece ırkçı, kendini beğenmiş, ukala bir topluluk. Herkes daha zengin, daha cicili bicili, daha elit olmak istiyor ya da kendini öyle sanıyor. cadde sarışını gibi yapay duran bu elitist tavırlar, bu pragmatik yalakalık yüzünden de, dış görünümünde kibarlık, zenginlik, nezâket bulamadıkları insanları dışlıyor, onlarla dalga geçiyor, insan yerine koymuyorlar.</p>
<p>İsterseniz Tahtakale&#8217;deki kürt esnaflara, oradan alışveriş yapan ve beyaz türk olma hayaliyle yaşayan diğerlerinin  nasıl davrandıklarını bir inceleyin. &#8220;insan nedir?&#8221; diye şaşar kalırsınız. Biliyorum ki bu bir günde çözülecek bir sorun değil. Bir zamanlar kendisini kardeşliğin, sosyalizmin, net ifadesiyle olmasa da tarzıyla sol görüşün temsilcisi olarak lanse etmiş, akıllara ilerici, cesur, ezilenlerin sözcüsü,  olarak yerleşmiş Leman dergisini hatırlamanızı öneririm. 80&#8242;li yıllarda, İstanbul&#8217;un çok göç aldığı zamanlarda dilimize kro, zonta gibi kelimeleri sokan, doğulu insanları yaratık gibi karikatürize eden, onları aşağılayan ve onların hep küfürlü konuştuğu algısını yaratan Leman dergisiydi işte. onlar hep tecavüz ederlerdi falan. Bir yel eserdi savunurlardı bir şeyi ama neyi, neden ve nereye kadar savunacaklarını bilemeyecek kadar duyarsız, ayarsız bir kültürün mimarıydı Leman ki zaten o kültür de, düşmanlıktır.</p>
<p>Şahsen arada bir kafamdan, kendimizi varsaymak için kurduğumuz rafine, korunaklı hücreden, son derece kişiye öz an algısından çıkıp, şimdi&#8217;den uzaklaşıp geçmişe bakmayı seviyorum. Arada topladığım herşeyle, her bilgiyle, geçmişi yeniden anlamak, o andan sonrasını farklı algılamayabilmem ya da en azından saatleri ayarlama enstitüsü&#8217;nün artık yapamadığını yapabilmem açısından faydalı oluyor. fakat biliyorum ki, sen, barda&#8217;daki gençler misali <em>TGG</em> derdine düşmüşken birden bir dış etken gelir, her şeyi darmadağın eder, çük gibi kalırsın hayatın karşısında; olur, hayat oldurmuştur, vazgeçmeye sebep değil.</p>
<p>Herneyse, adet olduğu üzere her yazının giriş gelişme ve sonuç bölümleri olmalı. Yukarıdaki tüm metin için giriş/gelişme/sonuç kaygısı taşımadım. Kimsenin de yazarken bu formel disiplin kaygısını taşımasını istemem.</p>
<p>Son derece kişisel blog deneyinde, önceden de olduğu gibi, şu akıntıyı &#8220;t<em>üm bu yazdıklarımdan ne anladım, şimdi ne yapacağım?</em>&#8221; sorusunu kendime sorarak bitirmek isterim.</p>
<p>Bir süre kulaklık almayacağım. <span style="color: #000080;">(2 hafta sonra edit: <em>Kris&#8217;cim aldığın efsane kulaklık için çok çok teşekkür ederim, evet, planladığın gibi olmaz hiçbir şey :</em></span>)</p>
<p>Çünkü bu sabah minibüse bindiğimde şahane bir Kürtçe şarkı çalıyordu. Minibüsteki tek yolcu bendim, ses rahatsız edici olabilecek düzeyde açıktı, ama 15 saniye sabrederek dinledim ve şarkıyı çok sevdim. Şarkıyı dinlerken &#8220;<em>Acaba şimdi bir emekli subay ya da daha beteri emekli subay eşi minibüse binse ne olur?</em>&#8221; diye düşündüm. Muhtemelen gerginlik olurdu. Birileri binmeden şarkıyı kimin söylediğini öğrenmeliydim. Ama şarkı da güzeldi ve dinleyesim vardı. Şarkının ara solosu girince şoföre sordum:</p>
<p>- Kim bu çalan?<br />
- Rorşahn<br />
- Kim usta?<br />
- Roşayn&#8230;<br />
- Rojarn mı?<br />
- Rojaeyan&#8230;<br />
- Haa. Tamam. Çok güzel şarkı ha!<br />
- Valla yeni albüm çok güzel abi.<br />
- Gitarlar süper olmuş.</p>
<p>Sesi açtı. &#8220;<em>Eyvallah</em>&#8221; dedim. Arkama yaslanıp boş minibüste yola devam edip şarkıyı dinliyordum. Şoför de sanırım şarkıyı dinlemek istiyordu ki, birkaç durakta durmadan geçti. o ara gördüm ki, bir zamanlar minibüslerin içini dolduran orhan/ferdi/müslüm arabeski yerini kürtçe şarkılara bırakmıştı. o zamanlar isteseniz de istemeseniz de, şoför hangi moddaysa, ona uygun bir dj&#8217;lik yapar, en neşeli halinizde, en cabbar arabeskle bayıltırdı yol boyu. seven de, sevmeyen de bunu dinlemeye mecbur kalırdı. şimdi o hükümdarlık ve o müzikler bitti. artık kimseye hitap etmiyor orhan, ferdi vesaire. belki biraz nostaljik tat niyetine arada bir atılıyorlar mideye o kadar. fakat artık, kendi dinlediği müziği duyurmak isteyen, kendi duygusunu, bağıran şarkıcılara eşlik ederek göstermek isteyen ve güne bu şarkılarla katlanmak isteyen hakir görebileceğimiz yeni &#8220;alt-insan&#8221;larımız var. türkiye&#8217;nin zencilerini kürtçe şarkılar dinlerken gördükçe, &#8220;<em>oh be onlar gibi değilim linkin park dinliyorum</em>&#8220;,&#8221;<em>kızım çok şükür yabancı müzik seviyor</em>&#8221; gibi düşüncelerle mastürbasyon yapabiliriz. kendi bomboş suratlarımızı aynada hasetle seyredip, onların yaban duruşlarını, para verdikçe onlara hükmetme gücünü kendimizde buluşumuza aşık olarak horlayabiliriz hem de&#8230;</p>
<p>Şoför ikinci şarkıda durdu ve bir yolcu aldı. Bir teyze&#8230; Daha kıçını koyar koymaz -ki zaten bilirsiniz teyzeler minibüse önce ayaklarıyla değil kıçlarıyla binip, kıçlarını su aramaya yarayan ağaç dalları gibi kullanarak sığdırabilecekleri uygun bir yer aranırlar- &#8220;<em>müziği biraz kısar mısınız?</em>&#8221; dedi. Şoför bana baktı, &#8220;<em>Eee, işte&#8230;&#8221;</em> dercesine bir mimik yaptı ve &#8220;<em>Tabii hanımefendi</em>&#8221; deyip kıstı sesi. İkinci şarkı ilki kadar güzel olmasa da nakaratı acayip sempatik geldi bana. &#8220;<em>MıymıyDıydıyFıydıy Zindane&#8230;</em>&#8221; Şarkıyı söylenin ne dediğini bilmiyordum, o sesleri çıkarmam da bir hayli zordu ama içimden nakarat geldikçe tekrarlamayı denedim. Bir sonraki durakta birkaç kişi birden bindi. Binenlerden biri &#8220;<em>Kıssana şunun sesini biraz&#8230;</em>&#8221; dedi. Şoför biraz daha kıstı. Sonra şoför kırmızı ışıkta durdu ve yandaki minibüse kürtçe seslenerek bir şeyler anlattı. Anladığım kadarıyla şoförün yanında oturan adamın kendi arabasına geçmesini istiyordu. Anlayamadığım birkaç kelimeden sonra diğer minibüsteki adam indi ve bizim minibüste şoförün yanına oturdu. Kürtçe bir şeyler konuştular. Arada &#8220;<em>yolci&#8230;</em>&#8221; ve müzik benzeri bir kelime seçebildim. Sonra şoför sesi biraz açtı. Yanındaki arkadaşı kıstı, o açtı, diğeri kıstı. Şoför olan sesini yükselterek kürtçe bir şeyler söyledi. &#8220;açarım kardeşim sesi kimse karışamaz&#8221; der gibi, yeni binen arkadaş, müziği kıstıran adama sert bir bakış attı, ardından kürtçe bir şeyler söyledi ve sesi kıstı. İnerken &#8220;<em>Köşede ineyim</em>&#8221; dedim her zaman ki gibi, &#8220;<em>Tabii abi</em>&#8221; dedi şoför. &#8220;<em>Haydi kolay gelsin</em>&#8221; diye seslendim, &#8220;<em>Sağol abi iyi günler</em>&#8221; dedi şoför. işe gidene kadar, duyduğum o kürtçe şarkı çaldı kafamda tekrar tekrar. keşke söyleyenin kim olduğunu anlayabilseydim.</p>
<p>Şarkı bu değildi ama saatlerce aradıktan sonra ses ve müzik olarak benzeyen bir tek bunu bulabildim:<br />
<a href="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/_mp3/Rojda-Le_Buke.mp3">Rojda &#8211; Le Burke</a></p>
<p>tüm bunlardan sonra, bir kısa dalga internet yayınında (blog) bunlardan bahsediyor olmanın ironik açmazında sürüklenirken, beni memnun eden ve aslında şu anda tutan şey ne bu blog&#8217;u yazıyor olmak, ne de herhangi bir teselli. sadece, o gün, o minibüste olmak ve o şarkıyı tam da duymam gereken yerde, çok şükür kulağımda kulaklık yokken dinlemiş olmak. &#8220;oradaydım&#8221; der ve bir rahatlık ya da bir üzüntü hisseder ya insanlar, işte öyle bir şey&#8230;</p>
<p>21.11.09</p>
<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/yollardan-gecerken-duyulan-bir-zenci-muzigi.htm">Yollardan Geçerken Duyulan Bir Zenci Müziği</a></p>
        <p><center>&copy; %FIRST Yüreklikatır - visit the <a href="http://www.yazartikanmasi.com">author</a> for more great content.</center></p>      ]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/yollardan-gecerken-duyulan-bir-zenci-muzigi.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
<enclosure url="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/_mp3/Rojda-Le_Buke.mp3" length="3780824" type="audio/mpeg" />
		</item>
		<item>
		<title>Persil Adamın Yıldıran Elleri</title>
		<link>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/persil-adamin-yildiran-elleri.htm</link>
		<comments>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/persil-adamin-yildiran-elleri.htm#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 Dec 2009 00:04:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cyrettin Yüreklikatır</dc:creator>
				<category><![CDATA[anladıM]]></category>
		<category><![CDATA[gördüM]]></category>
		<category><![CDATA[güldüM]]></category>
		<category><![CDATA[şaştıM]]></category>
		<category><![CDATA[adam]]></category>
		<category><![CDATA[ara]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[daha]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[hi]]></category>
		<category><![CDATA[hikayesi]]></category>
		<category><![CDATA[ka]]></category>
		<category><![CDATA[larca]]></category>
		<category><![CDATA[milyon]]></category>
		<category><![CDATA[n]]></category>
		<category><![CDATA[nuz]]></category>
		<category><![CDATA[okudu]]></category>
		<category><![CDATA[persil]]></category>
		<category><![CDATA[persil adam]]></category>
		<category><![CDATA[sı]]></category>
		<category><![CDATA[sini]]></category>
		<category><![CDATA[ye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazartikanmasi.com/?p=547</guid>
		<description><![CDATA[Tarihin gizemli sayfalarında, çamaşır selelerinden mutfağa, evden eve renkten renge bir kahraman dolaşırdı. Persil Adam derler bu yiğidi televizyonda ne zaman görsem ışıl ışıl ve hepten zıpır görünüşüne tilt olur, &#8220;aman üstüme başıma yemek dökmeyeyim, kıçımdaki sivilceleri kaşıyıp patlatmayayım da  donum kan olmasın; maazallah güçlü bir lekeye sebebiyet vermeyeyim; bu herif de taytını giyip apartmanda [...]<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/persil-adamin-yildiran-elleri.htm">Persil Adamın Yıldıran Elleri</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/12/LPIC1159.jpg"  rel="lightbox-547"><img class="alignright size-full wp-image-548" style="margin: 4px; border: black 4px solid;" title="LPIC1159" src="http://www.yazartikanmasi.com/wp-content/uploads/2009/12/LPIC1159.jpg" alt="LPIC1159" width="247" height="289" /></a>Tarihin gizemli sayfalarında, çamaşır selelerinden mutfağa, evden eve renkten renge bir kahraman dolaşırdı. <strong>Persil Adam</strong> derler bu yiğidi televizyonda ne zaman görsem ışıl ışıl ve hepten zıpır görünüşüne tilt olur, &#8220;aman üstüme başıma yemek dökmeyeyim, kıçımdaki sivilceleri kaşıyıp patlatmayayım da  donum kan olmasın; maazallah güçlü bir lekeye sebebiyet vermeyeyim; bu herif de taytını giyip apartmanda dolaşmasın, üst kattaki alamancı sevgilimi ürkütmesin yakışıksız tavırlarıyla&#8221; diyerekten işkillenirdim.  17 yaşında mıydım, kızın umrunda mıydım, sf2 çıkmış mıydı hatırlamıyorum. muhtemelen çıkmamıştı zira o çıkmış olsa bunlara kafa yormaz, direkt M. Bison&#8217;u nasıl alt edeceğimi düşünüyor olurdum.<br />
<span id="more-547"></span></p>
<p>yıllarca persil adamın o yeşil elbisesinden, sorgusuz sualsiz bardak çanak, atlet sütyen demeden herşeye soktuğu ellerinden nefret ettim. &#8220;birader dışarıdan gelmişsin, elin temiz mi, temizlik simgesisin ama tuvaletten mi çıktın nerden bileceğiz? belki az sonra o aileyle sofraya oturacaksın, elini yıkamaz mısın sen hiç?&#8221; diye heyheylenip &#8221;<em>bi elime geçirirsem direkt o persilin içine sokacam bunun ellerini</em>&#8221; diye az yemin etmedim.</p>
<p>zamanla persil adam unuttuldu. persil&#8217;i de raflarda göremez oldum. bir zamanlar evimizin her bir yerini, -<em>nedendir bilinmez ama belki anne baba persil adamı pek sempatik bulduklarından alıyorlardı persil&#8217;i</em>- başarısız bir kimya deneyi sonrasının ortamına çeviren o bayıltıcı kokusu da ortalıkta yoktu.  persil adam&#8217;ı tamamen unutmuş ve rahatlamıştım; taa ki bu öğlene kadar.</p>
<p>artık isyanın dozunu ne kadar kaçırmışsam, yapısı gereği rövaşata yapmamı imkânsız kılan bedenime bile isyan ederek yaptığım (<em>bakın, yeltendiğim demiyorum, yaptım</em>) çok klas bir hareket (<em>bakın, rövaşata demiyorum</em>) sonrası ön çapraz bağı elime almıştım. ağrılar artınca bu öğlen doktordan randevu aldım. hunca asosyallik varken bünyede tabii hastane ortamındaki o yavan kumkuma beni daha randevuyu almadan evvel huylandırıyordu. böyle huylandım mıydı mutlaka başıma bir iş gelir. ben de bu yüzden fena huylanırım; aynen döngü devam eder&#8230; neyse aldım randevuyu.</p>
<p>sabahtan beri ağrıya kafam takılmasın da çifter çifter bağladığım sigara ellerimi kokutmuştur diye de gittim tuvalete, maksat ellerimi yıkayacağım koku kaybolacak. su buz gibi, bastım sıvı sabuna, yıkıyorum ama bir türlü elimin kayganlığı gitmiyor. &#8220;<em>n&#8217;oluyor lan acaba?</em>&#8221; derken bi daha sıktım sabunu, bir güzel ova ova, haşır haşır yıkadım elleri kayganlıktan kurtuldum. istemesem de adetim olduğu üzere, randevuya geç kala kala bindim bir taksiye gidiyorum.</p>
<p>5-10 metre gittik taksinin içini bir koku sardı. &#8220;<em>lan</em>&#8221; diyorum, &#8220;<em>bu koku, bu yeşil güç hissi</em>&#8220;, hasktir &#8220;<em>persil adam lan bu.</em>&#8221; tam taksiciden &#8220;<em>sonunda seni buldum persil adam</em>&#8221; deyip imza isteyecektim ki, ellerimi kokladım gayri ihtiyari. evet, persil adam bendim.</p>
<p>taksinin içi leş gibi persil kokuyordu. adam dışarısı kış kıyamet olmasına rağmen burnunu penceren çıkarmış, dışarıyı soluyordu. ve ben, giderek artan bu baskın persil kokusunun içinde boğuluyordum. ilk başta kokunun kaynağını <em>&#8220;bir yere dokundum herhalde, benden önceki yolcu bi yere dökmüş olabilir</em>&#8221; gibi saftorik olasılıklara yorsam da, indiğim anda bizim leyla ablanın sıvı sabun bitince yerine bu tarihi kokuyu yeniden doğuran çamaşır sulu bir şey doldurmuş olduğunu zor bela idrak ettim.</p>
<p>randevuya geç kalmıştım. mis gibi, çepeçevre persil kokuyordum ve hastaneye girmek zorundaydım. asansörde ellerimi neden hep cebimde tuttuğumu düşünürken, burnumun ucundan sinsice geçen persil kokusuyla yeniden ayıldım. &#8220;<em>madem persil kokuyorum&#8230;</em>&#8220; aydınlanmasıyla  muayenehaneyi de ığıl ığıl kokuturken, temizlik işçisi rolüyle doktordan üç günlük raporu koparmam zor olmadı. dizlerim harbiden tutmuyordu, ağrıya dayanamıyordum üstelik ellerimin kokusundan zehirlenmiştim, başım ağrıyordu.</p>
<p>raporu imzalatırken bekleme salonunu da bir güzel persil esintisiyle donattıktan sonra zor bela bir taksi buldum. eve kaçmak istiyordum ama şoför bir türlü yola bakmıyordu. ellerim, bir taksiciyi daha ürkütmüştü. bilmiyorum, belki benden sonra taksiye binen bir teyze, &#8220;<em>oğlum bu ne temiz taksi</em>&#8221; diye muhabbet açacaktı, ama ben dayanamıyordum.</p>
<p>bir persil adam olarak, eve daha 500 metre varken hışımla kendimi taksiden indirttim. dia&#8217;dan okyanus kokulu bir oda spreyi alıp süratle eve geldim. okyanus&#8217;ta boğdum persil adam&#8217;ı bir güzel. sonra kekikli sabun vasıtasıyla ellerimi dağ kokusuyla buluşturup okyanusu anca rahatladım. gittim anten&#8217;in yanına. ben onu severken gözlerini kapatıp çayırda çimende kelebek kovaladığı hayaliyle uyudu.</p>
<p><a href="http://www.yazartikanmasi.com">YAZAR TIKANMASI by Cyrettin Yureklikatir</a><br/><br/><a href="http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/persil-adamin-yildiran-elleri.htm">Persil Adamın Yıldıran Elleri</a></p>
        <p><center>&copy; %FIRST Yüreklikatır - visit the <a href="http://www.yazartikanmasi.com">author</a> for more great content.</center></p>      ]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazartikanmasi.com/index.php/anladim/persil-adamin-yildiran-elleri.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
